Etiketler

, , , ,

Sedef Kabaş“Öyle bırakmam onu. Bu haberi yapan kişi bunun bedelini ödeyecek” dedi!

Yargıya alenen müdahale, öç alma, korku salma, yalanının ortaya çıkartılmasından duyduğu rahatsızlık ve öfke… Ne derseniz, deyin… IŞİD’e gönderildiği iddia edilen MİT tırlarında silah olduğuna dair bir habere imza atan Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklu yargılanmasının yani hapiste tutulmasının nedeni hukuki olmaktan ziyade bu açıklamanın yarattığı ortam. Sadece haber yaptıkları için iki gazeteciye dava açılıyor, yetmiyor istisna olan tutuklu yargılama, söz büyük yerden gelince kural oluyor (1). Adeta usulen bir dava görülüyor, sonucu neredeyse belli.  Genel kanaat bir kişinin kendince verdiği karara mahkemenin sadece dekor yapıldığı, bir kişinin biçtiği suça hakimin sadece imza attığı yönünde.

Peki, kim bu kişi?

“Halkın adamı” ama halkın içine çıkamıyor.

Bir yerden bir yere 1800 koruma olmadan gidemiyor.

Denizli’de geçeceği güzergâhtaki esnaf bile 3 gün öncesinden hangi siyasi görüşe yakın olup olmadıkları yönünde sorgulanıyor. Mersin’de düzenlenen Akdeniz Olimpiyatları’nda Mersinli yok, Bursa Stadyumu açılışında Bursalı yok. Bütün konuşmaları sadece AKP’li taraftarların karşısına çıkıp, yapacak şekilde organize ediliyor.  Demokratik bir hak olan protestoya tahammül yok. Manisa’da ayakkabı kutusu gösteren kadının evi basılıyor. Osmaniye’de “Hırsız” pankartı açan derhal karakola götürülüyor, işkence görüyor (2). Iğdır’da sırtını dönüp protesto eden kadınlara hakaret ediliyor. Veyahut Soma’da protestonun karşılığı Başbakanlık Müşaviri tarafından tekmelenmek oluyor.

“Ümmetin reisi” ama Müslüman Irak, İran, Suriye, Mısır, Libya hatta KKTC ile sorun yaşıyor. İddia edildiği üzere tırlarla silah yardımı yaptığı sözde Müslüman IŞİD, başka Müslümanları katlediyor. Kabe’de yönetimin ihmali sonucu binlerce hacı yaşamını yitiriyor ama ağzından Suudi yönetimine yönelik tek bir eleştiri sözü çıkmıyor.  Mısır’ın devrik lideri Mursi için gözyaşı döküyor ama Mursi’nin devrilmesinde başrolü oynayan Suudi Yönetimi için yine tek bir eleştiri yapmıyor, ya da yapamıyor. “Reyhanlı’da 53 Sünni vatandaşımız şehit edildi” (3) diyor ama Gezi’de, Soma’da, Ermenek’te, Uludere’de, Diyarbakır’da, Ankara’da yaşamını yitiren vatandaşlar için özür, merhamet, sağduyu içeren cümleler dile getirmiyor.

“Vizyoner” ama düne kadar Putin’e “Şangay Beşlisi’ne alın, AB’yi unutalım” (4) diye seslenen, Türkiye’nin en kritik projesi Akkuyu Nükleer Santral projesini ihalesiz Rus şirketine teslim eden, NATO’ya sırtını dönecek kadar Rusya’ya yaslanan kişi ülkeyi birden Rusya ile savaşın eşiğine getiriyor. “NATO’nun Libya’da ne işi var” (5) diye çıkışıp, sadece 3 hafta sonra “NATO Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir” diyebiliyor (6). Düne kadar oy devşirmek için “katil”, “Siyonist”, “terör devleti” dediği İsrail için keskin bir U dönüşü sonucu “Bizim İsrail’e ihtiyacımız var” noktasına geliyor (7).

Kimi AKP’lilere göre “Allah’ın bütün sıfatlarına sahip” (8) ama bugün söylediğini yarın inkar ediyor, ihale takibi yapıyor (9) kupon arazi peşinde koşuyor (10) ailesinin akla ziyan servetine açıklık getiremiyor. Rüşvet aldığı, yolsuzluklara karıştığı yönünde güçlü deliller olan bakanları ile seçim sonrası balkona çıkıp zafer işareti yapıyor. Halkına “çapulcu”, “şerefsiz”, “ateist”, “karaktersiz”, “edepsiz” ve daha nicesi hakareti savuruyor. Demeçlerinde yüksek oktavdan “kindar nesil”, “bedel ödetmek”, “biz ve onlar”, “hesap verecekler” salvoları hakim… Ego savaşına giriyor, özür dilemiyor, hatalarını kabul etmiyor, tek bir eleştiri dinlemeye tahammül gösteremiyor…

“Dünya lideri” ama dünya basınının saygı duyduğu bir liderden ziyade hakkında sayısız karikatür çizilen “anti-demokratik”, “kibirli”, “acımasız”, “Stalin’i hatırlatıyor”, “demokrasinin altını oyuyor”, “otoriter”, “paranoyak”, “hokkabaz” , “halkını tebaası gibi görüyor” (10) ifadeler ile kaleme alınan bir isim… Dış basında en büyük rakibi Kuzey Kore lideri Kim Jong-un!

“Milli ve yerli” milletvekili istiyor ama milli bayramları, nedense İstanbul’un fethi coşkusu ile kutlayamıyor.

“Ecdadı Osmanlı” ama V.Murad’ın torunu bile onun yönettiği Türkiye’nin halini Nazi Almanyası’na benzetiyor. (11)

“Delikanlı” ama nedense sürekli havuz medyası mensubu yandaş gazetecilerin karşısına çıkmayı tercih ediyor.

Korkuyor!

Kendisi gibi düşünmeyen, yaşamayan, görüşlerine katılmayan, yaptıklarını tasvip etmeyen, beğenmeyen, eleştiren, muhalif olan, gerçek anlamda soru soran, sorgulan herkesten korkuyor….

Neden üç dönem Başbakanlık etmiş olmak,  %52 oy ile Cumhurbaşkanı seçilmiş olmak kendisine yetmiyor? Neden Türkiye’nin onca derdi varken, tek dert başkanlık sistemiymiş gibi davranıyor? Nedir bu ısrar?

Korkuyor!

Çünkü demokrasi, adalet, hukuk, ahlak, vicdan, dürüstlük, görgü, kültür para ile satın alınmıyor, çoğunluk oyu ile inşa edilmiyor, propaganda ile yayılmıyor. Bu kavramlar ile derdi olan, hatta bu kavramların çağrıştırdığı tüm değerlere aleni bayrak açanlar bir dönem iktidar olsa da eninde sonunda kaybediyor.

Korktukça sesi daha yüksek çıkıyor. Daha kızgın, daha hınç dolu, daha acımasız.

Davos’ta, İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e sormuştu. Aynı soruyu biz de soralım, “sesinin bu kadar yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereği midir?” Farklılıklara bu derece düşman, eleştiriye bu derece kapalı, AKP’ye oy vermeyen herkesi, her kesimi düşman, hain, ajan, terörist ilan etmek neyin göstergesidir? Yargıyı ayak bağı görmek, korkunun bir tecellisi değil midir? Kendisine yönelik tek sorgulayıcı soru karşısında bile yönetemediği öfkesi, derin korkunun ipuçları değil midir?

Korkuyor!

Yaptığı yanlışları protesto eden bilinçli seçmenden korkuyor…

Biat etmeyenlerden korkuyor…

Entelektüellerden korkuyor….

Gezi ruhundan korkuyor…

Demokrasinin olmazsa olmaz şartı güçler ayrılığından, yani yasama-yürütme-yargı erklerinin birbirinden bağımsız ve birbirini denetleyecek şekilde işlemesinden korkuyor…

Mecliste farklı seslerin ifade edilmesinden korkuyor…

Sayıştay raporlarından korkuyor…

Demokrasinin temel taşı özgür basından korkuyor…

Soru soran gazeteciden korkuyor…

Yargılanmaktan korkuyor…

31 meslektaşımız hapiste, vicdanen özgürler

O ise sarayda, korkunun hapsinde yaşıyor…

SEDEF KABAŞ

 

(1) Başbakan Yardımcısı BekirBozdağ: ”Yargılamaların tutuksuz olması esastır. Tutuklu yargılamalar istisna olmalıdır” http://aa.com.tr/tr/politika/tutuklu-yargilama-istisna-olmali/386015
(2) 5 mart 2014 – http://www.hurriyet.com.tr/hirsiz-var-pankarti-acan-vatandas-yasadiklarini-anlatti-25937471
(3) Genişletilmiş İl BaşkanlarıToplantısı, Ankara – 22 Haziran 2013
(4) 24 TV’de canlı yayın “SansürsüzÖzel” programı – 25 Ocak 2013
(5) Hannover’de Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası Kongresi – 1 Mart 2011
(6) Mekke Ümmü’l-Kurra Üniversitesi – 22 Mart 2011
(7) Suudi Arabistan dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı açıklama – 2 Ocak 2016
(8) AK Parti Düzce Milletvekili FevaiArslan – 16 Ocak 2014
(9) http://www.radikal.com.tr/turkiye/basbakan-erdoganin-dogruladigi-iki-tape-1179654/)
(10) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/62363/Kupon_arazi_baskani_yakti.html
(11) http://www.taraf.com.tr/kibirli-otoriter-hokkabaz-paranoyak/
(12) http://www.lefigaro.fr/vox/monde/2015/09/18/31002-20150918ARTFIG00325-kenize-mourad-turquie-l-allemagne-de-1935.php

Reklamlar