Etiketler

, , ,

ADALET İNTİHAR130 gündür Silivri Cezaevi’nde tutulan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın serbest bırakılması için, avukatı Gültekin Avcı tarafından tarihe geçecek bir savunma yapıldı.

Avukat eski savcı Gültekin Avcı, “Silahlı terör örgütünü yönetmek” gibi asılsız bir suç isnadıyla aylardır Silivri Cezaevi’nde tutulan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca‘nın serbest bırakılması için savunma yaptı.

4 saat 17 dakika süren 37 sayfalık savunmada yapılan hukuksuzluklara değinen Avcı, tarihe geçecek sözler sarfetti. Ancak Hakim inanılmaz bir gerekçeyle Samanyolu Yayın Grubu’nun yayın politikasını gerekçe göstererek Hidayet Karaca‘nın tutukluluğuna devam kararı verdi. 

“HUKUKUN BİTTİĞİ BİR ZAMANDA KONUŞTUĞUMU BİLİYORUM” 

Gültekin Avcı, tarihe geçecek savunmasına “Hukukun bittiği bir zamanda konuştuğumu biliyorum. Kanunların nazarınızda önem taşımadığını biliyorum. Adaletin ölüm çığlıkları yerine muktedir siyasetin telkinlerine kulak kabartan proje hâkimliklerin karşısında olduğumu biliyorum. Buranın bir AKP Devrim Konseyi olduğunu da biliyorum. Ben ne söylersem söyleyeyim, tutukluluğun devamı kararınızın şimdiden hazır olduğunu da. Ama size değil de tarihe ve insanlığa bir şeyler söylemek gerek.” ifadeleriyle başladı.

“KEŞKE ALET OLMASAYDIK BU KADARINA’ PİŞMANLIKLARI FAYDA ETMEYECEK” 

Gültekin Avcı savunmasının devamında “Bugün adaletsizliklerinize ben feryad ederim, Hidayet Karaca feryad eder.
Anlatırız, anlatırız, anlatırız…
Sonuçta tarih hükmünü icra eder. Ve herkese asırlar boyu silinmeyecek bir nam yapıştırır. Tarihin yapıştırdığı nam sizin gerçek adınızdır artık. Onla yaşarsınız onla ölürsünüz. Ama yemin ederim ki yarın siz feryad edeceksiniz.
Siz ve sizi cezaevine uğurlayacak olan sevenleriniz. “Keşke alet olmasaydık bu kadarına” pişmanlıkları fayda etmeyecek. Bugün katlettiğiniz hukuku yarın birileri mezardan çıkarır diker karşına. An gelir, hapishanelerden “Beraber yürüdük biz bu yollarda” nağmeleri yükselir. Kışlar bahara gebe olduğu gibi bu zulmün arkasından da hesap sorucular gelecek. Toplumların siyasetle değil, adaletle ayakta durduğunu göreceksiniz.”
dedi.

Gültekin Avcıİşte Gültekin Avcı’nın savunmasının tamamı:

Hâkim bey,

Hukukun bittiği bir zamanda konuştuğumu biliyorum.

Kanunların nazarınızda önem taşımadığını biliyorum.

Adaletin ölüm çığlıkları yerine muktedir siyasetin telkinlerine kulak kabartan proje hâkimliklerin karşısında olduğumu biliyorum.

Buranın bir AKP Devrim Konseyi olduğunu da biliyorum.

Ben ne söylersem söyleyeyim, tutukluluğun devamı kararınızın şimdiden hazır olduğunu da.

Ama size değil de tarihe ve insanlığa bir şeyler söylemek gerek.

Hâkimlik kisvesiyle sizin ve diğer şeriklerin işlediği vahim suçları ve bu suçlarınıza kurban ettiğiniz müvekkilim Hidayet Karaca‘yı size olmasa da tarihe ve medeniyetlere anlatacağım.

Sonunda hukuk önünde dramatik şekilde hesap verecek olsanız da, istikbal, sizin işlediğiniz suçları unutmasın.

Hukuku nasıl katlettiğinizi, adaletin boynuna nasıl kement attığınızı, biat kültürünün hukuk kültürünü nasıl biçtiğini unutmasın.

Bugün adaletsizliklerinize ben feryad ederim, Hidayet Karaca feryad eder.

Anlatırız, anlatırız, anlatırız…

Sonuçta tarih hükmünü icra eder. Ve herkese asırlar boyu silinmeyecek bir nam yapıştırır.

Tarihin yapıştırdığı nam sizin gerçek adınızdır artık.

Onla yaşarsınız onla ölürsünüz.

Ama yemin ederim ki yarın siz feryad edeceksiniz.

Siz ve sizi cezaevine uğurlayacak olan sevenleriniz.

“Keşke alet olmasaydık bu kadarına” pişmanlıkları fayda etmeyecek.

Bugün katlettiğiniz hukuku yarın birileri mezardan çıkarır diker karşına.

An gelir, hapishanelerden “Beraber yürüdük biz bu yollarda” nağmeleri yükselir.

Kışlar bahara gebe olduğu gibi bu zulmün arkasından da hesap sorucular gelecek.

Toplumların siyasetle değil, adaletle ayakta durduğunu göreceksiniz.

Chateaubriand’ın dediği “adalet milletlerin daimi yiyeceğidir” gerçeğini görecek, bu defa açlıktan siz kıvranacaksınız.

Bu milletin daimi ekmeğini sizler tükettiniz Hakim bey.

Bundan sonra sadece bizler ve müvekkilim değil, siz de açlık çekeceksiniz.

Adaletin siyasal intikam makinesi olarak kullanılmasının ne kadar da ağır bir histeri olduğunu belki devran dönünce anlayacaksınız.

Çünkü hiçbir suçu olmayan Hidayet Karaca gibi bir insan için, akla ve mantığa meydan okuyan suç giysileri dikmek hiçbir çılgın terzinin harcı değil.

Mesai arkadaşlarınız arasında “dosyaları nasıl okuyalım, bize verdikleri listelere göre kararı verip geçiyoruz” diyenleri de yazık ki biliyorum.

Ziya Paşa der ya:

Seyretti hava üzre denir taht-ı Süleyman

Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde

Korktuklarınızın veya biat ettiklerinizin yerinde de yeller esecek, sizlerin yerinizde de.

Çünkü insanlar zulmetse de kader adalet etmeye devam edecek.

Tarih muhafaza eder, kör ve sağır değildir, dünyadaki en adil mahkemedir.

Lakin tarihin ve evrensel hukukun beraat hükmü de hazır, sizin tutukluluğa devam kararı da.

Tarihin ve insanlığın beraat hükmü karşısında sizin bu hukuk ve mantık dışı direnciniz bizim değil sizin utancınızdır Hakim bey!

Sizin ve Sulh Ceza Hâkimi meslektaşlarınızın hukuk ve akıl dışı kararları sizlerin de içinde bulunduğu tüm Türkiye‘nin sınavı.

Sınavlardan geçmemiş bir hayat yaşanmaya değer mi?

Değmez diyor Sokrates.

Hukuk sınavından değil, insanlık sınavından bahsediyorum.

Keşke bu sınavı sadece siz kaybetseydiniz.

Lakin sizle birlikte tüm ülke kaybediyor.

Ve nice kitleleri intikam makinesi haline getirdiğiniz, tırnaklarından haksızlık ve zulüm akan bir cinnet mekanizmasının
peşinden sürüklüyorsunuz.

Oysa ömürler gibi zulümler de fani.

Sizler de geçersiniz, bugünler de geçer.

Geride ne bıraktığınıza bakar tarih ve dünya.

Eserinize bakar.

Eseriniz ise yazık ki katlettiğiniz hukukun yerde yatan cesedidir.

Hukukun değil siyasetin ihtirası olan her kararınızla hukukun cesedine bile tecavüz ediyorsunuz.

Hukukun ölüsüne bile saygı duymadınız.

Bugün eylemleri değil fikirleri ve tercihleri yargılıyorsunuz Hakim bey.

Fikir ve tercihleri ise sadece tarih yargılar hukuk değil.

Müvekkilimin fikirleri ve tercihleri hakkında bilginiz olabilir ama eylemlerine yönelik hiçbir delil gösteremediniz.

Hukuk fikirleri değil dış âleme yansıyan illegal eylemleri yargılar.

Ama siz Hidayet Beyin illegal eylemlerini göremediğiniz için, fikirlerine uydurabilecek suç gömlekleri dikiyorsunuz.

Çoğunluğun despotizmine fetvalar üretiyorsunuz.

Aslında kendinize ateşten gömlekler dikiyorsunuz Hakim bey.

Ama fikirler zorbalıkla sahneden çekilmez.

Özgürlükler tarihi, fikirlerin tarihidir.

Fikirlerin doğması, devletin ve kanunun her türlü baskısının dışındadır.

Dünya tarihinde hiçbir despot, fikirlerin doğuşunu engelleyemedi, engelleyemeyecek.

Hiçbir mahkeme fikirleri zincire vuramadı, vuramayacak.

Fikirlere vurduğunuzu sandığınız her pranga, kendinizi zincirlemekten ve zincirlerinizle afişe etmekten başka bir şey değil.

Siz nefret etseniz bile müvekkilimin Gülen Hareketine olan muhabbeti veya yakınlığı hukukun konusu değildir.

Yazık ki sizin hâkimliğinizin asli konusu olmuş.

Bir başka açıdan bakalım.

Şu an esas aldığınız Ceza Kanununun menşei İtalya’dır.

Ve hükmettiğiniz Ceza Yargılaması Kanununun menşei Almanya’dır.

Medeni Kanun İsviçre’den, Ticaret Kanunu Fransa’dan.

Peki, hukukunu emsal aldığınız bunca ülkede Gülen ve Hizmet Camiası neden suç örgütü kabul edilmiyor?

Türkiye‘ye istihbaratı öğreten ve istihbarat teşkilatını kuran Batılı ülkeler, topraklarında faaliyet gösteren Gülen ve takipçilerini
neden silahlı terör örgütü kabul etmiyorlar?

Oralardaki istihbaratçılar, devlet adamları, hâkim ve savcılar aptal mı?

Yoksa sırf Gülen’le müvekkilimi ilişkilendirmek için müvekkilimi hukuk ve kanun dışı tutan siz daha mı zekisiniz?

İktidarların gazabına uğrayan fikirler yok olmaz, hava gibi göze görünmeseler de varlıkları su götürmez.

Bu ülkenin hukuk ve kanun tanımayan Cumhurbaşkanının müvekkilimi sevmemesi hatta nefret etmesi hukuku ve hukukçuyu
ilgilendirmez.

Memlekette hukuk ve demokrasiyi katleden siyasal iktidarın müvekkilimi sevmemesi veya nefret etmesi hukuku ve hukukçuyu ilgilendirmez.

Ama görüyorum ki sizi fevkalade ilgilendiriyor Hakim bey.

Nefretlerinize ve ihtiraslarınıza daha ne kadar terzilik yapacaksınız?

Yargıçlık sizin ve sevdiklerinizin değil, evrensel hukukun gereğini yapmaktır.

Bilmem Allaha inanır mısınız?

İnanıyorsanız Hidayet Karaca‘dan nefret etseniz de, onu dünyanın en kötü insanı ilan etseniz de sizin bilmediğiniz bir tek iyiliği varsa ateştesiniz. Kul hakkı siziparamparça eder.

İslam medeniyetinin mühim simalarından olan ve “Şam’ı ihya eden Mekhul’dür” denilen Mekhul eş-Şami ne derdi bilir misiniz?

“Hâkim olmaktansa boynumun vurulmasını tercih ederim”

Hataen de olsa bir kul hakkına girerim korkusuyla.

Çünkü zerre kadar bir kul hakkının şehitleri bile tarumar edeceğini, şehitlerin üstünden bile mesuliyet olarak kalkmayacağını çok iyi biliyordu.

Yazık ki ahlaksızlık erdem, namussuzluk iffet, despotizm hukuk, münafıklık din, hırsızlık onur oldu bu ülkede.

Kirli siyasetin bu yolsuzluk ve ahlaksızlıkların üstüne çektiği örtüyü elbet bir gün birileri çekecek.

Dua edin de örtüyü çekip entrikaları ortaya çıkaran bu dünyadan birileri olsun.

Zira Mavera’da harama helal, ahlaksıza masum, hukuka darbe diyen bir yaltakçı kitle bulunmaz.

Oraların şahitleri ve sakinleri menfaatle-siyasetle satın alınmaz.

Üç kuruş menfaat için ahlaksıza, yolsuza ve arsıza zağarlık yapılmaz orada.

Unutmayın Allah sevmediklerine de adil davranır Hakim bey.

Dinlerin ölçüsü budur.

Ahlakın ve hukukun ölçüsü de bu.

Allaha inanmıyorsanız evrensel hukuk ve demokratik dünyanın ıslıklarıyla, kınamalarıyla alaylarıyla yaşayacaksınız.

Umutlarını ve sevgilerini size bağlayan yakın çevrenizdeki insanları da karalayacaksınız.

Bakın artık AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin bile “AK Parti’nin de bir ömrü var” deyip koalisyonlar döneminden
söz edebiliyor.

Onlar nice siyasal ittifakın peşinde koşmayı göze alacağı günlerde, hukuku katleden kararlarınızla “bizim halimiz nice olur” diye düşünmez misiniz?

Bu hukuksuzlukların hesabını yeni hukuk sahiplerine vermez misiniz?

Tutuklanıp da cezaevi yollarına düştüğünüzde geride boynu bükük ve gözü yaşlı bıraktığınız sevdiklerini düşünmez misiniz?

Tüm dünya El Kaide ve IŞİD paniği içindeyken, Türkiye bu tablonun neresinde duruyor?

1- El Kaide’ye yakın bir grup Fatih Camii’nde Paris’te katliam yapan Kouachi kardeşler için gıyabi cenaze namazı kıldı.

“Resulullah’ın intikamı alındı’, tehdit ediyoruz cesaretiniz var mı?” dövizleri açtı.

Grup içindeki bir kadın ise gazetecileri “ayağınızı denk alın” diye tehdit etti.

Bu açık suç eylemlerinin savcılarca doğrudan soruşturulması gerekiyordu. Erdoğan ve AKP’den tek ses çıkmadı. Hiçbir savcı
da soruşturma açmadı.

2- Hatay’da savcı ve jandarma personelince CMK ve MİT Kanunu gereği aranan MİT Tırlarında Suriye’ye gönderilmek üzere silah ve mühimmat çıktı.

Hükumet yardımın Türkmenlere gittiği yalanına başvurdu. Türkmenlerin kendilerine yardım ulaşmadığı beyanıyla hükumet
yalanı kısa sürede ortaya çıktı.

Yüzlerce hatta binlerce MİT Tırı, El Kaide ve IŞİD unsurlarına silah sevkiyatı yaptı.

Nitekim dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler imzalı bir emir yazısı sosyalmedyaya düştü. Bu yazıda El Nusra unsurlarına silah yardımı yapılacağı ve destekleneceği söyleniyordu.

3- AKP hükumeti Türkiye‘deki El Kaide örgütlenmesine yönelik Ocak 2014’teki adli operasyonları hukuksuzca durdurdu. Bu operasyonları yapan polis şeflerini görevden aldı. O da yetmedi cezalandırdı. Pek çoğunu tutuklattı. Van merkezli El Kaide operasyonunu yöneten polis müdürü Serdar Bayraktutan tutuklandı.

4- El Kaide ve IŞİD unsurlarının Türkiye hastanelerinde tedavi edildiği haberleri basına düştü. Sağlık Bakanı Müezzinoğlu haberleri inkâr edemedi.

5- Erdoğan, El Kaide yanlısı Tahşiye grubu lideri Mehmet Doğan’ı alenen yalan söylemeyi göze alarak savundu, sahip çıktı.
“Gözleri görmeyen adamcağız” dedi gözleri görüyormuş.

“17 yıl tutuklu bırakıldı” dedi, 17 ay tutuklu kalmış.

Bununla da kalmayıp mahkeme kararlarıyla yürütülen Tahşiye operasyonunu bahane edip, operasyonda hâkim ve savcı kararlarını yerine getiren polis şeflerini tutuklattılar.

Oysa bizzat Tahşiyecilerin lideri Mehmet Doğan canlı yayında Usame bin Ladin’i sevdiğini söyledi. Müritlerine “Usame’nin cihat çağrısına uymak farzdır” dedi.

Genelkurmay İstihbarat Başkanlığının Tahşiyeciler raporu oldukça açık.

AKP ise hem El Kaide yanlısı bu Tahşiye grubunu koruma ve kollama derdinde.

Hem de bu grubu korumak için basın hürriyetini çiğneyerek Samanyolu Yayın Grubunu ve yayın politikasını terör faaliyeti yapabilme derdinde.

El Kaide yanlısı bir Tahşiye grubu için Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca neden tutuklanır?

O halde Tahşiyecilerin El Kaide kolu olduğunu ve illegal faaliyetlerini raporuna geçen Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı yetkilileri neden tutuklanmadı?

Bugün IŞİD ve El Kaide hücrelerinin Türkiye‘de varlığı su götürmez.

Peki, neden bir tek operasyon/soruşturma yok?

Ama Tahşiye grubuna yapılan adli soruşturmayla Hidayet Karaca‘yı hayali bir dizi senaryosu üzerinden ilişkilendirerek
Hidayet Karaca‘nın tutukluluğuna her daim devam.

Düşünün Hakim bey.

Belki bir gün Uluslararası Adalet Divanı’nda yargılanacaksınız.

Ve bir gün Uluslararası Ceza Mahkemesinde Erdoğan ve bu hukuksuz ilişkilerde görev alan hükumet yetkilileri hakkında
tutuklama/yakalama kararı çıkması muhtemeldir.

Çünkü sizin hükmettikleriniz dışında yaşayan ve istemeseniz bile sizi de içine alan bir evrensel hukuk var.

Ne tuhaf ki savcının tutuklamaya sevk yazısında Hidayet Karaca‘nın başında bulunduğu Samanyolu Televizyonunun 22

Temmuz’da Sahur vaktinde yapılan operasyona yönelik eleştirileri illegal örgütsel bağ sayılıyor.

Ve Çağlayan adliyesinde gözaltına alınan polisler lehinde bir konuşma yaptığı zikrediliyor.

Oysa bu polisler henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararıyla mahkûm olmadı daha.

Bugün eli kanlı terör örgütünün lideri Apo’nun lehinde konuşma yapan, hatta onunla ve terör örgütüyle alenen görüşen ve
birlikte hareket eden devlet ve hükumet yetkilileri var.

Apo’ya övgüler düzen gazeteciler var.

Üstelik Apo’nun bir terörist olduğu 40.000 kişinin ölümüne sebebiyet verdiği maddi anlamda kesin hüküm halindedir.

Bunlar fikir özgürlüğü de, müvekkilim Hidayet Karaca henüz soruşturma aşamasında olan ve haklarında halen iddianame bile tesis edilmemiş 3–5 polis şefi lehinde fikir beyan etti diye mi silahlı örgüt yöneticisi oldu?

Bu fikirleri için mi onlarla örgütsel bağ içinde sayılıyor?

Ya teröristliği Yargıtay’ca hatta AİHM tarafından onaylanmış olan Apo’yla tüm dünyanın gözü önünde suç irtibatı ve iltisakı içinde olanlara ne diyeceksiniz?

Bunların da ötesinde AİHS.10 maddesindeki ifade ve basın özgürlüğü sizin için ne ifade ediyor Hakim bey?

Gazeteci olan müvekkilim, ifade özgürlüğüne sahip olduğu gibi, yine aynı sözleşme maddesi gereği düşüncelerini yayma özgürlüğüne de sahip.

AİHM içtihatları ve meslekte geçen yıllarımız bize bunu öğretti hatta ezberletti.

Adalet yerini bulsun da isterse kıyamet kopsun.

Adalet dünyadaki değerlerin en şereflisi olduğu için, hâkimlik mesleği de bunun için kutsaldır.

Bu kudsiyeti zifiri karanlığa mahkûm ettiniz.

Bir an bile olsa ne zaman adalet edeceksiniz?

Siz adalet edin ki, size de adalet etsinler.

Çünkü tarih tekerrür etmeye, zalimler er geç hesap vermeye devam edecek.

Bugünün sizleri koruduğunu düşündüğünüz HSYK’nın TBMM’de birkaç saatlik ve bir kanunluk işi var gördünüz.

Sizi hukuka bile değil, akla ve mantığa davet etmek maddi gerçek için en büyük çağrıdır.

Fazlasına mahal yok.

Unutmayın kertenkelelerin kuyruğunun rejenerasyonla yenilenmesi gibi, katlettiğiniz hukuk da kendini yenileyecektir.

Yenilenen ve dirilen hukukun açıktaki ilk hasımları siz olacaksınız.

Çünkü suçsuz bir insanı mahkûm ettiğiniz de siz hüküm giyersiniz.

Suçsuz bir insanı hürriyetinden mahrum etmek, esasen kendinizi prangaya vurmak demektir.

Zincirlerin soğuk sesi haksızca tutuklanandan değil, haksızca tutuklayandan yükselir.

Yazık ki keşke müvekkilim askeri mahkemede hatta sıkıyönetim mahkemelerinde yargılansaydı diyorum çoğu zaman.

Çokça eleştirdiğimiz askeri hâkimlerin sizlerden çok vicdanlı ve en azından kanunlara saygılı olduğunu gördüm.

En ölümcül ve en yıkıcı yara haksızlık yarasıdır Hakim bey.

Bu yara geçmez ve unutulmaz.

Onca zaman silahlı terör örgütü yöneticisi dediğiniz Hidayet Karaca‘nın, örgüt üyeleri dediğiniz polis şefleriyle nasıl bir irtibat
ve iltisak içinde olduğunu bile açıklayamadınız.

Kanunsuz kararlarınızı dayadığınız ses kayıtları dosyada bile yok.

Hem savcı hem de sizler, bu tarağımızca reddedilen ve montaj olduğu belirtilen ses kayıtlarını dinlemediğiniz halde, internetten derlenen tapelerle aylardır tutukluluk hükmü kurdunuz.

Her şeye rağmen, tutukluluğa devam kararınızı da kesinlikle bilmeme rağmen yaptığınız hukuk ve kanun katliamına göz atalım.

Belki vicdanınızda sızlayacak küçük de olsa duyarlı bir nokta kalmıştır:

1—HİDAYET KARACA HAKKINDA HALA USULEN GEÇERLİ BİR TUTUKLAMA KARARI YOK.

19.12.2014’de SORGUDAN 14 SAAT SONRA YÜZE KARŞI TUTUKLAMA KARARI, ANAYASA VE CMK’YA AYKIRIDIR YOK HÜKMÜNDEDİR

SİZ VE TUTUKLULUĞUN DEVAMINA KARAR VEREN DİĞER SULH HÂKİMLERİ, USULSÜZ İLK TUTUKLAMAYI YAPAN
BEKİR ALTUN’UN HATASINI DEVAM ETTİRDİNİZ.

HALA ETTİRİYORSUNUZ.

BİR MESLEKTAŞINIZ DURUŞMA ESNASINDA SÖYLEDİĞİM HATAYI KABUL EDİP “DÜZELTMEK GEREK” DEDİ.

Ama tutukluluğun devamına karar verip geçti.

İstanbul 1.Sulh Ceza Hâkimliğince icra edilen 2014/334 sorgu numaralı sorgu sonucu verilen tutuklama kararı, CMK.91 ve
Anayasa m.19’da belirtilen usulün dışında, hukuksuz ve kanunsuz bir usule göre verilmiştir.
Sulh Ceza Hâkimi, davanın esasının görüleceği esas hâkimi/mahkemesi değildir.

Savcılık iddialarına göre dava açılacaksa görevli ve yetkili mahkeme olan ağır ceza mahkemesi esas mahkemesi olacaktır.

Sulh hâkiminin görevi ise acil şekilde soruşturma sürecindeki koruma tedbirleri hakkında karar vermektir.

Esas hâkimi kararı açıklamak için geri bırakabildiği halde, sulh ceza hâkiminin böyle bir yetkisi yoktur.

Sulh Ceza Hâkimlerince icra edilen sorgu, ara verilmeden icra edilir.

Karar geriye veya bir başka tarihe bırakılamaz.

Zira sorgu sonucu kararı bekleyen şüpheliler hürriyeti kısıtlanmış bir halde beklemektedir.

Oysa Sulh ceza hâkimi sorguyu bitirdiği halde kararı ertesi günü saat.14.00’de açıklayacağını söyleyerek kanunu da aşarak
anayasayı ağır şekilde ihlal etmiştir.

Sulh hâkiminin böyle bir yetkisi yoktur.

Anayasal hüküm açıktır.

Anayasa 19/5: Kimse, bu süreler (gözaltı) geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

Müvekkilimiz Hidayet Karaca‘nın Anayasa ve CMK’da zikredilen azami gözaltı süresi dolmuştur.

Artık sorgudan sonra hâkim kararı (tutuklama) olmadan 1 dakika bile tutulamaz.

Şüphelilerin ve müvekkilimizin sorgusu İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimince 18.12.2014 tarihinde sabah saatlerinde başlamıştır.

Müvekkilimiz ve diğer şüphelilerin gözaltı süresini düzenleyen CMK.91 ve anayasal süreç (Anayasa 19/5) bittiğinden Sulh ceza hâkiminin 18.12.2014’te başlayan ve 19.12.2014 saat.00.05’te bitirilen sorguda, 14 saat sonra 19.12.2014’te şüphelilerin varlıklarında/yüzlerine karşı bir karar verebilmesi mümkün değildir.

Sulh Ceza Hâkiminin şüphelilerin yüzlerine karşı (vicahen) bir karar verme süreci, anılan Sulh Hâkiminin kararı ertesi günü saat.14.00 itibariyle açıklayacağını bildirdiği anda sona ermiştir.

Yüze karşı verilecek karar ne olursa olsun hüküm icra edemez.

Ancak gıyapta bir karar tesis etmesi gerekirdi ki bu da yapılmamış, Anayasa 19 ve CMK.91’deki süreler geçtiği için
müvekkilimiz ve diğer şüpheliler kendiliğinden serbest kalmışlardır.

Tutuklamaya itirazı değerlendiren Sulh Hâkiminin kararına kadar geçen tutukluluk süreci CMK.91 ve Anayasal açıdan yok hükmündedir.

Hali hazırda müvekkilimiz hakkında usul ve kanuna aykırı şekilde verilen ve devam ettirilen mevcut vicahi tutuklama kararı CMK.91 süreci bittiği için geçersizdir.

Bu uygulama çok net ve açık bir “keyfi uygulama” olup, AİHS madde 5’in tipik bir ihlalidir. Hukuki ve cezai sorumluluk
gerektirmektedir.

Yukarda belirttiğimiz CMK 101/4.Maddesinde tutuklama kararı verilmezse sanık veya şüpheli derhal serbest bırakılır
ifadesinden de anlaşılacağı üzere aslında müvekkil TUTULMA kararından itibaren müvekkil tutuklanmadığı için o andan itibaren hükmen/kendiliğinden serbesttir.

Bu itibarla hürriyeti tahdit suçu ve usulsüzlük halen devam ettirilmektedir.

Zira hakkında tutuklama kararı verilmeyip serbest bırakılan bir insan tekrar aynı yargıç tarafından hiçbir itiraz olmaksızın re’sen ve kendiliğinden yeniden tutuklanamaz. Artık ikinci bir kez salıverilen bir kişinin tutuklanabilmesi için kamu makamı olan
Cumhuriyet Savcılığının itiraz ya da talebi gerekir. Oysa dosyada böyle bir talep ya da itiraz da mevcut değildir.

Mevcut anayasa m.19 ve CMK.91 sürecinin işleyişine göre müvekkilimiz Hidayet Karaca hakkındaki tutuklama kararı halen usul ve kanuna aykırıdır.

Bu hukuksuzluğa bir an önce son verilmesi gerekmektedir.

2-HİDAYET KARACA TUTUKLANMADI AMA “TUTULDU”. CMK ve mevzuatımızda “TUTULMA” TABİRİ YOKTUR.

Anayasa m. 19’da belirtildiği üzere, mevcut hukuk sistemimizde, kişi özgürlüğü sadece 2 sebeple kısıtlanabilir:

A- Muhafaza altına alma gayesiyle özgürlük kısıtlama

Bu şekilde özgürlüğü kısıtlanacak kişiler, PVSK m.13/D, F ve G’de sayılanlardır.Yani usulüne aykırı olarak ülkeye girmek isteyenler, akıl hastaları, uyuşturucu ve alkol bağımlısı, serseri ve bulaşıcı hastalık yayan gibi kişilerdir. Bu gruba giren kişiler, kendileri ve başkaları için tehlike oluşturan kişilerdir.

Bu grup hürriyet kısıtlaması adli soruşturma dışı ve önleyici bir görev ve yetkidir.

B- Adli amaçlı (mahkeme önüne çıkarma gayesiyle) özgürlük kısıtlama

Bu şekilde özgürlüğü kısıtlanan kişiler ise PVSK m.13/A, B, C ve E ile CMK m. 90′ da sayılan kişilerdir.

Yani bu grupta yer alan adli amaçlı özgürlüğü kısıtlananlar ya suç işleme şüphesi altındadır ya da işledikleri bir suçtan dolayı yakalanması ve mahkeme önüne çıkarılması gereken kişilerdir.

Bu iki sebebin dışında kişi özgürlüğünü kısıtlamak AİHS ve Anayasa’ya göre mümkün değil.

CMK’da soruşturmada ise yakalama (CMK.90), gözaltı (CMK.91), gözlem altına alma (CMK.74-akli maluliyet, tedavi ve muhafaza) ve tutuklama vardır.

Oysa müvekkilimiz ve birlikte sorgusu yapılan polis şefleri 14 saat kanunda tanımı yapılmayan bir hürriyeti kısıtlama sebebiyle haksızca tutuldular. Anayasa m.19 hiçe sayıldı.

AİHM açısından 4 günü geçen her gözaltı süresi AİHS’in 5/3 hükmünü, gözaltı süresi açısından ihlal eder (Brogan ve Diğerleri/İngiltere, 29.11.1988 par. 62; McKay/İngiltere, 03/10/2006, No. 543/03, par. 47).

Nitekim Brogan ve Diğerleri/İngiltere kararında AİHM, şüpheli McFadden’in polis gözetiminde geçirdiği 4 gün 6 saatlik sürenin AİHS m. 5/3’te izin verilen süreye ilişkin katı kısıtlamaların dışında kaldığına hükmederek İngiltere’yi mahkûm etmiştir.

İşte bu hukuksuzluğun ve hukuka aykırı yürütülen soruşturmanın üzerine tutuklama kararı inşa edildi.

ESASA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİMİZ

1- YASAK DELİLE DAYANARAK TUTUKLAMA YAPTINIZ.

SORUŞTURMA DOSYASINDA ASLA BULUNMAMASI GEREKEN SES KAYITLARINA DELİL MUAMELESİ YAPTINIZ

SAVCININ BİLE HİDAYET KARACA’YA SORMAKTAN VAZGEÇTİĞİ 3 ADET SES KAYDI İLE TUTUKLAMA KARARI VERDİNİZ

SİZ SADECE HÂKİMSİNİZ, SAVCININ ÜRETMEDİĞİ YENİ SUÇ İDDİALARI ÜRETEBİLECEK BİR SAVCI DEĞİL

HEM SAVCILIK HEM DE HÂKİMLİK YAPTINIZ VE SAVCININ HİDAYET KARACA’YA İSNAD ETMEDİĞİ İDDİALARI, KANUNSUZ TUTUKLAMA KARARLARINIZA GEREKÇE YAPTINIZ.

SUÇ İŞLEDİNİZ VE YAZIK Kİ HALA BU SUÇLARI İŞLEMEKTE DİRENÇ GÖSTERİYORSUNUZ!

SORUŞTURMA SAVCISININ KARACA’YA İLLEGAL SES KAYITLARI İLE İLGİLİ KANUNSUZ SORUSU ÜZERİNE BİZ ŞUNU SÖYLEDİK:

BU SES KAYITLARI HUKUK VE KANUN DIŞI ELDE EDİLMİŞTİR. CMK.135’E GÖRE HÂKİM KARARIYLA YAPILAN YASAL BİR DİNLEME ÜRÜNÜ DEĞİLDİR. ÜSTELİK DÜZMECEDİR VE MONTAJLANMIŞTIR. NİTEKİM FETHULLAH GÜLEN7İN AVUKATI NURULLAH ALBAYRAK TARAFINDAN DA YALANLANMIŞ VE SUÇ DUYURUSU YAPILMIŞTIR. BU SORU YASAL OLMAYAN BİR DELİLE İLİŞKİNDİR. YASAK BİR SORGU YÖNTEMİDİR. MÜVEKKİLİMİZE SORULAMAZ.

BU BEYANIMIZ ÜZERİNE SAVCI ŞU İFADELERİ ZAPTA GEÇEREK SES KAYITLARIYLA İGLİLİ SORUYU SORMAKTAN VAZGEÇMİŞTİR.

SAVCILIK MAKAMI ŞÖYLE DEMİŞTİR: “ŞÜPHELİ MÜDAFİİNE ELDE EDİLEN KONUŞMA METNİNİN AÇIK KAYNAK ÇALIŞMASINDAN ELDE EDİLDİĞİ VE HALEN YAYINLANMAKTA OLDUĞU AVUKAT NURULLAH ALBAYRAK TARAFINDAN DA İTİRAZ DERMEYAN EDİLMEDİĞİ BELİRTİLDİĞİNDEN ŞÜPHELİYE DİYALOG METNİ SORUŞTURMA DOSYASINA YANSIMIŞ ŞEKİLDE YAZILI OLARAK OKUNACAĞI SIRADA ŞÜPHELİ MÜDAFİİLERİNDEN FİKRET DURAN “BU HUSUSTA YANLIŞ TESPİT YAPILMIŞTIR. ŞÜPHELİ FETHULLAH GÜLEN’İN MÜDAFİSİ AVUKAT NURULLAH ALBAYRAK C.SAVCILIĞINA MÜRACAT EDEREK SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMUŞ OLDUĞUNU BEYAN EDEREK DİLEKÇE ÖRNEĞİNİ GÖSTERMESİ ÜZERİNE DİLEKÇE ÖRNEĞİ İNCELENDİ BU SEBEPLE AÇIK KAYNAK ÇALIŞMASINDAN ELDE EDİLDİĞİ BELİRTİLEN KONUŞMA METNİ ŞÜPHELİYE SORULMAKTAN VAZGEÇİLDİ.”

VE HİDAYET KARACA MÜDAFİİLERİ OLARAK BİZ DE BU KONUDA BASIN AÇIKLAMASI YAPTIK.

SES KAYITLARINI YALANLADIĞIMIZI, SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUĞUMUZU, FETHULLAH GÜLEN İLE BÖYLE BİR KONUŞMANIN GEÇMEDİĞİNİ, İNTERNETTE DOLAŞAN YAYINLARIN TAMAMEN MONTAJ VE SAHTECİLİK ESERİ OLDUĞUNU, İLGİLİLER HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUĞUMUZU BEYAN ETTİK.
BUNLARA DAİR BELGELERİMİZ DOSYADA MEVCUTTUR.

ANLATILDIĞI ÜZERE, BU SORUŞTURMADA ANILAN SAHTECİLİK ÜRÜNÜ SES KAYDINI CUMHURİYET SAVCISI ÖNCE “AÇIK KAYNAKTAN ELDE EDİLEN DELİL” OLARAK SORUŞTURMA DOSYASINA ALMIŞTIR.

BU SES KAYDININ KANUN DIŞI YOLLARLA OLUŞTURULMUŞ MONTAJ BİR SES KAYDI OLDUĞU TARAFIMIZCA İLERİ SÜRÜLMESİ ÜZERİNE, CMK 160. MADDESİNE UYGUN OLARAK SAVCI TARAFINDAN BU SES KAYDI TAPELERİ DOSYADAN ÇIKARILMIŞ VE BU KANUNSUZ SES KAYDI SORU OLARAK MÜVEKKİLİME SORULMAKTAN VAZGEÇİLMİŞTİR.

SORUNUN VE İSNADIN OLMADIĞI YERDE SAVUNMAYA DA MAHAL YOKTUR HÂKİM BEY.

ÇÜNKÜ SUÇLAMA YOKTUR. SUÇLAMA İÇİN SORU SORARAK SAVUNMA ALMAK ŞARTTIR.

BU İLLEGAL SES KAYITLARI HAKKINDA CEZA SORUŞTURMASINDA HAZIRLIK EVRESİNİN BİR PARÇASI OLAN SULH CEZA HÂKİMLİĞİ SAVCILIĞIN İDDİALARI VE SORUŞTURMA DOSYASI İÇERİĞİYLE BAĞLI VE SINIRLIDIR.

SAVCININ KANUNSUZLUĞU GÖREREK MÜVEKKİLİME SORMAKTAN SARFINAZAR ETTİĞİ VE SORUŞTURMA DOSYASINDAN ÇIKARDIĞI KANUNSUZ BİR SES KAYDI, CMK GEREĞİ SULH CEZA HÂKİMİ TARAFINDAN DİKKATE ALINAMAZDI, TUTUKLAMA KARARINA ESAS TEŞKİL EDEMEZDİ.

YAZIK Kİ SAVCININ SORMAKTAN VAZGEÇEREK SAVUNMA BİLE ALMADIĞI BU KANUNSUZ SES KAYDI, TUTUKLAMA KARARINA GEREKÇE OLMUŞ HATTA “SOMUT DELİL” TEŞKİL ETMİŞ, AİHS, ANAYASA VE CMK AĞIR ŞEKİLDE İHLAL EDİLMİŞTİR.

OYSA TUTUKLAMA KARARINA ESAS TEŞKİL EDEN SADECE “SOMUT DELİLLER” DEĞİL SOMUT OLGULAR BİLE HUKUK VE KANUNA UYGUN OLMAK ZORUNDADIR.

SAVCILIK MAKAMININ SES KAYDININ KANUNSUZ OLDUĞUNU GÖRÜNCE İLERİ SÜRMEKTEN VAZGEÇTİĞİ VE SUÇLAMA OLARAK MÜVEKKİLE YÖNELTMEDİĞİ BU SUÇLAMA OLGUSU KONUSUNDA SULH CEZA HÂKİMİ TUTUKLAMA GEREKÇESİNDE AYNEN ŞU İFADELERİ KULLANMIŞTIR:

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yapılan soruşturma dosyasında Samanyolu TV Yayın Grubu Başkanı olan Hidayet Karaca‘nın Şüpheli Fethullah Gülen ile arasında 20.09.2010, 28.09.2013, 10.10.2013 Tarihlerinde geçen telefon görüşmelerinde şüpheli Hidayet Karaca‘nın “Şefkattepe dizisindeki “Karanlık Kurul” bölümlerinin dizide yer alıp almayacağını sorarak bu bölümlere ilişkin senaryoyu Fethullah Gülen’e okuyarak bizzat onayını aldığı” gerekçesini ileri sürerek “…ŞüpheliHidayet Karaca ile Şüpheli Fethullah Gülen arasındaki görüşmelerin inkâr da edilmediği görülmüştür”

ANILAN HUKUK VE KANUNA AYKIRI SES KAYITLARININ, MÜVEKKİLİM HAKKINDA TUTUKLAMA KARARI VEREN SULH CEZA HÂKİMLİĞİNİN KARARINDA BU ŞEKİLDE GEREKÇE OLARAK GEÇMESİ BİLE SORGUYU VE TUTUKLAMA KARARINI KANUNSUZ/HUKUKSUZ HALE GETİRMİŞTİR.

HUKUK VE KANUNA AYKIRI ELDE EDİLMİŞ DELİLLER ŞÜPHELİYE SORU OLARAK YÖNELTİLEMEYECEĞİ GİBİ, SORUŞTURMA DOSYASINA DAHİ KONAMAZ, HİÇBİR MAHKEME/HÂKİMCE DİKKATE ALINAMAZ, KARARA ESAS TEŞKİL EDEMEZ. (AİHS m.6 ve 8, Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a, 217/2, 230/1-b ve m. 289/1-i)

Anayasanın 38. Maddesinde ve CMK’nın en az 5 yerinde bu husus belirtilmiş.

SİZLERİN HER DEFASINDA PASPAS HALİNE GETİRİP ÇİĞNEDİĞİNİZ BU KADAR ÖNEMLİ BİR YASAKTAN BAHSEDİYORUZ.

BELİRTTİĞİM KANUN HÜKÜMLERİ EMREDİCİ HÜKÜMLERDİR, TAKDİRE MAHAL BIRAKMAMAKTADIR. SİZE VE DİĞER SULH HÂKİMİ MESLEKTAŞLARINIZIN SÜBJEKTİF YORUMLARINA GÖRE DEĞİŞMEZ. HEPİNİZİN VE HEPİMİZİN ÜSTÜNDEDİR.

HUKUK VE KANUNA DEĞER VERENLER İÇİN TABİİ Kİ.

KANUNLARI DA GEÇELİM BELKİ DE KANUN YERİNE BİR YARGITAY İÇTİHADI DİKKATİNİZİ ÇEKER.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 29.11.2005 gün ve Esas 2005/7–144, Karar 2005/150 sayılı kararı, KATİ VE EMSAL BİR İÇTİHATTIR. Bu kararda, yasak delilin kullanılamayacağı açık ve kesin bir dille anlatılarak bu ilkenin anlam, kapsam ve önemi vurgulanmıştır. Bu yapılırken de haklı olarak kanuna aykırılığın “mutlak” ya da “nispi” olabileceği biçiminde bir ayırıma bile yer verilmemiştir.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu 28.9.1999 gün ve 213/219 sayılı kararını yeniden hatırlayalım. “Bir kanıt, yasa koruyucunun öngördüğü koşullara göre elde edilmemişse, hükümde, bu kanıta dayanılamayacaktır”. (Yargıtay Kararları Dergisi Cilt 33 Şubat 2007 Sayı 2 sayfa 327–350)
Ya Anayasa Mahkemesi ne diyor?
Henüz bazı yasal düzenlemelerin olmadığı yıllara dönelim ve hatırlayalım… Anayasa Mahkemesi’nin Fazilet Partisinin kapatılması hakkındaki davada verdiği kararda yazılıdır; “gizli dinleme ile elde edilen kanıt”, kanıt değildir (Esas Sayısı: 1999/2 (Siyasî Parti Kapatma) – Karar Sayısı: 2001/2 – Karar Günü: 22.6.2001 Resmi Gazete Tarihi: 5 Ocak 2002 (Mükerrer) Sayısı: 24631).
Anayasa Mahkemesi bu kararında üçüncü kişiler tarafından elde edilen “gizli dinleme” ve dinleme tespitlerini de “delil” saymamıştı. Aynen şöyle demişti: “Yargı yerlerince uyuşmazlık konusu eylem veya hukukî olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanmasında bir kanıtlama aracı olan delilin, hükme esas alınabilmesi için yasalarla kullanılmasına izin verilmesi gerekir.” Usul hükümlerine göre; “soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz (…) Bu kuralla, hukuka aykırı biçimde sağlanan delillerin hükümde göz önüne alınmaması amaçlandığından söz konusu delillerin üçüncü kişiler tarafından sağlanması hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz. Delilin elde ediliş biçimi, kişilerin Anayasa ile tanınmış haklarını ihlâl ediyorsa, onun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulü gerekir.”
Bir karar daha…
Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 11.07.2012 gün, 2009/9137 E. ve 2012/8215 K. sayılı kararına bakalım:
“…Sanığın yakalanmasının sağlanması gerekçesiyle alınan iletişimin dinlenmesi kararının, CMK m.135/4 uyarınca ancak şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için mobil telefonun yerinin tespitinde kullanılabileceği, bu yöntemle bir başkasının iletişiminin dinlenemeyeceği, dava açıldıktan sonra yakalama için yapılacak iletişimin denetlenmesi dışında, bir başkasının telefonunun dinlenmesinin ve bu yolla bir başka suça ilişkin elde edilen delilin hukuka uygun sayılamayacağı ve mahkûmiyete dayanak olarak kullanılamayacağı hususları gözetilerek, hukuka aykırı delil niteliği taşıyan dinleme kayıtlarının dikkate alınamayacağı, dosya kapsamında yer alan dinleme kayıtları dışında da, sanıkların mahkûmiyetine yeter nitelikte, somut ve kesin delil bulunmadığından, atılı suçlardan sanıkların beraatlarına karar verilmesi yerine, yazılı gerekçelerle CMK m.206/2-a ve 230/1-b’ye aykırı davranılmak suretiyle mahkûmiyet kararı verilmesinin bozmayı gerektirdiği ifade edilmiştir.”
Bakın Yargıtay’ın içtihadına konu bu olayda dinleme için hâkim kararı da var. Lakin hâkim kararı olmasına rağmen bu dinlemenin amacı aşan bir şekilde kullanımını bile yasaklamış Yargıtay.
Bütün bunların üstüne TCK.133 var unutmayalım.
Hâkim kararı olmadan yapılan özel hayata yönelik dinlemeler suç değilse, 133. Maddedeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçu ne zaman uygulanacak?
Bu suç ve ceza hükmünün anlamı nedir o zaman?
Ne diyor maddede:
MADDE 133. – (1) Kişiler arasındaki alenî olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Siz Hidayet Karaca ile Fethullah Gülen arasında kamuya açık olmayan kanunsuzca kaydedilmiş üstelik montajlanmış bir konuşmayı delil kabul ederseniz, TCK.133 hiçbir zaman uygulanamayacaktır demektir.
Bu tavrınızla TCK.133’teki suçu kaldırdığınızın farkında mısınız?
Hatırlar mısınız?
17 Aralık yolsuzluk operasyonu başladığında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal arasında geçtiği iddia edilen bir ses kaydı düşmüştü internet ortamlarına.
O konuşmada Erdoğan titrek ve kaygılı bir sesle Bilal’e “paraları sıfırladın mı” diye soruyordu.
Ve bu ses kaydı hiçbir mahkeme veya hâkim kararına dayanmıyordu, illegaldi.
Doğal olarak hukuken dikkate alınmaması gerekirdi ve alınmadı değil mi?
Peki ya Hidayet Karaca ile Fethullah Gülen arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtları?
Bunlar da illegal.
Dinleme için ne bir hâkim kararı var ne de bir mahkeme kararı.
Bu illegal ve düzmece ses kayıtları ile ilgili tapeler neden dosyanızda bulunur, neden tutuklama kararlarına esas teşkil eder?
Şüphelinin adı Hidayet Karaca diye mi bütün bunlar?
Siz Hidayet Karaca hakkında verdiğiniz her tutukluluğa devam kararı ile Erdoğan’la Bilal arasındaki illegal ses kaydını da legal hale getiriyorsunuz.
Çelişkiler ve hukuka aykırılıklar üzerine nice tutuklama kararları inşa ediyorsunuz.
Bunca kanun ve karara rağmen Hidayet Karaca hala bu illegal ve sahtecilik eseri ses kayıtları sebebiyle tutuklanmaktadır.
Oysa Hidayet Karaca bu ses kayıtlarını kabul etseydi bile, sadece kendi kabulüyle ses kayıtları delil olarak kullanılamazdı.
Ama sizler mahkeme kararı olmayan, illegal, kanuna ve içtihatlara aykırı bu illegal ses kayıtlarını dikkate almaya ve tutuklamalara gerekçe yapmaya devam ettiniz.
Halen de görevinizi kötüye kullanarak, yasak delili yasal delil sayarak suç işlemeye dirençle devam ediyorsunuz.
Hukuka aykırı böylesine tuhaf bir direnç göstermeniz için sizi birileri tehdit mi ediyor veya şantaj mı yapıyor Hakim bey?
2- TEK TÜRKİYE DİZİSİNİN YAYIN TARİHİ İLE İDDİA EDİLEN İLLEGAL SES KAYITLARININ TARİHLERİ SAVCI İDDİALARINI YALANLIYOR.

BU KOMEDİYİ GÖRMEMEKTE NEDEN ISRAR EDİYORSNUZ?

Tek Türkiye adlı dizide savcılık iddiasına konu sahneler, 09 Nisan 2009 ve 15 Nisan 2009 Tarihlerinde yayınlanmıştır. Fethullah Gülen ile Müvekkilim Hidayet Karacaarasında geçtiği iddia edilen konuşma ise savcılıkça 20.09.2013 tarihli olarak değerlendirilmiştir. Bu haliyle bile bakıldığında dizinin yapıldığı iddia edilen konuşmadan 4 yıl önce yayınlandığı anlaşılmaktadır.

Genel olarak ise 20.09.2010, 28.09.2013, 10.10.2013 tarihlerinde üç kez Hidayet Karaca-Fethullah Gülen görüşme ses kaydından bahsedilmektedir.
Bu halde bile 2009’da yayınlanan bir dizi var. En yakın tarih olarak 2010’da yani diziden 1 yıl sonra gerçekleştiği iddia edilen bir illegal görüşme ses kaydı var.

Soruşturma konusu dizi bölümleri 2009’da yayınlanmış.

Ama illegal ve sahtecilik ürünü ses kayıtlarının en erken tarihli olanı 2010 tarihli.

Yani Sulh hâkimleri olarak sizler “suç”un 2009’da işlendiğini ama iddia edilen bu suçu işleme kararının 2010’da alındığını kabul ediyorsunuz.

Mesela 2009’da bir kitap yazıyorsunuz ve yayınlanıyor.

Ama bu kitabı yazmaya, kitap yazılıp yayınlandıktan 1 yıl sonra 2010’da karar vermişsiniz.

Doğrusu bu kronoloji ile bu senaryoya Fethullah Gülen’in talimatıyla “Karanlık Kurul” sahnesinin konulduğunu iddia etmek ceza hukukunda hayatın olağan akışına aykırıdır. Akla ve mantığa meydan okumaktır.

3- TUTUKLAMA İÇİN KUVVETLİ ŞÜPHE OLUŞMAMIŞTIR. MAKUL ŞÜPHE BİLE YOKKEN, “SOMUT DELİLE DAYALI KUVVETLİ ŞÜPHE” GEREKÇESİYLE HUKUKSUZ VE KANUNSUZ TUTUKLAMA KARARLARI VERİLDİ

Makul şüphe için somut delil gerekirken ve hiçbir somut delil yok iken, en üst şüphe derecesi olan “somut delile dayalı kuvvetli şüphe” nasıl olabilir?
AİHM’ne göre, makul şüphe, bir kişinin, isnat edilen suçu işlemiş olabileceği hususunda, objektif bir gözlemciyi ikna etmeye yeterli ve elverişli somut delil ve bilgilerin varlığını gerektirir (Fox, Campbell and Hartley/İngiltere, 30/08/1990)

AIHM Büyük Daire’nin vermiş olduğu Labita/İtalya kararında silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçu için aradığı makul şüphe şartları açısından bakıldığında soruşturmanın hukuksuzluğu açıkça görülecektir. Müvekkile isnat edilen silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçu açısından şiddet eylemlerinin bulunması olmazsa olmaz bir unsur olup, müvekkilin bu suçu işlediğini gösteren ve objektif bir gözlemciyi ikna etmeye yeterli somut deliller bulunmamaktadır.
Tutuklama kararı verilebilmesi için müvekkilimiz Hidayet Karaca ile hukuki ve doğrudan illiyet bağı olan somut cebir ve şiddet eylemlerinin, silah ve mühimmatın somut verilerinin bulunması ve tutuklama kararında açıkça zikredilmesi gerekirdi.

Anayasa’nın 19. maddesi; “suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan” demek sureti ile kişi hürriyetinin sınırlandırılabilmesi için makul şüpheden yüksek bir şüphe derecesine işaret eder.

Hal böyleyken Sulh Ceza Hâkimliğinin makul şüphenin bile olmadığı bu soruşturmada, somut delile dayalı kuvvetli şüpheyle tutuklama kararı vermesi usul, kanun, Anayasa ve AİHS’ye ağır bir aykırılıktır.

4- Hidayet Karaca sadece bir dizi senaryosuna dayanarak silahlı örgüt yöneticiliğiyle suçlanmaktadır.

Çok önemli bir husus şudur ki; bu dizinin başında “BU DİZİDEKİ KİŞİ, KURUM VE KURULUŞLAR TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR…” ikazı yazılı olarak yapılmaktadır.

TCK.314’TE BELİRTİLEN SİLAHLI ÖRGÜT SUÇ KALIBINDA, ELDEKİ TEK MATERYAL OLAN DİZİ SENARYOSU “SOMUT DELİLE DAYALI KUVVETLİ ŞÜPHE”YE ESAS TEŞKİL EDECEK BİR SOMUT DELİL (SİLAH, MÜHİMMAT, TERÖR EYLEMİ, SİLAHLI EYLEM TALİMATI…) DEĞİLDİR.

KALDI Kİ DİZİ SENARYOSUNUN NASIL BİR SİLAHLI ÖRGÜT MALZEMESİ OLABİLDİĞİ,

DİZİ SENARYOSUYLA KİMLERE NASIL OPERASYON SİNYALİ VERİLDİĞİ,

HİDAYET KARACA’NIN SORUŞTURMADA TUTUKLANAN POLİS ŞEFLERİYLE HANGİ CEZA HUKUKU KURALLARINA GÖRE İLİŞKİLENDİRİLDİĞİ,

HEPSİNİN ÖTESİNDE MÜVEKKİLİMİZ HİDAYET KARACA İLE KABUL ETTİĞİNİZ ÖRGÜTÜN MEÇHUL/MUHAYYEL SİLAHLI EYLEM VE SİLAHLI KANAT İRTİBATININ NASIL
SAĞLANDIĞI,

VE MÜVEKKİLİM HİDAYET KARACA’NIN VARSAYDIĞINIZ İLLEGAL ÖRGÜTE MATUF YÖNETİM VE EYLEM TALİMATLARIN NASIL VERİLDİĞİ BELİRSİZDİR VE DELİLSİZDİR.

HİDAYET KARACA, VARSAYDIĞINIZ İLLEGAL ÖRGÜTE HANGİ YOLLARLA NASIL TALİMAT VERİYOR SÖYLER MİSİNİZ?

SİZ BUGÜNE KADAR DİZİ SENARYOSUYLA YÖNETİLEN BİR ÖRGÜT GÖRDÜNÜZ MÜ?

YARGITAY KARARLARINA YANSIYAN BÖYLE BİR EMSAL VAR MI?

RAUF DENKTAŞ GİBİ GERÇEK KİŞİLERİN BİLE ROL ALDIĞI KURTLAR VADİSİ DİZİSİNDE, ACABA KİM KİMLERE TALİMAT VERİYORDU HÂKİM BEY SÖYLEYİN!

ÖYLE Kİ DİZİDE SÜLEYMAN ÇAKIR ÖLÜNCE BU ÜLKEDE GERÇEKTEN GIYABİ CENAZE NAMAZLARI BİLE KILINDI.

BUGÜN BİR DİZİDE BİR LEGAL VEYA İLLEGAL GRUBUN İSMİ GEÇTİĞİNDE, DİZİNİN BAŞINDAKİ “KİŞİ VE KURUMLAR HAYALDİR” İKAZINI YOK MU SAYACAKSINIZ?

Eğer kurgu olmasaydı RTÜK bu zamana kadar soruşturmaya konu edilen TekTürkiye dizisine müdahale etmez miydi, bir takım cezalar tertip etmez miydi?

Üstelik bu diziler RTÜK’e şikâyet yoluyla ulaştırıldı.

Gazeteci Sevilay Yükselir, Şefkat Tepe dizi senaryosunda ‘Sevilmeyen Kadın’ olarak tabir edilen kişinin kendisi olduğunu hakaret ve tehdit edildiğini iddia ederek Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikâyette bulunmuştu.

Yükselir, aynı zamanda RTÜK’e de diziyi şikâyet ederek cezai işlem yapılmasını talep etti. Ancak RTÜK söz konusu dizilerle ilgili 27 Mart 2014 tarihli inceleme raporunda
“İdari Yaptırım Uygulanmasına Yer yok” kararı verdi.

Kararın gerekçesinde şu ifadeler kullanıldı:

“Söz konusu dizi için her ne kadar Türkiye‘nin üzerinde oynanan oyunları deşifre ettiği ifadesi kullanılmış ise de sonuçta bu yayının bir dizi film olduğu ve tamamen kurgusal nitelik taşıdığı bu niteliğiyle mezkûr dizide gerçek kişi ya da kuruluşların eleştiri sınırlarının aşılarak küçük düşürüldüğü yahut bu suretle hukukun üstünlüğüne aykırı yayın
yapılmış olduğu şeklinde değerlendirme yapılamayacağı düşünülmekle 6112 Sayılı Kanunu’nun hükümlerinin ihlal edilmediği kanaati oluşmuştur.”

Ya savcılık ne yaptı?

Şikâyet dilekçesini inceleyen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu da 3 Mart 2014’te kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

SİZ ADINI SİLAHLI ÖRGÜT KOYDUNUZ DİYE HİÇBİR SOSYAL YAPI VEYA KURUM SİLAHLI ÖRGÜT OLMAZ HÂKİM BEY.

TERÖRLE MÜCADELE KANUNU 1 VE 7. MADDELERİNDE BELİRTİLEN CEBİR VE ŞİDDET UNSURLARININ İÇİNİ DOLDURAN DELİLLER ŞARTTIR.

Vicdanınızı, hukuk ve kanunu hiçe sayarak seri tutuklamaya devam kararları verdiğiniz Hidayet Karaca‘yı tanıyor musunuz?

Müvekkilim Samanyolu Yayın Grubu Başkanı.

Sanırım Türkiye‘nin en büyük medya grubu.

ABD’de stüdyo açan tek Türk medya grubu.

Grubun bünyesinde 13 Yerel ve uluslararası televizyon, 9 radyo, 1 tane internet portalı, 2 tane dergi var. Hidayet Karaca‘nın Savcılık ifadesinde söylediği gibi bu kanallarda aylık ortalama 100 tane dizi ve yüzlerce haber içerikli programlar yayınlanıyor. Aynı zamanda 1200 çalışanı olan bu büyük medya grubunda onlarca senarist var.

Ve Hidayet Karaca bu senaristlerin ve teknik ekibin hiç birisini tanımıyor.

Görevi ve konumu gereği tanımak zorunda da değil.

Ceza hukukunda dilimize pelesenk olan “hayatın normal akışı” gereği de hepsini tanıyabilmesi mümkün değil.

Bunca yayın organına sahip geniş bir medya grubuna başkanlık yapan müvekkilimin, diziler için yazılan senaryolara bulunduğu pozisyonun yoğunluğu gereği müdahale etmesi, ekleme veya çıkartma yaptırması talimat, yönlendirme ve direktif vermesi mümkün değildir.

Bulunduğu konum itibariyle böyle bir görevi de yok.

Ve Hidayet Karaca, Fethullah Gülen’den de hiçbir şekilde talimat, emir, direktif almamıştır.

Kaldı ki, suçlamaya konu Tek Türkiye dizisi grup bünyesinde bulunmayan hiçbir hukuki ve fiili illiyet bağı da olmayan başka bir prodüksiyon şirketine yaptırılmıştır.

Her bir dizinin 8–10 arasında değişen senarist/dizi hikâyecileri bulunuyor. Her senaristin gönderdiği parçalar birleştirilerek senaryonun bütünü meydana geliyor.

Senaristlerin tamamı savcılık ifadelerinde ne dediler Hakim bey?

Senaryonun müvekkil tarafından eklenip eklenmediği sorusuna “onun bir katkısı yok” şeklinde cevap verdiler.

Lakin savcı ve hatta siz Sulh Hâkimleri, bu ifadeleri geçersiz kılabilecek bir delil gösteremiyorsunuz.

Ama Hidayet Karaca ile Fethullah Gülen arasında geçtiği iddia edilen “ses kayıtları ne olacak” diye bir soru soramazsınız.

Çünkü savcı sormaktan vazgeçti.

Hukuk ve kanun gereği vazgeçmek zorundaydı.

Çünkü mahkeme kararı olmadan yapılan ve montaj ürünü ses kayıtlarıydı onlar.

Çünkü CMK.148’e göre bunlar hakkında soru sorulması yasak sorgu yöntemiydi.

Çünkü “yasak delil” dosyada bile olamazdı.

Çünkü “yasak delil” hiçbir adli soruya ve karara esas teşkil edemezdi.

Ve çünkü sizler, düzmece olan bu ses kayıtlarını bile dinlemediniz.

En nihayetinde bu suç ürünü ses kayıtları dosyanızda bile yok.

Ben sizin yerinizde olsam, çocuklarıma onurlu bir hâkim ismi bırakmak için her şeyi göze alırdım.

Zira bir babanın evlatlarına bırakacağı en değerli sermaye, temiz bir isimdir Hâkim bey.

Çocuklarınız ve aileniz sizin dünyaya yayılan ve nasıl yayıldığı da malum olan isminizle yaşayacak.

Ayrıca senarist Hidayet Karacayı tanımadığını, kendisini emniyette gördüğünü beyan etmiş, müvekkilim de senaristi tanımadığını ifade etmiştir.

Maiyetinde 25 civarında yayın organı olan bir medya grup başkanının hangi silahlı unsurlarla nasıl irtibat ve iltisak içinde olduğuyla ilgili hiçbir irtibat ve iltisak delili bulamadınız.

Zira böyle bir irtibat delili olsaydı müvekkile soru olarak yöneltilmek zorundaydı.

Ve biz de bu soruya karşı savunma hakkımızı kullanacaktık.

Ama aylardır savcının iddia etmediği ses kayıtları üzerinden tutuklama kararları veriyorsunuz.

MANEVİ CEBİR YOK

5- Tahşiye operasyonu, Hidayet Karaca‘yla ilişkilendirilebilecek bir terör ve korkutma eylemi değil, hâkim ve savcı kararlarına dayanan, Yargıtay denetimine tabi bir adli soruşturmadır.

Hâkim ve savcı kararlarıyla yürüyen bir adli soruşturma ve yargılama, bir korkutma (manevi cebir) unsuru sayılamaz.

Yargılama sonucunda verilen beraat kararları da bu gerçeği değiştirmez.

Aksi halde hiçbir adli soruşturma yapılamaz.

Çünkü her adli soruşturma ve yargılama çeşitli suç mahfillerini veya sosyal grupları etkiler.

Yasak delillere dayanarak müvekkil hakkında ilk tutuklama kararını veren hâkim Bekir Altun, TCK.314 için cebir ve şiddet unsuru olarak Tahşiye operasyonunu gösteriyor ve
suçun oluşması için manevi cebirin kâfi olduğunu belirtiyor.

Oysa Hidayet Karaca ile nasıl ilişkilendirildiği belirsiz olan TAHŞİYE OPERASYONU, BİR SİLAHLI TERÖR EYLEMİ DEĞİL MAHKEME KARARI VE SAVCI EMİRLERİNE DAYALI ADLİ BİR SORUŞTURMADIR.

Operasyonda görevli polisler yönüyle de Tahşiye soruşturmasına bakmak zorundayız. Ne görünüyor?

Hâkim ve Savcı kararlarına dayanarak yürütülen, mahkeme kararlarının kollukça yerine getirilmesi zorunlu bulunan bir adli soruşturma “manevi cebir eylemi” değil, Tahşiye operasyonunu yapanlar için kanunun emrini ifa etmektir.

Size Ceza Kanununun 24. Maddesini hatırlatırım.

Kanunun hükmü ve amirin emri

TCK. 24. – [1] Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.

[2] Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.

[3] Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.

Tahşiye soruşturmasında görevli bu polisler hâkim ve savcı emirlerini yargılama, sorgulama veya değerlendirme hakkı ve yetkisine sahip mi?

Neyin suç unsuru olup olmadığının son kararı savcıya bile bırakılmamışken, polis şeflerinden hâkim gibi davranmalarını mı bekliyorsunuz?

Savcı ve hâkim kararlarına direnmelerini mi bekliyorsunuz?

El Kaide bağlantılı “Tahşiyeciler” olduğu iddia edilen grupla ilgili adli soruşturmada, soruşturmanın operasyona dönüşmesi istikametindeki Savcı/Hâkim emri yerine getirilmek zorundadır.

Bunları ben değil CMK.160 ve 161 söylüyor.

Adli Kolluk birimlerinin Cumhuriyet Savcılarının emirleri veya mahkeme kararları karşısında hiçbir takdir hakkı ve yetkileri bulunmamaktadır. (CMK.160–161)

O halde Tahşiye soruşturmasında hâkim ve savcı emirlerini yerine getiren polis şeflerine değil, onlara soruşturma emirlerini veren Hâkim ve savcılara bakmamız gerekiyor.

Ne görüyoruz?

Bugüne kadar devam eden Tahşiye soruşturma ve yargılamasında savcılığın hukuksuz ve kanunsuz emri olduğuna dair mahkemelerce hiçbir işlem yapılmadığı gibi, hiçbir HSYK işlemi veya şikâyet vuku bulmadı.

Adı geçen Tahşiyeciler grubunun lideri Mehmet Doğan’ın 17 aylık tutukluluk süreci ise mahkemelerin itiraza ve Yargıtay denetimine tabi kararlarıyla gerçekleşti.

Gülerek söylemek gerekir ki Hidayet Karaca‘nın talimatıyla değil.

Savcının Tahşiye soruşturmasının başlaması için harekete geçtiğini ve operasyon için emir verdiğini biliyoruz. Yazılı talimatları var.

Peki, Hidayet Karaca‘nın adli kolluk birimlerine adli soruşturma veya operasyon emri verdiğini biliyor muyuz?

Tahşiye soruşturmasını resmen başlatanlar veya soruşturmaya azmettirenler, bu konuda talimat verenler ortadayken, adli soruşturma konusunda hiçbir talimat verme yetki ve konumu bulunmayan müvekkilim neden tutuklu?

Ama görüyorum ki Tahşiye soruşturmasının savcısı, hâkimi, dönemin Valisi, Emniyet Genel Müdürü bu davada tutuklu değil, şüpheli bile değil.

Tahşiye soruşturmasıyla; müvekkilim Hidayet Karaca arasında hiçbir suç bağı-illiyet rabıtası söz konusu değildir.

Tahşiye grubuyla ilgili adli soruşturma ve yargılamanın, müvekkilimiz Hidayet Karaca ile bağlantısı olduğuna dair hiçbir somut delil olmadığı gibi, emare dahi mevcut değil.

Çünkü pek çok patlayıcı madde ve mühimmatın bulunduğu Tahşiyeciler’e yönelik adli operasyon, TCK.314 şümulünde silahlı bir terör eylemi değil, İl Emniyet Müdürü, İstihbarat Daire Başkanı, Emniyet Genel Müdürü, savcı ve hâkim kararlarına dayanan bir adli soruşturma faaliyetidir.

Şimdinin AKP milletvekili o zamanın İstanbul Valisi Muammer Güler bu operasyonu, basının karşısında “başarılı bir El Kaide operasyonu” diye açıklamadı mı Hâkim bey?

Tahşiye soruşturmasında yakalananlar için “başarılı bir El kaide operasyonu” deyip Emniyet yetkililerini kutlayan Muammer Güler’i ne zaman tutuklayacaksınız?

Operasyona onay veren dönemin İstanbul Emniyet Müdürünü ne zaman tutuklayacaksınız?

Yine operasyona onay veren dönemin Emniyet Genel Müdürü ve AKP milletvekili Oğuz Kağan Köksal’ı ne zaman tutuklayacaksınız?

Onca devlet ve yargı makamının kontrol ve denetimi altında gerçekleşen bir Tahşiye soruşturmasını konuşuyoruz.

Dikkatinizi çekerim:

Anılan Tahşiyecilere yönelik adli soruşturma, hukuk ve kanun gereği;

1-Soruşturma Savcısının
2-Soruşturma sürecinde görev alan hâkim ve mahkemelerin
3-Esasa bakan Ağır Ceza Mahkemesinin
4-İtiraz üzerine esas mahkemesinin kararlarını inceleyen diğer Ağır Ceza Mahkemelerinin
5-Yargıtayın
6-Şahsi suistimal iddiası varsa (yok) HSYK müfettişlerinin

Gözetim, itiraz, müdahale ve denetimlerine tabi olarak yürütüldü.

Kanun gereği bu şekilde yürütülen bir soruşturma ve yargılama henüz kesin hükme bağlanmamışken, bu adli soruşturmaya konu edilmesi hukuksuzdur, kanunsuzdur ve yersizdir.

4 yıldır savcılar neredeydi?

HSYK buharlaşmış mıydı?

Yargıtay hukuka aykırı bir işleyiş ve entrika varsa konu önüne gelmişken “gereğinin takdir ve ifası için” neden HSYK ve Cumhuriyet Başsavcılığına konuyu intikal ettirmedi?

Peki, Aristophanes ve Moliere komedyalarına taş çıkartacak bu tabloda, Hidayet Karaca, Tahşiye soruşturmasında görevli hâkim-savcı ve polis şeflerine nasıl talimat vermiş?

Tahşiye soruşturmasının savcı emriyle başladığını biliyoruz da, Hidayet Karaca ne zaman Başsavcı oldu?

Sanırım sizler de ben de bunu bilmiyoruz.

Hal böyleyken müvekkilim Hidayet Karaca‘nın Tahşiye operasyonu ve operasyonu yapan polis şefleriyle nasıl ilişkilendirildiği, arada mevcut olduğu iddia edilen illiyet bağının, irtibat ve iltisakın nasıl sağlandığı ile ilgili hiçbir delil ve emare yoktur.

—Kaldı ki TCK.314 (Silahlı Örgüt), devlete ve anayasal kurumlara karşı işlenen suçlar bahsidir.

Müvekkilim hakkında açılan soruşturmada ise müşteki Mehmet Nuri Turan’ın içinde olduğu iddia edilen Tahşiye örgütü devletin Anayasal bir kurumu değildir.

Müvekkil ile ilgili suçlamaya esas teşkil eden TCK 314–1 maddesi ile ilgili olarak kanun koyucu “DEVLETE KARŞI İŞLENEN SUÇLAR” kapsamında devletin birliğini, egemenliğini ortadan kaldırmaya yönelik ‘örgüt kurmak’tan bahseder.

Siz hâkimler “evet Tahşiye önemli bir devlet aygıtıdır, iktidardır, hükumetin bir parçasıdır” diyorsanız, beni savunmamda oldukça zor durumda bırakmış olursunuz kabul ederim.

Ama ben haklıysam, siz sofistike bir örgütsel suçun süjesi olmuşsunuz demektir.

Yerel mahkemece karar verilse de yargılaması halen devam eden Tahşiye örgütü devletin resmi bir kurumu olmadığı gibi, hakkında evvelce dava açılmış ve mahkûm edilmiştir.

Daha sonra Yargıtay’dan TMK.10. Md. İle ilgili kurulmuş mahkemelerin kaldırılmasından dolayı usulden bozularak Bakırköy 3.Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2014–307 Esas numarası ile derdesttir. Henüz beraat hükmü kesinleşmemiştir.

Nitekim Tahşiyecilerle ilgili Fethullah Gülen’in soruşturmaya konu konuşmasından tam 1 ay önce Genelkurmay İstihbarat Başkanlığının Tahşiyeciler raporu var. Tahşiyecilere yapılan adli soruşturmayla ilgili dönemin İstanbul Valisi AKP milletvekili Muammer Güler’in El kaide açıklaması, şimdinin AKP Mv. EGM Oğuz Kağan Köksal’ın bilgi ve operasyon imzaları var.

Tahşiyeciler’e yönelik operasyonun MİT raporlarıyla başladığını, İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve EGM Oğuz Kağan Köksal’ın operasyon imzaları olduğu biliniyor.

Eğer bu dürüst ve objektif bir soruşturmaysa, Tahşiye soruşturması bir terör eylemiyse bu sayılan isimlerin ve Genelkurmay İstihbarat Başkanının silahlı terör örgütü yöneticisi olarak tutuklu bulunması gerekirdi.

6-HİDAYET KARACA, SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YÖNETİCİLİĞİYLE SUÇLANMAKTA VE SUÇ KALIBI İÇİN DE “MANEVİ CEBİR YETERLİDİR” DENİLMEKTEDİR.

OYSA SİLAHLI ÖRGÜT YÖNETİCİLİĞİ SUÇ KALIBINDA MANEVİ CEBİR GEÇERLİ DEĞİLDİR.

SULH HÂKİMLERİ OLARAK HEPİNİZ BU VAHİM HATAYI SÜDÜRMEKTE ISRAR EDİYORSUNUZ.

AZİM VE KARARLILIKLA SUÇ İŞLEMEYE DEVAM EDİYORSUNUZ.

Manevi cebir mağduruna iradesini kesen herhangi bir fiziksel kuvvet uygulanmaz. Mağdur(lar) gelecekte gerçekleştirileceği söylenen bir kötülüğün etkisi altında psikolojik baskıya maruz kalmaktadır.

Manevi cebirde kişinin tehdide-gözdağına katlanmak veya zorlanılan eylemi yapmak gibi iki seçenekten birini seçme imkânı vardır.

Hâkim ve savcı kararlarına dayanan Tahşiye adli soruşturmasında manevi cebir oluşturmak suretiyle kime/kimlere davranış seçeneği sunuluyor?

Veya manevi cebir altında kaldığını varsaydığınız kişi veya kişilere illegal olarak dayatılan nedir?

Manevi cebrin en önemli özelliği zorlama altında bulunan kişinin-failin, tehditten sakınabilmek için kasten suç işlemesinde kendini gösterir.

Ve Hidayet Karaca‘nın anayasal düzene yönelik suç işlediği iddia ediliyorsa, bu konuda manevi cebir sonucu belirli davranışta bulunmak zorunda bırakılan muhatap kim olması gerekir?

Devlet organı veya anayasal bir kurum olması gerekir.

Oysa soruşturmanın muhatabı olan Tahşiye grubu ne devlettir ne de anayasal bir kurum.

Yine aynı sokağa çıkıyoruz.

Manevi cebirde hukuka aykırı şekilde korkutulan muhatap anayasal bir kurum olmalı. İllegal bir grup veya adli soruşturmada olan bir kişi veya grup değil.

Yakın zamanda savcımızın şehit edilmesi sebebiyle gerçekleştirilen seri DHKP/C operasyonları var. Muhtelif yerlerdeki aramalarda mühimmat ve patlayıcı madde çıkıyor.

Peki DHKP/C’ye yönelik bu operasyonlarla kimler korkutuluyor Hakim Bey?

Belki de beraat edecek bu gözaltına alınanlar ve tutuklananlar.

Belki de hepsi suçsuzdur ne dersiniz?

Eğer bu kişiler DHKP/C’den beraat ederlerse operasyon kararı verenler, polisler, savcılar ve hâkimler terörist mi?

Belki de şimdiden DHKP/C operasyonu yapan polisleri gözaltına almak gerekir ne dersiniz?

Eğer DHKP/C operasyonu için arama ve gözaltı kararı verenler arasında siz de varsanız ne olacak?

Beraat edenler çıkarsa ne emek gerekir karar vericiler için?

Böyle düşünürsek yargı faaliyeti diye bir şey kalmaz.

İşlenen suçlarda maddi gerçeği ortaya çıkarmak için yapılan yargılama kelimesinin içi tamamen boşalır.

Çıkmaz sokaktan çıkacağım diye önünüzdeki masum insanların evini yıkamazsınız Hakim bey!

Çıkmaz sokaktan ancak geriye dönülerek çıkılır.

Geriye dönün ki geçte olsa vicdan ve adalet kıpırtılarından bahsedelim.

İstihbarat raporları ve suç şüpheleri gereği, hâkim ve savcı kararlarıyla operasyon yapılan Tahşiyeciler ne zamandan beri devlet oldu?

El Kaide ne zamandan beri devletin anayasal organı oldu?

Hidayet Karaca‘nın bir dizi senaryosundaki repliklerle adli makamlara ve emniyet güçlerine nasıl talimat verdiği, adliyenin ve polislerin Hidayet Karaca ile nasıl bir bağlantı
içinde olduğuna dair zerre bir olgu yok.

Delil hiç yok.

Ayrıca manevi cebir, hukuka aykırı bir suretle gerçekleştirilmeli. Burada ise Hidayet Karaca‘yı da hiç ilgilendirmeyen ve kendisiyle bağlantısı bulunmayan hukuk ve kanuna uygun yürütülen bir Tahşiye adli soruşturma ve yargılaması var.

Hukuk ve kanuna uygun usulde yürütülen diyorum çünkü aksi durum olsaydı itiraz mahkemelerinden Yargıtay’a kadar pek çok kez soruşturma ve yargılamada suç ve hukuka aykırılık bulunduğu defaatle ifade edilirdi.

Hâkim ve savcılar hakkında bunca yıl geçmeden soruşturma açılırdı.

Ve TAHŞİYE OPERASYONU TÜM MÜLKİ AMİRLERİN, Emniyet Genel Müdürünün BAKANLARIN GÖZÜ ÖNÜNDE YAPILDI

Operasyonda İstanbul Emniyet Müdürünün, Emniyet Genel Müdürünün, İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal’ın zamanın İstanbul Valisi Muammer Güler’in onayları var.

Genelkurmay İstihbarat Başkanlığının Tahşiye Grubunun El Kaide bağlantıları ile ilgili istihbarat raporu var.

Şimdi Tahşiye grubuna yönelik mahkemece beraat kararı verilmiş olması, yapılan bu soruşturma ve yargılamayı hukuka aykırı hale getirmiyor.

O soruşturma ve yargılamayı entrika ve tezgâh haline getirmiyor.

Sadece Tahşiye sanıklarının terör suçu işlemediğiyle ilgili bir değerlendirme yapılıyor. Karar henüz kesinleşmedi, Yargıtay aşaması var.

Kaldı ki bu karar oldukça şaibelidir çünkü Tahşiye davasına bakan mahkeme heyeti kuşkulu bir şekilde değiştirildi.

Yoksa herhangi bir soruşturmada beraat eden kişiler söz konusu olursa, madem bu kişiler suç işlemedi neden soruşturma yaptınız diye binlerce savcı ve hâkime soruşturma
açmak zorunda kalırdınız.

Hukuk sisteminde binlerce yargılama yapılır, mahkûm olanlar olduğu gibi beraat edenler de olur.

Bir davada sanıklar beraat etti diye hâkim ve savcı veya soruşturmada görevli polislerin suç işlediğine hükmedilemez.

14 Aralık soruşturmasında ve Hidayet Karaca‘nın tutuklanmasında darbe suçlaması yok fakat maddî ve manevî cebir suçundan tutuklama kararı verildi.

Maddî ve manevî cebir suçlaması, aslında anayasal suçlarda hükümeti devirmeye yönelik TCK 309, 311 ve 312 için geçerli.

Sulh ceza hâkimi Bekir Altun’un TCK.314’e göre manevî cebiri değerlendirmesi doğru değil.

Çünkü Hidayet Karaca silahlı terör örgütü yöneticiliğiyle suçlanıyor.

Silahlı örgüt kurmak ve yönetmek suçunda manevi cebir ile ilişki kurulamaz.

Hâkim bey!

Tahşiye soruşturmasıyla Hidayet Karaca ve soruşturmada görevli polisler arasında bu şekilde bir bağ kurmaya çalışarak ağır bir kanunsuzluk yapıyorsunuz.

Şunu açıkça söylemek isterim.

Hiçbir ilgi ve talimatı bulunmadığı halde:

Eğer Hidayet Karaca dizideki replikler suretiyle değil, açık açık genel yayın yönetmeni ve kanal müdürlerini çağırıp bu Tahşiye grubu hakkında bol bol haber yapıp devletin dikkatini bu konuya çekelim, adliyenin dikkatini çekelim deseydi, asla suç olmazdı zira gazeteciliğin ve medyanın genel fonksiyonlarından birini icra etmiş olurdu.

Çünkü takdir haberi yapan veya konuya dikkat çeken TV veya gazetede değil, adli makamlardadır.

Hâkim ve savcı karar vermeden hiçbir dizi, haber ve yazı kendiliğinden sonuç doğurmaz. Soruşturmaya ve operasyona dönüşmez.

Basın ve medyanın bir konuda adliyenin ve devletin dikkatini bir konuya çekmesi, burada suç var demesi, sorgulanabilecek bir davranış değil, gazeteciliktir. İfade özgürlüğü
ve düşünceyi yayma özgürlüğüdür.

Oysa müvekkilimiz Hidayet Karaca‘nın ne böyle bir talimatı vardır ne de Tek Türkiyedizisine müdahalesi.

Hidayet Karaca‘nın kanunsuzca tutuklu bulunduğu her gün tutukluluğu devam ettiren hâkimler açısından örgütsel bir suçtur.

Neden?

Çünkü bizzat bazı Sulh Ceza Hâkimlerinin “dosyaları okumuyoruz, bize liste veriyorlar biz de ona göre kimini serbest bırakıyoruz kimini de tutukluyoruz” şeklinde itirafları var.

Demek ki içlerinde işlediği suçu bilenler de var.

Veya vicdan azabı duyanlar da var.

Ama bunlar hukuk ve kanun dışı, örgütsel şekilde hükumetle hareket eden hâkimleri kuşkusuz kurtaramayacaktır.

Elbet bazı hâkimlerin “2023’e kadar alternatifleri yok” diyerek hukuk ve kanunu kenara ittiği AKP döneminin sonu gelecek. Veya AKP zayıflayacak. O zaman ne olacak Hakim
bey?

AKP talimatlarını uygulamaktan başka kanun tanımayan bu hâkim ve savcılar kendi istikballerini hiç düşünmüyorlar mı?

Çünkü bu defa alenen kanunsuzca tutuklama kararları veren, kendi söylemleriyle ellerindeki listelere göre tutuklama verip geçen sizler gibi bu hâkimler de soruşturulacaklar
ve tutuklanacaklar.

AKP’den başka hangi siyasal kimlik gelirse gelsin yaşananların toptan hesabını soracak.

Sizin güvendiğiniz hukuksuz kanunlar 1 saatte değişecek.

Sırf iktidarın kötü emellerine alet oldukları için siyasal ihtiraslara alet olan hâkim ve savcılar hapse girecekler ve ailelerini boynu bükük bırakacaklar.

Değer mi Hakim bey?

Adliye koridorlarına çıktığınızda diğer meslektaşlarınızın yüzüne nasıl bakabiliyorsunuz?

Bugün AKP Hükumeti savcı ve hâkimlerin can güvenliğini bile sağlayamıyor hatta sağlamıyor. Hâkim ve savcıları terör örgütlerinin boy hedefi haline getiriyor. Korumalarını
ısrarla geri çekiyor.

Belki de “onlar AKP muhalifi savcı ve hâkimler” diye düşünüyorsunuz içinizden.

Ama onlar neye muhalif olursa olsun sevinçleri ve kederleri olan insanlar değil mi?

Onlar da hâkim ve savcı değil mi?

Onların yaşama hakkı yok mu Hakim bey?

Bunlar da bir yana uluslararası yargı organlarının AKP’nin EL Kaide, IŞİD, El Nusra gibi terör örgütleriyle hukuksuz ilişkilerini yargılayacağı günler yakındır.

Ve AKP’nin bu politikalarına payanda olan hâkim ve savcılar da bu uluslararası takipten payını alacak.

Sonuçta Hidayet Karaca‘nın tutuklu kaldığı her bir gün, esasen Sulh Ceza Hâkimlerinin manevi cebir suretiyle medya ve topluma yönelik işlediği, manevi cebirle işlediği illegal
örgütsel eylemdir.

Sonunda yargı önüne çıktıklarında hiçbir mazeretleri olmayacak. İktidar bizi sıkıştırdı deseler de sizin de bileceğiniz gibi kurtulamayacaklar.

Çünkü Anayasa 137 gereği, konusu suç teşkil eden emir ve talimatlar asla yerine getirilmez.

7- Sulh Ceza Hâkimliklerinin kuruluş ve faaliyeti anayasaya ve AİHS’ye aykırıdır. Tabii hâkim ilkesine aykırı olduğu gibi etkili itiraz yolu açısından da normal bir yargı mercii
olarak kabul edilemez. Nitekim bu husustaki başvuru AYM’dedir.

AYM ve AİHS’den çıkacak ihlal kararları, bu soruşturma sürecini tamamen çökertecek ve hukuksuz olduğunu ilan etmiş olacaktır.

Anayasa Mahkemesinden siyasal bir karar çıksa bile, AİHM’nin Sulh Ceza Hâkimliklerini mahkûm edeceğini siz de çok iyi biliyorsunuz.

Bu süreçler berraklaşmadan müvekkilimizin beraat edeceği kesin bir sonuç olarak ortadayken, tutuklu olarak bekletilmesi ağır ve isabetsiz bir uygulamadır.

8- HİDAYET KARACA İÇİN ADLİ KONTROL UYGULAMASININ NEDEN YETERSİZ OLDUĞUNU HİÇBİR SULH HÂKİMLİĞİ AÇIKLAYAMADI. ARTIK KAÇMA ŞÜPHESİ OLMADIĞINI
DA KABUL ETMENİZE RAĞMEN HUKUK VE KANUN DIŞI TUTUKLAMAYI DEVAM ETTİRİYORSUNUZ.

AYNI SUÇ TİPİYLE İTHAM EDİLEN VE ADLİ KONTROL UYGULANAN EKREM DUMANLI İLE HİDAYET KARACA’YA YÖNELİK FARKLI KORUMA TEDBİRİ UYGULAMASININ
SEBEBİNİ AÇIKLAYAMADINIZ.

Sulh Hâkimliklerinin son kararlarında artık Hidayet Karaca için “kaçma şüphesi”nden bahsedilmiyor.

Çünkü kaçacak kişi soruşturma riskini hissettiğinde kaçar veya kaçma alameti gösterir.

Bu minvalde sosyal medya fenomeni Fuat Avni’nin gözaltı listesi yayınlamasıyla birlikte, “kaçabileceği” kabul edilen kişilerin kaçması veya kaçma alameti göstermesi beklenir.

Lakin müvekkilimiz ve adı geçen şüphelilerin hiçbirisinde kaçma alameti görülmediği gibi, bilakis adliyeye gidip haklarında soruşturma varsa ifade verme arzusu gösterdikleri görülmüştür.

Kaçma şüphesi hususunda somut delil var diyebilmek için, kaçma gayesini gösteren bir bilet, uçakta yer ayırtma, teknik takipte kaçma ve zamanlamasına yönelik konuşmaların mevcut olması gerekir.

Kaldı ki, kaçma şüphesini telafi edebilecek adli kontrol mekanizması CMK.109’da detaylı bir şekilde düzenlenmiştir. Soruşturmadan haberdar olduğu halde, gerek savcılığa müracaat eden, gerekse gözaltı için kendisi emniyete giden bir insana “adli kontrolün yetersiz kalacağını” isnat etmek hayatın olağan akışına aykırıdır. Nitekim adli kontrolün neden yetersiz kalacağı hususu, tutuklama kararı veren Sulh Ceza Hâkimince izah edilmemiş, “adli kontrolün yetersiz kalacağı” ifadesiyle konu AİHS ve anayasaya aykırı bir şekilde geçiştirilmiştir.

Nitekim Ekrem Dumanlı hakkında da silahlı terör örgütü yöneticiliği iddiası hâlihazırda mevcutken, isabetli bir uygulama ile adli kontrol kararı verilmiştir.

Aynı suç tipiyle itham edilen Hidayet Karaca‘nın ne farkı var?

Şimdilerde moda gerekçe şu oldu: “Suçun kanundaki ceza miktarları dikkate alındığında adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı”

Aynı suçtan soruşturulan Ekrem Dumanlı için yeterli oluyor da Hidayet Karaca için neden kâfi değil?

Bunu hiçbir hâkimlik açıklayamadı, açıklayamıyorsunuz.

Oysa yakın geçmişte dünya kamuoyunun yakından takip ettiği ülkemizde görülen Ergenekon-Balyoz gibi büyük davalarda, adli kontrol uygulamasının yaygınlaştırılması, haksız ve uzun tutuklulukların önüne geçilebilmesi için, CMK.109’daki uygulama üst sınırı kaldırılmıştır. Burada kanun koyucunun gayesi tutuklamaya nazaran adli kontrolü teşvik etmek, tutuksuz yargılamayı yaygınlaştırmaktır.

Haklarında 4 kez müebbet istenenler adli kontrolle serbest bırakıldı o davalarda.

Ne demektir “suçun kanundaki ceza miktarları dikkate alındığında adli kontrol yetersiz” ifadesi?

Anlaşılan şudur: Onlar serbest bırakılmak isteniyordu, hidayet karaca ise cezaevinde tutulmak isteniyor.

Ve bu kanunsuz isteğe hukuk ve kanuna uymasa da vitrin süsü gerekçeler üretiliyor.

Söz tükendi Hakim bey.

Bunca çığlığımın muhatabı siz değil tarih ve insanlıktır.

Çünkü sizin adaletinize inanmıyorum. Ama müvekkilim için hiç olmazsa tarihin ve insanlığın vicdanına tam da buradan seslenmek zorundaydım.

Adalet duygusunu kaybetmiş milletlerin istikbali yoktur. Sizlerin ve siyasetin kanunsuzlukları sayesinde millet yanardağlar üstünde mesken tuttu.

Belki de yakın gelecekte insanlar kendi adaletlerinin peşine düşecekler.

Adalet sefinesinde açtığınız delikler yıllarca tamir edilemeyecek.

Kökünden baltalanan yargı ağacı, çoğu zaman kesenin üstüne devrilir.

Sanırım öyle olacak.

Masum müvekkilim Hidayet Karaca için bugün savunma görevimi yaptım.

Hidayet Karaca‘yı savunmak, hukukun gereğini yapın demekten başka bir şey değil.

Bugün Hidayet Karaca‘yı savunmak, hukukun namusunu savunmaktır.

Şimdi kararınızı beklemeden ve duymak istemeden buradan ayrılıyorum.

Kararınızı, size “adil bir hâkim” olarak bakan siyasete bildirin.

Sizin adaletinize inanmayan hukukçulara ve bana değil.

Reklamlar