Etiketler

, , ,

Ali BulaçAmerikalılar “Malikane zencisinin tarla zencisine beyaz efendiden daha çok zulmettiğini” söyler. Deneysel olarak öyledir. Kendini bir kere efendisinin malikanesine attı mı, babası ve dedeleri köle olarak yaşamış siyahi, birden kendini düzlüğe çıkmış zanneder. Ona bunun karşılığında bir görev verilmiştir; malikaneyi koruyup hizmetlerini kusursuz yerine getirmesi…

Köle bu görevi severek üstlenir ve öyle canla başla çalışır ki, onda iki duygu oluşur: Biri kendini malikane ile özdeşleştirmesi, diğeri önceleri kendisi gibi köle olan zenci kardeşlerini malikane için birer tehdit görmeye başlaması. Bu yüzden kendini özdeşleştirdiği malikanenin selameti ve geleceği adına dışarıda kalan zencilere acımasız muamelelerde bulunur. Fakat sonuç itibariyle o sadece bir zenci köledir!

İkinci dalga göçlerle modern kentlerin varoşlarında toplanan dünün bedevileri, yıllar yılı mahrumiyetler içinde yaşar. Müesses nizamın ne gerektiği gibi nimetlerinden yararlanırlar ne de içinde bulundukları hali kabullenirler.

Dikta rejimlerinde veya otokrat yönetimlerde tek yol devrimdir. Ne var ki devrimler her zaman başarılı olamıyor, İslam Dünyası’nda devrim sadece 1979’da İran’da başarıldı. Ayaklananlar her yerde gaddarca ezildiler. Görece demokrasinin olduğu –aslında seçimle yöneticilerin değiştiği- yerlerde ise sistemin ana çerçevesi ve yeraltı zeminine zarar vermeyecek şekilde yönetici kadrolar el değiştirebilir. Ve bu da kelle hesabının geçerli olduğu yerlerde yoksullar ve yoksunlar için büyük fırsat teşkil eder. Günün birinde iç ve dış konjonktür, sistemin devamının yönetici kadroların değişiminde görürse, kelle hesabıyla büyük bir çoğunluk idari ve politik mekanizma üzerinde inisiyatif sahibi olur. Bu bildik prosedürdür!

Ancak bu prosedürde dünün mazlum ve mağdurların uğradığı hissi istihale önemlidir. Mazlum ve mağdurların karakteristik özellikleri “mahrumiyet” içinde yaşamaktır. Bunu sağlık ve eğitim hizmetlerinden tüketime, iyi iş bulma ve temsile kadar her alanda yaşarlar.

Mahrumiyet süresince beliren çift kutuplu duygunun bir ucunda “öfke”, diğer ucunda “hayranlık” birikir. İki duygu kutbunun hedefinde bürokratik merkez ile onunla ittifak ve işbirliği halinde olduğu zenginler zümresinden oluşan “sert çekirdek” vardır. Öfke, iktidar mücadelesinde motivasyona dönüşür; hayranlık, açlığı tetikler ve artırır.

Fakat her motivasyonun fikrî bir muhtevaya, politik bir ideolojiye –buna ‘dava’ diyelim- sahip olması meşruiyet gereğidir. Politik ideolojinin seçimi tesadüfi olamaz; madem motivasyonu sağlayan “öfke” ve kızgınlıktır, o zaman fikriyatın ve ideolojinin de “anti” olması gerekir.

Hakim ideoloji kent bedevilerini sisteme dahil etmiyorsa, bu durumda o neye düşman ise tam o fikriyatı ve ideolojiyi sahiplenmek gerekir. Sistemin ideolojik temeli “kemalizm” ise tam zıttı olan İslamcılık’ı seçmek pek akıllıcadır. Burada seçim bir mücadele aracıdır, kimlik beyanıdır ve fakat seçenler tarafından içselleştirilmiş, bilgisi imana, imanı amele dönüştürülmüş değildir. Kim merkez sağ ve merkez solda siyaset yapma imkânı bulamamışsa Milli Görüş’e ve İslamcılık’a kapağı atmıştır. Çünkü iç enerjisi tükenmiş eski zümreleri iktidardan edince bilgisi imana dönüşmemiş İslamcılık’ı bırakmak kolay olur.

İşte o noktadan itibaren öfke salt bir söyleme ve retoriğe dönüşür, yeni muktedirlerin biriktirdiği öfkenin yerini hayranlık alır. Eskiden kıskanarak-haset ederek öfke ve hayranlık duydukları zümreleri taklid ederek canavar mağaralarına dönüşmüş açlıklarını doyurmaya koyulurlar. Yağmalarlar, istila ederler, biriktirirler, tüketirler, el koyarlar, yerler, gösterirler, tehdit ederler ama bir türlü “sükun” bulamazlar. Geçmişte öfke ve hayranlık duydukları zümreler her ne yapıyor idiyse onlar da aynısını yaparlar çünkü onların sadece iktidarlarını ve zenginliklerini değil, kültürlerini, yaşama ve oturma biçimlerini de sahiplenirler.

Bu aşamadan sonra yeni bir istihale başlar; belli bir güce sahip olunca bu sefer hakim duygu durumuna geçen “korku” olur. Bu korku her tedbiri mübah kılar. Artık ne ‘dava’ ortada kalmıştır ne hak ve hukuka riayet! Yeni motivasyonun itici gücü olan korku her şeyi yaptırır. Dünün mazlumunu zulmetmeye ve gadretmeye götüren itici güç; temellük ettiklerini kaybetme, eskiye dönme ve rövanşa maruz kalma korkusudur. Mazlumun tek çıkış yolu vardır; takva sahibi olmak ve adaletten şaşmamak!

5 Mart 2016, Cumartesi
Reklamlar