Etiketler

, , , , , , ,

Arzu Kaya Abd‘Beyaz Saray, Davutoğlu’nu muhatap almıyor’

Yıllardır ABD’de yaşayan Huffington Post yazarı Arzu Kaya Uranlı, Cumhuriyet Gazetesi’nden Emir Ekşioğlu’na çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İşte Huffington Post yazarı Arzu Kaya Uranlı’nın Emir Ekşioğlu’na yaptığı açıklamalar:

Peter Dreier, Chris Weigant, H.A. Goodman gibi çok beğendiğim isimlerin yazdığı Huffington Post benim için vazgeçilmez bir portal. Arianna’nın lütfu Huffington Post’ta yazılarına rastladığım Arzu Kaya Uranlı da kuşkusuz buranın en güçlü kalemlerinden biri. Dobra ve saydam bakış açısını naiflikle harmanlayarak önemli yazılar ortaya koyan Uranlı, aynı zamanda ABD’de çok başarılı bir televizyon geçmişine sahip. Dünyanın kalbi olarak nitelendirilen New York’ta bu kadar önemli başarılara imza atmış bir Türk ile, tanışıp, röportaj yapmak benim için bir hayli keyifliydi.

Öncelikle şunu çok merak ediyorum; Huffington Post’a’ geçişiniz nasıl oldu?

Ben 1998’den beri New York’ta serbest gazeteci olarak çalışıyorum. Bu süreçte 2000-2004’te Power FM radyosunun ve 2003-2006’da Aydın Candabakoğlu yönetimindeki Tercüman Gazetesi’nin ABD temsilciliği dahil olmak üzere Türkiye’de farklı kurumlarla çalıştım. 2011 yılından beri de Zaman Medya Grubuyla çalışıyorum ve Today’s Zaman gazetesinde haftalık köşe yazıyorum. 2013 martında New York’ta her yıl düzenlenen BM Kadının Statüsü Komisyonu’nun 57. toplantısı kapsamında organize edilen bir panele konuşmacı olarak katılan Huffington Post’un sahibi ve kurucusu Arianna Huffington ve o zaman Daily Beast’ in genel yayın yönetmeni olan Tina Brown ile orada ropörtaj yapma imkanı buldum. Daha sonra Today’s Zaman’da bu röportajlara ilişkin kaleme aldığım makalemi okuyan Arianna Huffington, Huffington Post için de yazmamı teklif edince  Huffington Post ailesine katıldım.

Huffington’da yazmanın en büyük avantajı nedir?

Çeşitliliği kucaklayan global bir haber portalına yazmak, farklı kitlelere ulaşabilme şansı vermesi açısından önemli. Hele de şu “değerli yanlızlık” döneminde!

Amerika serüveniniz nasıl başladı ?

ABD’ye 1996 yılında eşimle birlikte yüksek lisans eğitimi için öğrenci vizesi ve dört valizle -ailelerimize okullar biter bitmez dönmek sözüyle- geldik. Ben MSÜ Türkoloji mezunuyum. Üç yıl bir devlet lisesinde edebiyat öğretmenliği yaptım. Eşim İTÜ Denizcilik Yüksek Okulu mezunu. O da 6 yıl uzun yol kaptanı olarak görev yaptı. Yurt dışında eğitim deneyimi yaşamak arzusuyla New York’a geldik. Zira gelmesek, henüz 20’li yaşlarda mesleki açıdan emekliliğimizi beklemekten başka hayatımızda heyecan verici bir şey olmayacağı kanısına kapılmıştık.  Ben NYU’da Radyo Televizyon yayıncılığı okudum. Eşim SUNY’de taşıma yönetimi yüksek lisansı yaptı. Bu arada özellikle Huffington Post’a yazmaya başladıktan sonra  okurlardan Orta Doğu, İslam, İslam’da kadın, İslam hukuku konularında gelen sorulara daha yeterli cevap verebilmek için geçen sene İslam çalışmaları Hristiyan Müslüman ilişkileri konusunda yüksek lisans yapmaya başladım.

ABD’de çok başarılı bir televizyon geçmişiniz de var…

1998 yılında gayet idealist duygularla  Turkuaz TV’yi kurdum. New York’ta yayın yapan bir yerel televizyon olan QPTV’nin sertifika programını bitirerek orada yapımcı olarak yayın yapma hakkı kazandım. Aynı zamanda New York Üniversitesi’nde de Radyo Televizyon yayıncılığı okumaya devam ettiğim günlerde, metin yazarlığından seslendirmesine; sunumundan montajına her şeyini kendim yaptığım haftalık programlarım New York’ta Queens, Brooklyn ve Manhattan’da yayınlanmaya başladı. Ancak ben bu çabayı bir televizyon sahibi gibi değil de, ABD’de yaşayan Türk toplumunun sesini duyurmaya çalışan heyecanlı bir genç olarak sarf ettim. Benim gibi bu işe gönül vermiş arkadaşların işin ucundan tutacağını ve bu yayınların bir bayrak yarışı gibi süreceğini umdum ama öyle olmadı. Sorumluluklarım arttıkça arztık zaman ayıramadığım için Turkuaz TV’nin yayınlarını dondurmak zorunda kaldım ama yayın hakkım baki.

ABD’de ve Türkiye’de gazetecilik yapmanın, medya sektöründe yer almanın farkları nelerdir?

Haber görseliİfade özgürlüğü evrensel bir hak olmasına rağmen yaşananlar gösteriyor ki, Türkiye’de ve ABD’de tanımı aynı değil. 2018 yılında ABD’de azınlık ailelerde doğan çocukların çoğunluğu oluşturması bekleniyor. Büyük resimde ABD’nin çoğulculuk merkezli politikaları destekleyerek bu gerçekle yüzleşmeye hazırlandığını görüyoruz. Oysa, Türkiye’de Kürtler, Aleviler, gayrimüslimler ve iktidar partisiyle birlikte hareket etmeyen kimi Sünni Müslüman gruplar AKP politikalarının kurban olabiliyor. Bunu durumu haberleştiren ya da sadece Tweet yazarak konuya dikkat çekmek isteyen gazetecilerin başı ise derde giriyor. Daha yeni Sedef Kabaş, Hollandalı serbest gazeteci Frederike Geerdink, gazetenizin yazarları Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya, Zaman gazetesinin genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı ve Taraf yazarı Mehmet Baransu haber alma ve verme haklarını kullandıkları için Hükümetle karşı karşıya kaldı. Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın tutukluğu sürüyor. Örnekleri tek tek saymaya kalksak röportaj bitmez. Maalesef, en çok tutuklu gazetecisi bulunan ülkeler arasında başı çekiyoruz.

ABD’de ifade özgürlüğünün teminatı sayılan ‘First Amendment (Birinci Anayasa Değişikliği)’e göre “Kongre, ifade ve basın özgürlüğünü, insanların barışçıl bir şekilde toplanmasını veya devlete sıkıntılarını anlatmasını kısıtlamak için kanun çıkartamaz.” Peki, biz mahkeme kararı ile  2014 yılının Ocak ayında  jandarmanın Adana ve Hatay’da durdurduğu, Türkiye istihbarat teşkilatına ait olduğu söylenen ancak  Suriye’deki İslamcı militanlara silah kaçırdığından şüphelenilen kamyonlara dair haber yapılmasına yasak getirilmesini özgür basın ilkesi ile nasıl bağdaştırabiliriz? 2014’te Nedim Şener’e basın özgürlüğü ödülü veren ABD menşeyli Gazetecileri Koruma Vakfı (CPJ) idari müdürü Joel Simon, geçen Şubat ayında Türk hükümetini Türkçe bir mektup gönderek yetkililerin hassas konulara devamlı yayın yasağı getirerek halkı haber alma hakkından mahrum ettiğini söyleyerek eleştirdi. CPJ 17 Aralık sonrasında sık sık Türkiye’ye yönelik uyarı mesajları yayınlıyor. Freedom House, Amnesty İnternational Türkiye’deki durumu yakından takip ediyor.

 Türkiye gündemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Zaten arızalı olan demokrasi artık can çekişir halde. Türkiye zor bir süreçten geçiyor.  İmparatorluk artığı bir ulusal devletin, askeri laik sistemden özgür demokrasiye geçişinin tarihi yazılıyor. Sivil toplum olmayi, demokrasinin ne olduğunu, politik İslam’ın kültür dokumuza uymadığını yaşayarak ogreniyor; sekülerizmin gereğinin idrakına varıyoruz.    Türkiye’nin refaha ulaşmasını isteyen herkes gibi ben de bu süreci en az hasarla atlatıp gün ışığına ulaşmayı diliyorum. Geçen yaz sırf oy kullanabilmek için Türkiye’ye gidiş tarihimizi değiştirdik. Ancak, bulunduğumuz tatil beldesinde bir çoklarının çılgınca şikayetçi olmasına rağmen tatilini yarıda kesmemek için oy kullanmadığına tanık olmak moral bozucuydu. Sosyal medyada ona buna çatarak  bir şeylerin değişeceğini uman büyük bir kesim var. Hoş bu yasaklamalar devam ederse yakında sosyal medya da kalmayacak!

ABD-Türkiye ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugünlerde Türkiye-ABD ilişkileri son yirmi yılda hiç olmadığı kadar kopuk. Bunda tabii ki Washington tarafından otokrat, ABD karşıtı ve antisemitik bir lider olarak görülen Erdoğan’ın direkt etkisi büyük. Bunun yanı sıra AKP Hükümetinin en büyük hatalarından biri de, Amerikan siyaseti üzerinde son derece etkili olan ve farklı ideolojik eğilimleri temsil eden Wall Street Journal, New York Times, Washington Post ve CNN gibi yayın organlarını karşısına almak oldu.

Başbakan Davutoğlu’nun son ziyaretinden sonra ılımlı bir değişim olmadı mı?

Başbakan olduğundan bu yana Ahmet Davutoğlu’nun Obama’yla telefonla bir kez bile görüşemediği sır değil. Davutoğlu’nu başkan yardımcısı Joe Biden’in bile pek muhatap almadığı söyleniyor. Geçen hafta New York’a kadar gelip Washington’a uğramaması herhangi bir ısınma olmadığının en açık göstergesi.

ABD’nin Türkiye’ye, Erdoğan ve iktidara bakışı nasıl sizce?

Daha geçen hafta ders verdiğim The New School’da düzenlenen bir panelde Cumhurbaşkanı Erdoğan, 250 lider arasında -Kuzey Kore’nin Kim’lerinden sonra- dünyanın en güçlü ikinci diktatörü seçildi. Her gün başka bir yerden benzer haberler geliyor. Gezi adeta bir milattı ve sonrasında uluslararası platformda Türkiye’nin imajı yerle bir olmuş durumda. Avrupa Birliği yolundaki Türkiye, Orta Doğu için bir umuttu. İslam demokrasi sentezinin başarılı bir örneği olarak bir modeldi. Oysa şimdi Erdoğanizmin kol gezdiği,  art arda gazetecilerin tutuklandığı, yolsuzluk batağına saplanmış tipik bir Orta Doğu ülkesi görünümünde.

İki ülke arasında bu gerginlik sosyal hayatta hissediliyor mu?

Sadece ABD basınında değil, tüm dünya basınında sık sık Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığına yönelik haberler çıkması üzüntü verici. Hükümetler arası problemin kişilere dayalı olmadığı, ABD’de tüm AKP yönetimine karşı bir tepki yaşandığı biliniyor. Bu yıl, 24 Nisan’da, Ermeni Diasporası’nın soykırım iddialarının yüzüncü yıl dönümünde, Amerikan Temsilciler Meclisi gündemine tekrar sokulan Ermeni tasarısının, bu gerginliğin  etkisiyle onaylanma ihtimalinin çok yüksek olduğu söylentileri var. Hatta buna karşılık Türkiye’nin, ABD’nin başkentinde alelacele kurduğu hükümet güdümlü düşünce kuruluşlarına bir yenisini ekleme arifesinde olduğu biliniyor. Sadece başkentte değil başka yerlerde- özellikle  New York çevresinde de- mantar gibi yeni kurumlar faaliyete geçiyor. Her gün yeni bir dernekle karşılaşıyoruz. ABD’de yaşayan Türk toplumu tarafından bu durum endişe ile karşılanıyor çünkü bu kurumların Türkiye hükümetinin sağladığı fonlarla kurulduğu biliniyor. Ancak bu tampon çözümlerin Türkiye’ye faydasından çok zararı olacağını düşünenler çoğunlukta.

”Hükümet Osmanlı romantizmi içerisinde”

Peki siz aynı zamanda bir Today’s Zaman yazarı olarak AKP-Cemaat kavgasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Önce şunu netleştirelim, ben Cumhuriyet gazetesi okuduğu için komunist suçlaması ile işine son verilmiş fertlerin yer aldığı, sosyal demokrat bir ailede yetiştim. Okuduğu, yazdığı gazete üzerinden insanların bir şablona oturtulmasına karşıyım. Her şey siyah beyaz değil; grinin 50 gölgesi hayatın her alanında var. Yani sorularınıza Today’s Zaman yazarı olmasaydım da aynı cevapları verirdim.
Türkiye’deki son durumu Cemaat AKP kavgası olarak tanımlamak eksik olur. 17 Aralık 2013’te ortaya çıkmış devasa bir yolsuzluk iddiası var. Üstelik bu iddiaların aydınlatılması yolunda hiç bir çaba harcanmadığı gibi yargıya darbe yapılmış, çıkarılan yeni yasalar ve usulsüz uygulamalarla hukukun önü kesilmiş; yasaklar sınırlamalar arttırılmış. Toplumun her kesimi arasında uçlar sivrilmiş, Kürt meselesi, Ermeni meselesi, Alevi meselesi gibi Cumhuriyet tarihi boyunca çözümlenememiş meseleler tavan yapmış ve saçma sapan sebeplerden Musevi azınlığın da kalbi kırımış durumda. Bakın, AİHM’nin 552 ifade hürriyeti ihlâl kararının 231’i yani %41,8’i Türkiye’ye ait. İç güvenlik paketi endişe verici… Üstelik, bütün bunlar olup biterken akıllara zarar bir saray yaptırılıyor, başkanlık sistemi getirilmeye çalışılıyor. Kısaca, Türkiye’de gözle görülür şekilde bir rejim değişikliği sürecine tanık oluyoruz. Cumhurbaşkanının ve hükümetin bu yolsuzluk iddialarını ortadan kaldıracak ciddi girişimleri olmadığı sürece, sadece cemaatle değil herkesle kavgaları devam edecek. O yüzden Osmanlı romantizmi içindeki hükümet, adeta ‘devletin selameti için kardeş katli caizdir’ prensibiyle ‘paralel’ iddiasını ortaya sürüyor ve cemaati şeytanlaştırarak kendi elini güçlendiriyor. Bir kesim dine zaten mesafeli olduğu için hem AKP’yi hem Hizmet’i canavar olarak görüyordu zaten ama ‘pararlel canavar,’ -belki de şu anda Türkiye’nin çoğunluğunu oluşturan- muhafazakar kesimin bölünmemesi, direk AKP’ye destek olarak dönmesi için gayet kullanışlı bir argüman. İşe yaradığı da açıkça ortada.

ABD’nin cemaate yaklaşımı nasıl?

ABD’de ve dünyada çoğulculuk (pluralizm) ilkesiyle hareket eden dini temelli bir çok sivil toplum kurumu var. Hizmet hareketi de onlardan sadece biri; Türk ve İslam temel taşları üzerine kurulmuş bir sivil toplum hareketi.

Sizin cemaat organı Today’s Zaman’da yazmanız nasıl başladı?

Ben Hizmet Hareketi ile 2004’te, gazeteci olarak davet edildiğim bir dialog yemeği programı dolayısıyla tanıştım. O yıllarda, şimdi Today’s Zaman’ın genel yayın yönetmeni olan Bülent Keneş de Anadolu Ajansı’nın New York temsilcisi olarak ABD’de görev yapıyordu. Meslektaş olarak tanışmamız o zamanlara uzanıyor.

Today’s Zaman ve Huffington Post dışında hangi gazeteleri, portalları takip ediyorsunuz?

New York Times ve Washington Post’ u düzenli okuyorum. İnternet üzerinden WSJ, Guardian, Independent  başta olmak üzere bir çok yayını takip ediyorum. Özellikle Türkiye ile ilgili haberleri daha çok Twitter’da takip ettiğimden bir haberi farklı açılardan okumak için bir çok gazete ve haber portalına göz attığım oluyor.

Takip ettiğiniz köşe yazarları vardır sanırım..

New York Times’dan Thomas Friedman ve Nicholas Kristof, Washington Post’tan Eugene Robinson’u düzenli takip ediyorum. Ayrıca bir süredir The Daily Beast’te ve CNN’de yazan Dean Obeidallah’ı da izliyorum.

Son olarak, Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz?

“Kul kurar kader gülermiş” derler ya, bizimki öyle. Dönmek istedik ama bugüne kadar olmadı. Artık dönme planı yapmıyoruz. Ama zaman ne gösterir, beş yıl sona ne olur belli olmaz. Rahmetli Turgut Uyar’ın dediği gibi “aşkım da değişebilir gerçeklerim de.”  Gurbette yaşayan herkesin yüreğinin kuytularında bir dönme ümidi vardır. Şimdilerde bir Amerikan üniversitesinde Türçe ve Türkiye hakkında dersler veriyorum, vatansever bir yazar olarak  uluslararası medyada sesimizi duyurmaya çalışıyorum ve böylelikle Türkiye için orada olabileceğimden daha faydalı olduğumu düşünüyorum. Özdemir Asaf’ın “Bugün ağlıyorsun orası için/ Yarın ağlayacaksın burası için” diyen çok sevdiğim bir şiiri var. Yıllarca New York gibi bir metropolde yaşayan biri için bu kaçınılmaz bir durum. Zira, bu çok kültürlü, çok dinli, çok dilli ve çok ırklı ortamda varolabilmek; duygusal ve düşünsel gelişimini sürdürebilmek için bir dünya vatandaşına dönüşme sorumluluğuyla yüzleşiyorsun ve nereye gitsen gurbet seninle geliyor sen artık insanı değil insanlığı düşünürken…

Reklamlar