Etiketler

, , , ,

Nazlı IlıcakMehmet Baransu, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 326’ncı ve 327’nci maddelerine göre tutuklandı.

* 326’ncı madde, devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen ya da tamamen yok eden, tahrip eden, üzerinde sahtecilik yapan, bunları tahsis oldukları yerden başka bir yerde kullananları cezalandırıyor.

* 327’nci madde ise devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri temin eden kişiyi cezalandırıyor.

Baransu SYukarıdaki maddelerden de anlaşılacağı üzere Baransu sadece gizli belgeleri temin etmekten değil aynı zamanda bunları yok etmekten dolayı da itham ediliyor. Dosya üzerinde gizlilik kararı olduğu ve muhtevası kimseyle paylaşılmadığı için, Baransu’nun neden TCK 326 kapsamına alındığı tam olarak bilinmiyor. Sadece, poliste kendisine yöneltilen sorulardan bir fikir elde etmek mümkün.

Aşağıda yazdıklarımı okuyunca, Baransu’nun nasıl mantıksız bir ithamla karşı karşıya kaldığını görüp şaşıracaksınız.

Çetin Doğan’ın organize ettiği 1. Ordu’daki Plan Semineri’ne katılan 3. Kolordu Komutanı Ergun Saygun’un Aralık 2014 tarihini taşıyan bir ifadesi mevcut: “Baransu’nun savcılığa teslim ettiği 10 adet seminer kaydının da bulunduğu kasetler 1’den 10 kadar numaralandırılmıştır. 6’ncı ses kasetinde, sıralama gereğince, benim, Egemen Harekât Planı’na ilişkin sunumum bulunmalıydı. Böyle bir sunum yer almamakta. Onun yerine, Mete Işıkara’nın depremle ilgili verdiği bilgiler bulunmaktadır.”

İşte Ergun Saygun’un bu ifadesine dayanarak savcılık Egemen Harekât Planı çerçevesinde Saygun’un anlattıklarının ses kaydından çıkarıldığı, Başsavcı Turan Çolakkadı’ya teslim edilmeyerek gizlendiği, çalındığı ya da casusluk amacıyla bir yerlere servis edildiği sonucuna varıyor olmalı ki, TCK 326’dan da Baransu’nun tutuklanmasını istiyor.

***

İlk günden itibaren cereyan eden gelişmeleri hatırlarsak, mantık hatasını daha iyi anlayabiliriz.

Baransu’nun ifadesine göre, kendisine Olasılığı En Yüksek Senaryo’yla (OEYS) ilgili CD ve DVD’ler geldi. Bunları Yasemin Çongar, Yıldıray Oğur ve Kurtuluş Tayiz ile birlikte inceleyerek yayına hazırladılar. Haber yayınlanınca, Başsavcı Turan Çolakkadı asıllarını talep etti. Bunun üzerine aynı kaynak, Baransu’ya çok sayıda yazılı belgenin asılları ile 10 adet teyp kaseti teslim etti. Aynı gün, söz konusu teyp kasetleri Baransu tarafından bir tutanakla Turan Çolakkadı’ya verildi.

Baransu’nun tutuklanmasını talep eden savcıya şu soruları sormak istiyorum:
1) 6’ncı ses kasetinde, Yunanistan’a karşı Egemen Harekât Planı’na ilişkin Ergun Saygun’un konuşmasının bulunduğu nereden biliniyor? Böyle bir husus, delillendirilmiş değil. Sadece, Ergun Saygun, “Sıraya göre o kasette benim konuşmam olmalıydı” diyor.

2) Baransu’ya kaynağı tarafından iletilen kasetlerde ne olduğunu hiç kimse bilmiyor. Zira Baransu, kendisine geldiği gibi bütün evrak ve kasetleri Turan Çolakkadı’ya götürüyor.

3) Eğer Baransu’nun Egemen Harekât Planı’nı çalma ya da saklama gibi bir niyeti olsa, Ergun Saygun’un konuşmalarını aynen 6 No’lu kasette bırakır, sadece onun kopyasını almakla yetinirdi.

4) Egemen Harekât Planı’nın çalındığı iddiasını yeni duyuyorum. Belli ki, Baransu’nun tutuklanmasına bir gerekçe yaratmaya çalışıyorlar. Bu gerekçeye Yıldıray Oğur da sarılmış. Baransu’nun teslim ettiği değil teslim etmediği ve yok ettiği söylenen Egemen Harekât Planı’ndan suçlandığını ileri sürüyor.

Yıldıray Oğur gerçeği yarım ifade ediyor. Zira Baransu, TCK’nın 326’ncı maddesinin yanı sıra 327’nci maddeden de suçlanıyor. Bu da gizli kalması gereken bilgileri temin etme eylemi.

Yıldıray Oğur, kendisini “kullanışlı ahmak” ilân ettikten sonra, Balyoz belgelerinin sahte olduğu iddiasına çok gayretli bir şekilde sarıldı. Çetin Doğan’ın damadı Doni Rodrik’in iyi bir talebesi oldu. Ahmet Altan’a cevap verdiği yazısında, bütün üyeleri değiştirilen TÜBİTAK’ın,“bilgisayarın tarih ve saatiyle oynanmış” şeklindeki raporuna dayanıyor. Ama zaten Yargıtay, bilgisayarın tarih ve saatiyle oynandığını ve belgelerin güncellendiğini kabul etmişti. Yargıtay kararında, “Sistem tarihi geri alınmış bir bilgisayarda listeler yeniden düzenlenmiştir” diyordu.

Yıldıray Oğur, Ahmet Altan’a “kibirli” demiş. Bence kibir onursuzluktan iyi.

9. Ceza Dairesi ve sahtecilik iddiası

Balyoz’da kurgu iddiaları hem 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hem Yargıtay’da incelendi. 9. Ceza Dairesi, dijital delillerin düzmece olmadığı kanaatine varırken, çok sayıda subay ve sivil kişinin unvan ve kapsamlı bilgilerle listelerde bulunmasını gerekçe gösterdi: “Rakamsal olarak bakıldığında, yaklaşık 5 bin subay ve astsubayın adlarının, özel operasyon ve sorgulama timlerinde, sıkıyönetim mahkemelerinde, gözaltı timlerinde, kamu kurum ve kuruluşlarında, özel hastaneler ve ilâç depolarında, gümrüklerde vs. kullanılacak personel olarak sıralandığı; ayrıca 13 bin sivil kişinin görev yerleri ve bazı kişisel bilgileriyle, 2 bin tüzel kişinin de adreslerinin belirlenmiş kategoriler içinde listelendiği görülmektedir… Toplam 20 bin gerçek kişi ve kurumu ilgilendiren 2003 yılına ait bilgi ve değerlendirilmelerin, ileri sürüldüğü gibi tamamen kurgulanmış, asılsız ve sahte olduğu yönündeki savunmalar, dosya kapsamına ve hayatın olağan akışına uymamaktadır. Yapılan çalışmaların kapsamı ve ayrıntıları, sanıkların görev, unvan ve çalışma alanının uyumu, yıllar öncesine ait (2003’e ait) geniş bir sahayı ilgilendiren detaylı bilgilerin, yıllar sonra bu çap ve içerikte kurgu olarak hazırlanamayacağını göstermektedir. Bu gibi hazırlıklar kolaylıkla tekrarlanabilir nitelikte değildir.

İllegal bir organizasyonun, gizlilik ve güvenlik prensiplerine uyarak, bu çalışmayı nispeten kısıtlı imkânlarla gerçekleştirdiği, daha sonra kullanılmak üzere sakladığı kanaatine varılmıştır.”

Yeniden yargılanma kapsamında 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne tekrar gönderilen dosya üzerinde söz konusu mahkeme de şöyle bir sonuca varmıştı: “Sayıca çok az bazı dijital belgelere yöneltilen çelişki iddiaları, delillerin bütünü karşısında, komplo iddiasını haklı göstermekten çok uzaktır. Çelişkilerin kurgu eseri olduğu bir an kabul edilse bile, bu durum, suçun sübutuna ve niteliğine etki edecek önemde değildir.”

Ya 10 No’lu CD…

Öyle bir duruma geldik ki, Balyoz’da dosyayı baştan sona inceleyip hüküm veren hâkimlerin dediğine değil de Çetin Doğan’ın damadının dediklerine inanmamız gerekiyor. Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararının doğru dürüst okunmadığı kanaatindeyim.

Bakın Yargıtay, “sahtecilik” savına ikna olmadığını nasıl açıklıyor:“Balyoz Harekât Planı belgeleri, aynı zamanda Gölcük Donanma Komutanlığı’ndaki İstihbarata Karşı Koyma biriminin parkelerinin altında ve Eskişehir’deki Hakan Büyük’ün evinde çıktı. Gölcük Donanma Komutanlığı’nda ele geçirilen 1 No’lu CD içeriği, Mehmet Baransu tarafından Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edilen ve içinde Balyoz Harekât Planı’nı barındıran 11 No’lu CD içeriğiyle aynı. Ayrıca, Gölcük’te ele geçirilen başka dijital belgeler de var. 10 No’lu CD içeriğinde, ‘İllerden gelenler’ klasörü içerisinde Edirne, Tekirdağ ve Kocaeli İl Jandarma Komutanlığı’ndan gönderilen ‘bölücü görüşlü üniversite öğrencileri, sol görüşlü üniversite öğrencileri, arama yapılacak yerler, birinci sınıf kamu görevlileri ve destek durumları, irticai örgüt mensupları, görevlendirilecek personel listesi, gözaltına alınacak irticai faaliyette bulunan kişiler, gözaltına alınacak siyasi parti üyeleri, harekâtın başlangıcında tutuklanacak irticai örgüt liderleri, ilişiği kesilecek irticai görüşlü üniversite öğrencileri, ilişiği kesilecek sağ görüşlü üniversite öğrencileri, tutuklanacak AKP üyeleri, kamu görevlileri ve destek durumu’ gibi bir kısım listeler bulunmaktadır. Gene 10 No’lu CD’de, ‘Planlar’ adlı klasör içeriğinde, ‘Sakal’ ve ‘Çarşaf’ eylem planlarına dayanak teşkil eden Beyazıt, Fatih, Eyüp ve İsmailağa Camii keşif raporları, gözlem formları, görevlendirme çizelgesi ile bu camilere ait eylem-karar matrisine rastlanmıştır.”

11 ve 17 No’lu CD’ler hakkında sahtecilik iddiaları var. Peki 10 No’lu CD… Nedense bundan kimse bahsetmiyor?

Ya 1. Ordu Plan Semineri’nde yapılan konuşmalar?

Peki Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın karşı çıkmasına rağmen neden Çetin Doğan tamamen siyasetçileri hedef alan Olasılığı En Yüksek Senaryo’yu, Egemen Harekât Planı’yla iç içe oynattı? Daha doğrusu, bu planın arkasına gizlendi? Her şey gerçekten bir jenerik senaryo muydu?

Nazlı Ilıcak

Reklamlar