M. Ali BirandBilmem durumun farkındalar mı, ancak Gülen Cemaatini son derece ciddiye alınması gereken bir tehlike bekliyor. Komplo teorilerine hemen inanan ve gerçek olarak kabul eden Türk toplumunun gözünde bu Cemaat, gerçek boyutlarının ötesinde efsaneleşiyor. Gücü öylesine abartılarak dilden dile dolaşmaya başladı ki, önlem alınmazsa, birgün o güç kendini yok edebilecek.

Türk toplumuna yepyeni bir efsane yaratılıyor.

Bu efsane’nin adı : Gülen Cemaati.

1970–2000 arasında, yaklaşık 30 yıl süreyle bir ölüm-kalım mücadelesi veren Cemaat, şimdilerde inanılmaz bir güç atfedilen, ülkenin her kurumuna hakim, her gelişmenin altından çıkan, müthiş bir organizasyon konumuna girmiş durumda. Neredeyse, bir mafya gibi koordineli çalışan, her yerde bir adamı bulunan örgüt gibi sunuluyor.

Belki kimilerinin hoşuna gidebilir, ancak önlem alınmazsa, bu gizemli hareket bir süre sonra, iktidarlar tarafından tehlike olarak görülebilir. Eskiden, Cemaati sürekli şekilde asker izler ve örselerdi. Yok etmeye çalışırdı.Eğer bu gidiş değişmezse, ilerde siyaset peşine düşer ve yok etmeye kalkabilir.

Gülen Cemaatine yüklenen güç aslında müthiş abartılı. Gerçekleri de yansıtmıyor, ancak öylesine bir efsaneleşme rüzgarı esmeye başladı ki, her gelişme Cemaat’e fatura ediliyor.

HERŞEYİN ALTINDAN CEMAAT ÇIKARILIYOR…

Ergenekon- Balyoz davaları…

Türk Silahlı Kuvvetlerinden sızdırılan belgeler…Operasyonlardaki hatalarla ilgili bilgi ve görüntüler…

Polis Teşkilatının, neredeyse en önemli noktalarının Cemaatin adamları tarafından kontrol edildiği inancı…

Ak Parti ile aynı pencereden bakmamalarına, hatta pek sevişmemelerine rağmen, iktidarın Cemaatten çekindiği, ne isterse yaptığı söylentileri…

Fetullah Gülen’in işaretiyle, Referandum sırasında ülkenin dört bir yanında sürdürdükleri kampanya sayesinde EVET oylarının artmasını sağladıkları hakkındaki iddialar…
Bakanlık ve kilit kurumları kontrol altında tuttukları hakkındaki söylentiler…

Amerika’da oturan Gülen’in, Amerikan Yönetimi ile yakın işbirliği yaptığı, Washington ve İsrail’den aldığı direktiflerle hareket ettiği inancı…

Cemaat, ilgisi olsun veya olmasın, artık her taşın altından çıkar oldu.

Bu efsaneyi, bazı karşı güçlerin pompaladığından da eminim. Örneğin, en son söylenti, et fiyatlarının yükselmesinin altında Cemaat’ in olduğu …

CEMAAT’E , ORANTISIZ BİR GÜÇ ATFEDİLİYOR…

Efsane gibi anılmak,  bir Güç olarak konuşulmak belki bazılarını keyiflendirebilir. Ancak, sağlıklı düşünen herkes, bu gidişin ne kadar tehlikeli olduğunu da görür. Nitekim, eminim kendileri de durumun farkındalar. Kendilerini anlatmaya çalışıyorlar, ancak yetmiyor.

Efsane adındaki bu canavar her geçen gün büyüyor, devleşiyor.

Önü alınamadığı taktirde, dün askeri korkutuyordu, yarın sivil iktidarları korkutmaya başlayacaktır. Yargıyı ele geçirdiği, Anayasa Mahkemesini kontrolü altına alındığı söylentilerinden tutun da, ülkedeki her olumsuzluk veya iktidarların sorumluluğunu bir başkasına atmak isteyecekleri her gelişme, Cemaat’ in kucağına atılacaktır.

Hiç abartmıyorum, Cemaat kendi gücünün esiri konumuna girmektedir. Ona atfedilen güç öylesine pompalanıyor ki, insanların kafasında, müthiş bir koordinasyonla çalışan, her yerde gizli adamları bulunan, müthiş zengin ve ülkenin geleceğini kontrolünde tutan bir süper örgüt imajı yaratılıyor.

Bu efsaneye kendileri de katkıda bulunmuyor değiller.

İçlerinde, Gülenci olmayı bir üstünlük olarak görenler var. Bunu da açıkça gösteriyorlar. Oynadıkları oyunun ne kadar tehlikeli olduğunu göremiyorlar.

GÜN GELİR , RÜZGAR DÖNER , BU DEFA GÜLENCİ AVI BAŞLAR…

Ben Gülenci değilim.

Gülen hareketine karşı da değilim. Çok başarılı işler yaptıklarını, 28 şubat sürecinde dahi çekinmeden yazdığım için, şimdi bu tehlikeye dikkat çekerken , hiç ard düşüncem de yok.

Bu ülke öyle bir ülkedir ki…

Bu toplum öyle bir toplumdur ki…

Güçlü olanı belirli bir süre için başının üstünde taşır, Ağamsın der, gün gelir rüzgar döner ve aynı kişiler dün alkışladıklarının avına çıkarlar.

Bundan dolayı, hislere kapılmadan, büyüklük komplekslerine girmeden, duruma iyi bir teşhis koymak ve ona göre hareket etmek gerekir.
Ne yapmak gerekir?

Nasıl hareket edilirse, tehlike azaltılabilir?

Bu konuyu da yarın paylaşalım…

Mehmet Ali Birand / 6 Ekim 2010/ Hürriyet

***

Gülen cemaati, sır perdesini daha da aralamalı

Gülen Cemaati ile ilgili ülke efsanelerini dün sizlerle paylaşmıştım. Bu ölçüsüz abartılara gerekli önlemler alınmazsa, ilerde nasıl tehlikelerle karşılaşılacağından söz etmiştim. Cemaati, diğer Vakıf veya guruplaşmalardan ayıran en önemli unsur nedir biliyor musunuz?

Gülen Cemaati hakkındaki Ülke Efsanelerini dün sizlerle paylaşmıştım.

Bu Cemaati diğer gruplaşmalardan ayıran en önemli unsur, kurmayı başardıkları mekanizmadır. Disiplinli, birbirine inanarak çalışmaları ve Gülen hocalarına olan sadakatleri.

Türk toplumu, temelden disiplinsiz ve koordinasyonun ne demek olduğunu bilmediğinden dolayı, Cemaat’in faaliyetlerini, olduğundan da fazla yüceltiyor, abartıyor ve efsaneleştiriyor.

Cemaat, benim dışarıdan görebildiğim kadarıyla, son derece iyi organize olmuş bir görüntü veriyor. Kim ne yapacağını biliyor ve bir başkasının işine karışmıyor.

Vakıf çalışmaları, içeride ve dışarıdaki eğitim mekanizmaları iyi işliyor. Bu çarkı çevirebilmek için gereken mali katkı mekanizması da son derece başarılı. Para verenlerin bir bölümü isimlerinin dahi duyurulmasını istemiyor, diğer bir bölümü de karşılığını sormuyor.

İnanca ve sevgiye dayalı bir çark, dişlileri kırılmadan dönüyor.

Bu birlikteliği yaratan da Fethullah Gülen.

İşin temelindeki felsefe, muhafazakar, dini değerlere önem veren genç bir nesil yaratmak.

Ortada, gizli saklı bir komplo yok.

Cemaat bir yerde, başarısının kurbanı olma yolunda, denilebilir.

CEMAAT, SİPERDE YAŞADI VE BU SAYEDE KENDİNİ KORUDU

Gülen Cemaati’nin böylesine başarılı bir performans göstermesinin bir nedeni, iyi örgütlenmeleriyse, diğer nedeni yıllar boyunca özellikle asker tarafından inanılmaz bir baskı altında tutulmalarıdır. Sürekli izlendiler, sürekli davalar açıldı, sürekli cezalandırıldılar. Tüm vakıfları en küçük kuruşuna kadar defalarca (özellikle 28 Şubat döneminde) kontrol geçti.

Kendi kendilerine öylesine bir koruma mekanizması oluşturdular ki, bu sayede hem kenetlendiler, hem dayanışmalarını arttırdılar, hem de Cemaati genişletmeyi bildiler. Kendilerini pek açığa vermemeyi, ortalarda konuşmamayı öğrendiler. Yıllar boyunca siperde yaşadılar. Her an kontrolden geçeceklerini bildiklerinden dolayı, hesaplarını hem iyi tutmayı, hem de gizlemesini öğrendiler. Bu sayede ayakta kalabildikleri gibi, bu korunma mekanizmaları sayesinde etkinleştiler.

Haksızlığa uğramanın bir nevi ödülünü aldılar.

Ancak, bu eski alışkanlıkları, devir değişmesine rağmen, hala bir ölçüde devam ediyor. Devam ettikçe, bu defa işin rengi değişiyor ve efsaneye dönüşüyor. Cemaati tehlikeli gören kesimler de, gücü hakkında abartılı bir propaganda yapınca, işin rengi değişiyor.

Her kurumda gizli bir casusu veya parmağı olan, gizli çalışan, tehlikeli bir örgüt havası doğuyor.

*   *   *

PERDEYİ, DAHA DA ARALAMAK GEREKİYOR…

Aslına bakarsak, iki gündür dikkat çekmeye çalıştığım bu tehlikeyi, Cemaat de görüyor. Ancak anlayabildiğim kadarıyla nasıl üstesinden gelebileceği konusunda pek fikirleri yok.

1999’dan bu yana Gülen Cemaati, siperden yavaş yavaş çıkmaya başladı.

Eskiyle karşılaştırıldıkları taktirde, çok daha fazla şeffaflaştılar. Kamuoyuna çıkmaya, Cemaat adına konuşan yarı sözcü konumunda kişiler çıkarmaya başladılar.

Ancak, yetmiyor.

Benim görebildiğim kadarıyla, henüz eski dönemin alışkanlıkları kolaylıkla gitmiyor. Ön plana çıkmamak, Gülen Hareketi’ni fazla tartıştırmamak, mali kaynakları fazla konuşmamak gibi alışkanlıklar hala sürüyor.

Kolay değil.

Zira böyle bir hareketi oluşturmak ve sürdürebilmek gerçekten zor. Eskiden, baskılar varken, daha kolaydı da, şimdilerde giderek zorlaşacaktır.

Zira artık devir değişti. Artık insanlar fedakarlıkların karşılığını isteyeceklerdir.
Kimi daha iyi yerlere atanmak, kimi iyi bir hale kazanmak, kimi siyasette destek peşinde koşacaktır. Kalpten kalbe inancı sürdürmekte zorlanmalar dönemine girilecektir. Hele, gecinden versin, Gülen sonrasında durum çok daha zorlaşacaktır.

Bu tehlikeleri aşmanın tek yolu, gizemden çıkmak, perdeleri biraz daha aralamak ve şeffaflaşmaktır. Hemen “ Söylemesi kolay, yapması zor” diyenleri duyar gibiyim.

Ancak, başka çıkışları yok…

Dünkü yazımda altını çizdiğim bir olasılığı tekrarlayayım:

Dünkü yoldaşlarınız, bugün sizleri baş tacı eden siyasiler, yarın işler ters dönerse, Gülenci avı başlatırlarsa hiç şaşmayın. Bu tuzaktan,  ancak gizli bir örgüt havası dağıtılırsa kurtulunur…

Mehmet Ali Birand / 7 Ekim 2010/ Hürriyet

Reklamlar