Etiketler

, , , , , ,

NazlıBrüksel’deki Türkiye-AB Zirvesi’nde, Başbakan Ahmet Davutoğlu’na basın özgürlüğü soruldu. Davutoğlu şu cevabı verdi: “Gazetecilik suçundan kimse tutuklanmadı. Bazı örgütler için çalışan gazete ve gazeteciler hakkında hukuk işliyor. Buna hukuk karar verecek.”

Bu sözlerine acaba kendisi inanıyor mu? Neymiş bu örgütler? Türk Ceza Kanunu’nda yeri olmayan hayırsever FETÖ örgütü… Bundan dolayı Türkiye’nin en çok satan gazetesine kayyım atandı. Tabii iddialardan biri de Zaman gazetesinin PKK’yı desteklemesi ki, bu da, akla ziyan bir suçlama. İki yıl önce Cemaat’i, “Barış sürecini baltalıyor” diye eleştireceksiniz, bugün“PKK’yı destekliyor” diyeceksiniz… Siz aklınızı kaybetmiş olabilirsiniz ama, dünya hâlâ düşünmeyi ve muhakeme etmeyi unutmadı.

Böyle çarpık bir mantık, beni 27 Mayıs ve Kayserili günlere götürdü… Yassıada’da yargılandıktan sonra, Demokrat Partili bakan ve milletvekilleri, Kayseri Cezaevi’ne konuldular. Bir turist, kaza yapmış. Onu da Kayseri Cezaevi’ne göndermişlerdi.

Tuhaf bir karşılaşma olmuş. Turist bakmış herkes birkaç dil konuşuyor, son derece iyi eğitimli ve nazik insanlar. Meseleyi kavrayana kadar, büyük bir şaşkınlık geçirmiş. “Bir de Türkiye’nin geri kaldığını iddia ederler… Oysa, mahkûmları bile çok kaliteli” diye düşünmüş. Sonradan anlamış ki, gerçekten Türkiye koskoca bir siyasi heyeti hapsedecek kadar geri bir ülke.

Şimdi aynı zihniyet devam ediyor. O zaman da Demokratlara, “düşük”, “kuyruk”, “hırsız” gibi yaftalar yapıştırıp, haklarında çok ağır sözler sarf ederlerdi. Ama zaman hakikatin lehine işledi.

İstediği kadar Davutoğlu, gazetelere ve gazetecilere “örgüt üyesi” desin. Dünya gerçeği görüyor ve Galileo’nun Engizisyon hâkimlerine söylediği gibi,“Siz isteseniz de istemeseniz de dünya dönmeye devam ediyor.”

Yarınların neler getireceği belli değil.

Sovyet Gizli Polis Şefi Lavrenti Beriya, Stalin’in ölümünden sonra, onun koltuğuna oturacağını hayal ederken, birden bire idam sehpasıyla karşı karşıya kaldı. Görevi sırasında herkese kolayca “hain” damgasını yapıştırırken, bir sabah uyandığında o hainin kendisi olduğunu öğrendi.

Hukuka saygı göstermeyip, demokrasiyi rafa kaldırırsanız, kimin, ne zaman başına ne geleceğini bilemezsiniz.

CEMAAT’İN SUÇ DOSYASI MI AMEL DEFTERİ Mİ?

Gazeteleri okuyorum… Bazı meslektaşlar, Zaman’a el koyan AK Parti iktidarını eleştirirken, şerh düşmeyi ihmal etmiyor: “Cemaat’in suç dosyası kabarık ama… Gene de bu durum basın özgürlüğü açısından kabul edilemez” diyor.

Bir tespit yaparken, bu şekilde rezerv koyma ihtiyacını hissetmek, peşin hükümden kaynaklanıyor: “Ergenekon ve Balyoz operasyonlarını yapan ya da darbecileri yakalayanlar, Cemaat’in polisleri ve hâkimleriydi.”

Oysa bu ön kabul, rasyonel bir düşünceye dayanmıyor. Cemaat ile o polisler ve yargı mensupları arasında ilişkiyi gösteren somut bir delil ortaya konuldu mu ki! Bu gibi karalamalar, delilsiz, ispatsız yapılabildiği ve daima alıcısı da bulunduğu için, sonunda, tahliye kararı veren Mustafa Başer ve Metin Özçelik’ten Can Dündar’a, Bülent Arınç’tan Hüseyin Çelik’e kadar bütün muhalif sesler ya da görevini yaparken iktidarın hoşuna gitmeyen adımları atanlar, “Cemaatçi” ilân edilebildi. Cemaat, bütün kötülüklerin kaynağı görülüp, şeytanlaştırıldığından, aslında her muhalif de bu yöntem ile kolayca çöp sepetine atılması gereken “zararlı madde” telâkki edilebildi.

Kaldı ki Ergenekoncular, Balyozcular, Kafesçiler, bunların hiçbiri sütten çıkan ak kaşıt değil. Tıpkı 17-25 Aralık dosyasındaki yolsuzlar gibi…

Zaten “cadı avı” böyle bir şey… Sağlıklı muhakemeyi terk edip, mantıklı düşünmeyi bir kenara bırakınca, kara propagandaya kolayca teslim oluyorsunuz ve Cadı avının bir parçası haline geliyorsunuz.

“SUÇ DOSYASI!”

Cemaat’in suç dosyası kabarıkmış!!!”

Bence amel defteri çok daha kabarık…

Meşru hükümeti desteklemek, ya da Ergenekonculara, Balyozculara, darbecilere savaş açmak kabahat mi? Ben şahsen, Ergenekon ve askeri vesayetle mücadelede, hükümetin yanında durduğum için kendimi kutluyorum. Polemik başlatmamak amacıyla, isim vermekten sarf-ı nazar ettiğim bazı gazetecilere benzeyebilir, seçilmişlere karşı dolap çevirenler safında olmak gibi bir kâbus da yaşayabilirdim. Her gün “Cumhuriyetimiz tehlikede… Farkında mısınız!” şeklinde bir kara propagandayı beyinlere çakmak vazifesini de üstlenmiş olabilirdim. Atatürkçü Düşünce Derneği patentli“Cumhuriyet mitinglerine” sürüklenebilir, Deniz Harp Okulu öğrencilerini denetim altında tutmak üzere, “Çağdaş Eğitimi”, komutanlarla kirli bir ilişkiye sokabilirdim.

HAYDİ ÖZELEŞTİRİYE

Bir özeleştiri gerekiyorsa… 28 Şubat’tan başlayalım… Brifinglere katılıp, askeri alkışlayanlar; Merve’yi Meclis’ten, bütün başörtülüleri üniversitelerden kovanlar; Aczimendiler, Fadime Şahin gibi psikolojik harekât elemanlarını manşetlere taşıyıp “irtica öcüsünü” canlı tutanlar; Tayyip Erdoğan’ı TCK 312’den yargılayıp, mahkûm ederek, siyaseten önünü kesmeye çalışanlar…

AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte harekete geçip, seçilmiş insanların ayağının altına karpuz kabuğu koyanlar… Askerlerle al takke ver külâh, darbe müzakereleri yürütenler; bunun günlüğünü tutanlar; “Genç subaylar rahatsız”manşetini atanlar… Eşi başörtülü olan bir Cumhurbaşkanı seçilmesin diye, TBMM toplantı yeter sayısını Anayasa Mahkemesi kararıyla 367’ye çıkaranlar…

Bunları unuttuk mu? Efendiliğimizden dolayı artık tekrarlamıyoruz. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Çankaya resepsiyonunu başörtülülere yasaklaması; AK Parti aleyhine açılan kapatma davası; okullarda ibadet görüntülerini yayınlamak suretiyle, İrtica ile Mücadele Eylem Planı doğrultusunda, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in yıpratılması çabaları; uluslararası camiada hükümeti zor duruma düşürmek maksadıyla, gayrimüslimlere karşı hazırlanan Kafes Eylem Planı…

Hepiniz demokrasiye kan kusturdunuz… Şimdi zeytinyağı gibi su yüzüne çıkmaya çalışıyorsunuz. Biraz akıl, insaf, izan ve vicdan!

***

Dayan be gönlüm!

Biçare değilsin,

Yaradan sana yâr…

Kimsesiz değilsin,

Yanında “kimsesizlerin kimsesi” var.

Biliyorum,

Sığamazsın hiçbir yere,

Dünya sana dar.

Ama dayan gönlüm!

Dayan ki, her gecenin mutlaka bir sabahı var.

Kaynak: Nazlı ılıcak – Özgür Düşünce
Reklamlar