Etiketler

, , ,

Levent Gültekin“Başkanlık sistemini tartışalım” diyorlar. Peki tartışalım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlık meselesini halka götürmek istiyor. Ağzını her açtığında kendinden gayet emin bir tavırla “Milletimize gidelim onlar karar versin… Milletten korkmayın… Millet her şeyin en iyisini bilir… ” diyerek sık sık halka duyduğu güvene vurgu yapıyor.

Halkı adres göstererek rakiplerine adeta meydan okuyor. Erdoğan gerçekten halka güveniyor mu? Milletin vereceği karara gerçekten saygılı mı? Nedir bu özgüvenin kaynağı?

Gazetelere, TV’lere el koyun. El koyamadıklarınızı da tehditle, baskıyla, şantajla korkutup, sindirin. Yazan, konuşan, eleştiren gazetecileri ya linç ettirin ya da hapse atın.

Muhaliflerin salon konferanslarına, mitinglerine bile yasak koyun, engelleyin. Sivil toplum örgütlerini iktidar zoruyla veyahut nimetiyle kendi yanınıza çekin.

Yargıyı devre dışı bırakın. Hukuku katledin. İş adamlarını baskıyla teslim alın, muhalif yayın organlarına reklam vermelerini engelleyin.

Akademisyenleri işten attırın. İktidarı eleştirenlere saldıran, ölümle tehdit eden mafyaya göz yumun. Adeta teşvik edin.

“Ya erken seçim ya kaos” ardından “Ya başkanlık ya kaos” diyerek toplumu yoksullukla, ölümle, felaketle korkutun.

Bütün mikrofonlar sadece size uzatılsın. Bütün kameralar sadece size yönelsin. Bütün gazeteler sadece sizin sözlerinizi yazsın. Sizden başkasının sözüne yer veren, “hain” ilan edilip, linç edilsin.

Sonra da “Haydin kendinize güveniyorsanız millete gidelim”deyin. Bu delikanlılığa, mertliğe sığar mı? Nerede hak, nerede hukuk?

Ülkede ne olup bittiğini millete anlatacak bir imkan mı bıraktınız?

Tüm bu engellerden sonra sizden başka millete gidebilen kaldı mı? Üstelik tüm bunlar yetmezmiş gibi şimdi yeni bir yasa hazırlığındasınız.

TV kanallarının seçim dönemlerinde uymak zorunda oldukları, her siyasi partiye eşit söz hakkı tanıma zorunluluğunu da kaldırıyorsunuz. Eşit şartlarda yarışa girmekten korkan bir lider olmak, sonra da bundan kahramanlık çıkarmak… Ne utanılacak bir davranış. Değil mi?

Yarışın, siyasi mücadelenin bir ahlakı, bir kuralı var. Hani nerede o adalet, o ahlak, o kural? Hani nerede o delikanlılık, o mertlik, o cesaret?

Hem elinizdeki güçle rakiplerinize engel koyup hem de “Haydin millete gidelim” çağrısında bulunuyorsunuz?

Hangi millete? Sizin yalanlarınızdan, hamasetlerinizden, iftiralarınızdan başka bir şeyi duymaya, olup biteni görmeye imkanı olmayan millete mi?

Ülkede ne olup bittiğini millete anlatacak bir imkan mı bıraktınız?

Zayıf, beceriksiz, yetersiz rakiplerin elini, kolunu bağlayıp, ayaklarına zincir vurup sonra da ringe çağırmak…

Bu davranış cesaretin değil, korkaklığın resmidir. Kahramanlığın değil zorbalığın resmidir. Halka güvenin değil, halktan tırsmanın resmidir. Son üç yıldır ülkeye yaptığınız kötülükleri halka anlatabilecek bir imkan ya da rakiplerinizde siyasi zeka olsaydı görürdünüz dünyanın kaç bucak olduğunu.

Mesela sizin başkanlık sisteminden kastınızın Hitlervari bir sitem olduğu anlatılsaydı…

Yargıyı tamamen devre dışı bırakmak istendiğinizi ve bunun doğuracağı sonuçlar izah edilseydi…

Tek adam rejimi kurmak istediğinizi, bu tür rejimlerin Irak’ta, Suriye’de, Libya’da ve daha birçok ülkede nelere mal olduğu net olarak topluma anlatılsaydı…

Sırf başkanlık uğruna bu ülkeyi nasıl ateşe attığınızı…

İktidar hırsıyla kendi yol arkadaşlarınızı birer birer nasıl gözden çıkardığınızı…

Hiçbir mahcubiyet duymadan bir gün “Eyalet sisteminden korkmayın, bizim geçmişimizde var” deyip, ertesi gün “Özerklik istemek ihanettir” diyecek kadar çıkarcı davrandığınızı…

Açık, net, tarafsız bir dille halka anlatılabilseydi siz o halka bir daha zor giderdiniz.

Sadece bunlar değil.

Son bir yıldır kural, kanun tanımadan başkan gibi davranıyorsunuz.

Buna rağmen sorunlarımızın çözülmediğini, bırakın çözülmeyi büyüdüğünü, şehirlerimizin nasıl yok edildiğini, çocuklarımızın nasıl ölüme gönderildiğini, yolsuzluğun, adam kayırmanın nasıl meşrulaştırıldığını, dindarlık adına dindarların anlına nasıl kapkara bir leke sürdüğünüzü, öz kaynaklarımızın eşe dosta nasıl peşkeş çekildiğini, ülkemizi bütün dünyada nasıl itibarsız hale getirdiğinizi, eğitim sistemini felç edip, çocuklarımızı cehalete mahkum ettiğinizi bir devleti devlet yapan en temel normlardan hukuku nasıl katlettiğinizi…

Bunları tüm engellemelerinize rağmen anlatacak bir siyasi akıl, bir odak olsaydı bırakın halka gitmeyi toplumun içine bile çıkamazdınız.

Eninde sonunda duvara toslayacaksınız

Böyle olduğunu siz de biliyorsunuz. O yüzden bu engelleri koyuyorsunuz.

Yatın, kalkın olup biteni topluma anlatacak yolu bulamayan, siyasi zekadan, duygudan yoksun, beceriksiz muhalefete dua edin. Bütün varlığınızı onların beceriksizliğine borçlusunuz. Sizi galip kılan onların yetersizliğidir, başarılı olmanız değil.

Karşınızda zayıf, çelimsiz, yetersiz bir muhalefet var. Buna rağmen zayıf rakiplerin elini, ayağını, gözünü, ağzını bağlayıp sonra da ringe çağırmaktan utanmıyorsunuz.

Ne demişler: “İnsan utanmadıktan sonra her şeyi yapabilir”. Hal böyleyken ister cumhurbaşkanı kalın, ister başkan olun.

Demokrasiden, özgürlükten, eşitlikten uzak, insan hayatına önem vermeyen yönetim anlayışıyla eninde sonunda duvara toslayacaksınız.

Bundan sonrasını size inanan, tüm bunları ‘ülke için’, ‘dava için’yaptığınızı sanan, hamasi sözlerinize kanan muhafazakarlar düşünsün.

Sebep olduğunuz felaketten herkes payına düşeni alacak.

Levent Gültekin / Diken / 31 Ocak 2016

Reklamlar