Etiketler

, , , ,

Şahin AlpayBu yazıyı, 14 yıldır emek verdiğim, Türkiye’de özgür basının kalesi olan Zaman Gazetesi’nin, tıpkı daha önce Bugün Gazetesi’nin başına geldiği gibi kayyım yönetimine verilmesi ve çökertilmesi tehdidi ile karşı karşıya olduğu saatlerde yazıyorum.

Ne yazık ki koca Türkiye, özgürlüğün ve demokrasinin hüküm sürdüğü bir ülke olacağı hayalini kurduğum ülkemiz, adım adım bir üçüncü dünya diktatörlüğüne doğru götürülüyor. Buna inanmak çok zor!

Alman Der Spiegel dergisi geçenlerde “Donald Trump dünyanın en tehlikeli adamı” başlıklı geniş bir dosya yayımladı. (1 Şubat) Dosya şöyle başlıyordu: “Donald Trump yeni nefret dolu bir otoriter hareketin lideridir. Batı uygarlığı ve dünya barışı fikrine onun başkan seçilmesinden daha zararlı hiçbir şey olamaz. O takdirde, Trump’ın Amerikası George W. Bush’un Amerikasına kıyasla, bir akıl ve mantık diyarı görünümü kazanacaktır…” Bu yazıyı okuduğumda aklıma ilk gelen şu olmuştu: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediklerine ve yaptıklarına baktıkça, Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in Türkiyesi bir akıl ve mantık diyarı gibi görünüyor…

Ne yazık ki öyle! AKP ilk iki iktidar döneminde Türkiye’yi özgür ve demokratik bir ülke haline getirme yolunda birçok reforma imza atarken yazılarımla Başbakan Tayyip Erdoğan’a hayli destek verdim. Sayın Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olarak koca Türkiye’yi; arkasında yaklaşık iki yüz yıllık hukuk devleti, en az yarım yüzyıllık demokrasi birikimi olan Türkiye’yi tek başına yönetme, demokrasiyi seçimden ibaret hale getirme, hukuk devletinin köküne kibrit suyu ekme sürecini yönetiyor olmasına şaşırmamam mümkün değil. Ne var ki, Sayın Erdoğan’ın bugün geldiği noktaya, ülkeyi sürüklediği çıkmaza gözlerimizi yumarsak, inandığımız ilke ve değerlere sırt çevirmiş oluruz.

Sayın Erdoğan, son olarak Anayasa Mahkemesi’nin iki gazetecinin Can Dündar ve Erdem Gül’ün “hak ihlali”ne uğradıkları kararı vererek, anayasayı çiğnediğini söylüyor. El hak, bu ülkede Anayasa Mahkemesi’nin anayasayı ihlal ettiği görülmemiş şey değil. Benim kuşağım bu ülkede Anayasa Mahkemesi’nin darbe yaparak iktidara el koyan askeri yönetim önünde saygıyla eğildiğini dün gibi hatırlar. Mevcut Anayasa Mahkemesi’nin adil bir şekilde yargılamak için değil mahkum etmek için kurulan Sulh Ceza Hakimliklerine dair kanuna onay vererek, ülkenin bugünlere gelmesinde rol oynadığını da biliyoruz.

Ne var ki, mevcut Anayasa Mahkemesi’nin iki gazetecinin tutuksuz olarak yargılanmaları sonucunu doğurmaktan öte bir anlamı olmayan,  hukuka uygun bir kararının, bizzat “anayasanın beklemede” olduğunu, kendisinin anayasaya göre değil “fiilen başkan” olduğunu söyleyen bir Cumhurbaşkanı tarafından “anayasayı ihlal” ile suçlanması sanıyorum, şu veya bu ölçüde demokrasi sayılabilecek başka hiçbir ülkede rastlanmış bir olay değildir. Demokrasi olma iddiasındaki bir ülkede, ülkenin en çok satılan, en çok okunan, ifade özgürlüğünün kalesi olan bir gazeteye devletçe el konulması olayına ise hiç mi hiç rastlanmamıştır.

Ne yazık ki, Sayın Cumhurbaşkanı, iktidarının ilk iki dönemindeki kazanımlarını tersyüz edilmesine öncülük etmekle kalmadı, kurucu kadrolarının hemen tamamını dışlayarak, AKP’yi bambaşka bir partiye, Tayyip Erdoğan Partisi’ne dönüştürmekte.

Demokratikleşmenin hasımlarına karşı mücadele ederken kurduğu dostlukların hepsine sırt çevirip, hasımlarının dostluğunu kazandı.

Halkın kabul ettiği anayasaya ve ettiği yemine göre, halkın tümünü temsil etmek durumunda olan, herkesten saygı görmesi istenen kişinin kendisine oy vermeyen, hukukun çiğnenmesine itirazı olan hemen herkesi düşman, hain olarak görmesi bir ülkenin başına gelebilecek en vahim durumlardan biri olsa gerek.

Ne var ki sözün bittiği yerde değiliz. Ülkemizi uçuruma doğru götüren bu gidişe hayır demek zorundayız. Türkiye bu gidişi sineye çekmez.

5 Mart 2016, Cumartesi
Reklamlar