Etiketler

, , , ,

Ali ÜnalHz. Hüseyin’i (r.a.) Kerbelâ’da durduran ordunun ilk komutanı Hür bin Yezid, hadiselerin tırmanıp da Hz. Hüseyin’in katledileceği noktaya geleceğini beklemiyordu.Ne var ki, hadiseler bu noktaya doğru tırmanınca tereddüt geçirmeye başladı. Aynı orduda yer alan Muhacir ibn Evs, ondaki bu tereddüdü görünce, “Hür, ne oluyor? Bana Kûfe’de en cesur kimdir diye sorsalar tereddütsüz senin ismini verirdim!” diye sordu

Hür, “Cennet ile Cehennem arasında tercih tereddüdü yaşıyorum!” dedi ve az bir duraksamanın ardından “Ben Cennet’i tercih ettim!” diyerek atını Hz. Hüseyin tarafına doğru mahmuzladı. Hz. Hüseyin, onu “Şimdi adın gibi hür oldun!” diye karşıladı.

Mahkûm, inancından, düşüncesinden ve hak yolundaki mücadelesinden dolayı demir parmaklıklar arasına konan; hür ise, hak, hukuk ve adalet mücadelesiyle alâkası olmayıp, sokaklarda serbest gezen değildir. Hür; kadın, evlât, servet, makam, araba, eşya, meslek ve kazanç gibi şehvetlerine gem vurmuş ve hayatını hak, hukuk ve adalete vakfetmiş yiğit; mahkûm ise, hak, hukuk ve adaleti şehvetlerinin mezbahasında kurban etmiş ve bunu Kurban bayramında hayvan boğazlamakla örtmeye çalışan bir bedbahttır. Hür, sadece Allah’ın önünde rükû ve secdeye varıp, başka bütün otoritelerin önünde eğilmeyi Allah’a kul olmaktan ibaret varlık gayesine zıt gören; mahkûm ise, şehvetlerine, hasis menfaatlerine, korkularına ve bunlar uğruna despot otoritelere boyun eğip, sonra da bunu güya kıldığı namazla gizleyen talihsizdir.

Zincirler, zindanlar, hür insanı asla hürriyetinden edemez; şehvetlerine esir asıl mahkûmlara ise saraylar, makamlar, ordular, servet, kısaca, hiçbir şey hürriyet kazandıramaz. Epiktetos, Lateramus’u Neron karşısında şöyle konuşturur: “Beni zincire vurmakla mı tehdit ediyorsun? Bunu yapamazsın; sadece bacaklarımı zincire vurabilirsin ama irademi asla!” Neron’un “Hemen boynunu vurduracağım!” tehdidi karşısında ise şöyle der Lateramus: “Ben, ne vakit boynumun vurulmama imtiyazı olduğunu söyledim ki!” Evet, Hz. Bediüzzaman da kendisini idamla yargılayan 31 Mart mahkemesi karşısında öyle dememiş miydi? “Bu haydut hükümet istibdat döneminde akla düşmanlık ederdi; şimdi de hayata düşmanlık ediyor. Eğer hükümet böyle olursa yaşasın delilik, yaşasın ölüm! Zalimler için de yaşasın Cehennem!”

Hocaefendi’nin yıllar ve yıllar önce yazdığı gibi, hakikî hürriyet, vicdan huzuru ve irade zenginliğidir. Prangaya vurulmuş, zindanlara tıkılmış hürlerin sadece bedenleri esirdir; şuursuz kitleler halinde akıp giden sözde hürlerin ise yüzlerce esaretleri vardır. Esaret ve hürriyeti birbirine karıştıran bu bedbahtlar, cehaletin elinde, her gün bir oyun ve kaprisin elinde, şöhretin, makamın, şehvetin, paranın ve daha binlerce mel’anetin elinde esirdirler. Bütün bu esaretlerin ötesinde onları korumaya da esir bu sözde hürlerin gözlerine uyku girmez; her an vicdanlarının aleyhlerindeki hükmü altında sürüm sürümdür onlar.  Cehennemî kâbuslar birbirlerini kovalamaktadır gönüllerinde. Bedenleri mahkûm, ruhları ve iradeleri sonsuzluklarda pervaz eden hürlerin ise ne şöhret, ne servet, ne makam ruh dünyalarında bir bulantı meydana getirebilir. En büyük hınçlarını, öfkelerini şuna buna zincir vurmakla yaşayan esir bedbahtlar ise akıl erdiremez buna. Yığın yığın kalabalıklar, kalblerinde dayanağı olmayan bütün yolsuzlar ve yollarını yitirmişler, bir dane yüzünden kapana kısılmış topyekün muhterisler, eski devirlerin esir pazarlarında alınıp satılan zavallılarından daha sefil ve daha talihsizdirler. Bunlar, şahsî menfaatleri, kinleri, öfkeleri adına cihanı yangına da verseler, ancak esaretlerini arttırır ve hicrandan kurtulamazlar.

“Zindandaki hürlerden dışarıdaki milyonlarca esire, esaretlerine duyduğumuz üzüntülerimizle…”

Ali Ünal / 16 Mart 2015
Reklamlar