Etiketler

, , , , ,

Nazlı IlıcakMehmet Baransu’nun tutuklanmasından sonra, darbeciler ve işbirlikçilerinin kendilerine güveni arttı. Bir yandan Baransu’yu, bir yandan “Hırsızlarla darbeciler el ele” demek suretiyle hakikati ifade eden Ahmet Altan’ı suçluyorlar bir yandan da “Bize kumpas kuruldu”demeye devam ediyorlar.

Sanki Türkiye’de hiç darbe olmadı, sanki siviller darbecilerle el ele tutuşmadı, sanki Ecevit’in son dönemlerinde onu iktidardan uzaklaştırma çabaları sergilenmedi, sanki AK Parti iktidara gelir gelmez, ona çeşitli tuzaklar kurulmadı… Bütün bunları yaşadık… Şimdi olmamış gibi mi davranacağız?

İlker Başbuğ’a “terör örgütü lideri” sıfatını yakıştırmak yanlıştı… Ahmet Şık ya da Nedim Şener tutuklanmamalıydı… Sadece adı listelerde bulunduğu için birçok subay Balyoz’dan hüküm giymemeliydi… Bunlar doğru. Mahkemenin Balyoz’daki CD’lerin sahte olduğuna dair iddiaları yeterince tartışmadığını ya da talep edilen şahitleri dinletmediğini de ileri sürebiliriz. Ama “Bir derin devlet yapısı yok; hiçbir zaman olmadı. İrtica tehdit olarak görülmedi. Milli Görüş çizgisi defalarca Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmadı. Siyasi iktidarlar askeri darbelerle devrilmedi” gibi bir devekuşu söylemi yürütüldüğü takdirde, bu halin gerekçesini ortaya koyan o cümle haklılık kazanır: “Hırsızlarla darbeciler el ele verdi.”

Hem Balyoz’da hem de Ergenekon’da ciddi iddialar var. Bütün bunları bir kumpastan ibaret gibi göstermek mümkün değil ayrıca doğru da değil. Özellikle AK Parti’yi uyarıyorum. Askeri vesayeti bu davalar sayesinde yıktınız. Şimdi tehlikeli bir oyun oynuyorsunuz. Ergenekoncular’ı salıverdiğiniz için, yeni kumpaslarla karşı karşıya kalabilirsiniz. Türkiye’yi bir noktadan alıp, bir yerlere getirmiştiniz. Şimdi gerisin geriye yuvarlıyorsunuz.

Ergenekon fasa fiso değil

13. Ağır Ceza Mahkemesi, kararının başlangıcında Ergenekon’un ne olduğunu özetliyor.

Bazı satır başları veriyorum:

* Mahkememizde karara bağlanan davada, Ergenekon Terör Örgütü’nün, özellikle Bülent Ecevit başbakanlığındaki 57. hükümet ile Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan başbakanlıklarındaki 58. ve 59. hükümetleri hedef alan faaliyetlerini yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır. “İlk dönem”de hükümetin başında olan Başbakan Bülent Ecevit, başbakanlık görevinden el çekmeye zorlanmıştır. AKP hükümetine karşı da Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde yasa dışıCumhuriyet Çalışma Grubu oluşturulmuş, bu grubun planlamasıyla,Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven darbe planları çerçevesinde,hükümeti cebren ıskata veya vazife görmekten cebren menetmeye teşebbüs edildiği görülmüştür. Bu dönemle ilgili birçok plan ve delilin ele geçirilmesi yanında, zamanın Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın tuttuğu günlüklerin 2003-2004 yılına ait kısmı ile yine sanık Mustafa Balbay’ın tuttuğu dijital not/günlük mahiyetindeki çalışmalar, suç içeren eylemlerin anlaşılmasına katkıda bulunmuştur.

***

O günkü arşivleri karıştırın. Nokta dergisinin ortaya çıkardığı Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven planlarını, Özden Örnek günlüklerinde anlatılan komutanların muhtıra için buluşmalarını hatırlayın… Ve tabii ki Mustafa Balbay’ın notlarını…

Ertuğrul Mavioğlu ile Ahmet Şık’ın birlikte yazdıkları“Kontrgerilla/Ergenekon’u Anlama Kılavuzu”nda Balbay’ın günlüklerinin geniş bir dökümü var. Ahmet Şık o tarihte şöyle yazıyor:“2002-2004 yılları arasında tezgâhlandığı iddia edilen darbe girişimlerinin anlaşılmasında Balbay’ın günlükleri yardımcı olacak. Balbay’ın notlarında 2002 öncesine ait olanlar ise üst düzey komutanlarla sürdürdüğü yakınlığın tesadüfi olmadığını belgeliyor. Bu yakın ilişkinin ne boyuta vardığını anlayabilmek için şu pasaj bile tek başına yeter: ‘8 Kasım 2002/Saat: 10.15 Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın makamında görüşme: Bugün yayınlanacak bildiriyi okudu. 10 Kasım nedeniyle ilk kez ‘Atatürk rahat uyu ve bize güven’ diye bitiyor bildiri. Bana da bazı ekler yaptırdı.’ Balbay günlükleri, Örnek’in günlükleriyle neredeyse bire bir örtüşüyor. AKP’nin 3 Kasım 2002 seçimlerinden başarıyla çıkmasının hemen ardından asker kanadın refleks ve hazırlıklarının kronolojik sıralamasını ortaya koyuyor. Aynı zamanda Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven adı verilen darbe planlarının perde arkasına dair sağlam deliller sunuyor.”

Gerçekten de Ahmet Şık ile Ertuğrul Mavioğlu’nun belirttiği gibi, Balbay’ın günlüklerinde, komutanlarla, işbirliğine varan yakın bir ilişki göze çarpıyor.

Mesela emekli Org. Doğu Aktulga ve Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Necdet Timur ile sohbet. (31 Ekim 1999)

Necdet Timur: Ne yapmalı? Mesela 28 Şubat benzeri bir girişim mi olmalı?

Mustafa Balbay: 28 Şubat devam ediyor deniliyor ama bence irtica o günlerden daha fazla mesafe aldı.

Necdet Timur: Nasıl bir şey yapmalı?

Mustafa Balbay: 28 Şubat benzeri durum diyorsunuz… Ama bu kez atılacak adım sonuç alıcı olmalı; süreye yayılınca görülen ortada.

5 Kasım 2002/Genelkurmay Adli Müşaviri Erdal Şenel ile görüşme… Balbay’ın notlarından: “Şenel, ‘Mustafa Kemal Türkiye’si bu olmamalı; TSK dimdik ayakta’ dedi. Başlangıçta hemen tepki vermenin uygun olmayacağını söyledi. ‘En azından bir mesaj’ deyince, ‘O olabilir’ cevabını verdi. ‘Önümüzde 10 Kasım var; olabilir’ dedi.”

***

Ergenekon davasına bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ikinci dönemin Cumhuriyet Gazetesi’ne bombalı saldırı ve Danıştay hâkimlerine cinayetle başladığını belirtiyor. (Mayıs 2006):

* “2. Dönem”de, Cumhuriyet Gazetesi’ne ve Danıştay hâkimlerine yönelik eylemlerin hemen öncesinden kurulan nefret, şiddet ve darbe söylemleri içeren birtakım sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri görülmüştür. Yapılan bu çalışmalar ile öncelikli olarak AKP orijinli birinin cumhurbaşkanlığına seçtirilmemesi hedeflenmiştir.

***

Danıştay saldırısının Vakit Gazetesi’ndeki bir habere dayandırıldığı, olayın Danıştay’ın başörtüsü kararına yönelik bir eylem olduğu iddialarını bir hatırlayalım… Hükümet hedefe oturtulmuş, “Türkiye laiktir laik kalacak” söylemlerine zemin hazırlanmıştı. Bu arada Cumhuriyet Gazetesi’nin “Cumhuriyetimiz tehlikede farkında mısınız” ilânlarını da unutmamalıyız. Sonunda Alparslan Arslan’ın emekli Binbaşı Muzaffer Tekin ve Veli Küçük’le irtibatı ortaya çıktı; işin rengi değişti.

***

13. Ağır Ceza Mahkemesi Ergenekon’un temel belgelerinin de şüphelilerde ele geçirildiğini anlatıyor:

* Ergenekon Terör Örgütü, özellikle Susurluk kazası sonrası yapılan yargılamayı müteakip 1999-2000 yıllarında reorganize olma faaliyeti kapsamında, örgüt temel belgesini (Ergenekon Analiz Yeniden Yapılanma/29 Ekim 1999) düzenlemiş ve oluşturulan Lobi Belgesi (Aralık 1999) doğrultusunda sivil unsurlarla irtibatı belli bir düzene sokmuştur. Dosyada bu ana belgelerle paralel diğer birçok örgüt belgesi de mevcuttur. Örgüt bu belgelerdeki ilkeler doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmüştür.

“Ergenekon fasa fiso” demeden önce, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını başından sonuna bir okuyun.

Nazlı Ilıcak

Reklamlar