Etiketler

, , ,

Sedat LaçinerYaz başıydı.

Yakın bir arkadaşım dedi ki “boşuna uğraşıyorsun. Kendini parçalarcasına yetkilileri uyarmaya çalışıyorsun ama nafile. Seni dinlemeyecekler.”

“Belki dinlerler” dedim.

O, ümitsizdi, her şeyin bittiğini düşünüyordu:

“Dinlemeyecekler. Çünkü artık duyu organlarını kaybettiler. Ve geri dönebilecekleri mesafeyi çoktan geçtiler. Artık adımları seçimleri değil, bir önceki adımın sonucu. Bundan sonra devam etmek zorundalar. İsteseler de geri dönemeyecekler.”

“Bu durumda ne yapacağız” diye sordum.

Cevabı net ve korkutucuydu:

“Ben felaketin gelip geçmesini bekleyeceğim. Çünkü kaçınılmaz. Âlimlerini, sanatçılarını, düşünürlerini dinlemeyen, hatta onları küçümseyen, hor gören ve dahi hapsedebilen bir memlekette felaketler dolu gibi yağar. Sen de öyle yap. Kendini germe, kendini yıpratma. Boş yere çırpınma.”

O’nun dediğini yapamadım. Son ana kadar sanki tek bilen benmişim gibi çırpındım durdum. Ne dinleyen oldu, ne kulak kabartan.

KASIRGANIN GÖLGESİ

Yaz sonunda yaklaşan büyük kasırganın gölgesi üzerimize çoktan çökmüştü bile. Bunu aynı benzetmelerle birkaç televizyon kanalında dilim döndüğünce anlattım.

“Kasırganın gölgesi kıyısından köşesinden ülkeye giriş yaptı. Ekonomiden siyasete her alanda sıkıntılı anlar geliyor aman dikkatli olalım” dedim.

Ancak herkes kayıkçı kavgasındaydı. İki genel seçim birden yapıldı, yaklaşan tehlikeler kimsenin umurunda olmadı.

Ve geldik 2016’ya…

Kanaatimce kasırganın gölgesi tam tepemize gelmek üzere.

Bundan sonra ekonomide, siyasette, dış ilişkilerde, güvenlikte, sosyal hayatta, hak ve hukukta ve diğer konularda hızla kasırganın gözüne doğru yol alacağız.

Bu süreçte konuşması gerekenlerin tamamına yakını susturulduğu için bu aşamada cesur çıkışlar beklemek faydasız…

Zaten konuşsalar ne yazar. Doğruyu söylemek kadar onu dinleyecek kulak bulmak da gerek…

Sözlerimi kehanet veya falcılık gibi algılamayın lütfen. Ömrü olan görecektir. Tek yaptığım pozitif bilimin kurallarını Türkiye’ye uygulamak

Ekonomik verileri önüme koyduğumda; siyasi gidişatı, siyasi savrulmaları değerlendirdiğimde; başta Rusya olmak üzere tüm dünya ile bozulan ilişkileri göz önünde bulundurduğumda; PKK’nın Suriye ve Irak’taki faaliyetlerini, buna karşın Türkiye’nin stratejisizliğini düşündüğümde; toplumsal kutuplaşmanın vardığı noktayı, büyüdükçe büyüyen karşılıklı nefreti fark ettiğimde; sorunlar dev gibi yığılırken ülkenin uyarı ve denge mekanizmalarının tamamen ortadan kalktığını gördüğümde, halkın yaşananları umursamadığını dehşetle anladığımda ülkenin nasıl bir gelecekle karşı karşıya olduğunu görmemek için kör olmak gerekir.

Ve ben, yaşanacaklar konusunda neredeyse Hz. Nuh kadar rahatım. Söyleyebileceğim veya yapabileceğim bir şey kaldığını sanmıyorum…

Kimse gerçekleri duymak istemiyor…

Tahammül düzeyi sıfırın altına inmiş durumda.

Artık yapılabilecek tek şey, olacakları izlemek ve bugünlerin en az hasarla geçmesi için dua etmek.

Prof. Dr. Sedat LAÇİNER / Haberdar / 14 Ocak 2016

Reklamlar