Etiketler

, , , ,

Reza TRTane tane anlatıyoruz…

“Reza Zarrab ve bakanlar İran ambargosunu delmişler, karşılığında komisyonlarını almışlar, para Türkiye’de kalmış, bundan memleketin zararı ne canım?… Niye büyütüyorsunuz?….” diyenlere tane tane, hece hece ve harf harf Türkiye’nin “Zarrab çarkı” nedeniyle uğradığı zararın toplamının resmi rakamlarla 14 milyar lira (eski parayla 14 katrilyon) olduğunu anlatıyoruz…

17 Aralık yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanıp, hakim ve savcılar değişitirilince tahliye edilen Reza Zarrab, ardından Türkiye’nin en tepe yöneticileri tarafından ‘hayırsever’ olarak ilan edildi.

Öyle bir kampanya yapıldı ki, Reza Zarrab‘ın kurduğu kara para çarkının Türkiye’ye gerçek maliyetini kimse hesap etmedi, edemedi daha doğrusu ettirilmedi. Aksine Zarrab, cari açığı kapatan kahraman ilan edildi ve sahnelere çıkartılıp Bakanlar tarafından alenen ödül verildi.

Havuz Medyası’nın amiral gemisinin ekranlarına çıkarılan Reza Zarrab, Türk Bayrağı’nı arkasına alıp “200 ton altın ihraç edip, Türkiye’ye 25 milyar lira gelir sağladım. Cari açığının yüzde 15’ini ben kapattım” dedi.

Peki durum böyle mi?

Gerçekten de Reza Zarrab cari açığı kapatarak Türkiye’ye fayda mı sağladı?

Oluşturduğu sistemin Türkiye’ye yararı ya da zararı neydi? Türkiye ne kadar bir para kaybetmiş ya da kazanmıştı?

Cevabı baştan verelim; Türkiye’nin ABD ambargosu sayesinde yapabileceği devasa kârlar, Zarrab’ın bahşişine “tav olan” bakan ve bürokratlar yüzünden minicik kırıntılara dönüştü. Aradaki dev farkı ise Zarrab ve bakan & bürokratlar paylaştı. Sadece 3 bakana verilen ve Zencani’nin İran mahkemesinde de itiraf ettiği rüşvetin miktarı 137 milyon lira iken, yaptığımız hesaplamada açıkça görülüyor ki; Türkiye’nin toplam zararı resmi rakamlara göre 14 milyar lira…. (Hesaplama resmi rakamlara göre. Tespit edilemeyenleri siz düşünün!)

Şimdi gelin Zarrab’ın kurduğu çarkın kar ve zararını tane tane anlayalım…

ABD’NİN YAPTIRIM KARARI NE DİYORDU?

Öncelikle sürekli tekrarlanan “İran’a yaptırım” ya da “ambargo”nun ne olduğunu doğru anlayarak başlayalım;

ABD ve sonra BM’nin aldığı yaptırım kararları diyordu ki;

– Ey İran’dan doğalgaz ve petrol alan ya da almak isteyen ülkeler…

– İran’dan aldığınız doğalgaz / petrolün parasını İran’a gönderemezsiniz!

– İran adına kendi ülkenizde belirleyeceğiniz bir bankaya hesap açacaksınız.

– İran’dan aldığınız doğalgaz / petrolün ücretini bu hesaba yatıracaksınız.

– Bu paraları ‘nakit’ olarak İran’a transfer edemezsiniz. Çünkü İran parayı nükleer projelerde kullanıyor.

– Ama bu para İran’ın parası ve İran sizin ülkenizdeki hesapta biriken parayla yiyecek, ilaç, tıbbı malzeme ve zirai ürünler gibi temel ihtiyaçları alabilir.

– Siz de İran’ın satın aldığı bu temel ihtiyaç malzemelerinin parasını o bankada biriken hesaptan İran adına ödeyin.

BAŞKA BİR ÜLKE OLSAYDI!..

İran’dan petrol ve doğalgaz alan ülkeler bu denileni yaptı. Hepsi ülkelerinde İran adına hesap açtılar. Türkiye’de de Halk Bankası’na açıldı bu hesap.

Ve bu ülkeler, İran’ın o bankalarda biriken parasından, kendi ülkelerinde yetişen sebzeleri, meyveleri, üretilen ilaçları ve bilimum temel ihtiyaç maddelerini İran’a sattılar. Hem de pazarlıksız çok yüksek kârlarla. Karşılığını da İran’ın adına açılan banka hesaplarından çekip kendi ülkelerindeki üreticilere ödediler.

Hem ekonomileri canlandı, hem de İran halkı o ülkelerin mallarına alıştı. Ambargo kalkınca da devam edecek bir ihracat ağı oluştu. Türkiye bundan en çok faydalanan ülke olabilirdi. Çünkü İran’a komşuydu ve en taze sebze-meyveler, temel ihtiyaç malzemeleri ve ilaçları Türkiye ihraç edip, İran’la gerçek bir ihracat köprüsü kurabilirdi. Ama Türkiye bunu yapmadı. Ne yaptığına birazdan geleceğiz.

Konunun ikinci yönü ise şu: İran’dan doğalgaz/petrol alan ülkeler, ücretini yani İran’ın parasını, kendi bankalarında tutarak ayrıca büyük karlar elde ettiler.

Nasıl mı?

Kendi bankalarında tuttukları milyarlarca dolarlık nakit doğalgaz/petrol parasını kendi finans sistemi içinde tutup faiz olarak da değerlendirerek.

Sonuçta bu konjonktürel bir fırsattı ve İran’dan doğalgaz/petrol alan Türkiye dışındaki diğer ülkeler bu fırsatı değerlendirdiler.

İRAN NAKİT/ALTIN DEĞİL, GIDA VE İLAÇ ALACAKTI

Gelelim diğer ülkelerin aksine Türkiye’nin ne yaptığına.

İşte asıl önemli nokta burada başlıyor. Türkiye’nin Reza Zarrab çarkı nedeniyle zararını hesaplama anına geldik. Çünkü Türkiye, kendi ülkesinde, kendi üreticisinin ürettiği gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaç malzemeleri İran’a satıp, doğalgaz/petrol parasından otomatikman tahsilat yapma yerine İran’a altın sattı.

Türkiye işte bu altın ihracatından birçok anlamda zarara uğradı. Gelin o zararın nasıl olduğuna bir bakalım; En temel gösterge altın ile temel ihtiyaç malzemeleri arasındaki KDV farkı. Yani vergi farkı.

Temel ihtiyaç malzemelerinde Türkiye’de vergi genelde yüzde 18. Altında ise yüzde 0 (SI-FIR). Bu durumda Türkiye’nin ilk ve büyük zararı yüzde 18… Bunu bir kenara koyalım.

Türkiye’de bir gıda ihracatçısı bu ticaretinden ne kadar bir kâr elde eder? Ortalama yüzde 50 (en az). İlaç ve tıbbi malzemelerde de bu oran hemen hemen aynı, belki bazı kalemlerde çok daha yüksek.

Peki altında kar ne kadar? Hemen söyleyelim temel ihtiyaçların yanında oldukça komik.

Altın ticaretinde kâr komik çünkü altın, döviz gibi değiş-tokuş (excange) metaıdır ve Türkiye’deki altın tedarikçisi firmalara buradan kalan kâr yalnızca yüzde 0,3’tür; yani binde 3.

Yüzde 50 kar edebilecek ve üstüne bir de yüzde 18 vergi alınacak gıda, ilaç gibi malları satmak varken “bahşişi peşin alanlar” yüzünden Türkiye’nin elde ettiği kar ne kadarmış? Yüzde 0,3….

DANANIN KUYRUĞUNUN KOPTUĞU YER

Peki Reza Zarrab ve onun bahşişe bağladığı görevliler üzerinden Türkiye’de sistem nasıl işledi? Onu da tane tane anlatalım;

İran’dan satın alınan petrol veya doğalgazın ücreti TÜPRAŞ tarafından Euro veya TL para cinsi ile peyder pey İran Merkez Bankası’nın, Halkbank’ta bulunan hesabına nakit olarak yatırıldı. Böylece Türkiye artık satın aldığı petrolün ücretini ödemiş oldu. Normalde artık gerisi, yani paranın transferi İran’ın problemiydi.

Ve İran’ın ambargo nedeniyle tek çaresi de Türkiye’den temel ihtiyaç malzemeleri almaktı. Türkiye’den satın alma yapmaya mecburdu, çünkü halkının bu malzemelere ihtiyacı vardı.

Böylece hem Türkiyeli üretici ortalama yüzde 50 kâr edecek, hem de devlet yüzde 18 kâr elde edecekti. İşte dananın kuyruğu burada koptu.

REZA ZARRAB İŞTE BURADA DEVREYE GİRDİ!

İşte bu aşamada Reza Zarrab devreye girdi ve Zencani’nin kurguladığı Zarrab Çarkı dönmeye başladı. Öncelikle İran Merkez Bankası’nın Halk Bank’taki hesabında bulunan TL veya Euro cinsindeki tutar, İran’lı başka bankalarının yine Halk Bank’taki hesabına geçirildi. Yani para hesap değiştirdi. Bunun karşılığı bahse konu İran Bankası, İran Merkez Bankasına TL veya Euro karşılığı Tümen satmış oldu.

Devasa tutardaki parayı hesabına geçiren bu İran Bankası’na bağlı bir döviz kuruluşu, Reza Sarraf’ın Halk Bank’ta hesabı bulunan Royal Dövizcilik veya Safir Altın isimli firmalarından altın ihracatı yapılacak şekilde swift (hızlı emir) gönderdi. Piyasada bilinen altın firmalarından külçe altınlar satın alındı ve Atatürk Havalimanı’ndan ya direk İran’a ya da Dubai üzerinden İran’a gönderildi.

Peki, altında KDV ne kadar? Gıda, ilaç veya medikal ürünlerde ortalama yüzde 18 iken, altında yüzde 0’dır (SI-FIR).

ZARRAB KAZANDIĞINI BÖLÜŞÜYOR!

Peki, Türkiye’de faaliyet gösteren ve Reza Sarraf’ın firmalarına altın satan firmaların kazancı ne? Bilindiği üzere altın üzerine kâr konulabilen bir ticaret ürünü değil, döviz gibi değiş-tokuş malı/malzemesidir. Ve Türkiye’deki altın tedarikçisi bu firmalara buradan kalan kâr yalnızca yüzde 0,3’tür; yani binde 3. Burada, Türkiye’nin İran’a ihraç edilen kadar altın üretemediğini, altının çoğunu da yurtdışından ithal ederek İran’a ihraç ettiğini, oysa gıda gibi kalemlerde bizzat üretici olduğunu da aklımızın bir köşesinde tutmaya devam edelim.

Reza Zarrab, bu komisyonculuk işlemini, İran’a yüzde 3; yani BİNDE 30 komisyon karşılığında yapmaktaydı. Halk Bank bu işlemden resmi olarak BİNDE 10 komisyon alıyordu; yani yüzde 1. Ancak bu oran, tahmin edeceğiniz sebeplerle bazı bakanların devreye girmesiyle BİNDE 8’e düşürülmüştür.

Reza Sarraf, kendisine kalan yaklaşık BİNDE 20’lik kârın yarısına yakınını (BİNDE 5 bir Türk Bakana, BİNDE 4 de bir Türk Banka Genel Müdürüne) bahşiş olarak dağıtmak durumunda kalır.

BİR X VE Y ÖRNEĞİYLE TOPARLAYALIM

Buraya kadar anlattığımız tabloyu tekrar gözden geçirelim. (X) ülkesinin İran’ın parasını tuttuğu (Y) bankası yüzde 1’lik komisyon alır, parayı işleterek ayrıca gelir elde eder; (X) ülkesi ortalama yüzde 18’lik vergisi olan ve yaklaşık yüzde 50 kâr oranı olan bir ihracatla (gıda/ilaç), petrol-doğal gaz ithalatını ve bu ambargoyu kendisi açısından fırsata çevirir.

Türkiye’deki banka ise yüzde 1’lik komisyonunu alır, sonra bu komisyonu düşürür, parayı işletmek yerine elinden gitmesine fırsat verir; Türkiye, yüzde 0 (SI-FIR) vergisi olan ve yaklaşık yüzde 0,3 kâr oranı bulunan altın ihracatı ile İran’a uygulanan ambargoyu Türkiye adına fırsata çevirmeyi teper.

Neyin karşılığında; Türk Bakana gönderilen yüzde 0,5’lik (BİNDE 5), Türk Banka Genel Müdürü’ne gönderilen yüzde 0,4’lük (BİNDE 4) bahşişin karşılığında.

Yani Türkiye, yüzde 50 kârla mal satmak ve yüzde 18 vergi almak yerine toplamda yüzde 0,9 kâr elde etti.

VERGİDE ‘SIFIR’ ÇEKMESİNİN SEBEBİ BU

Cari açığın kapanması konusuna gelince, (X) ülkesi örneğinde olduğu gibi gıda, ilaç ve medikal ürünün ihracatı, ithalat ödemesinden farklılık arz ettiğinden tam olarak reel bir ihracattır ve cari açığı sadece istatistik olarak değil reel olarak da kapatır.

Ancak Türkiye’deki işlem, cari açığı olduğundan az gösterme hilesinden ibarettir. Çünkü bu ithalat ödemesi vergisi ve (ciddi bir) katkısı olmayan altın transferi ile gerçekleşmektedir.

Havuz Medyası tarafından Türk Bayrağı önüne oturtulup röportaj yapılan Reza Sarraf’ın “25 Milyar Dolar ihracat yaptım”, “cari açığı kapattım”, “ihracatın yüzde 15’ini ben yaptım” diye ahkam kesmesinden bir hafta sonra açıklanan vergi listesinde SI-FIR çekmesinin, yani Türkiye’ye bir şey bırakmamasının nedenini işte budur.

ABD ‘ALTIN‘I DA YASAKLAYINCA, ZARRAB ‘TRANSİT’E GEÇTİ!

Gelelim hikayemizin ikinci bölümüne….

Bir süre sonra ABD, İran’ın ‘bahşiş’ yoluyla çevirdiği bu altın dümenini fark etti ve 2013 yılında İran’a yapılacak doğalgaz/petrol ödemesinin altın karşılığıyla transferini de yasakladı.

ABD’nin ‘altın’la ödemeyi yasaklaması üzerine, Türkiye eline geçen yüzde 50 kar ve yüzde 18 vergi fırsatını bilinen nedenlerden ötürü yine değerlendirmedi. Çünkü bu sefer Zarrab, çarkı başka bir şekilde çevirmeye başladı ve Türkiye’yi yine bu kârdan mahrum etti. Tabiki ‘bahşişini peşin ödedikleri’ sayesinde. Üstelik bu yeni sistemi Reza Zarrab’a akıl hocası bir Türk Banka Genel Müdürü vermişti.

Bu banka genel müdürünün verdiği akılla kurulan sistemde, “sahte transit ticaret sistemi” uygulanmaya başlandı. Transit ticaret, alış ve satış bedelleri arasında lehte fark esas olmak üzere, satın alınan yabancı menşeli malın transit olarak veya doğrudan doğruya başka bir ülkeye satılmasının adıdır. Bu işlemde, ticareti yapan kişinin bulunduğu ülke açısından ithalat ve ihracat rejimi hükümleri yani ithalat-ihracak yasaları ve düzenlemeleri uygulanmaz. Ve bu sebeple vergi ve harç alınmaz; yani vergi ve harç istisnası uygulanır.

İşte bu muafiyet, Reza Sarraf’ın yeni sisteminin temelini oluşturdu. Bu sistemle Zarrab, aynen altın ihracatında olduğu gibi vergi ödemek zorunda kalmayacak ve Türkiye de transit ülke olup ithalat – ihracat rejimine tabi olmayacağından Türk Gümrük makamlarınca hazırlanmış Gümrük Beyannamesine ihtiyaç duymayacaktır.

ZARRAB VE EKİBİ NE YAPTI?

Böylece, Reza Zarrab liderliğindeki “ekip” şunu yapmaya başladı; sanki Dubai’den İran’a bir gıda ürününün ihracatını yapmış ve bu satış işleminde transit tacirliği Reza Zarrab’ın Türkiye’de faaliyet gösterip Halk Bank’ta hesabı olan (Volgam, Deniz isimli) firmaları gerçekleştirmiş gibi Dubai Gümrük Makamlarına ait Sahte Gümrük Beyannameleri ve sahte gemi konşimentosu düzenleyerek Halk Bank’a ibraz etmiştir. Bu belgelerin sahte olduğu açık olduğu halde, gelip giden gıda-mıda olmadığı halde bu işlemlere göz yumulmuştur. Tabi bankanın güçlü ismine yüzde 0,3 (binde 3), sözkonusu Türk Bakan’a ise yüzde 0,4 (binde 4) oranında bahşiş karşılığında.

Ambargonun tek serbestisi olan yaklaşık yüzde 18’lik KDV ve yüzde 50’lik kâr oranı bulunan gıda ve ilaç ticaretini, Türkiye’den reel bir ihracatla gerçekleştirmek yerine, bu sefer de sahte evraklarla Dubai’den İran’a gerçekte olmayan transit gıda ticaretinin ödemesiymiş gibi Halk Bank’ta bulunan petrol ödemesine konu para önce Dubai’ye, oradan da İran’a aktarılmıştır.

Ne muhalefet ne de medyadan kimse de çıkıp, “Türkiye’den gıda satmak varken” Dubai gibi tarım üretimi olmayan bir yerden bu milyarlık gıda transitleri nedir” dememiştir.

Kısacası, Temmuz 2013’ten sonraki dönemde de Türkiye’nin elde edebileceği kâr ve gerçekten cari açığı kapatmada faydası olacak reel gıda veya ilaç ticareti, Reza Zarrab’ın Nuruosmaniye’deki ofisinde hazırlanan çakma Dubai Gümrük Beyannameleri ve çakma konşimentolarla kurguladıkları hayali ihracatlarla heba edilmiştir.

EN BÜYÜK İTHALAT KALAMEMİZ FIRSATA DÖNÜŞTÜRÜLECEKKEN!..

Gerek altın ihracatı yöntemiyle, gerekse sahte transit ticareti yöntemiyle, Türkiye’nin en büyük ithalat kalemi olan enerji, İran’a uygulanan ambargo sayesinde fırsata dönüştürülebilecekken, “hayırsever (!) ama vergi sevmez işadamı” ve elemanları sayesinde heder edilmiştir. Neyin karşılığında mı? Ankara’ya (Türk Bakan’ın oğlunun evine) gönderilen valiz ve sırt çantaları; İstanbul’un Anadolu yakasına (Banka Genel Müdürü’nün evine) gönderilen ayakkabı kutuları sayesinde… İçinde ne olduğu malum zaten…

Bunları tabloya dökecek olursak;

14 MİLYAR LİRA ZARAR NASIL HESAPLANDI?

25 milyar lira, o televizyon programındaki röportajında Reza Zarrab’ın kendi beyanıdır. Bugüne kadar yapılan resmi tespitler ise toplamda 5 milyar 206 milyon 859 bin 612 lira, 6 milyar 904 milyon 271 bin 223 Euro (Bugünkü para ile yaklaşık 23 milyar lira) ve 206 milyon Japon Yeni’dir (Bugünkü rakam ile 6 milyon lira). Yani bu rakamlar 25 milyar liradan çok ama çok fazla etmektedir.

Resmi rakamlara göre hem üreticinin edeceği yüzde 50 ortalama kar hem de yüzde 18 vergi dikkate alındığında Türkiye’nin ettiği zarar, 14 milyar lira civarıdır.

Burada tartışmaya açılması gereken bir konu da şudur; İran, Türkiye’de çevirdiği bu rüşvet oyunları sayesinde 2 yıl boyunca Türkiye üzerinden kendisine adeta altın pompalamış, tonlarca altın stoku elde etmiştir. Bilindiği üzere, bir bölgede savaş ve benzer bir anarşi çıktığında paranın A4 kâğıttan farkı yoktur ama işte o zaman altın her şey demektir.

İran’ın Türkiye üzerinden rüşvetle gerçekleştirdiği bu finansal operasyon kendi açısından çok önemli. Türkiye için ise devasa zararlar ve uluslararası çapta çok daha büyük sıkıntılardan ibaret.

Bu nedenle Zarrab çarkının Türkiye’ye verdiği zarar haberde anlatılan 14 milyar liradan ibaret değil.

NOKTA / Nisan 2016

Reklamlar