Etiketler

, , , , ,

12 Eylül ve İşkence-2Vakti zamanında, İstanbul’da bir nebbaş türer. Mezarları açmakta, yeni gömülmüş taze cesedleri çıkartıp altın dişlerini sökmekte ve bulduğu işe yarar herşeyi, meselâ yanlamasına konulmuş tahtaları bile alıp götürmektedir.

Kolluk kuvvetleri halkla elele verir, nebbaşı bir gece gene bir mezarı açıp soyarken suçüstü yakalar ve hemen oradaki ağaçlardan birine asarlar. 
 
Maske CBİstanbullular tam “Çok şükür kurtulduk!” deyip derin bir nefes almaya başlamışken, ortaya bu defa eskisine rahmet okutan başka bir nebbaş çıkar, hem cesedleri hem de ruhları kasıp kavurur. Mezarı sadece soymakla kalmamakta, “gelen gideni aratır” sözünü doğrularcasına cesedlere önce tecavüz etmekte, sonra da kazığa oturtmaktadır. Halk, hemen her sabah, yeni kazılmış mezarların yanıbaşında kazığa geçirilmiş cesedlere rastlamaktadır. 
 
Suçüstü yakalanıp ağaçta sallandırılan eski nebbaştan artık “nebbaş-ı evvel” (ilk nebbaş), yenisinden de “nebbaş-ı sânî” (ikinci nebbaş) diye sözedilmektedir. 
 
İstanbullular “Yahu, ilk nebbaş meğerse ne kadar iyi adammış, kıymetini bilemedik!” diye feryad ederken, kazığa oturtulan cesedlerin sayısı öylesine artar ki, “nebbaş-ı evvel”in adı dualarda bile hayırla anılır hale gelir. Hoca efendiler minberde “Allah’ın rahmeti eski nebbaşın üzerine olsun..” der demez, cemaat cân ü gönülden ve hep bir ağızdan “Amiiin!…” diye karşılık vermektedir.”
Bizim hikayemiz de biraz buna benziyor…

Kimbilir belki Evren’in arkasından Türkiye olarak hep beraber “Allah’ın rahmeti eski nebbaşın üzerine olsun..” diyecek, bu duaya milletçe amin diyeceğiz.

Reklamlar