Etiketler

, , , , , , , , , , , ,

Baransu S30 Aralık 2011 – Yanlış istihbarat MİT’ten…

Şırnak’ın Uludere İlçesi’nde 35 sivil vatandaş, TSK’nın düzenlediği hava saldırısıyla önceki gün hayatını kaybetti. Haber öncelikle gece yarısı sosyal medyada, twitter’da, bölgedeki vatandaşlar tarafından kamuoyuna duyuruldu. İddia, sivillerin öldürüldüğü yönündeydi. Bu bilgi üzerinde de ölenlerin sivil mi PKK’lı mı oldukları merak edilmeye başlandı. Yetkililerden bir açıklama beklendi.

İlk açıklama Şırnak Valisi’nden geldi. İddialar araştırılacaktı. İkinci açıklama Genelkurmay’dan yapıldı ve olay yalanlanmaya çalışıldı. Akşam saatlerinde ise AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik kameralar karşısına geçip, öldürülenlerin PKK’lı değil, sivil olduklarını açıkladı. Fazla detaya girmeden, olayın soruşturulduğunu belirtti.

Bilgi PKK içindeki MİT ajanından

Dün gün boyu bu operasyon istihbaratının nasıl geldiğini öğrenmeye çalıştım. Hem bölgedeki yetkililerden hem Ankara’dan hem de Genelkurmay’dan aldığım bilgi, istihbaratın MİT tarafından gönderildiği. MİT’in yanlış istihbaratı üzerine 35 sivil hayatını kaybetmiş. Kendilerini ölüme götüren olayın perde arkası ise şu şekilde gelişmiş. Bilgi öncelikle PKK içerisindeki bir MİT ajanından gelmiş. Bombalanan bölgeden PKK’lıların geçeceği bu ajan sayesinde MİT’e iletilmiş. Hatta grup içerisinde Fehman Hüseyin’in olacağı yönünde de bir bilginin Ankara’ya iletildiği iddiası var. İddia diyorum çünkü bu bilgiyi yalnızca bir isimden öğrendim. MİT kendisine iletilen bu istihbaratı Genelkurmay Başkanlığı’yla paylaşıyor. Ardından da bölgeye heron gönderiliyor. Heron, bölgedeki sivil vatandaşların görüntüsü alıp, Ankara’ya iletiyor. Ankara’da görüntüleri gören yetkililerden biri durumdan şüpheleniyor. Grubun sivil olma ihtimali üzerinde duruyor. Şüphe üzerine konu yetkililerle paylaşıyor. MİT’le iki kez temasa geçiliyor. MİT yetkililerine şüphe aktarılıyor. MİT, “grup kesin PKK’lı” deyip, kendilerine gelen istihbaratın sağlam olduğunu Karargâh’a bildiriyor. “Kesin” ifadesi üzerine de Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın emriyle uçaklar bölgeyi bombalıyor.

Üç saatlik zaman farkının nedeni

Genelkurmay Başkanlığı dün yaptığı açıklamada İHA’nın görüntüleri 18:39’da aldığını belirtti. Hava operasyonun da 21:37-22:24 saatleri arasında yapıldığını açıkladı. Görüntü alınmasıyla, operasyon yapılması arasındaki bu üç saatlik zaman farkının nedeni, görüntülerden şüphelenen yetkilinin bilgisi üzerine MİT’le iki kez temasa geçilmesi. Bilginin teyit edilmesi için beklenmesi.

Asker: O köylüleri tanıyorduk

Olayın en skandal tarafı ise konuyla ilgili bölgede bulunan komutanlardan hiçbir bilgi alınmaması. Bölgedeki tümen ve karakol komutanı dahil hiçbir birime haber verilmemesi. Dün bölgede görev yapan bir askeri yetkiliyle görüştüm. Operasyondan kendileri haberdar edilmemiş. Olaydan haberdar olduklarında ise çok geç olmuş. Askeri yetkili dün konuyla ilgili şunları da söyledi: “Ankara operasyondan önce bize sorsaydı, grupta bulunan kişilerin kimliklerine varıncaya kadar bilgiye verirdik. Grubun PKK’lı olmadığını, kaçakçılık yapan korucular olduğunu karakol komutanı dahil üstleri biliyordu.”

***

20 Ocak 2010 – Darbenin adı Balyoz…

2003 tarihli Çarşaf ve Sakal kodlu eylem planlarına göre, darbe ortamı yaratmak amacıyla Fatih ve Beyazıt camilerinde cuma günü bombalı saldırı düzenlenecekti..

2002’nin son günleriydi. 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden yirmi iki yıl geçmiş, 28 Şubat 1997 postmodern müdahalesinin hedefi olan siyasetçilerin bir bölümünün kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidara gelmişti.

Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bir grup bu sonuçtan çok rahatsızdı. Bu grup, 12 Eylül’deki Bayrak Harekâtı’nı birebir model alan çok kapsamlı bir darbe planı için düğmeye bastı ve yaptığı çalışmaya Balyoz Güvenlik Harekât Planı adını verdi.

Balyoz, daha önce basına yansıyan Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planlarından farklı olarak, icra sürecinin bütün aşamaları en ince ayrıntılarına kadar tasavvur edilmiş bir darbe planı.

Her şey hazır ve kayıtlıymış
Bu planın her veçhesi bilgisayar ortamında belgelere dökülmüş durumda. Darbe hazırlık toplantılarının ses kayıtları, bu toplantılara katılan üst rütbeli muvazzafların ellerinden çıkma notlar, “çok gizli” kaydı altındaki resmî harekât emirleri, sıkıyönetim ve darbe zeminini hazırlama amaçlı Çarşaf, Sakal, Suga ve Oraj kod adlı eylem planları, darbe sırasında gerçekleştirilecek gözaltı ve el koyma süreçleri ile darbe sonrasında uygulanacak hükümet programı bu belgelerde en ince ayrıntısına kadar yer alıyor.

Ayrıca, darbe sırasında görev alacak personel ve sorumlulukları, gözaltına alınacak gazetecilerin ve darbecilerin öngördüğü bakanlar kurulunun üyeleri de bir bir listelenmiş.

5000 sayfadan çok belge var
Taraf Balyoz Darbe Planı’nın 2002 sonunda başlayan ve 2003 martına kadar süren çalışmalarının, basılı haliyle toplam beş bin sayfayı aşan belgelerine ulaştı. Bu belgeler arasında, “ıslak” yazışmalar, power point sunumları ve orijinal antetli askeri CD’ler var. Dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan’ın, dönemin Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına’nın ve Dönemin Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek’in imzasını taşıyan harekât planları ile Birinci Ordu Harekât Başkanı Kurmay Albay Süha Tanyeri’nin darbe hazırlıklarının konuşulduğu toplantıda aldığı özel notlar, darbe planının konuşulduğu kapsamlı bir toplantının kesintisiz ses kayıtları ve planın icra aşamasına geçtiğini gösteren çok kapsamlı fişleme tutanakları da bu belgeler arasında yer alıyor.

Taraf, 2004’te emekliye ayrılan Orgeneral Çetin Doğan önderliğinde yürütülen ve Kara Kuvvetleri’nin yanı sıra Hava, Deniz ve Jandarma’dan adları belirlenmiş personelin katılımı sağlanan darbe planının, Türkiye’nin sadece yakın geçmişine değil güncel meselelerine de ışık tutan ayrıntılarını bugünden itibaren okurlarına sunacak.

İzleyen paragraflarda, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grubun sıkıyönetim ve darbe hevesini gerçekleştirebilmek için İstanbul’un büyük camilerinde Cuma namazı kılan cemaatin havaya uçurulmasından bir Türk askerî uçağının yine Türk askerlerince düşürülmesine varan bir dizi suçu nasıl planladığının ibretlik hikâyesini okuyacaksınız.

Org. Çetin Doğan’ın öncülüğünde
Balyoz Güvenlik Harekât Planı’nın bir babası varsa, o da dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan.

Doğan, AKP’nin iktidara gelişinden hemen sonra tüm birliklere tebliğ ettiği “Laik Cumhuriyet İlkelerine Karşı Son Zamanlardaki Davranışlar” konulu, belgesi Taraf’ta mevcut yazıyla doğrudan AKP’yi hedef alıyor.

Hükümeti devirme amaçlı girişimlere zaman kaybetmeden başlanması gerektiğini ifade eden Doğan, bu hedefe yönelik olarak, her yıl düzenlenen rutin Birinci Ordu Plan Seminerleri’nde değişikliğe giderek “iç tehdit” olgusunu dış tehdidin önüne alıyor ve söz konusu semineri de hazırlattığı darbe planını kamufle eden “jenerik bir senaryo çalışması” olarak lanse ediyor.

Rutin toplantıda örtülü görev
Ayrıntılarını yan sayfada yayımladığımız Balyoz Güvenlik Harekât Planı, Türkiye genelinde sıkıyönetim ilân edilmesi sonrasında yapılacak darbenin icraat yöntemini tarif ediyor ve 2 Eylül’deki Bayrak Harekât Planı’nın 2003 Türkiye’sine uyarlanması esasına dayanıyor.
Planın altında “Balyoz Sıkıyönetim Komutanı” unvanıyla imzası olan Orgeneral Doğan, yukarıda sözü geçen Birinci Ordu Plan Semineri’nin “kamuflaj” işlevini ve öncesinde yapılmasını emrettiği hazırlıkları şöyle anlatıyor:

“Balyoz Planı’nın, ‘Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo’ isimli jenerik bir plan şeklinde oynanacağı plan seminerine kadar, irticai, yıkıcı ve bölücü gruplara ait mevcut tüm listeler ile teşkil edilecek olan özel görev timlerinin listeleri güncellenecek ve devamlı olarak güncel tutulacak. Buna paralel olarak, Balyoz Güvenlik Harekât Planı, ‘Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo’ isimli jenerik bir plan şeklinde, ‘GİZLİ’ gizlilik derecesinde ve özel olarak seçilmiş, sınırlı sayıda personelin katılımıyla icra edilecek bir plan seminerinde denenecek ve müzakere edilecek.”

Bu ifadeler ve toplam 29 generalle 133 subayın katıldığı toplantı esnasındaki konuşmalar, söz konusu rutin seminerden bir “örtülü görev” çıkarıldığının da kanıtı.

12 Eylül’ü model aldılar
Taraf’ın, akışını gerek yazılı dökümden gerekse, bizzat Doğan’ın emriyle yapılan ses kayıtlarından takip ettiği 4-6 Mart 2003 tarihli Birinci Ordu Plan Semineri’nin bir “darbe provası” olarak cereyan ettiğini, seminer esnasında kurmay bir subayın sarf ettiği şu sözler de kanıtlıyor:

“12 Eylül darbesiyle ülke süt liman hale geldi. Şimdi böyle bir tehdidin ortadan kaldırılması için fazla uğraşa gerek yok. Yani kuvvetleri sağa sola göndermenin… Bana göre yapılacak en kolay hareket tarzı, 12 Eylül gibi bir harekâtın baştan itibaren organize edilmek suretiyle, bir anda söndürülmesine imkan sağlar diye düşünüyorum. Tabii, bunu burada söylemek istemedik ama sonunda bunu vurgulamaya çalışıyoruz.”

Sıkıyönetim uğruna katliam
Birinci Ordu Plan Semineri öncesinde hazırlanan hareket planları “Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edilmesi” ve “darbe için elverişli koşulların oluşturulması” hedeflerini taşıyor. Bu hedeflerle çok sayıda insanın ölmesine yol açabilecek, büyük tepki ve kaos yaratacak, Türkiye’yi Yunanistan’la savaşa sokabilecek eylemler öngörülüyor.

Bu planlardan biri “ÇOK GİZLİ” damgasını, Şubat 2003 tarihini ve Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına’nın imzasını taşıyan Oraj Hava Harekât Planı.
Planın “Vazife” bölümünde aynen şöyle deniyor:

“Hava Kuvvetleri Komutanlığı olarak Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edilmesini sağlamak ve Sıkıyönetim Komutanlıklarının faaliyetlerinin başarıya ulaşmasını sağlamak maksadıyla; Yunanistan’la gerginliği artıracak ve irtica yanlılarını tahrik ederek TSK aleyhine faaliyetlere başlamalarını sağlayacak, envanterindeki mevcut silah sistemlerini kullanarak psikolojik etki yaratarak hükümet ve TBMM üzerinde baskı kuracak, personel görevlendirmesi yaparak Sıkıyönetim Komutanlıklarına destek verecektir.”

Jetimizi düşürtelim ya da düşürelim
Oraj Hava Harekât Planı, “Türk Hava Kuvvetleri’nin Ege Denizi’ndeki uçuşlarının sayısının arttırılmasını” ve “Türk savaş uçaklarının Yunanistan tarafından engellendiğinin ve taciz edildiğinin gündeme getirilmesini” öngörüyor.

Oraj’ın “İcra” bölümünün tüyler ürpertici ikinci maddesi aynen şöyle:

“Emirle Ege uçuşları sırasında Yunan Hava Kuvvetlerine ait uçaklar taciz edilerek tahrik edilecek bir çatışma ortamı oluşturulacaktır. Mümkünse bir uçağımızın Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi sağlanacak, bu gerçekleşmediği takdirde yeniden teşkilatlandırılan ÖZEL FİLO personelinden bir pilotun uygun zaman ve yerde kolundaki uçağa atış yapmak sureti ile kendi uçağımızın düşürülmesi sağlanacaktır. Uçağın, Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürüldüğü yönünde medyada haberler yaptırılarak, AKP Hükümetinin bu konudaki acizliği ortaya konulacaktır.”

Ege’de savaş provokasyonu
Orja’nın devamında, Türkiye ile Yunanistan’ı savaşın eşiğine getirebilecek gerilim planı şöyle ayrıntılandırılıyor:

“Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde ve özellikle Filolarda Yunan Hava Kuvvetleri’ne yönelik husumet ve gerginlik kontrollü olarak artırılacak, pilotların uçuşlarda daha agresif olmaları sağlanacaktır. Benzer olaylarda meşru müdafaa kapsamında atış dahi yapabileceği gayri resmi olarak pilotlara deklare edilecektir.”

Bu provokasyon havada devam ederken, Trakya sınırında gerginliğin arttırılması ve bütün bölgede seferberlik havası yaratılması da hedefleniyor:

“Gerginlik Trakya sınırında da arttırılacak, Trakya sınırına yakın bölgelerde devriye görevleri icra edilecek, Deniz Kuvvetleri ile Ege Denizinde sürekli müşterek eğitim yapılacaktır. Balıkesir, Bandırma, Çiğli, Çorlu ve Dalaman meydanlarında 24 saat esasına göre yerde uçak bekletilecek, en küçük olaylarda dahi scramble uçakları kaldırılacaktır. 134 üncü Filo K.lığı (Türk Yıldızları) iki günde bir sanayi odaları, iş adamları, barolar vb. davetlisi olarak farklı şehirler üzerinde gösteriler yapacak, halkın TSK’ne duyduğu sempati pekiştirilecek, gösteriler sırasında halka ve özellikle de çocuklara hediyeler dağıtılacaktır.”

Hava Müzesi’ne cübbeli baskın
Orja’nın Türk-Yunan gerilimi senaryosunu iç karışıklığa tahvil etme ve ordu ile “irticacı” tabir edilen kesim arasında çatışma ortamı yaratma amaçlı icra hükümleri, Fatih ve Kadıköy semalarındaki gösterileri de kapsıyor. Bu gösteriler ardından, “cübbeli, sarıklı, çarşaflı” gruplar oluşturularak Hava Müzesi’ne saldırılması planlanıyor:

“134’üncü Filo Komutanlığı İstanbul’da birer gün ara ile iki gösteri yapacaktır. İlk gösteri Kadıköy Meydanı üzerinde olacak ve büyük bir kalabalığın katılması sağlanacak İstanbul garnizonu içerisinde bulunan askeri öğrenciler ile er ve erbaşlar sivil kıyafetli olarak gösteriye katılacaktır. İkinci gösteri ise Fatih’te Çarşamba semti üzerinde gerçekleştirilecektir. Gösterinin yapıldığı gece yarısı cübbeli, sarıklı ve çarşaflı gruplar ellerindeki yeşil bayrakları ve molotof kokteylleri ile Hava Müzesini basarak müzedeki uçakları tahrip etmeleri sağlanacaktır.”

Şiddete şiddetle karşılık verilecek
Planın devamında şöyle deniyor: “3’üncü ve 8’ inci Ana Jet Üs Komutanlıkları başta olmak üzere tüm hava birlikleri nizamiyelerine şeriat isteyen gruplar tarafından saldırılar düzenlenecek, mülki amirlerin izinleri beklenmeden olaylara müdahale edilecek geçici süreler ile hava birlikleri etrafındaki bölgelerde sokaklarda, caddelerde ve çevre yolu ve karayollarında güvenlik bölgeleri oluşturularak denetim sağlanacak, arama yapılacak, şüpheli olduğu gerekçesi ile bazı şahıslar belli süreler alıkonulacaktır. Şiddet gösterenlere şiddetle cevap verilecek gerekli durumlarda silah kullanmaktan çekinilmeyecektir.”

Ankara Ticaret Odası’nın davetiyle
“Tek yol sıkıyönetim” şiarını taşıdığı izlenimi veren Orja, hedefini açıkça ortaya koyuyor:
“Hükümetin sıkıyönetim ilan etmesi sağlanıncaya kadar faaliyetlere aralıksız devam edilecektir. Meclisin sıkıyönetim ilan etmesi için gerekli oy oranı yakalanamazsa, Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) davetlisi olarak Ankara şehir merkezi üzerinde hava gösterileri yapılacak, TBMM’nin çalıştığı gün ve saatlerde meclis üzerinden çok alçak uçuşlar yapılmak sureti ile TSK’nin varlığı hissettirilecektir.

Sıkıyönetim ilan edildikten sonra Ege ve Trakya’da faaliyetler tedricen azaltılacak ve gerilim ihtiyaç nispetinde düşürülecektir. Özellikle İstanbul’daki sivil itaatsizliğe karşı Bandırma, Çorlu Meydanlarında 4’er uçak 24 saat hazırlık durumunda gösteri uçuşu ve gerçek atış yapabilecek şekilde yerde karışık yükle hazır bekletilecek, bu maksatla 162 nci Filo Komutanlığı’nın yarısı Çorlu Meydanı’na intikal ettirilecektir.”

Balyoz Güvenlik Harekât Planı’yla bağlantılı eylem planlarından en vahim ikisi “Çarşaf” ve “Sakal” adlarını taşıyor.

Çarşaf Eylem Planı Harekât Emri’nde Jandarma Yüzbaşı Hüseyin Topuz’un, Sakal Eylem Planı Harekât Emri’nde ise Jandarma Binbaşı Hüseyin Özçoban’ın imzaları var. Belgeleri Taraf’ın elinde bulunan her iki eylem planı da, İstanbul’daki camilere saldırı düzenlenmesini öngörüyor. Çarşaf Planı İstanbul Fatih, Sakal Planı ise Beyazıt Camii’ni hedef alıyor ve her iki plan da hemen hemen aynı keşif, taarruz ve tahrip talişmatlarını içeriyor.
Bu talimatları Çarşaf Planı’ndaki haliyle, ilgili belgeden aktarıyoruz:

Fatih ve Beyazıt’a Cuma saldırısı
Vazife bölümünde “Darbe için elverişli koşulları oluşturmak maksadıyla, İstanbul Fatih Camii’nde G Günü S Saatinde tedhiş faaliyeti icra edilecektir” yazan Çarşaf Eylem Planı’nın “İcra” hükümleri şöyle:

“Keşif Emniyet Timi tarafından faaliyetten bir hafta ve bir gün önce Cuma namazı vaktinde yapılan keşif neticeleri Keşif Emniyet Tim Komutanı tarafından Ekip Liderine bildirilecek ve hedef bölgesindeki son değişikliklere göre faaliyet planı güncellenecektir. Faaliyetten bir saat önce bölgenin son keşfi yapılacak, faaliyeti etkileyebilecek herhangi bir husus varsa ivedi olarak Ekip Liderine bildirilecektir. Üç kişiden oluşacak olan Keşif Emniyet Timinin iki personeli hedef bölgesi dışında , bir personeli ise içeride (cami avlusu ve cami içerisinde) keşif yapacaktır. Dış keşifte; bir personel camiin yakın çevresinin keşfini (Cami avlusu yakın çevresi) diğer personel ise uzak keşfini (Cami 500 m. Çevresi ) yapacaktır. Hedefte tahrip, cep telefonu düzenekli patlayıcı ile gerçekleştirilecek, patlayıcı madde ayrı bir Ekip tarafından hazırlanacak ve faaliyetin icra tarihinden bir gün önce Taarruz Tim komutanı tarafından teslim alınacak ve faaliyet zamanına kadar Tahrip Unsuru tarafından eğitim ve provaları yapılacaktır.”
Çarşaf’ın devamında şöyle deniyor:

“Tahrip düzeneği Cuma namazının farzının kılınmasını müteakip patlatılacaktır. Tahrip düzeneğini patlatacak Taaruz timi en geç S saatinde yerlerini almış olacaktır. Taarruz timi icra edeceği faaliyetin provasını bir gün önceden aynı saatte aynı mekânda yapacaktır. G günü sabah S-2 saatinde tüm hazırlıklar yapılmış ve malzemeler alınmış olarak hedef bölgesine hareket edilecek, (hedef bölgesi ve civarı G günü kalabalık olacağından) araçlar tenha bir yerde park edilecek ve hedef bölgesine yaya olarak yaklaşılacaktır. Keşif Emniyet Timi hedefte son keşfini yapmasını müteakip Emniyet görevi için tertiplenecek Keşif Emniyet –A Camiinin kuzeyinde, Keşif Emniyet –B camiinin güneybatısında Keşif Emniyet-C Camiinin güneydoğusunda hedef bölgeyi gözlemleyecek şekilde yerleşecektir. Keşif Emniyet Timinin yerleşmesini müteakip Taarruz Timi yerini alacaktır.

Tahrip düzeneği bir çanta içerisine yerleştirilmiş olarak Tahrip -A tarafından camii içerisinde caminin iç kısımlarındaki cemaate yakın ayakkabılığa bırakılacak kendisi de cami çıkışında kapıya yakın bir yerde yerini alacaktır.

Keşif Emniyet Timi en geç S saatinden 10 dakika evvel yerleşmiş olacaktır. Tahrip düzeneğini patlatacak Taarruz Timi en geç S saatinden 5 dakika önce yerlerini almış olacak, faaliyet Cuma namazının farzının kılınmasından sonra icra edilecektir. Tahrip-A farzın kılınmasını müteakip süratle camiden çıkacak ve “Tahrip Hazır” İşaretini verecektir.
Tahrip-A’nın camiden çıkmasını müteakip avluyu terk etmesi “Tahrip Hazır” camiden çıkmayı müteakip avluda şadırvanda ellerini yıkaması ise “Tahrip İptal” işareti olacaktır. Tahrip –A’ nın “Tahrip hazır işaretini” gören ve camii avlusunda bekleyen Tahrip-B, camii avlusundan çıkıp 300 m. kadar uzaklaştıktan sonra ilgili telefon numarasını arayarak tahribi gerçekleştirecektir. Tahrip timi patlamayı müteakip bölgeden süratle sıyrılacaktır. Patlama esnasında; Kayıt –A camii üst katından, Kayıt-B camii alt katından patlama ânını ve sonrasında oluşan panik havasını çekecek, patlama sonrası önce camii avlusunda toplanan ve sonra ana caddeye intikal ederek caddeyi kapatan öfkeli kalabalığın camii avlusunda toplanmasını ve caddedeki eylemlerini hem Kayıt-A hem de Kayıt-B birbirlerinden bağımsız ayrı noktalardan üzerlerindeki video kayıt cihazlarıyla kaydedeceklerdir. Kayıt timi (Kayıt-A ve Kayıt-B ) kaydettikleri görüntü kayıtlarını Keşif Emniyet Tim Komutanına teslim edecek ve müteakiben bölgeyi geldikleri araçlarla terk edeceklerdir. Keşif Emniyet Tim K.’nı söz konusu görüntüleri ivedi olarak internet üzerinden yayılmasını sağlayacaktır. Patlamayı müteakip oluşan kargaşadan da istifadeyle cami içerisindeki Tahrik timinden Tahrik-A bir kısım radikal Fatih esnafı içerisine sızdırılmış Tahrik-B ile irtibata geçecektir. Tahrik- A ve Tahrik-B irtibatlı bulundukları ve halkın içerisine sızmış bulunan provokatörleri harekete geçirecek. Böylece Cami cemaatinin, çoğunluğunu Fatihli esnafın oluşturduğu öfkeli radikal grupla ana cadde üzerinde birleşmesi sağlanacaktır. Yapılacak manipülasyonlarla öfkeli grubun yaşananları irticai söylemler ve sloganlar eşliğinde protesto etmesi sağlanacaktır. Faaliyetin icrasından sonra; Tahrip unsuru tahribi müteakip, Kayıt Timi kayıtlarını tamamlamalarını ve Keşif Emniyet tim komutanı ile buluşmayı müteakip yaya olarak ayrı güzergâhlardan arabalarını park ettikleri bölgeye intikal edecek ve kendi araçları ile bölgeden uzaklaşacaklardır. (Tahrip unsuru bir araca, Kayıt timi diğer araca binecek şekilde)Faaliyet sonrası durum, trafik sıkışıklığı, yol kapaması, arama ve bunun gibi sebeplerle araçlı intikale imkân vermediği takdirde, unsurlar yaya olarak ayrı ayrı güzergâhlardan toplu taşım araçlarını kullanarak “emin ev”de buluşacaklardır.”

Amaç yaralı sayısını arttırmak
“Çarşaf” ve “Sakal” eylem planlarının “koordinasyon talimatı” başlıklı bölümlerinde hedef “yaralı sayısını arttırmak” olarak kayda geçiriliyor. Çarşaf’ın ilgili bölümü şöyle:

“Ekip Lideri ve ekibi tarafından; Fatih esnafı içerisinde yer alan ve dini grup cemaatlerle faaliyet içerisinde olan şahıslarla irtibat çok dikkatli kurulacak, içeriden yürütülecek propagandanın çerçevesi operasyon öncesi bildirilerek yönlendirilecektir. Faaliyette kullanılacak tahrip düzeneği başka bir Ekip tarafından temin edilecek ve üst komutanlığın yapacağı koordine neticesinde, emredilecek yer ve zamanda Tahrip Unsur komutanına teslim edilecektir.

Konulacak malzemenin ölümden daha çok yaralanmaya sebep olacak şekilde hazırlanması sağlanacaktır. Cami ve çevrede bulunan kameraların durumu tespit edilecektir. Tv’lerde canlı yayına bağlanarak fikir ifade edebilecek olanların tespiti ve yönlendirmesi Ankara’dan yapılacaktır.”

Emniyetli telefonlar, kiralık araçlar
“Çarşaf” planının “Komuta ve Muhabere” bölümünde ise şöyle deniyor:
“Operasyon Ekip Lideri tarafından yönetilecektir. Ekip lideri Tahrip Timinde Tahrip-B görevini icra edecek, görevi müteakip, faaliyetleri hedef bölgeye hakim bir noktadan takip ve kontrol edecektir.Ekip lideri etkisiz hale gelmesi durumunda Tahrik Tim Komutanı(Tahrik-A) emir komutayı alacaktır. Operasyon esnasında muhabere, emniyetli cep telefonları ile sağlanacaktır. Operasyon timinin cep telefonları evlerinde ve eşlerinde olacaktır. Operasyon günü için kullanılacak cep telefonlarını Keşif Timi temin edecek aynı gün sabah tüm telefonlar personele dağıtılacaktır. Sadece ihtiyaç olduğu takdirde telefonlar kullanılacaktır. Olayı müteakip cep telefonları kapatılıp Keşif Emniyet Tim K.’na geri teslim edilecektir. Operasyonda kiralık araçlar kullanılacak ve araçlar kiralanırken gerçek isimle kayıt yapılmayacaktır.”

Balyoz Harekât Planı
Harekât planının altında 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan’ın imzası var. Doğan’ın imzasında kullandığı unvan “Balyoz Sıkıyönetim Komutanı.”

Planın vazife bölümünde hedef şöyle anlatılıyor: “Balyoz Komutanlığı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlayarak muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmak maksadıyla; derhal, AKP Hükümetini iktidardan uzaklaştıracak ve mevcut irticai yapılanmayı şiddetle bertaraf ederek, belirlenen kadroları iktidara getirerek laik devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis edecektir.” İşte icra planını da yarın Taraf’ta okuyacağınız Balyoz Harekât Planı’nın geniş bir özeti.

Maksat:
(1)BALYOZ Komutanlığı, İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına yerine getirme azim ve kararlılığı içerisinde laik devlet otoritesinin temini için gerekli olan tedbirleri alacaktır.

(2)Harekatın maksadı; ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve laik demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri, bir daha hortlamamak üzere ebediyen ortadan kaldırmaktır.

Düşman Durumu:
(1)İrticai grupların, hedefe giden yolda engel olarak gördükleri TSK’ya karşı bir taraftan sızma gayretleri artarak devam ederken diğer taraftan yıpratma, komuta zafiyeti içerisinde ve dinsiz gösterme çabaları da artan bir ivme ile devam etmektedir.

(2)Mevcut iktidarın uygulamalarından cesaret bulan irticai grupların, devlet düzenimizin temelini oluşturan laiklik ilkesini kendi çıkar ve amaçlarına göre yorumladıkları görülmektedir. Bu kapsamda; başta öğretim kurumları olmak üzere, kamu hizmetlerinin yerine getirildiği çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında, irticai hareketin simgesi olan türban ve başörtüsü kullanılmasında ısrarlı davrandıkları gözlenmektedir. Bu yoldaki ısrar, masumane bir tercihten ziyade, laik cumhuriyet ilkelerine karşı dine dayalı bir devlet düzeni kurmaya yönelik din ve vicdan hürriyetini aşan sistemli çabaların bir parçası olarak devam ettirilmektedir.
(3)ABD ve AB ülkelerinin karşılıklı paslaşmalarını seyreden ve ülke menfaatlerini gözetmeden her talebi emir telakki eden, Büyük Atatürk’ün deyimi ile müstevlilerin siyasi emellerine boyun eğmiş AKP Hükümeti;
(a)İrticai faaliyetlerin ülke içerisinde artmasına, güç kazanmasına, kadrolaşmasına ve teşkilatlanmasına tam destek vermekte,
(b)Ekonomik çözümsüzlüklerin yol açtığı boşluklardan da istifade ederek, istediği karşı devrimi gerçekleştirebileceğini hissettirmekte ve tüm ülke genelinde AKP yandaşları, tarikat ve cemaatler ile devlet kademelerinde hızla kadrolaşmakta,
(c)İktidarın kendisine sağladığı imkân ve kabiliyetleri kullanarak medya, sivil toplum örgütleri ve bürokrasiyi kendine bağımlı hale getirmeye çalışmakta,
(ç)Mevcut yetkiler ile hukuki boşluklardan da istifade edilerek mürteci ve dogmatik yapıda insan yetiştirmeye uygun ortam sağlayan medrese, tekke ve zaviye tipi, eğitim ve öğretim birliğini ortadan kaldıran çarpık bir eğitim sisteminin yeniden hayata geçirilmesini hedeflemekte,
(d)Bu amaçlarına ulaşmak maksadıyla, anayasa değişikliği ve hukuk reformu adı altında TSK ile birlikte laik cumhuriyetin en önemli teminatı anayasal kurumların etkinliğini kıracak, kendi amaçları doğrultusunda evrimleştirecek yollar aramakta,
(e)Başta dışarıdan müzahir ABD ve AB ülkeleri olmak üzere, içeriden irtica ile iltisaklı medya, hukuk, bürokrasi, emniyet, maliye ve daha birçok kamu kurum ve kuruluşunda örgütlenmiş yandaşları ile koordineli ve planlı çalışmalarla laik kesimi ve rakiplerini hareket edemez hale getirmekte,
(f)AB üyeliğini ve terör sorununu bahane ederek, Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeye yönelik çabalarını, dış desteğin de etkisiyle devam ettirmektedirler.
(4)AKP Hükümetine, AB üyeliği kapsamında dış güçler tarafından sağlanan mali ve siyasal destek devam ederken, Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile İslami gruplar tarafından sağlanan ekonomik destek de artmaktadır. ABD, AB, irticai unsurlar, bölücü unsurlar ve AKP ortak eylem ve söylem birliği ile hareket etmektedirler.
(5)İktidar ve irtica yanlısı basın yayın organları her geçen gün cesaretlenip palazlanırken, muhalif basın, geçmişte yaptığı şahsi yanlışlıkların bedelini, görevini yapmayarak ve/veya yapamayarak ödemektedir. Toplumsal muhalefet sindirilmiş, muhalif basın ekonomik ve mali denetim tehdidi ile susturulmuştur.
(6)İrticai faaliyet gösteren vakıf ve dernekler ile yıkıcı bölücü unsurlar işbirliklerini alenen yapma pervasızlığını göstermektedirler. Bunu AB süreci, birlik – beraberlik, kardeşlik, demokrasi vb. evrensel temaları kullanarak yapmaktadırlar.
(7)Buna karşın muhalefet partileri de etkin, önleyici, alternatif oluşturan, siyasal iktidarın faaliyetlerini denetleyici ve geniş halk kitlelerinde yankı bulan bir muhalefet sergileyememekte; basit, tutarsız, kişiliksiz, silik ve günü kurtarmaya yönelik söylemlerle muhalefet yapmaktadırlar. Mevcut durumları itibari ile halkta giderek artan bir umutsuzluğa yol açmaktadırlar. Laik cumhuriyeti kurtaracak, birlik ve beraberliği sağlayacak ve gerekli tedbirleri alacak siyasi ufuktan yoksun liderler, koltuklarını korumanın ötesinde, kısır ve uzlaşmaz tavırların üstünde bir davranış ortaya koyamamaktadırlar.
Dost Durumu:
(1)3 Kasım seçimlerinde AKP, % 30 civarında oy almıştır. Ancak son günlerde öne çıkan ümmetçilik faaliyetlerine rağmen, bu oranın tamamının irticayı desteklediği sonucunun çıkarılmasının uygun olmayacağı değerlendirilmektedir. Bunlardan birçoğu daha önceki hükümetlerin icraatsızlığına tepki oyları olup, AKP içinde de harekatımıza, müzahir ve dost gruplar bulunmakta, ihtimaller karşısında yönetici elite yakın durmaktadırlar.
(2)Buna rağmen, şimdiye kadar içimizde barınmayanlar meclise taşınmıştır. Bu meydan okuma karşısında kategorili personel pervasızca biraz daha cesaretlenmiş ve kadrolaşma faaliyetlerine hız vermişlerdir. Bu nedenle anılan personelin, sadece Silahlı Kuvvetler içerisinden değil, bütün kamu kurum ve kuruluşlarından derhal uzaklaştırılmaları bir zorunluluk haline gelmiştir.
(3)Her türlü olumsuz şartlara rağmen cumhuriyeti koruma ve kollamaya yönelik eylem ve planlamalarımız devam etmektedir. Bu kapsamda;
(a)TSK bünyesindeki dost ve müzahir unsurlar dışında kalan, özellikle yüksek rütbeli personelin kontrol altında tutulmasına,
(b)TSK’nın her kademesine müzahir eleman temini konusunda referans uygulamasına (ÇYDD, ADD, Türkiye Gençlik Birliği vb.) devam edilerek azami koordinasyon sağlanmasına,

(d)TSK haricindeki dost unsurlar tarafından yapılacak ekonomik operasyonlar, basın yayın faaliyetleri ve sosyal sorumluluk projelerinin yakından takip edilmesine ve gerektiğinde koordinasyonun sağlanmasına,
(e)Aleyhe yapılan her türlü propaganda ve yasal düzenleme girişimlerinde muhalefet partileri ile koordineli fikir ve eylem birliği içerisinde hareketler sergilenmesine devam edilecektir.
Taraf

***

12 Haziran 2009 – AKP ve Gülen’i bitirme planı…

Deniz Kurmay Albay Çiçek imzalı, “gizli” ibareli “İrticayla Mücadele Eylem Planı”, hükümeti ve Fethullah Gülen cemaatinin, başta ordu içindekiler olmak üzere bütün mensuplarını hedef alıyor. Planın “İcra” bölümünde şöyle deniyor: Laik düzeni yıkıp İslam devleti kurma hayalindeki AKP hükümeti ve Gülen grubu başta, dinî oluşumların faaliyetlerine son vermek için çalışılacaktır. Dört sayfalık planın “Durum” bölümünde, “Ergenekon adı altında, TSK’ya büyük emeği geçmiş emekli ve muvazzaf askerî personel yersiz ithamlarla lekelenmektedir” saptaması var. Plan, Psikolojik Harp Dairesi’nin yeni adı olan Genelkurmay Harekât Başkanlığı 3’üncü Destek Şube Müdürlüğü’nde hazırlanmış. Plan, Ergenekon’da tutuklanan Serdar Öztürk’ün ofisinde ele geçirildi. Emekli yüzbaşı Öztürk, Devlet Üstün Hizmet Madalyası’nı iade etmesiyle gündeme gelmişti..

Genelkurmay Başkanlığı’nın, “irtica ile mücadele” adı altında yeni bir eylem planı hazırladığı ortaya çıktı. Nisan 2009’da Deniz Piyade Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlanan planda, Ergenekon soruşturmasından duyulan rahatsızlık açık bir şekilde dile getiriliyor. “Ergenekon davasının gündemi değiştiriliyor havası oluşmadan” eylemler yapılması isteniyor, Ergenekon kapsamında tutuklanan muvazzaf ve emekli askerlerin irtica ile mücadele ettikleri için cezaevine kondukları yönünde haberlerin ön plana çıkarılması hedefleniyor.
Planı hazırlayan Albay Dursun Çiçek tanıdık bir isim. Daha önce Taraf’ın manşetten yayımladığı “Koç da andıçlandı” başlıklı haberle gündeme gelmişti. Albay Çiçek tarafından hazırlanan andıç belgesinde bütün sivil toplum örgütleri fişlenmişti. Planın yazıldığı Genel Kurmay Harekat Başkanlığı 3. Bilgi Destek Şube Müdürlüğü, Psikolojik Harp Dairesi’nin yeni adı. Genelkurmay adına yapılan planlamalar artık buradan yürütülüyor.
Ergenekon soruşturmasında tutuklanan eski asker avukat Serdar Öztürk’ün bürosunda ele geçirilen Genelkurmay’a ait yeni plan tutanaklara geçti ve Ergenekon üçüncü iddianamesine girmesi bekleniyor. Öztürk, aynı zamanda yine Ergenekon kapsamında tutuklanan emekli Albay Levent Göktaş’ın avukatlığını yapıyordu.
Dört sayfadan oluşan “İrticayla Mücadele Eylem Planı”nın “Durum” başlıklı bölümünde Ergenekon soruşturması eleştiriliyor: İrticai gruplar tarafından TSK başta olmak üzere devletin resmî kurumlarını yıpratmak üzere yoğun faaliyetler yürütülmekte, Ergenekon adı altında TSK’ya büyük emekleri geçmiş, emekli ve muvazzaf askerî personele yersiz ithamlarda bulunularak lekelenmeye çalışılmaktadır.

‘Vazife’ çıkardık, ‘İcra’ya geçelim
Bütün bunlardan “vazife” çıkarılması gerektiği belirtilen planda bu görev “İrticai oluşumların iç yüzünü göstererek bu konudaki tereddütlere son vermek ve söz konusu örgütlere olan kamuoyu desteğini ortadan kaldırmak. Ergenekon kapsamında yapılan yıpratıcı kampanyaların etkisini azaltmak, TSK’ya yönelik olarak yapılan olumsuz propagandalara son vermektir” olarak tanımlanıyor.
Ardından ise planın “İcra” bölümü geliyor ve şu ifadeler kullanılıyor: Laik ve demokratik düzeni yıkarak, şeriata dayalı bir İslam devleti kurma hayalinde bulunan AKP Hükümeti ve ona destek veren çeşitli gruplar ile Fethullah Gülen grubu başta olmak üzere radikal dinî oluşumlar hakkındaki gerçekleri gün yüzüne çıkarmak, kamuoyunun desteğini kırmak ve faaliyetlerine son vermek üzere bilgi destek faaliyetleri icra edilecektir.

Taraf/MEHMET BARANSU

***

2 Ağustos 2010 – Generaller askerlerin ölümünü seyretti…

20 temmuzdaki PKK baskınını, Heronlar anı anına görüntüledi. Genelkurmay dahil otuz birim, baskını ‘naklen’ izledi ama karşılık vermedi. Hantepe’de yedi asker öldü

Hakkari’nin Çukurca İlçesi’nde yedi askerin yaşamını yitirdiği Hantepe baskınının başta Genelkurmay olmak üzere 30’ya yakın birim tarafından canlı olarak izlendiği ortaya çıktı. Saldırıdan 20 dakika önce bölgeye giden Heron, PKK baskınını saniye saniye Karargah’a iletti. Heron’un çektiği görüntülerde mevzilere yaklaşan PKK’lıların, askerlerin üzerine attığı bombalar büyük gürültüyle patlıyor. Bu sırada kaçışan askerler, pusuya yatan PKK’lılar tarafından kurşun yağmuruna tutuluyor. Bütün bunları canlı izleyen komutanlar, bölgeye bir helikopter bile göndermedi.

O görüntüler Taraf’ta

Taraf, 20 temmuz gecesi Hantepe Üs Bölgesi’ne düzenlenen kanlı baskının canlı görüntülerine ulaştı. PKK’nın saldırısında Piyade Üsteğmen Çetin Aylar, Uzman Çavuş Turgay Yılmaz, Piyade Uzman Onbaşı Samet Yılmaz, Piyade Komando Uzman Çavuş Mesut Keklikçi, Piyade Uzman Çavuş Ayhan Say, Jandarma Komando Çavuş Serdar Yeşilyurt ve er Hakan Yutkun hayatını kaybetmişti.

Balyoz davasında hakkında yakalama emri çıkarılan Tümgeneral Gürbüz Kaya’nın başında bulunduğu Hakkari 3. Taktik Tümen Komutanlığı’ndan da canlı izlenen PKK saldırısı saniye saniye böyle yaşandı:

Saniye saniye baskın

02:00: Hantepe Üs Bölgesi’ne saldırı ihbarı alındı. Bölgeye hemen bir Heron gönderildi. Ve Heron kayıt almaya başlıyor. Mevzilere yaklaşan PKK’lılar Heron tarafından görüntüleniyor. Saldırı bilgisi anında Yüksekova Tümen Birliği’ne bildiriliyor. Acilen bölgeye yardım ve taarruz helikopteri gönderilmesi isteniyor.

02:30: Askerlerin nöbet tuttuğu mevzilere PKK’lılar adım adım yaklaşıyor. Geceyarısı olmasına rağmen görüntülerde PKK’lıların her hareketi net olarak görünüyor. Hâkim tepelerde mevzilenmiş PKK’lılar canlı olarak tüm merkezlere aktarılıyor.

02:32: Heron askerlerin nöbet tuttuğu mevzileri gösteriyor. İçeride altı civarında asker var.

02:33: Heron iki tepeyi odaklıyor. Tepelerdeki PKK’lılar net bir şekilde görünüyor. Helikopter geleceğini düşünen Heron operatörü, koordinatlara odaklanarak bölgeyi kayıt altına alıyor.

02:34: Heron bölgede mevzilenen PKK’lıları bir kez daha görüntülüyor. Tepeler arasında kamera gidip geliyor. Hantepe Karakolu’ndan PKK’lılara doğru ilk topçu atışı yapılıyor. Ancak atış karavana, top isabet etmiyor. PKK’lılar mevzilere yaklaşmaya devam ediyor. Tüm hareketler kamerada.

02:35: Yer değiştirerek kulübelere doğru ilerleyen PKK’lılar görüntüye geliyor. Bir yandan yer değiştirilirken, bir yandan da askerlerin mevzilerine bomba atılıyor.

02:36: Görüntüde yedi PKK’lı var. Farklı noktalardan yavaş yavaş mevzilere yaklaşıyorlar. Koordinatlardan Heron’un, Hantepe Üs Bölgesi’nin hemen üzerinde olduğu anlaşılıyor. Mevzide bekleyen askerler bir kez daha görüntüye giriyor. PKK’lılar yaklaşmaya devam ediyor.

PKK’lılar ateş açıyor

02:39: Az sonra çapraz ateş altında kalacak mevzideki askerler bir kez daha görüntüye giriyor. Askerler dağınık halde, üstü açık bir mevzide görünüyorlar. PKK’lıların adım adım yaklaştığı net bir şekilde görünüyor. Mevziye birkaç metre kaldı. Askerler mevzide beklerken sağdan soldan ateş açılmaya başlanıyor. Tepelerde mevzilenen PKK’lılar bölgeyi çapraz ateşe tutuyor. (Görüştüğüm askerî yetkililer, PKK’lıların silahlarını gündüz bölgeye yerleştirmiş olabileceğini söylüyorlar. Bu işlemin gece yapılmasının mümkün olmadığını belirttiler.) Taciz ateşi devam ediyor. Bir PKK’lı yavaş yavaş askerlerin bulunduğu mevziye yaklaşıyor.

02:40: PKK’lılar ateşe devam ediyor. Mevziye yaklaşan bir PKK’lı, el bombasının pimini çekip askerlerin üzerine atıyor. Patlama gerçekleşiyor. Bombadan kurtulmayı başarıp, siperin dışına çıkan askerlerin üzerine üç farklı noktadan ateş açılıyor. Bir anda kaçışan askerlerin hareketli görüntüsü donuyor. Siperden çıkmaya çalışan askerlerin üzerine bu kez ikinci bomba atılıyor. Siperin yakınında üçüncü bomba da patlatılıyor.

02:42: Siperlerde bombalar patlatılırken, tepelerdeki PKK’lılar kurşun yağdırmaya devam ediyor. Askerler görüntüye giriyor. Açık bir hedefte olmalarına rağmen, ne topçu ateşi yapılıyor ne de kendilerine yardım etmek üzere taarruz helikopteri geliyor.

02:44: İki PKK’lı, siperde yer değiştiren askerlerin üzerine ateş ederek yaklaşıyor. Çok geçmeden de askerleri vuruyorlar.

02: 46: Sipere yaklaşan PKK’lılar teker teker kalan askerlere ateş ediyor.

02:47: Bir bomba daha patlatılıyor.

02:48: PKK’lılar mevzi etrafında dolaşıyor. Kalan erleri vuruyorlar.

02:49: Kulübedeki askerler PKK’lılara silahla karşılık veriyor.

02:50: Askerlerin olduğu diğer kulübede patlama meydana geliyor. Kulübelerin yakınına iki bomba düşüyor. Dördüncü bombayla kulübe patlatılıyor.

02:53: Patlama sonrası askerler kulübeyi terk ediyor.

02:54: Kulübeden çıkan askerlerin üzerine, pusuda bekleyen PKK’lı ateş ediyor. İki asker sığınağa saklanmak isterken bu kişi tarafından vuruluyor.

02:55: Baskın ihbarının üzerinden yaklaşık bir saat geçti. 15 dakikada bölgede olması gereken helikopter halen bölgeye gelmediği gibi bomba yüklü uçaklardan da haber yok. Askerlerin vurulma anları tüm birimlerce canlı olarak izleniyor.

10 metreye kadar yaklaştılar

02: 54: Askerî barınaklarda göğüs göğse çarpışma devam ediyor. PKK’lılarla askerlerin arası yaklaşık 10 metre.

02: 55: Askerlerin bulunduğu sığınak el bombasıyla patlatılıyor. Üs bölgesinde birbiri ardına bombalar patlatılırken, askerlerin yardımına koşan kimse yok.

02:55: Patlama sonrası diğer barınağa koşmaya çalışan iki asker barınağın yanında pusuda bekleyen PKK’lı tarafından kurşun yağmuruna tutuluyor. Her iki asker de vuruluyor.

02:57: PKK’lılar mevziler arasında geziyorlar. Daha önce patlatılan mevzi bir kez daha patlatılıyor.

03:00: PKK’lılar mevziler arasında sağ asker kalıp kalmadığını kontrol için bölgede dolaşıyorlar. Son derece soğukkanlı hareket ediyorlar. Aşağıdaki birlikten topçu ateşi açılmadığı gibi, ortada taarruz helikopteri de yok.

03:02: PKK’lılar etrafa tuzaklama yaparak, kurşun sıkarak toplanmaya başlıyorlar. Yarım saat süren çatışmada, askerlere yardım gelmemesinin rahatlığı içindeler. Rahat hareketleri gözlerden kaçmıyor. Heron olup biteni canlı olarak Genelkurmay başta olmak üzere tüm birimlere gönderiyor.

03:03: Tepelerde konuşlanan ve çapraz ateş yapan PKK’lılar, siperlerin bulunduğu yerdeki PKK’lılarla buluşmak üzere dönüşe başlıyorlar.

03:08: PKK’lılar tepede buluşuyorlar. Bir süre dinleniyorlar.

03: 16: PKK’lılar dönüş yolundayken Heron bir kez daha karakolu gösteriyor. Her yer sessiz.

PKK’lılar rahat rahat dönüyor

03:20: Heron, dönüş yolundaki PKK’lıları bir kez daha gösteriyor. PKK’lılar geldikleri gibi rahat bir şekilde dönüyorlar.

03:24: PKK’lılar bir tepede dinleniyorlar. Kimse kendilerine müdahale etmiyor.

03: 29: PKK’lılar aynı tepede dinleniyor. Ne bir helikopter, ne bir uçak, ne de peşlerinden giden bir asker var. Genelkurmay, görüntüleri BBG evini izler gibi izlemesine rağmen olan bitene müdahale etmiyor. PKK’lılar yavaş yavaş bölgeden uzaklaşıyor. Bir tepede görüntülenen yedi PKK’lı, dinlendikten sonra bölgeden ayrılıyor.

Askerler görüntüleri sorguluyor

Taraf‘ın görüntüleri elde ettiği üst düzey askerî yetkililer, bu görüntülerin TSK içinde deprem etkisi yarattığını kaydettiler. Askerî yetkililer, şunları söyledi: “Baskın yapılacak ihbarı alınıyor. Heron baskın yapılacak tepeye gönderiliyor. Baskın saniye saniye kaydediliyor ama canlı görüntüyü izleyenler ne helikopter ne de uçak gönderiyorlar. Bu görüntülerden haberdar olan personel, yardım gönderilmeme sebebini soruşturuyor. Bize gerekçe hava şartları olarak açıklandı ama görüntülerden havanın çok açık olduğu görünüyor. Bölgedeki arkadaşlar da bu açıklamayı gerçeklerin saklanması olarak görüyorlar. Görüntülerde patlayan bombaların dumanları görünüyor. Hava o kadar açık. Bu videodan haberdar olan herkesin psikolojisi bozuk.” MEHMET BARANSU

***

13 Haziran 2008 – Kameralar karartıldı: Paksüt-Başbuğ buluşması…

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün, kritik türban ve kapatma davaları sürecinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ile gizli bir görüşme yaptığı ortaya çıktı. Osman Paksüt ve İlker Başbuğ arasındaki gizli buluşma öncesinde, karargâh giriş ve çıkışlarında bulunan güvenlik kameralarına karartma uygulandı, komuta katı ise tamamen boşaltıldı. Osman Paksüt, ‘özel davetli’ olarak 4 mart 2008 günü saat 17.00’de, 06 LLU 81 plakalı mavi siyah Mercedes’le geldiği Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda bir saat 15 dakika süreyle Org. Başbuğ ile başbaşa görüştü. “Türban değişikliklerinin” iptaline ilişkin başvurudan yedi gün sonraya, AKP’ye kapatma davası açılmasından 13 gün önceye denk düşen gizli görüşmenin yapıldığından haberdar bazı ordu ve yargı mensupları rahatsız..

İzlendiği iddialarıyla tartışma yaratan Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlke Başbuğ’la gizli bir görüşme yaptığı ortaya çıktı. Gerek zamanlaması, gerekse mekâna ilişkin olağanüstü önlemler, Paksüt-Başbuğ görüşmesinin kamuoyundan gizlenmeye çalışıldığı değerlendirmelerine neden oldu. Taraf, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, kritik davalar devam ederken Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ü ağırlamasının ayrıntılarına ulaştı.
75 DAKİKA SÜRDÜ • Anayasa Mahkemesi Üyesi ve Başkanvekili Osman Paksüt, “özel davetli” olarak 4 Mart 2008 tarihinde saatler 17.00’yi gösterdiğinde, 06 LLU 81 plakalı Mercedes marka araçla Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na giriş yaptı. Orgeneral İlker Başbuğ ve Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün görüşmesi tam bir saat 15 dakika sürdü. 
KAMERALAR KAPATILDI • Türban düzenlemesi için CHP tarafından açılan iptal davasından yedi gün sonraya, Ak Parti’nin kapatma davasının açıklanmasından ise 13 gün önceye ‘denk’ gelen görüşmenin ‘gizliliği’ için olağanüstü önlem alındı. Komuta katı tamamen boşaltıldı. Paksüt’ün komutanlığa giriş yapmasından önce bizzat Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’un emriyle giriş ve çıkıştaki güvenlik kameralarına da “karartma” uygulandı.
ZİYARET GİZLENDİ • Buluşmanın Anayasa Mahkemesi’nde görüşülecek olan kritik kararlar arifesinde gerçekleştirilmesi, başta güvenlik kameralarına karartma uygulanması olmak üzere komuta kademesinin boşaltılması, ziyaretin kamuoyundan saklanmaya çalışıldığı izlenimi yarattı. Ayrıca görüşmenin başta karargâhtaki bazı komutanlar olmak üzere, Anayasa Mahkemesi üyeleri arasında da gerilim nedeni olduğu belirtiliyor.
İZLEME İDDİASI • Osman Paksüt 13 Mayıs 2008’de Ankara Tenis Kulübü’nde eski Ak Parti Milletvekili Turhan Çömez’le yemek yerken emniyete ait bir aracın takip ve dinleme yaptığı iddiasıyla gündeme gelmiş, Emniyet Genel Müdürlüğü ise aracın başka bir görev için orada bulunduğunu öne sürmüştü. Kulislerde ise Paksüt’ün iddiasının geri planında, Başbuğ’la yaptığı görüşmeyi kamuoyundan saklama çabası olduğu öne sürülüyor.

Taraf

***

28 Kasım 2013 – Gülen’i bitirme kararı 2004’te MGK’da alındı…

“Fethullah Gülen grubunun faaliyetlerine karşı alınması gereken tedbirler” başlığıyla MGK’da alınan kararda, “ağır yaptırımlar için eylem planı hazırlanmalıdır” dendi

Milli Güvenlik Kurulu’nun, 2004 yılı Ağustos ayında yaptığı toplantıda, “Fethullah Gülen grubunun faaliyetlerine karşı alınması gereken tedbirler” başlığıyla, “Cemaate karşı bir eylem planı hazırlanması”, tavsiye kararı olarak hükümete bildirilmiş.

MGK kararında, “Nurculuk Faaliyetleri ve Fethullah Gülen grubuna” ait kurumların faaliyetlerinin engellenmesi için, “Ağır yaptırımlar getiren yasal düzenlemeler yapılmalıdır, eylem planı hazırlanmalıdır” deniyor. 25 Ağustos 2004 tarihli MGK kararının altında, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül’ün yanı sıra, beş ayrı bakanın imzası var. Aynı belgeye, MGK üyesi Aytaç Yalman, Özden Örnek, İbrahim Fırtına, M. Şener Eruygur da imza koymuş.

24 Haziran 2004 tarihli MGK toplantısında “Türkiye’deki Nurculuk Faaliyetleri ve Fethullah Gülen” konusu da gündeme alınıp konuşuluyor. Toplantıda, Gülen Grubu’nun faaliyetlerinin tasfiye edilmesine ilişkin 15 ayrı karar alınıyor. Karar, iki sayfa hâlinde getirilip, bir üst yazıyla ilgili kişilere veriliyor. 25 Ağustos 2004 tarihinde de tüm kurul üyeleri tarafından imzalanıp, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e sunuluyor.

BAŞBAKANLIK TAKİP EDECEK

481 Sayılı MGK Kararı olarak kayda geçen kararda, “Bir eylem planı oluşturulmasının” kararlaştırıldığının altı çizilirken, resmî kurumların atacağı adımlar da tek tek sıralanıyor. Konunun “Psikolojik harekât boyutuna” dikkat edilmesi gerektiği de vurgulanıyor. Gülen cemaatine karşı uygulanacak tedbirler için ise; Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu (BUTKK) koordinesinde, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve MİT Müsteşarlığı görevlendiriliyor.

CEMAAT OKULLARI TAKİP EDİLMELİ

2004 tarihinde tavsiye kararı olarak alınan MGK kararlarındaki bazı maddeler şöyle: “F.GÜLEN grubunun yurtiçi ve yurtdışı faaliyetleri, Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu (BUTKK) koordinesinde İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, MİT Müsteşarlığı ve ilgili diğer kurumlar aracılığı ile yakından takip edilmelidir. Devletin yurt dışında görevli memurları aracılığı ile F.GÜLEN grubu yakından takip edilmeli gerekiyorsa Dışişleri Bakanlığı tarafından ilave tedbirler geliştirilmelidir. F.GÜLEN grubuna ait özel okulların faaliyetleri, İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından incelenmeli ve takibe alınmalıdır. Bu gruba ait okullardaki şüpheli ve yasa dışı faaliyetler periyodik olarak BUTKK’na rapor edilmelidir.”

ÖĞRENCİ EVLERİNE ENGEL OLUNMALI

MGK kararında Gülen cemaatine ait kurumlar için “Ağır yaptırımlar getiren yasal düzenlemeler yapılmalıdır” deniyor. Kararda, “öğrenci evleri”ne de vurgu yapılıyor. MGK kararında yasaların etkin hâle getirilmesi vurgulanarak şöyle deniyor: “F.GÜLEN grubunun ‘öğrenci evleri’ kapsamında sempatizan ve yandaş edinme gayretleri İçişleri Bakanlığı nezdinde dikkatle takip edilmelidir. Yasal olmayan yollar kullanılarak din eğitimi veren ve bir nevi dini alet ederek yandaş toplama sistemi olan ‘öğrenci evleri’ uygulamalarına engel olunmalıdır.”

BAĞIŞ YAPANLAR İZLENMELİ

25 Ağustos 2004 tarihli belgede, MASAK’ın cemaate bağış yapan iş adamlarını takibe alması da şu satırlarla talep ediliyor: “Yapılan bağışlar ile usulsüz para hareketleri ve kara para uygulamalarının Maliye Bakanlığı-MASAK (Mali Suçlar Araştırma Kurulu) aracılığı ile takip edilmesi sağlanmalıdır.”

GENELGELER ÇEKİLECEK

Belgede dikkat çeken önemli detaylardan biri de, Milli Görüş’e yardım edilmesi ile ilgili genelgenin geri çekilmesinin istenmesi. Abdullah Gül’ün, Dışişleri Bakanı sıfatıyla gönderdiği iki genelgenin de geri çekilmesi kararlaştırılıyor. Kararda, Gül’ün Büyükelçiliklere, Gülen okullarına ve Milli Görüş’e yardım edilmesi için gönderdiği 3846 ve 3847 sayılı genelgelerin geri çekilmesi isteniyor.

Taraf’ta yer almıştı

CEMAATE karşı MGK’da alınan bu eylem planının var olduğuna ilk dikkati gazeteci Alper Görmüş çekmişti. Görmüş, 24 Şubat 2012’de, Taraf’ taki Medyaironik köşesinde konuyu anlatırken, “MGK 2004’te ‘Cemaat’i takip’ kararı alıyor” başlığı altında şu ifadeleri kullanmıştı: “Soru şöyle: Devletteki ‘Cemaat’le ilgili olduğu düşünülen kadroları tasfiye kararı MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasından epeyce önce alındığı iddiası doğruysa, bu karar ne kadar eskiye gitmektedir? Ya da hükümet ile cemaat arasındaki gerilim ne zamandan beri vardır?” Görmüş, MİT’in, cemaat aleyhine çalıştığını ima etmiş ve Darbe Günlükleri’ndeki MGK ayrıntısını şöyle yazmıştı: “Ben, aşağı yukarı 2006’dan beri ‘Hükümet, cemaatin devlet içindeki ağırlığından rahatsız, harekete geçecekmiş’ cümlesini ya da onun türevlerini duymaktayım. Fakat 2004’te Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) Gülen Cemaati’nin takip edilmesine dair bir tavsiye kararı alındığını herkes gibi ben de bilmiyordum. Fakat alınmış. Özden Örnek’in günlüklerinin Haziran 2004 ve Ağustos 2004 MGK’larının anlatıldığı bölümlerinde bu durum şöyle ifade ediliyor:

24 Haziran 2004: Fethullah Gülen konusunda Genelkurmay Başkanı oldukça ağır bir konuşma yaptı ve hükümeti suçladı. Eğer siyasi irade konulup bu konunun üstüne gidilmezse bir felaket olacağını belirtti.

25 Ağustos 2004: Fethullah Gülen ve teşkilatı ile ilgili olarak geçen toplantıda yapılan görüşmeden sonra bu adamın faaliyetlerinin yakından takip edilmesine karar verilmişti, onunla ilgili tavsiye kararı bugün imzalandı. Bilmem ne işe yarayacak.

Özden Örnek ‘Bilmem ne işe yarayacak’ diyor ama, MİT’in MGK kararına dayanarak o günden beri bir çalışma yapmadığını bugün kim güvenle öne sürebilir?”

MEHMET BARANSU

***

2 Aralık 2013 – Hükümete ters düşen cemaatler fişleniyor…

Ömer Dinçer’in, “13 Aralık 2010’da bitti” dediği “İrtica fişlemeleri”nin 2011-2013 yılları arasında da sürdüğü ortaya çıktı. Devlette Süleymancı, Nakşibendi ve Gülen cemaatine yakın olanlar fişlendi

Fethullah Gülen’i Bitirme Eylem Planı’nın hükümet tarafından imzalandığını ortaya koyan belgeler kamuoyunda ve iktidar çevrelerinde tartışılıyor.

Taraf ’ın her gün yayımladığı belgelerle ilgili hükümet kanadından “yok hükmündedir, gereği yapılmadı, hayata geçirilmedi” diye açıklamalar yapıldı. Son açıklama ise MGK kararlarını zaman içerisinde hayata geçiren dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’den geldi. Dinçer, kendisine bağlı Başbakanlık Uygulama Takip Koordinasyon Kurulu’nun 2010’da tarihe karıştığını ve tüm uygulamaların kaldırıldığını açıkladı. Ancak Taraf, Dinçer’i yalanlayan yeni bilgi ve belgelere ulaştı.

Kaldırılan kurulun yerine Başbakanlık’ta oluşturulan birim, iktidara ters düşen cemaatleri, özellikle de devlet kurumlarında çalışan ya da görev alacak olan Fethullah Gülen Cemaati’ne yakın kişileri fişlemiş. Öyle ki, devlette 30 yıldır görev yapan kişiler bile atamalar öncesi fişlenip, Başbakanlığa rapor edilmiş. Belgelere göre, Gazeteci – yazar ve Ekonomi Profesörü Mehmet Altan’ın bir konferansına izleyici olarak katılan bir devlet memuru bile fişlenmiş.

MİT tarafından yapılan fişlemeler, Başbakanlığa resmî yazıyla gönderilmiş. Fişleme belgeleri Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala tarafından toplanıp, gereğinin yapılması için klasörlere konmuş. Resmî yazı ve fişleme belgelerine bakıldığında, 2004 MGK’sında alınan kararların, 2011, 2012, 2013 yılında da hayata geçirildiği görülüyor. MİT tarafından Başbakanlığa gönderilen resmî yazışmada, fişleme yapılan kişilerle ilgili belgelerin özenle korunması gerektiği, bunların medyanın eline geçmesi hâlinde değişik komplikasyonlara neden olacağı uyarısı da var.

MİT tarafından fişlenip, Başbakanlığa gönderilen kamuda görevli kişiler ile kamuya yeni alınacak kişilerin listelerini, isimlerinin baş harflerini vererek yayımlıyoruz. İşte o skandal fişleme belgeleri. Kaymakan Adayları 2013:

DANA HİSSESİNE GİRDİ FİŞLENDİ

V.K: Aydın-Ayten oğlu, Mersin- 1986 doğumlu. V.K. hakkında; Aralık 2008 ayı (Kurban Bayramı)’nda, Mersin’de F. GÜLEN Cemaati tarafından, Moğolistan’da vekaleten kesilmek üzere “Kurban hissesi” gönderen şahıslar arasında yer aldığı…

O. A: Vahap-Saniye oğlu, Keçiören-1987 doğumlu, O. A. hakkında; Aralık 2006 ayı itibarıyla; ağabeyi M. A’yla beraber Selçuk Üniversitesi (S.Ü.) Karaman İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) ile Karaman Meslek Yüksek Okulu (MYO) öğrencisi olduğu… Fethullah GÜLEN Grubu Nurcu kesimin denetimindeki öğrenci evlerinde kalan öğrenciler arasında yer aldıkları, ağabeyi M.A’nın anılan kesimin KARAMAN öğrenci yapılanmasına yönelik olarak, 16/06/2007 tarihinde başlayan Nur Risalesi okuma kampının sorumlusu olduğu…

M.C: İsmet oğlu, Eskişehir- 1983 doğumlu M.C. hakkında; Aralık 2002 ayı itibarıyla, F. GÜLEN Grubu Nurcu kesim tarafından Eylül 2002 ayında faaliyete geçirilen öğrenci yurdunda kalan üniversite öğrencileri arasında yer aldığı…

MEHMET ALTAN’IN KONFERANSINA KATILDI

C. A: Kamal-Emine Hatay-1955, Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürü olarak görev yaptığı dönemde F. GÜLEN Grubu Nurcu kesimin kontrolünde bulunan Kahramanmaraş Lider İşadamları Derneği (KALİDA), 21/11/2009 tarihinde Kahramanmaraş Ramada Otel’de “Dar Çerçeve” konu başlığıyla Star Gazetesi başyazarı Mehmet ALTAN’ın konuşmacı olarak katıldığı yemekli bir toplantıya dinleyici olarak katıldığı, Kayseri Emniyet Müdürü olarak görev yaptığı dönemde, Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği (DTKDD) tarafından, 18.08.2010 tarihinde Kayseri’deki dernek merkezinde Gönüllü Kültür Teşekküllerinin iştiraki ile düzenlenen iftar yemeğine katılanlar arasında yer aldığı…

SÜLEYMANCI KESİMLE İLTİSAKLI

O. Z: Hüseyin-Nimet Bekilli-1961. 1987 yılı itibarıyla Samsun Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube Dernekler Masasında görev yaptığı dönemde, Süleymancı kesim ile iltisaklı olduğu, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nce O. Z. hakkında arşiv araştırması talebinde bulunulmuştur.

ÜNİVERSİTE MENSUPLARI:

Ö. C: Mehmet D.- Hatice oğlu, Ceyhan-1965 doğ. Adana- Ceyhan nüfusuna kayıtlı ile ilgili olarak; 2006 yılı itibarıyla Fethullah GÜLEN Grubu Nurcu kesim mensubu olduğu, 2006- 2007 yılları itibarıyla, Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Pediatri Bölümü öğretim görevlisi olduğu ve anılan üniversitede ihtiyacı olan Nurcu kesime yardım ettiği…

NAKŞİ TARİKATINA İLTİSAKLI DİYE FİŞLENDİ

N.Ö: Hüseyin-Zinet oğlu, Senirkent-1952 doğ. Ankara/Çankaya nüfusuna kayıtlı ile ilgili olarak; Mayıs 2000 ayı itibarıyla Ankara’da Fethullah GÜLEN Grubu Nurcu kesime ait Akademisyenler Grubu Mütevelli Heyeti’nde yer aldığı, 09/06/2007 tarihinde Meşveret Grubu Nurcu kesiminin kontrolündeki AKEV’de düzenlenen bir okuma programına katıldığı, 2011 yılı itibarıyla kardeşi A.E. (Ö.)’nin oğlu Doç. H. E. ve diğer oğlu H. İ. E’nin Kastamonu/Tosya’da faaliyet gösteren Recep ESE liderliğindeki Nakşibendi tarikatı ile Nur cemaatlerine yakın şahıslar olarak tanındıkları, şeklinde bilgiler mevcuttur.

GÜLEN’İN OKULUNDAKİ MEZUNİYET TÖRENİNE KATILDI

M.C.H: İbrahim- Balkıs oğlu, Turgutlu-1955 doğ. Manisa/Turgutlu nüfusuna kayıtlı ile ilgili olarak; 25/05/2000 tarihinde Türkmenistan’da Fethullah GÜLEN Grubu Nurcu kesimin kontrolünde olduğu belirtilen Başkent Türkmen-Türk Kolejinde düzenlenen mezuniyet törenine İzmir’den katılan şahıslar arasında yer aldığı, 20/04/2012 tarihinde İzmir/Bornova’da faaliyet gösteren Fethullah GÜLEN Grubu Nurcu kesim mensupları tarafından düzenlenen toplantıya katılan şahıslar arasında yer aldığı…

ESAD COŞAN VAKFINDA GÖREVLİ DİYE FİŞLENDİ

N. O: Aralık 1998 ayı içerisinde, İstanbul’da Esad COŞAN grubu nakşibendilerce Kurulan İSİYAD (İlim Adamları, Sanayiciler, İşadamları, Yöneticiler, Akademisyenler Derneği’nin kurucuları arasında yer aldığı, 16/04/2006 tarihinde yapılan MÜSİAD’ın Genel Kurulu’nda Yönetim Kurulu üyesi, 03/04/2010 tarihinde yapılan Genel Kurul’da Genel Başkan Yardımcısı, Aralık 2012 ayı itibarıyla ise MÜSİAD Başkanı olduğu, şeklinde bilgiler mevcuttur.

AVUKATLAR:

R. K: Mehmet oğlu, Yunak-1972 doğumlu R. K hakkında; 2007- 2010 yılları itibarıyla F. GÜLEN Grubu Nurcu kesimin kontrolünde faaliyet gösteren Zaman Gazetesi İsveç temsilciliğinin yayın yönetmeni olduğu, şeklinde bilgi mevcuttur.

B. M. S: İhsan oğlu, Erzurum- 1971 doğumlu B. M. S. hakkında; 2001-2008 yılları arasında, F. GÜLEN Grubu Nurcu kesimin kontrolünde olduğu belirtilen ERGİAD (Erzurum Genç İş Adamları Derneği) Yönetim Kurulu üyeleri arasında yer aldığı, şeklinde bilgi mevcuttur.

DİNİ İÇERİKLİ TOPLANTIYA KATILDI FİŞLENDİ

Y. Ö: Yahya oğlu, Adana-1975 doğumlu Y.Ö. hakkında; Mayıs 2010 ayı itibarıyla Adana’da, F. GÜLEN Grubu Nurcu kesimin kontrolünde olduğu belirtilen “Altın Çocuk Derneği’ne bağlı “Murat GÖĞEBAKAN Okuma Salonunda yapılan dini içerikli toplantılara katılanlar arasında yer aldığı, şeklinde bilgi mevcuttur.

MUHTELİF FİŞLEMELER

N. B: Mart 2006 ayı itibarıyla, Avrupa Türk Demokratlar Birliği (ATDB) Avusturya Temsilciliği’nde Başkan Yardımcısı olduğu, şeklinde bilgi mevcuttur.

O.K: Şubat 2010 ayı itibarıyla düzenlenen, Avusturya/Viyana’da faaliyet gösteren MÜSİAD’ın toplantısında Yönetim Kurulu Üyeleri arasında yer aldığı, şeklinde bilgi mevcuttur.

Ö. N: Aralık 2002 ayı itibarıyla, Süleymancılık paralelinde faaliyet gösteren Viyana İslam Kültür Merkezi’nin Başkanlığı’nı yürüttüğü, şeklinde bilgi mevcuttur.

R.D: 2000 yılı itibarıyla, İslam Toplumu Münih Merkez Şubesi üyeleri arasında yer aldığı şeklinde bilgi mevcuttur. MEHMET BARANSU

***

31 Temmuz 2013 – Üç bakan teknik takibe takıldı…

Savcılığın GDO’lu pirinç soruşturmasına göre firma, Mehdi Eker, Zafer Çağlayan ve Sadullah Ergin’den mahkemenin değiştirilmesini istiyor. Bu görüşmeler dinleniyor…

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü “GDO’lu pirinç” soruşturmasına üç bakanın ismi karıştı. Teknik takibe takılan konuşmalarda, pirinç ithalatını gerçekleştiren firmanın yetkilileri, savcılığın soruşturmayı başlatmasının ardından AK Parti’li bakanlar ve yetkililerle görüşüp, kendilerine yardımcı olunmasını istemişler. Bakanlardan, mahkeme heyeti ve savcılığa baskı yapılması yönünde de talepte bulunmuşlar.

GDO’lu pirinçleri Türkiye’ye sokmaya çalışan şirket yetkilileri, savcılığın düğmeye basmasının ardından önce Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’le ardından da Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’la görüşüyorlar. Kendilerine haksızlık yapıldığı gerekçesiyle, soruşturmanın kapatılması için yardım talep ediliyor.

Önce mahkeme değiştiriliyor

Konu aynı gün Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e intikal ettiriliyor. Bakanlık’tan mahkeme üzerinde baskı kurması isteniyor. Bakanlığın devreye girmesinin ardından önce şüphelilerin sevk edildiği mahkeme değiştiriliyor. Aynı dönemde Adalet Bakanlığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu devreye sokup, Mersin ve Afyon adliyelerinde kapsamlı bir değişiklik yapmak istiyor. Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ankara ve İzmir adliyelerinde değişiklik yapılmasını istemesi üzerine, Mersin’e dokunulamıyor.

Yaşanan tüm bu trafik, soruşturmada ismi geçen isimlerle bakanların yaptığı görüşmeler Mersin Cumhuriyet Savcılığı’nca teknik takibe alınıyor. Hatta Tarım Bakanı Mehdi Eker’in “pirinçler GDO’ludur” diye rapor veren, İTÜ rektörü ve bazı öğretim üyelerini makamına çağırması, makamında bu raporların mutlaka değiştirilmesi talimatı vermesinin de teknik takibe takıldığı iddia ediliyor. Baz istasyonu incelemesiyle bu görüşmeye kimlerin katıldığı da tesbit edilmiş.

Çelik’ten yardım istiyorlar

İthalatı gerçekleştiren şirket yetkilileri aynı günlerde AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Hüseyin Çelik’e ulaşıp, kendisinden yardım istiyorlar. Çelik, yardım talepli görüşmeyi kabul edip, konuyla ilgili Taraf ’a şu açıklamayı yaptı: “Suçlanan firmalardan biri Gaziantep’in en tanınan ailelerinden ve Antep Borsa Başkanı. Diğer firma yetkilisinin ise kardeşiyle görüştüm. Kendilerine haksızlık yapıldığını düşünüyorlardı.”

“Savcılık haksızlık yaptı”

Çelik şöyle devam etti: “Konunun ne olduğunu öğrenmek için Tarım Bakanımızı aradım. Pirinçlerin GDO’lu olmadığı, taşıma esnasında soyaya bulaştığı tesbit edilmiş. Raporlardaki bulaşma oranı da AB standartlarının altında. Kaldı ki GDO’lu pirinç çeltik üretimi dünyada yok. Dosyanın tamamını okudum. Hükümet sözcüsü olduğum için basın toplantısında bu yönde soru da gelebilir diye ayrıntılı olarak soruşturma dosyasına hâkimim. GDO’lu pirinç olayı büyütülecek bir konu değil. Burada savcılığın bir haksızlık yaptığı kanaatindeyim. Bu kişilerin suçlu olduğuna inanmıyorum.”

“Taşınma sırasında bulaştı”

TARIM ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği aracılığıyla dün Taraf ’a konuyla ilgili bir “Cevap ve Düzeltme” metni gönderdi. Bakanlık, yazılı açıklamada GDO’lu pirinç soruşturmasının kapatıldığı ve numunelerin değiştirildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, dünkü haberimizde bahsi geçen “bakanlığın olayı kapatmak için özel çabaya girdiği” yönündeki iddiaların da iftira mahiyetinde olduğunu söyledi. Açıklamada, bakanlığın savcılık makamından önce harekete geçerek soruşturma başlattığı, bahsi geçen pirinçlerin GDO’lu olmayıp, gemiyle taşınması esnasında soyadan bulaştığı, bilimsel rapor ve teftiş incelemesiyle tesbit edildiği belirtiliyor.

MEHMET BARANSU

***

30 Temmuz 2013 – Başbakanı üç bakan yanılttı…

Savcılık tarafından GDO’lu pirinç skandalıyla ilgili soruşturulan AKP’li işadamı Mahmut Arslan’ı kurtarmak için üç bakan devreye girmiş…

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturması halen devam eden “GDO’lu pirinç” skandalında ilginç isim ve bağlantılar ortaya çıktı. Ulusal Baklagil Konseyi Başkanı ve AK Parti eski Mersin Büyükşehir Belediye Başkan adayı işadamı Mahmut Arslan’ın ismi de soruşturmaya karıştı.

Soruşturmaya Arslan’ın isminin karışmasının ardından, skandalı kapatmak için üç bakan devreye girip temaslarda bulunmuş. Önce Arslan’ı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la görüştüren bakanlar, bir uçak gezisinde Başbakan’a yanlış bilgi verdirip, olayı kapatmaya çalışmışlar. Tarım Bakanlığı da Arslan’ın isminin olaya karışmasının ardından, kendi laboratuvarlarında yapılan analizlerde eksik inceleme yaptırıp, pirinç numunelerini değiştirerek pirinçlerde GDO olmadığını yönünde rapor düzenletmiş. Ancak savcılığın başka bir kurumdan ikinci kez rapor alması üzerine skandal ortaya çıkmış. Şimdi Tarım Bakanlığı bürokratları hakkında da rüşvetle rapor hazırladıkları iddiasıyla ayrı bir soruşturma yürütülüyor.

Sahte “GDO’lu değil” raporu

Mersin Cumhuriyet Savcılığı GDO’lu pirinç soruşturmasında Mahmut Arslan hakkında inceleme yaparken ilginç bir bilgiye daha ulaşmış. Arslan hakkında MASAK’ın da “kara para” soruşturması yürüttüğü öğrenilmiş. Gizlilik kararı bulunan MASAK’ın soruşturması da devam ediyor. Öte yandan teknik takiplere Arslan’ın isminin karışmasının ardından soruşturmada ilginç bir trafik yaşanmış.

Skandal olay geçtiğimiz aylarda Mersin Gümrüğünde 23 bin ton GDO’lu pirinç yakalanmasıyla başladı. Mersin Cumhuriyet Savcılığı yapmış olduğu teknik takip sonucu Türkiye’ye GDO’lu pirinç sokulmaya çalışıldığını tesbit etti. Mersin Gümrüğü’ne yapılan baskın sonucu GDO’lu pirinçlere el kondu. Pirinçlerden bazı numuneler alınıp, laboratuarlara gönderildi.

Tarım Bakanlığı yetersiz laboratuvarlarında, eksik incelemeler yaparak pirinçlerin GDO’lu olmadığı yönünde savcılığa rapor sundu. Savcılık, yaptığı inceleme sonucu, bazı numunelerin değiştirildiğini ve eksik inceleme yapıldığını belirledi. Ayrıca benzer bir soruşturmada Tarım Bakanlığı’nın, bir mahkemeye gönderdiği “laboratuvarları yetersizdir” yazısı üzerine pirinçler yetkili kurumlardan alınarak İstanbul Teknik Üniversitesi’ne incelenmek üzere gönderildi.

Yeni rapor savcılıkta

Burada yapılan incelemede pirinçlerin GDO’lu olduğu belirlenip, hazırlanan rapor savcılığa gönderildi. Üniversitenin verdiği bu raporun ardından bir bakan, üniversiteden bir yetkiliyi çağırıp, makamında raporun değiştirilmesi yönünde kendisini uyardı. Bu görüşmeden kısa bir süre sonra İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği yazıda GDO’lu pirinç çalışmasından çekildiklerini bildirdi. Arslan’ın isminin soruşturmaya karışmasının ardından yaşanan ilginçlikler bununla da sınırlı kalmadı. Gıda, sigara ve akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren Arslan, “GDO’lu pirinç skandalı”nın ortaya çıkmasıyla birlikte hükümet kanadından iki ayrı bakanla temas kurdu. Daha önce AK Parti’den Mersin Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan işadamı, konuyla ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la da görüştü. Görüşmede Mahmut Arslan, Başbakan Erdoğan’ı “Aydın Doğan, kuru gıda işine girmek istiyor. O yüzden rakiplerini bertaraf etmek için GDO’yu kullanıyor” diyerek ikna etti. Erdoğan da aldığı bu bilgi üzerine soruşturmanın bir an önce neticelenmesi için Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i aradı. Mahmut Arslan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz aylarda gerçekleştirdiği Kırgızistan ve Moğolistan’ı kapsayan gezisine de katıldı. Arslan, GDO’lu pirinç skandalının kamuoyuna yansıdığı günlerde hem Anadolu Ajansı’na hem de günlük basın açıklamalarıyla pirinçlerin GDO’lu olmadığını açıklamıştı. Arslan’ın her gün basın açıklaması yapacak kadar bu soruşturmaya ilgi duymasının nedeni o günlerde anlaşılmamıştı.

Üç iddianame hazırlandı

Mersin Cumhuriyet Savcısı Fikret Gönen, GDO’lu pirinç soruşturmasıyla ilgili üç ayrı iddianame hazırlayıp sorumluların ağır ceza mahkemesinde yargılanmalarını talep etti. “Teelsülen Biyogüvenlik kanununa muhalefet, resmî belgede sahtecilik” suçlamasıyla hazırlanan iddianameler mahkeme tarafından kabul edildi. Mahmut Arslan hakkında yürütülen soruşturma ise halen devam ediyor.

10 milyon doları gözden çıkarırım

MAHMUT Arslan’ın ismi daha önce de kamuoyunun gündemine Kırgısiztan’daki bakliyat şirketleriyle ilgili gelmişti. İşadamının Kırgızistan’da bakliyat sektöründe tekel oluşturduğu belirtilmişti. Aynı işadamı hakkında petrol ve sigara kaçakçılığıyla ilgili de soruşturma yürütülmüştü. Arslan’ın yakın çevresine “MASAK’taki dosyanın sadece içeriğini öğrenmek için 10 milyon doları gözden çıkarırım” dediği bilgisi de soruşturma dosyasında yer aldı. Mahmut Aslan, Fullpet, Europan ve Arbel şirketlerinin da sahibi. Soruşturma Aslan’ın sahibi olduğu Mersin Serbest Bölgesi’ndeki Europan firması ile ilgili. Europan firması aslında Mesud Barzani’ye ait. Şirketin görünürdeki sahibi ise Mahmut Arslan.

MEHMET BARANSU

***

9 Şubat 2012 – Baransu’yu izleyen MİT’çilere suçüstü…

Taraf yazarı Mehmet Baransu’yu izleyen iki MİT görevlisi yakalandı…

Taraf yazarı Mehmet Baransu’yu takip eden iki MİT mensubu, polis tarafından gözaltına alındı. Olay, dün öğle saatlerinde

Bahçelievler’de gerçekleşti. Baransu’yu gün boyu gittiği birçok yerde takip eden şahıslardan ikisi Baransu’nun polise ihbarı üzerine gözaltına alındı. Bahçelievler Kocasinan Karakolu’nda sorgulanan Ç. Ç adlı kadın ile M.U.G isimli MİT’çilerin üzerinde kayıt cihazı bulundu. Karakola gelen MİT yetkilileri olayla ilgili bilgi aldı. Baransu ise MİT yetkililerinin görüşme talebini kabul etmedi. MİT’çiler daha sonra çıkarıldıkları Bakırköy Adliyesi’nde serbest bırakıldı. Baransu, olayı şöyle anlattı:

Gün boyu takip ettiler

“Saat 13.00’da Ömür Plaza’da vereceğim bir konferansın tarihini netleştirmek için yapacağım bir görüşmem vardı. Saat 12.45’te buluşma yerine gittim. Korumamla birlikte kahve alırken iki kişi dikkatimizi çekti. Birinin kulağında kulaklık vardı. Korumamla bana baktılar. Arabamın arka tarafında hiç cam olmayan bir Doblo araç vardı, ondan da şüphelendim. Sonra başka bir araç daha geldi. 4-5 kişi indi ve başka bir arabaya bindi. Birinin kulağındaki kulaklık çok tedirgin etti, bana baktılar daha sonra oradan ayrıldılar. Konferansın detaylarını konuşmak için buluştuğumuzda aramızda bir masa kalacak şekilde oturdular. Aynı adamı bugün (dün) Ömür Plaza’ya gelirken yol üzerinde gördüm. Tophane Çınaraltı Nargile Cafe ve Yeşilköy civarında başka bir kafede de başka bir kadınla birlikte gördüm. Aynı adamı üçdört kez görünce tedirgin oldum ve adama odaklandım. Sonra adam da rahatsız oldu. Araçlarını değiştiren o dört-beş kişi de restorana girdi.

Kadın elini kulağına götürdü

Karşılıklı bakıştık. Sonra diğerleri çıkıp gittiler. Bunun üzerine ben tamamen orada olan adama odaklandım. Yanındaki kadın da elini kulağına götürdü. Üç-dört kere bastırdı. Dinlenip dinlenmediğimi düşünürken adam bakışımı fark edip kadına bir şeyler söyledi. Kadın elini çekti. Daha önce şüphelendiğim birkaç olay daha olmuştu. Korumama bunları söylemiştim. O da bunları güvenlik şubeye rapor halinde sunmuştu. Sonra korumanın telefonunu aldım ve 155’i aradım. Takip edildiğimi düşündüğümü, can güvenliğimden endişe ettiğimi söyledim. Ben de, korumam da sürekli telefonla konuşunca şahıslar tedirgin oldu. O sırada birkaç polis de gelmişti zaten. Sonra Asayiş Müdürü içeri gelirken iki şahıs masadan ayrılmaya kalktılar. Ben de polis müdürüne ‘Bu iki şahıstı diğerleri ise gitti’ dedim. Gösterdiğim iki şahıs gözaltına alındı. Karakola gidince bu iki şahsın MİT’çi olduğunu öğrendim. Neden takip ediyorlar bilmiyorum. Daha önce de jandarma takip ediyordu.

Üzerlerinden kayıt cihazı çıktı

M.U.G’nin sağ ayakkabısının içinden araba anahtarlığına benzeyen üzerinde dört düğmesi olan görüntü ve ses kaydı yapabilen bir cihaz çıktı. İfadelerinde başka bir olayla ilgili orada olduklarını söylemişler. Ama mekânda korumam, ben ve iki kişiden başka kimse yoktu. Karakola MİT’ten birileri gelmiş. Daire Başkanı S.T adlı birinin geldiğini öğrendim. Emniyet Müdürü’ne benimle görüşmek istediklerini söylemişler ama ben görüşmeyi kabul etmedim.”

MİT: Başka amaçla oradalardı

Konuyla ilgili görüştüğümüz MİT yetkilileri, gözaltına alınan kişilerin MİT mensubu olduklarını kabul ederken, Baransu’nun takip iddiası için “Arkadaşlarımız başka bir konu için oradalardı” dediler.Taraf

***

22 Mayıs 2010 – Parola: Adi Başbakan, adi vaka!..

ERDEK Deniz Üs Komutanlığı’nda nöbet için belirlediği “Adi Başbakan” parolası nedeniyle tutuklanan Astsubay Çağrı Güler, 54 gün sonra tahliye edildi. Ve kahramanlar gibi karşılandı…

Balıkesir Erdek Deniz Üs ve Garnizon Komutanlığı’nda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret içeren parola ve işareti Taraf’ın ortaya çıkarmasından sonra tutuklanıp askerî cezaevine konan astsubay serbest bırakıldı. 20 Nisan 2010 tarihinde serbest kalan Deniz Astsubay Üstçavuş Çağrı Güler, aynı gün göreve başladığı Erdek Deniz Üs Komutanlığı’nda kahramanlar gibi karşılandı.

Hatırlanacağı gibi 22 Şubat 2010 tarihinde Taraf, Balıkesir Erdek Deniz Üs ve Garnizon Komutanlığı’nda skandal parola haberini kamuoyuna duyurmuştu. 22 Şubat günü nöbet tutacak erler için parola “ADİ” işareti ise “BAŞBAKAN” olarak belirlenmişti. 25 Ocak 2010 tarihinde Çağrı Güler tarafından şubat ayında kullanılacak parola listesi hazırlanmış ve Erdek Deniz Üs Komutanı Deniz Kurmay Kıdemli Albay Bülent Keçeci’nin imzasına sunulmuştu. Keçeci’nin imzaladığı liste tüm birliklere gönderilmişti. Skandal liste “Bilgi” amaçlı Erdek Mayın Filo Komutanı Tümamiral Atilla Kezek’in bilgisine de sunulmuştu. Kezek, Başbakan’a ağır hakaretin yer aldığı bu parolayı iptal edip, sorumlular hakkında işlem yapmak yerine uygulamaya koydu.

AKP sert tepki göstermişti

Bu haberin 22 Şubat günü Taraf’ta yer alması üzerine AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik aynı gün bir açıklama yapmış ve olayı “Çok büyük adilik” olarak değerlendirmişti. AKP’nin tepki gösterdiği gün Genelkurmay Başkanlığı, olayla ilgili Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nca soruşturma başlatıldığını duyurdu. Üç gün sonra da evi aranan Astsubay Çağrı Güler, tutuklandı.

Olayın bir astsubayın üzerine yıkılmaya çalışılması ise kamuoyunda tepki yaratmıştı. Başbakan Erdoğan da bu olayın farkına varıp avukatlarına verdiği talimatla “tüm sorumluların bulunması” istemiyle suç duyurusunda bulundu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ da Milliyet gazetesinden Fikret Bila’ya 14 Mart 2010 tarihinde konuyla ilgili bir açıklama yaptı, Başuğ, “TSK olarak kabul edeceğimiz bir olay değildir. Soruşturma devam ediyor. O soruşturma da sadece astsubayla sınırlı değildir. Bu konuyla ilgili olarak başkalarının da hataları varsa gereken yapılacaktır” dedi.

Kahramanlar gibi karşılandı

Başbuğ, kamuoyuna bu açıklamayı yapmasına rağmen Astsubay Güler, askerî savcılıkça alınan ifadesinde olaydan tümamiral dahil bağlı bulunduğu Erdek Deniz Üs Komutanı’nın da haberdar olduğunu söyledi. İfadesinin ardından da 20 Nisan 2010 tarihinde serbest bırakıldı. Taraf aynı gün göreve başlayan Güler’in birliğinde kahramanlar gibi karşılandığını öğrendi. Telefonla aradığımız Güler, “Beni, size kim ispiyonladıysa, ondan sorularınızın cevabını alın. İspiyonlayanı söylerseniz, sizinle konuşurum” dedi. Konunun diğer muhatabı Albay Keçeci ise telefonla yaptığımız görüşmede açıklama yapmak istemediğini, “hukukun gerçekleri ortaya çıkaracağını” belirtti. Tümamiral Atilla Kezek ise telefonda merhaba dedikten sonra, Taraf’tan aradığımızı öğrenmesi üzerine sesimizin gelmediğini söyleyip, telefonu bir daha açılmamak üzere kapattı.

MEHMET BARANSU

***

12 Ağustos 2013 – Asker suçunu kabul ediyor…

Köşk’te, hükümette, bir kısım medyada “İlker Başbuğ demokrattır, kendisine verilen cezayı tasvip etmiyoruz” güzellemesi almış başını gidiyor. Başbuğ’u ve yaptıklarını bilmesek, amacı belli bu söylemlere inanacağız.


Bu arkadaşlardan bazıları İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde Harp Akademileri konuşmasını ele alıp, kendisinin ne kadar “entelektüel paşa” olduğu yalanını da piyasaya sürmüşlerdi. Aktütün baskını belgelerinin ortaya çıkması, Başbuğ’un tehdit içerikli meşhur Balıkesir konuşması, “entelektüel paşa” imajını yerle bir etmişti.


Dün küfrettiklerime bugün övgüler dizerim” zihniyet maalesef bu toprakların kaderi. Dindarı da laiki de solcusu da farklı dönemlerde aynı hastalığa yakalanıyor. Ağır bir benzetme olacak ama durum “tecavüzcüsüne âşık olma sendromu”.


Başbuğ’un İrticayla Mücadele Eylem Planı, İnternet Andıcı, kameraları karartıp Anayasa Başkan Vekili Osman Paksüt’le görüşmesi, 28 Şubat’ın gizli beyni olması gibi yüzlerce ayrıntıyı sizlerle paylaşmak yerine balık hafızamızı tazeleyip, unuttuğumuz çok önemli başka detayları sizlerle bugün paylaşacağım. Başbuğ’un neden ceza aldığının perde arkasını irdeleyeceğim.

 


Darbe planını Taraf ortaya çıkardı


Hatırlarsanız, 20 Haziran 2008’de “Genelkurmay’ın Türkiye’yi Biçimlendirme Planı” adı altında Lahika haberini yapmıştım. Deyim yerindeyse Türkiye ayağı kalkmış, bu darbe planının ne anlama geldiğini Genelkurmay’dan sormuştu.


Planının deşifre olmasının ardından Genelkurmay Başkanlığı “Komuta katınca onaylanmış böyle bir plan bulunmamaktadır” açıklaması yapmak zorunda kalmıştı.


Bu açıklama da tepkilere neden olmuş, mızrak çuvala sığmadığı için “Komuta katı dışında onaylı böyle bir plan mı var” sorularını Hürriyetgazetesi dâhil tüm zinde kuvvetler sormak zorunda kalmıştı. Bu sorulardan bunalan Genelkurmay sekiz gün aradan sonra ikinci bir açıklama yaparak, yalanlama adı altında olayı soğutma yolunu seçmişti.


Bu haberimin ardından Genelkurmay Başkanlığı’nda ilginç gelişmeler yaşanmış ve Lahika yani Türkiye’yi Biçimlendirme Planı’nın darbe planı olduğu yönünde hukuki bir görüş ortaya çıkmıştı. Aynı belgede evrakların biran önce imha edilmesi gerektiği de belirtilmişti.


Gelin hep beraber Genelkurmay’da yaşanan o günlere geri dönelim veİlker Başbuğ’un neden ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldığını bir kez daha askerî belgeler üzerinden hatırlayalım.

 


Darbe planımızın cezası müebbet hapis


Taraf
’ın 20 Haziran 2008’de “Genelkurmay’ın Türkiye’yi Biçimlendirme Planı” başlığıyla yayımladığı haber üzerine dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun konuyla ilgili Genelkurmay Adlî Müşavirliği’nden hukuki bir görüş istedi.


Adlî Müşavirlik
konuyla ilgili detaylı bir çalışma yapıp, hukukçulardan görüş aldı. Gelen cevap yazısında “Lahika”nın yasal olarak bir darbe planı olduğu ve zamanaşımının da 30 yıl olarak kanunlarda belirlendiği bildirildi. Adli Müşavirlik “Konunun hassasiyeti dikkate alınarak ilgi (a) evrakın ve bu evraka; konu taslak çalışmaların biran önce imha edilmesi kıymetlendirilmektedir” değerlendirmesinde de bulunarak, evrakların biran önce imha edilmesi gerektiğini söyledi.


Bu yazı üzerine de Ergin Saygun. Lahika’nın imha edilmesi emrini verdi. Belgeler imha edilmeye başlandı. Emir, Taraf’ın haberinden çok kısa bir süre sonra verilmişti.


Haziran 2008 tarihli “Bilgi Notu” başlığıyla, Hukuk Müşaviri Avukat Simay Fahriye Biçken tarafından hazırlanan belge, Hâkim Binbaşı H. Çeken, Ergenekon davasından ceza alan Genelkurmay Başkanlığı Adlî Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu ve dönemin Genelkurmay 2. Başkanı OrgeneralErgin Saygun’a sunulmuştu.


17 Kasım 2009 tarihinde Taraf’ta yayımladığım bu belgede şöyle deniyordu:

 


“İmha etmezseniz müebbetlik olursunuz”


Son günlerde basında çıkan ‘Bilgi Destek Eylem Planı’ ve bu kapsamda Hükümet’i düşürmek için yapıldığı iddia edilen eylemlerin açığa çıkması halinde, bu durumun hukuki açıdan ne tür sonuçlarının olacağı Genelkurmay Başkanlığı Adlî Müşavirliği’nden sorularak görüş istenmektedir. Bu konuya ilişkin tespitlerimiz şunlardır:


5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 312’inci maddesinde Hükümeti yıkmaya yönelik yasadışı eylemlerin cezalandırılacağına yönelik düzenleme yer almaktadır. Bu maddeye göre:


1- Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. 


2- Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.


Hükümeti gerek doğrudan baskı yoluyla gerek sivil toplum kuruluşlarını devreye sokmak suretiyle devirmeye yönelik faaliyetler yukarıda belirtilen Hükümete karşı suçu oluşturacaktır.


5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun dava zamanaşımını düzenleyen 66’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının a) bendinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarca dava zamanaşımının otuz yıl olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla ilgi (a) yazıda belirtilen eylemler nedeniyle yargılama süreci otuz yıl içinde her an başlatılabilecektir.


Konunun hassasiyeti dikkate alınarak ilgi (a) evrakın ve bu evraka; konu taslak çalışmaların biran önce imha edilmesi kıymetlendirilmektedir. Arz ederim.

 


Belgeler imha edildi, laptop yakıldı


İşte bu yazının ardından Ergin Saygun Karargâh’a emir vererek tüm belgelerin imha edilmesini istedi. Belgeler Özel Sekreter Kurmay AlbayUğur Berksu’nun kontrolünde imha edildi. Saygun da kişisel laptopunu ve içindeki bilgileri yaktı.


Taraf
’ın Lahika’yla ilgili haberinin ardından açıklama yapan dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da “Komuta katı tarafından onaylanmış böyle bir resmî evrak veya plan bulunmamaktadır” demişti. Kamuoyunun bu açıklama karşısında tatmin olmayıp, “komuta katı dışında böyle çalışmalar mı yapılıyor” eleştirileri üzerine de Genelkurmay Başkanlığı sekiz gün sonra ikinci bir açıklama yaparak, böyle bir planını kesinlikle hazırlanmadığını iddia etmişti. Bu açıklama üzerine Büyükanıt’a şunu söylemiştim; “Açıklamanıza çok güveniyorsanız, beni mahkemeye verin. Lahika darbe planının tüm delillerini mahkemeye sunmaya hazırım. Sizin bilgisayarlarınızdan bu belgelerin çıktığı anlaşılacaktır.


Büyükanıt yargıya başvuracağını söylemesine rağmen olayın üzerinden beş yıl geçti ve hakkımda herhangi bir suç duyurusunda bulunulamadı.

 


Ses kaydı; Lahika, planlar Başbuğ ürünü


Gelelim bu haberle Başbuğ’un ilişkisine. Birileri bu plan Yaşar Büyükanıtdöneminde hazırlandı, İlker Başbuğ’u bağlamaz diyebilir. Ancak gerçekler hiç de bu sorudaki gibi değil.


Lahika, İrticayla Mücadele Eylem Planı ve İnternet Andıcı’nın tepe planı. Yani, AK Parti’yi bitirme, askerler tarafından Fethullah Gülen’in evlerine silah konulup, yakalanmış süsü verilerek silahlı terör örgütü soruşturması açılması planları Lahika’nın alt çalışmaları. Ve planlar, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı olan İlker Başbuğ’un ortaklığıyla ve emriyle hazırlandı. Bunu nereden mi biliyoruz?


2009 yılında internete düşen bir ses kaydından.
Kara Kuvvetleri İç Güvenlik Harekât Şube Müdürü Albay Ünal Atabay’, Dursun Çiçek’in altında imzası bulunan İrticayla Mücadele Eylem Planı ve Lahika’nın kendileri döneminde hazırlandığını ses kaydında itiraf ediyordu. Sözü Albay Ünal Atabay’a bırakalım:

 


“Planlara benim de katkım var”


Ben kuvvetteyken, Genelkurmay ile kuvvetler arası sürekli görüş alışverişi yapıla yapıla hazırlanan bir plan. Ben de o plan üzerinde, ucundan kenarından çalıştım. Yani onun içerisindeki görüşlerden bir kısmı da benim görüşlerimdir. Fazla fazla şeyler vardır. Bilgi destek ile beraber çalışıyorduk. Taslağı ben de okudum o zaman. (2007) Bilgi Destek Şubesi Kara Kuvvetleri’nde bizim dairedeydi. Beraber çalışıyorduk İç Güvenlik’le Bilgi Destek Şubesi.
Tabii o eylem planı ben ordayken de, geldi okudum. Biliyorum ben onu. O zaman hazırlandı. Sonradan o tadilat falan, sürekli güncelleniyor tabii. O ilk taslağı okudum. Biliyorum yani.


Şimdi tabii Genelkurmaydaki suretinden sızdırılıyor olay. Yani Genelkurmay karargahından çıkıyor. Taraf gazetesinde yayınlanıyor. Eee şimdi subaylardan denizcisi, havacısı hiç fark etmez. Kişi bazında çalışma yapacaksın. Genelkurmay’da. Bir hücre kuracaksın. Bu çok güzel çalışılır yani. Beş katta. Hücre kuracaksın. Kişiler üzerine çalışma yapacaksın. Aynısını Kara Kuvvetleri Karargahı’nda da yapacaksın. Yapılacak tek iş var: Taraf ve ona bilgi verenlere kıyım yapacaksın.”


Ses kaydının ardından Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı’nın Albay hakkında soruşturma açtığını da not olarak düşeyim.


Asker yaptığı planların darbe olduğunu resmî belgelerle kabul edip, imha edin emri vermesine rağmen bugünlerde bazılarının İlker Paşa hastalığına düşmesini doğrusu anlayabilmiş değilim. Asker suçunu kabul ediyor, peki size ne oluyor?


Soru şöyle de sorulabilir; İlker Başbuğ bu darbe planlarından ceza aldı ancak planın hazırlayıcılarından bir diğer orgeneral Yaşar Büyükanıt nasıl oldu da kurtuldu? Asıl sorulması gereken soru bence bu.


İlker Başbuğ’un Kara Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde aldığı nefese kadar birçok gerçeği bilen biri olarak son söz olarak şunu söyleyeyim: Hitler’den demokrasi kahramanı çıkartabilirsiniz ama Başbuğ çabanız nafile.

 


***

 


Türkiye’yi Biçimlendirme Planı


Lahika
bir diğer adıyla Genelkurmay’ın Türkiye’yi Biçimlendirme Planı’nın ayrıntıları merak edenler 20 Haziran 2008 tarihli Taraf gazetesine bakabilir. Bu planının ayrıntılarını özetlemek gerekirse;


» YARGIÇLAR ORDU ÇİZGİSİNE ÇEKİLECEK:
 Üst yargı organı başkanlarının TSK ile aynı paralelde hareket etmeleri sağlanacak. Bu kişilerle iş yemekleri adı altında bir araya gelinecek. Üniversiteler, üst yargı organları başkanları, basın mensupları, sanatçılarla temasın muhafaza edilmesi suretiyle, bu kişilerin TSK ile aynı paralelde hareket etmelerinin sağlanacak.


» GAZETECİLER KULLANILACAK:
 Basın mensupları ve medya kanalları düzenli temasla yönlendirilecek ve yandaş kılınacak. TSK’yı yıpratmayı amaçlayanlar hakkındaki bilgiler uygun medya kanalları kullanılarak kamuoyuna yansıtılacak. Bu bağlamda TSK’nin temel değerlerini savunan ve koruyan niteliklere sahip sivil personelden oluşan bir kadro ile sözleşme yapılmalıdır.


» TSK MUHALİFLERİ YIPRATILACAK:
 Bazı sanatçı ve yazarların desteklenmesi ve ön plana çıkarılması, TSK karşıtı fikir ve eylemleri ile bilinenlerin yıpratılması hedef alınacaktır. Kanaat önderleri yönlendirilerek kullanılacak.


TSK’yı hedef alan gruplar içindeki bazı kişiler desteklenmeli. Hedef kitlenin gücü azaltılarak TSK’yı yıpratma çabaları etkisiz kılınacaktır. Gruplar içindeki uygun kimseler tespit edilecek ve uygun ortam oluşturulması durumunda bunlarla irtibat sağlanacaktır.


Uygun sanatçı ve yazarlara eser hazırlatılacak. Bu kapsamda bazı sanatçı ve yazarların desteklenmesi ve ön plana çıkarılması sağlanırken, TSK karşıtı fikir ve eylemleri ile bilinen sanatçı ve yazarların yıpratılması hedef alınacaktır.


» SANAL ALEM:
 Kamuoyunda gündeme gelen konularda TSK’nın görüşleri hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi, gündemin yönlendirilmesi ve hedef kitlelerin millî sorunlar hakkında bilgilendirilmesi maksadıyla internet ortamının daha etkin bir şekilde kullanılacaktır. (Bu planın ardından İnternet Andıcı sitelerine yoğunluk veriliyor.)


» KANAAT ÖNDERLERİ YÖNLENDİRİLECEK:
 Kanaat önderleri yönlendirilerek, masrafları doğrudan veya dolaylı olarak karşılanacak.


» FİLM, DİZİ VE BELGESEL ÇEKİLSİN, ŞARKI DA BESTELENSİN:
Kamuoyunu yönlendirmek, TSK lehindeki duygu ve düşünceleri pekiştirmek amacıyla tanınmış yönetmen/ oyunculara sinema, TV, çizgi veya belgesel filmlerin çektirilecek. Faaliyet durumuna göre açık ya da örtülü olarak yapılacaktır.


» DTP’NİN TERÖRİST OLARAK GÖRÜLDÜĞÜ VURGULANACAK:
 DTP’nin kendi ifadeleri ve davranışları nedeni ile TSK tarafından terörist olarak görüldüğü ve muhatap kabul edilmediği kamuoyuna ilan edilecek. Irak’ın kuzeyindeki desteği kesmek için bölge halkını terörle mücadele bağlamında ‘rahatsız’ edecek ve teröre yardım ettikleri sürece bu rahatsızlıkların devam edeceği mesajını verecek faaliyetler icra edilecektir. Irak Kuzeyi bölgesinde Türkiye sınırına yakın bölgelerde yaşayan Irak halkına ise ağır silah ateşleri icra edilerek aynı mesaj verilecektir.


Plan, İrticai faaliyetlerin bizzat iktidar tarafından organize edildiği, AK Parti Anayasa’sının milli devlete karşı olduğu, bu amaçla hazırlıklar yapılması gerektiği, lise öğrencilerine askerlerin ders vermesi gerektiği, CD ve DVD hazırlatılıp, öğrencilere dağıtılarak karşı propaganda faaliyete yapılması gerektiği, elde ettikleri sivil toplum örgütlerinin bazı faaliyetlerde kullanılacağı, Aydınlatma Timleri adı altında timlerin kurulacağı gibi yüzlerce ayrıntılı planlama yapılıyor.  
mbaransu@gmail.com

****

21 Aralık 2011 – Koordinat şikesi…

HAVA Kuvvetleri’ne yanlış koordinat bildiren Yüzbaşı Atlıhan’ın daha önce de yanlış yönlendirme yaptığı belirlendi…

Genelkurmay Başkanlığı tarafından verilen istihbarat sonucu hazırladığı raporla bombalanacak hedeflerin koordinatlarını Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na 18 kez yanlış verip, hedefleri vurmaya giden jetlere, dağı taşı bombalatan Yüzbaşı Eyüp Atlıhan‘ın aynı tarihlerde ikinci bir skandala daha imza attığı ortaya çıktı. Belgelere göre Atlıhan, bu skandaldan sadece iki gün sonra yine Genelkurmay ve Jandarma tarafından kendilerine yedi gün önce verilen 230 PKK’lının bulunduğu yerlere dair istihbaratı geciktirip, PKK’lılar bölgeden ayrıldıktan sonra rapor hazırlamış.

İşte Atlıhan’ın adının karıştığı ikinci skandalın perde arkası. Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı 18 Ekim 2011 tarihinde Yüzbaşı Eyyüp Atlıhan’ın bulunduğu birime Hakkâri-Şemdinli kırsalında 15, 24 ekimde Şemdinli- Yaylapınar kırsalında 25 ve Şemdinli-Çemelluva bölgesinde de 70- 80 PKK’lının bulunduğu bilgisi veriliyor. Atlıhan’a bir gün sonra da Genelkurmay tarafından bir istihbarat notu iletiliyor. Gelen notta, Türkiye’ye giriş hazırlığında olan 40’ı kadın 200 PKK’lının olduğu, bu kişilerin Sıladize alanına intikal ettikleri, 28 ekimden itibaren küçük gruplar halinde Türkiye’ye giriş yapacakları bildiriliyor. Yine Genelkurmay’a gönderilen raporda, Irak-Pırmenda alanı Soreki bölgesinde barınmakta olan 100 PKK’lının bulunduğu, üç gruba ayrılmak suretiyle 24 ekim günü saat 19:00’da Irak-Kani Rash’a hareket ettikleri, bu grubun 24 veya 25 ekimde bulundukları bölgeden ayrılarak, Şemdinli-Samanlı veya Şemdinli- Mordağ üzerinden Türkiye’ye giriş yapmayı planladıkları, 25 kişilik grubun 23 ekimde Irak-Arı bölgesinden hareketle, Şemdinli-Gasto üzerinden Şemdinli-Günyazı Köyü-Mırgesav Dağı istikametine intikal ettikleri istihbaratı veriliyor.

İstihbarata karşı yanlış koordinat

26 ekimde ise Genelkurmay bir başka istihbarat notunu Yüzbaşı Atlıhan’a iletiliyor. Gelen istihbaratta 100 kişilik PKK grubu içerisinde faaliyet gösteren 20 kişilik grubun, 25 ekim günü saat 02:00’da Mordağ Köyü’nün yaklaşık 400 metre civarından geçiş yaptıkları, koordinatlarıyla veriliyor. Ardından da aynı grubun Şemdinli’ye geçiş yapma hazırlığında olduğu belirtilip, operasyon yapılması isteniyor. Tüm bu raporların ardından Atlıhan, kasım ayının ilk haftasında beş sayfalık rapor hazırlayıp, Hava Kuvvetleri’ne gönderiyor. Daha önceki raporlarda koordinatları yanlış verip dağı taşı bombalatan yüzbaşı, bu kez de PKK’lıların bulundukları bölgeleri vermek yerine, “Ağır silah mevzilerinin” ve “Barınma yerlerinin” koordinatlarını bildiriyor. Kendisine ilk istihbarat raporu 18 ekimde, ardından 24, 25 ve 26 ekim tarihlerinde yeni raporlar gelmesine rağmen, yüzbaşı kasımın ilk haftası “Harekât Yıldırım” koduyla rapor düzenliyor. Ekim ayının son haftası bölgede bunca hareketlilik gözlenirken, vaktinde rapor hazırlanmayıp, bölgede bulunan PKK’lıların kaçışı sağlanıyor. Hazırlanan raporda da sadece barınak ve silah mevzileri belirtiliyor.

Diyarbakır 2. Hava Kuvvetleri’nde cadı avı

Taraf’ ın “Yanlış koordinat verilip dağ taş bombalandı” haberi üzerine Genelkurmay, Diyarbakır 2. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda cadı avı başlattı. Karargah, olayı soruşturacağına belgelerin nereden, nasıl ve kim tarafından sızdırıldığını tesbit etmek için soruşturma başlattı. Bu kapsamda Diyarbakır 2. Hava Kuvvetleri’nde, Korgeneral Mehmet Veysi Ağar’ın emriyle bir ekip kuruldu. Ağar, kendisine bağlı emir subayı Binbaşı Cumhur Çetinkaya başkanlığında, Binbaşı İsmail Gökhan Humalı’dan oluşan ekip, subay ve astsubayları Taraf’ın haberinden sonra sorguya çekip, ifadelerini aldı. Yapılan bu işlem kanunen suç çünkü sadece savcıların yapması gereken böyle bir işlemi asker yapıyor.

Uçaktan bomba düşürmüştü

Binbaşı Cumhur Çetinkaya, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda değeri bir milyon doları bulan AIM-120B füzesini uçuş öncesi kontrol etmeden, piste düşürmekle biliniyor. Çetinkaya, 2 Ağustos 2005 Salı günü uçuş öncesi bomba kızaklarını kontrol etmeyip havalanırken, havada bombayı düşürdüğünün farkına varmış ve bu olayı da Hava Kuvvetleri dergisinde, “Hepimize ders olsun” başlığıyla anlatmıştı. Bu itirafa rağmen Binbaşı Çetinkaya hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştı.
MEHMET BARANSU

***

16 Aralık 2013 – Sosyal demokrat, F tipi, MHP’li… görev verilmemeli.!!

2013 tarihli belgeye göre, MİT’ten sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nın da çalışanlarını fişlediği ortaya çıktı…

Milli Eğitim Bakanlığı’nın da (MEB) tıpkı Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) gibi kamudaki görevlileri fişlediği ve fişlenen isimlerin tasfiye edildiği ortaya çıktı. Fişleme yapan isim ise MİT’e de benzer emir bir veren Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala’nın kardeşi Atıf Ala.

“Bakanlık Merkez Teşkilatı Yönetici İstatistiği” adı altında yapılan fişlemelerde, kişinin çalıştığı birimin adı, birim amiri, kadro durumu belirtildikten sonra “Açıklama” bölümünde fişlemeler yapılmış. Bu bölümde şahısların karşılarına düşülen notlar şöyle:

BİZE YAKIN DEĞİL

“Olumsuz, Mevzuat bilgisinden dolayı görev aldı, kadro iptal edilebilir. Çabuk etkilenen, farklı görüşte, mevzuatçı, bize yakın değil. Eski MHP’li. Fikriyatı farklı, Sosyal Demokrat, Olumsuz, İHL’li kesime bakışı negatif, Kesinlikle görev verilmemeli, F. Kocabıyık referanslı. F tipi, iletişimi zayıf, görev verilmemeli. Cemaatten yararlanır, geçimsiz, çıkarcı, kadro verilmemeli. İHL’li, çalışkan, dürüst, üst kademe yöneticiliğinde değerlendirilebilir. Kalkınma Bak. geldi. Tecrübesi yok. İnsan ilişkileri zayıf. MHP’li olarak bilinir, güven zayıf, Salih Çelik referanslı. MHP’li, kadrosu iptal edilmeli. MHP’li, teknik bilgisi iyi, şahsi çıkarına düşkündür. Bakanlık denetçisi, F tipi, Mevzuatçı. Yönetim becerisi zayıf, kararsız, olumsuz, MHP’li. Sosyal Demokrat, olumsuz, kesinlikle iptal edilmeli. F tipi, yönetim deneyimi az. Gözden geçirilebilir. Maliye kökenli, sosyal demokrat, olumsuz. Abdurrahman Güzel, Burslar Grup Başkanı, F tipi, iletişimi iyi.”

KARŞIT GÖRÜŞLÜLERE OLUMSUZ NOT

Taraf ’ın elindeki fişleme belgelerinde bunun gibi onlarca ayrıntı var. Tıpkı Balyoz darbe planını yapanların hazırladığı fişleme belgeleri gibi. İsim isim yapılan fişlemelerin karşısına hep açıklama adı altında benzer notlar düşülmüş. İktidar kendine yakın gördüğü isimlere olumlu not verirken, karşıt görüşlü insanlara olumsuz not verip, kadrolarının iptal edilmesini, yönetici yapılmamasını istemiş.

Fişleme, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı talimatı ile Atıf Ala ve Galip Gülmez tarafından yapılmış. Daha sonra bu belgeler, MEB Müsteşarı Yusuf Tekin’e arz edilmiş.

Bu fişleme bilgilerinin hazırlık ve arz safhalarında Atıf Ala, Galip Gülmez, Yusuf Tekin ve Yusuf Tekin’in özel kalem müdürü görev almış. Fişleme belgeleri Yusuf Tekin’in dizüstü bilgisayarlarında hazırlanıp, saklanıyor.

Atıf Ala, Başbakan Müsteşarı Efkan Ala’nın kardeşi. Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü’nde Grup Başkanı olarak görev yapıyor. Atıf Ala, 1994 yılında öğretmenliğe başladı. Abisinin etkisiyle 2005’te Şube Müdürü oldu. 2007’de de müfettiş olarak atandı. 2011 yılında ise Grup Başkanı oldu.

YENİ ŞAFAK’TA YAZILDI

Atıf Ala ve MEB Müsteşarı’nın yaptığı bu fişlemeler, Yeni Şafak gazetesinde Cem Küçük imzasıyla satır arasında farkında olmadan kabul edilmişti. Dershanelerin kapatılması tartışması öncesi 4 Ağustos 2013’te Cem Küçük’ün kaleme aldığı yazıda MEB’de yapılacak tasfiyeler şu satırlarla itiraf edilmişti: “İstanbul, Ankara, İzmir’de Emniyet istihbarat dairesinin tümü tasfiye edildi. Milli Eğitim’de aynı operasyonlar sürdü, sürüyor da. Yargıda benzer süreçler devam ediyor.”

MEHMET BARANSU

***

13 Haziran 2013 – CHP’li işadamları MİT’te fişlenmiş…

Baykal’ın kızı ve damadı da dahil CHP’li birçok ismin fişlendiği ortaya çıktı. Amaç, bu kişileri devletin ihalelerine sokmamak…

Anaokulundaki öğrencilerden tüm vatandaşlara “çok gizli” protokollerle fişleme yapan, yasa tasarısıyla “muhaberat” teşkilatlanmasına kavuşacak olan MİT’te skandallar bitmiyor. Taraf, MİT’in yeni fişlemelerine ve “Başbakanlık’la yaptığı şifahi bilgi paylaşımı” belgelerine ulaştı. Belgelere göre MİT, şirketleri, şahısları fişleyip Başbakanlığa bildirmiş. Belgelerde özel hayattan, siyasi ve dini görüşlere onlarca ayrıntı yer alıyor. En dikkat çeken ayrıntı ise Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve ticaretle uğraşan partililerin fişlenmesi. Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın kızı ve damadından, CHP Çorum Milletvekili Avukat Tufan Köse’ye kadar yüzlerce isim ve ticari şirketleri ayrıntılı olarak fişlenmiş. Fişleme belgelerinde ticari faaliyetlerin yanı sıra “Cumhuriyet Halk Partili, solcu, Hıristiyan” gibi ibarelere de yer verilmiş. Bu belgelerin bir kısmı yazılı bir kısmı ise şifahi olarak Başbakanlığa iletilmiş. Şifahi bilgilerin telefonla ulaştırılacağı yönünde de belgelere not düşülmüş. Bu belgelerin hazırlanmasının ve Başbakanlığa gönderilmesinin amacı ise ilginç; fişlenen kişilere kamu kurumlarında görev vermemek ve ihalelere sokmamak.

Fişleme için özel telefon hattı

Taraf ’ın elindeki MİT fişleme belgelerine göre, güvenlik tahkikatlarında, ihale verilecek kişilerin tesbitinde, ideolojik durumların hukuken sıkıntı yaratmamak için şifahi verileceği bilgisi yer alıyor. Haklarında, ideolojik olarak “olumlu, müspet’’ notu düşülenlerin de telefonda bildirileceği belirtiliyor. Belgeler vatandaşların nasıl fişlendiğini de gözler önüne seriyor.

Taraf ’ın Başbakanlık kaynaklarından elde ettiği bilgi ve belgelerde en dikkat çekeni, “Şifahi Bilgi” paylaşımı konulu belge. Bu belgeye göre, MİT ve Başbakanlık arasında bu iş için bir telefon masası kurulmuş. Ataması yapılacak ya da yapılmakta olan kamu kurumlarındaki kişiler ile devlet ihalesine girenlerle ilgili yazılı olmayan ivedi bilgi talepleri bu telefon aracılığıyla yapılıyor. Başbakanlık MİT’ten bu telefon üzerinden bilgi istiyor. MİT de fişleme belgelerindeki bilgileri telefon aracılığıyla “ivedi” olarak Başbakanlığa bildiriyor. Başbakanlık kaynakları bu bilgilerin hem atamalarda hem de ihalelerde kullanıldığını Taraf ’a açıkladılar. MİT’in hazırladığı fişleme belgelerinde de özellikle CHP’lilerin ticari ve ailevi bilgilerinin olması dikkat çekiyor.

Yasadışı eylem notu

Taraf ’ın elindeki belgeye göre, Başbakanlık ve MİT yetkilileri bilgilerin şifahi olarak telefonla bildirilmesinden de rahatsızlar. “Güvenli/kriptolu telefon” olmamasından şikayet eden yetkililer, “Bilgi ve Evrak Güvenliğinin” sağlanamayacağından da endişeliler. Yaptıkları hukuksuz eylemin ortaya çıkacağından endişe eden Başbakanlık ve MİT çalışanları, “önümüzdeki süreçte evrak güvenliğinin çeşitli komplikasyonlara” sebep olacağı uyarısında da bulunmuşlar. Ayrıca, belgede bir suç da ifşa edilmiş. Atama ve ihalelerle ilgili şahıslar hakkında “müspet cevap gönderilmesine müteakip, Başbakanlık ilgili birimine şahsın ideolojik bilgilerinin şifahi olarak bildirileceği” de yazılı belgelere yansıtılmış. Yani belgelerdeki “din, parti, ideoloji vb.” bilgiler şifahi olarak Başbakanlığa bildiriliyor.

İşte Taraf ’ın elindeki onlarca MİT fişleme belgelerinden birkaçı ve içeriğindeki skandal bilgiler;

Baykal’ın kızı ve damadı

» MİT’in fişlediği isimlerden biri Deniz Baykal’ın damadı Halil Ataman. Ataman’ın tüm şirket bilgileri, çocukları, nerede okudukları, ortakları, Baykal’ın kızı olan eşi, okuduğu okul, eşinin ABD vatandaşı olması gibi yüzlerce ayrıntı var. Fişleme belgesinde dikkat çeken en önemli ayrıntı ise annesi Leyla Ataman’ın Hıristiyan olduğunun belirtilmesi. Doğduğu yer, anne ve baba ayrıntıları da not edilmiş.

» CHP Çorum Milletvekili avukat Tufan Köse, ortağı Nihat Bakar da fişlenen bir başka isim. Tüm şirketler ayrıntılı olarak belirtilmiş. Şirketin hayvancılıkla uğraştığı, yabancı ortaklarının bulunduğu notu da fişleme belgesine girmiş.

» CHP Adana İl Teşkilatı Yönetim Kurulu üyesi Cumali Koncak ve şirketi de fişleme listesine girmiş. Kardeşi Şıhmuz Konçak da fişlemeden nasibini almış.

Eski Milletvekili Nizamettin Çoban, Karaelmas Madencilik şirketi, şirketin tüm ortakları, görevli müdürleri, bu kişilerin geçmişte yargılandığı davalar gibi yüzlerce ayrıntıyı fişleme belgelerinde görmek mümkün. Dev-Yol, TKP davalarından yargılanıp, bugün ticari faaliyette bulunan onlarca isim de hem ticari faaliyetlerinden hem de siyasi görüşlerinden dolayı fişlenmiş.

Hâkim adayının ilginç fişi

Fişleme belgelerinde bir hâkim adayıyla ilgili de ilginç bir bilgi var: “Ö.Y: Hâkim adayı. … oğlu …. Yer … doğumlu… Aralık 2009 ayı içerisinde Bulgaristan’ın Ankara Büyükelçiliği Konsolosu ile iltisaklı olan, Ankara İl Genel Meclisi’nin CHP’li bayan üyesi bir şahısla mahiyeti belirlenemeyen irtibatının bulunduğu, POLNET’te kaydının olduğu, ancak sabıka ve aranma durumunun bulunmadığı şeklinde bilgiler mevcuttur.” (Boş yerleri bu kişinin kimliği açığa çıkmasın diye Taraf yazmadı.)

Elimizde yukarıdaki bilgilere benzer yüzlerce isimden oluşan belgeler var. Bu kişilerin ortak özellikleri çoğunluğunun CHP’li olması. Fişleme belgesinde isimlerinin altına tüm ticari faaliyetlerinin, şirket yapılarının ayrıntılı olarak not düşülmesi. Çocuklarından ailesine, ideolojik durumlarından arkadaşlarına onlarca bilgi belgelere girmiş.

Bu fişleme belgelerinde yer alan notlar yukarıda da açıkladığımız gibi kamu kurumlarına eleman alımı ve ihaleler öncesi Başbakanlığa bildiriliyor. İdeolojik durumlarının ise “şifahi olarak telefonla” bildirileceği yazılı metinlere not olarak düşülüyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun önceki günkü grup toplantısında bahsettiği “İşadamlarını sizden bizden diye ayırıyorlar” belgeleri de işte bunlar. MEHMET BARANSU

***

19 Kasım 2009 – Kod adı Kafes…

Poyrazköy’ün izini süren savcılar, Deniz Kuvvetleri’ndeki cuntanın gayrımüslimler üzerinden AKP’yi bitirmeye yönelik Mart 2009 tarihli Kafes Eylem Planı’nı deşifre etti…

Beykoz Poyrazköy’deki mühimmatın bir kısmı 3 Şubat 2009 tarihinde Kaynarca Köyü Hocaoğlu Mevkii ormanlık arazide köylülerin bir araçla birlikte şüpheli birtakım kişileri görüp jandarmaya haber vermesiyle bulundu. Jandarma, köylülerden gelen bilgi üzerine vakit geçirmeden harekete geçti. Köylülerin ihbar ettiği bölgede tornavidalarla işaretlenmiş bir ağacın altında yeni kazılmış toprak yığınına rastlandı. Jandarmanın yaptığı inceleme ve kazı çalışmaları sonucu su termosu içerisinde gizlenmiş 27 adet TNT kalıbı (her biri yaklaşık 500 gr. civarında), 100 gr C4 patlayıcı, 155 cm infilaklı fitil, üç adet elektrikli fünye ve bir adaptör bulundu.

Hücre, eylem için Göktaş’tan haber bekliyordu
Bu olayın üzerinden yaklaşık 25 gün sonra (29 Şubat 2009) Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara gelen bir ihbar mektubunda, Beykoz’da Jandarma tarafından bulunan mühimmatın Ergenekon tutuklusu Emekli Albay Levent Göktaş’a bağlı, Emekli Binbaşı Levent Bektaş, Yarbay Ercan Kireçtepe, Binbaşı Erme Onat, Binbaşı Eren Günay ve Yarbay Mustafa Turhan Ecevit’ten oluşan bir hücreye ait olduğu iddia edildi. Bu ekibin eylem için Göktaş’tan haber beklendiği de ihbar mektubundaki iddialar arasındaydı.

Dalan’ın bilgisi dahilinde patlayıcı gömüldü
Bu bilgiler doğrultusunda çalışmalarını derinleştiren emniyet güçlerine, 14 Nisan 2009 tarihinde başka bir ihbar mektubu daha geldi. İhbar mektubunda, Emekli Binbaşı Levent Bektaş, Yarbay Ercan Kireçtepe, Binbaşı Erme Onat, Binbaşı Eren Günay, ve Yarbay Mustafa Turhan Ecevit’ten oluşan hücre tipi illegal yapının, Göktaş’ın serbest bırakılmaması durumunda, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara yönelik bir suikast planı yaptıkları anlatılıyordu.

Ayrıca bu kişilerin SAT Komutanlığı’nın arkasında bulunan Bedrettin Dalan’a ait araziye Dalan’ın bilgisi dahilinde çok sayıda silah ve patlayıcı gömdükleri de mektupta iddia edilmişti. Silah ve mühimmatın gömülü olduğu yerler de tarif edilmişti.

Emniyet güçleri aldıkları mahkeme kararıyla birlikte 21 Nisan 2009 tarihinde belirtilen arazide arama ve kazı çalışmalarına başladı. Kazı çalışmalarına emniyet güçlerinin yanı sıra, Jandarma yetkilileri ve İstanbul Üniversitesi’nden üç akademisyen de katıldı. Akademisyenler, yerin 30 metre altını gösterebilen jeoradar isimli cihaz ile arama yaptılar. 21 nisanda başlayan kazı çalışmaları bir hafta sonra bitirildi.

Kazı çalışmaları sonucu Poyrazköy’de 15 adet dolu, yedi adet boş lav silahı, 450 gr. C4 patlayıcı madde, 14 adet el bombası, 45 adet sis bombası, yedi adet hakem bombası, 23 adet işaret fişeği, beş adet bombalı bubi tuzağı, 38 metre saniyeli fitil, 30 metre infilak fitili, 24 adet fünye, üç adet gösteri bombası, yaklaşık 3000 adet fişek bulundu.

Ardından ele geçirilen mühimmat ve silahlarla ilgili olarak şüphelilerin ev ve iş yerlerinde arama yapıldı ve 24 Nisan 2009 tarihinde Levent Bektaş, Ercan Kireçtepe, ve Erme Onat, 27.04.2009 tarihinde Eren Günay, 27.05.2009 tarihinde ise yurtdışı görevinde bulunduğu için
gözaltına alınamayan Mustafa Turhan Ecevit tutuklandı.

Bir ihbar mektubu daha geldi
23 Mayıs 2009 tarihinde bir TSK mensubu tarafından savcılara bir ihbar mektubu daha gönderildi. Mektupta Kurmay Albay A. T. liderliğinde, Astsubay Kıdemli Başçavuş H. C., Astsubay Kıdemli Başçavuş S. D. ve Astsubay Kıdemli Başçavuş F. A’nın tutuklanan Deniz subayları ile aynı illegal yapıda yer aldığı iddia edildi. Bu kişilerin ev ve iş yerlerinde Ergenekon hakkında çok önemli belgeleri sakladıkları da mektuptaki iddialar arasındaydı. 28 Mayıs 2009 tarihinde söz konusu kişilerin ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda iddia edilen Ergenekon hakkında çok sayıda bilgi ve belgeye ulaşıldı. Astsubay H. C. ile BTP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Ağar arasındaki ilişkileri ortaya koyan çok önemli dokümanların da bu aramalarda ele geçirildiği de iddia edilmişti.

Patlayıcıların bulunduğu dönemde H. C., F. A. ve S. D’nin, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından gözaltına alındığı ancak herhangi bir cezai müeyyide uygulanmadan serbest bırakıldığı da iddialar arasındaydı.

Albay, Perinçek’in internet grubuna üye
24 Mayıs 2009 tarihinde yine bir başka subay tarafından gönderilen ihbar mektubunda ise Deniz Kurmay Kıdemli Albay Şafak Yürekli, Deniz Kur. Kd. Alb. Mert Yanık, Deniz Kur. Kd. Alb. Dora Sungunay, Deniz Kur. Kd. Alb. Muharrem Nuri Alacalı, Deniz Kur. Kd. Alb. Levent Görgeç, Deniz Kur. Kd. Alb. Tayfun Duman, Deniz Kur. Kd. Alb. İ. Koray Özyurt ve Emekli Deniz Albay Aydın Ortabaşı’nın Ergenekon bağlantısı olduğu iddiası detaylı bir şeklinde anlatıldı. 28 Mayıs 2009’da bu şahıslarında ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda da çok sayıda Ergenekon belgesinin ele geçirildiği iddia ediliyor.

Albay Yürekli’nin, Doğu Perinçek’in internet ortamındaki faaliyetleri kapsamında kurulmuş olan “Aydınlık Gelecek Hareketi” isimli internet grubuna üye olduğu ortaya çıkarıldı. Ayrıca Yürekli ve Sunguray’ın, DHKP/C örgütü ile irtibatlarını deşifre eden çok önemli belgelere el konulduğu da iddialar arasında.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile bağlantılar
Yapılan aramalarda ayrıca Koramiral K. S., Albay M. Y., 2009 YAŞ kararları ile tuğamiralliğe terfi ettirilen L. G. ve emekli Albay A. O’nun, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile irtibatı olan bağlantılarını içeren belgeler ortaya çıkarıldı.

ÇYDD’den burs alan kız öğrencileri, genç teğmenlerle irtibata geçirerek teğmenleri Ergenekon terör örgütü adına kullandıkları iddia ediliyordu. Bu iddiayla ilgili savcıların elinde belge ve bilgi olduğu da belirtiliyor.

Teğmenler suikast hazırlığındaydı
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, 18 Temmuz 2009’da Gölcük Donanma Komutanlığı’nda görevli teğmenlerde ilginç belge ve bilgiler ele geçirildi. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin ATAÇ ve Dönemin Donanma Komutanı Oramiral Eşref Uğur YİĞİT’e teğmenlerin suikast planı yaptıkları iddia ediliyordu. Teğmenlerin evinde 500 gr civarında Datasheet patlayıcı ele geçirildi. Teğmenler ile ÇYYD’den burs alan kızların gizli çekilmiş özel görüntüleri de yapılan aramalarda ele geçirildi. Ardından da gözaltına alınan teğmenler tutuklandı.

Poyrazköy kazıları sonrası ev ve iş yerinde arama yapılan Emekli Binbaşı Levent Bektaş’ın ofisinden ele geçirilen bir CD’de de inanılmaz bir plan yakalandı. CD’nin içeriğinde “data stash” isimli bir programın yer aldığını gören uzmanlar, bu programın film,
resim veya metin dosyalarının arkasına normal kullanıcılar tarafından görülmeyecek şekilde bilgi ve doküman saklandığını tespit ettiler. Dosyalar şifrelendiği için tüm çalışmalar bu boyuta kaydırıldı. Yapılan incelemeler sonucu bir film CD’sinin arkasına “data stash” programı yardımı ile gizlenmiş, şifreli bir dosya tespit edildi. Profesyonel bir biçimde gizlenen ve şifrelenen bu dosya uzman ekiplerin uzun süren çalışmaları sonucu açıldı ve içinden “Kafes Eylem Planı” isimli dokümana ulaşıldı.
Taraf

***

14 Haziran 2013 – MİT fişledi MHP’li şirketlerin işi bitti..

CHP’li işadamlarına devlet ihalelerini vermemek için fişleyen MİT’in aynı yöntemle MHP’lileri de fişleyip, özel telefondan Başbakanlığa bildirdikleri ortaya çıktı. Taraf ’ın elindeki yeni MİT belgelerine göre, MİT’in fişlemesinden önce devletten ihale alan MHP’ye yakın isimler, şirketlerinin fişleme raporuna girmesinin ardından tek ihale alamamışlar. İşte skandal raporlar ve ayrıntıları;

MİT’in tıpkı CHP’li işadamları gibi fişlediği şirketlerden biri Erzurum merkezde 2009 yılında faaliyete başlayan Seba Yol Yapı İnşaat şirketi. MİT’in şirket ismiyle açtığı fişleme raporunda, şirketin ortakları, sermayedarları, TC kimlik numaraları gibi onlarca ayrıntı fişlenmiş. Şirketin daha önce aldığı ihaleler, ortakların Ankara’ya geldiklerinde kullandıkları evler, şirket ortağı Selahattin Güler’in kendi adına kayıtlı olan diğer şirketleri gibi ayrıntıları da fişleme raporunda görmek mümkün. Fişleme belgesine göre, şirketin üzerinin çizilmesinin nedeni ise yazıhane olarak kullandıkları ofisi Milliyetçi Hareket Partisi Erzurum/Palandöken İlçe Başkanlığı’na kiraya vermeleri. 2010 ve 2011 yılında iki ihale alan şirket, fişlemenin ardından girdiği beş ihaleyi de kazanamamış.

Erzurum’da yaşanan olayın bir benzeri de Giresun’da yaşanmış. MİT’in fişleme belgesinde İLK-NUR İnşaat ve Ticaret Limited Şirketi başlığıyla şirket ortakları Mehmet Hilmi Karakılıç ve Gönül Karakılıç fişlenmiş. Tıpkı yukarıdaki fişleme belgesi gibi şirketin tüm işleri, ayrıntılı olarak not edilmiş. Hilmi Karakılıç’ın, 1978’de Ülkücü Gençlik Derneği Giresun Şubesi’ni kuran kişiler arasında olduğu, 1980’de Ülkü Yolu Derneği’ni kurduğu, 1993 yılında Büyük Birlik Partisi kurucuları arasında yer aldığı gibi notlar da fişleme belgesine konmuş. Bu şirket de 2010-2012 yılları arasında 13 ihaleye girmesine rağmen hiçbir ihaleyi alamamış.

Fişlenince ihale alamadılar

Fişlenen şirketlerden biri de Ankara merkezli Mudes İnşaat Hazır Beton Şirketi. Bu firma ve ortaklarıyla ilgili de yine ayrıntılı bilgilere yer verilmiş fişleme raporlarında. Ortaklardan birinin 1994 seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi adayını desteklediği notu bile bu belgelere düşülmüş. Şirketin 2010-2012 yılları arasında 18 adet ihale alamamasının nedeni de bu fişleme raporları. Ortaklarının ülkücü harekete yakın olmaları, milliyetçi kökenli MHP’ye yakın durmaları notları ihale alamamalarının en büyük nedeni.

MİT’in fişlediği firmalardan biri de AR-KA Madencilik İnşaat Şirketi. Bu firmanın ihale alamamasının nedeni ise yine MİT’in hazırladığı raporlar. Raporda firma sahipleri hakkında şu not düşülmüş: “CHP taraftarı oldukları, CHP Kırklareli Belediyesi ile iyi ilişkilerinin bulunduğu şeklinde bilgiler mevcuttur.” Firma 2010 yılında devletten bir ihale almış, birini ise kaybetmiştir. 2011 yılında dört ihale almış ve beş ihale alamamıştır. 2012 yılında MİT tarafından fişlenince girdiği 15 ihaleyi de kaybetmiştir. Firmaya ihale öncesi her türlü resmî engel uygulanmaya başlanmış. MİT’in fişlediği bir başka şirket de Bingöl merkezli AK-Yapı İnşaat şirketi. Şirket hakkında ayrıntılı bilgilerin yer aldığı fişleme belgesinde, firma sahibinin 1995 yılında Yeni Demokrasi Hareketi Bingöl İl Teşkilatı’nın Olağan Kongresi’nde üye seçildiği notu bile düşülmüş. Firma, fişlendikten sonra girdiği 11 ihaleyi de alamamış.

Anaokulundaki çocuklardan, okuyan tüm öğrencilere ve velilerine kadar fişleme yapan, bunları da “Çok Gizli” protokoller adı altında saklamaya çalışan MİT’in, yeni yasayla “muhaberat” teşkilatına kavuşmak istediğini önceki gün Taraf ’ta belgeleriyle yazmıştık. Ayrıca MİT ve Başbakanlık arasında bir telefon kurulduğunu, kamu kurumlarına atanacak kişiler ve ihalelere girecek firmalarla ilgili fişleme belgelerinin de bu telefonla “şifahi olarak” Başbakanlığa iletildiğinin belgesini de dün sizlerle paylaşmıştık. Ticari firmaların ve temsilcilerinin “dinleri, ideolojileri” de fişleme belgelerine konmuştu.

Kamuoyu açıklama bekliyor

Taraf ’ın dün okurlarıyla paylaştığı MİT’in fişleme belgelerinde, güvenlik tahkikatlarında, ihale verilecek kişilerin tesbitinde, ideolojik durumların hukuken sıkıntı yaratmamak için şifahi verileceği bilgisi de yer almıştı. Yasadışı yapılan bu uygulamadan da endişe eden MİT ve Başbakanlık yetkilileri endişelerini de belgelere yazılı olarak yansıtmışlardı; “Güvenli/kriptolu telefon” olmamasından şikâyet eden yetkililer, “Bilgi ve Evrak Güvenliğinin” sağlanamayacağından, yaptıkları hukuksuz eylemin ortaya çıkacağından da endişe etmişlerdi. Belgeye “Önümüzdeki süreçte evrak güvenliğinin çeşitli komplikasyonlara” sebep olacağı uyarısı da not olarak düşülmüştü.

Taraf ’ın haberleri üzerine hükümet yetkililerinin ve MİT’in sessizliğe bürünmesi ise geçmiş dönemde yaşanan hukuksuz eylemleri hatırlatıyor. Kamuoyu ve Taraf, hem hükümetten hem de MİT’ten bu hukuksuz uygulamalarla ilgili cevap bekliyor.

MEHMET BARANSU

***

24 Haziran 2008 – Dağlıca baskını biliniyordu…

13 askerin şehit olduğu Dağlıca’ya baskın düzenleneceğinin Jandarma İstihbaratı tarafından, baskından dokuz gün önce Genelkurmay’a ve diğer tüm ilgili birimlere gizli bir raporla bildirildiği ortaya çıktı. Taraf’ın elindeki “ivedi” damgalı Jandarma istihbarat raporu, baskının nereden, nasıl, ne zaman yapılacağını ayrıntılarıyla anlatıyor…

On üç askerin şehit olmasına, sekiz erin de ‘ihanet’le yargılanmasına neden olan Dağlıca baskınının yapılacağı bilgisinin, baskından dokuz gün önce ‘ivedi’ kaydıyla Hakkari Dağ Komando Tugayı’ndan başlayarak Genelkurmay Başkanlığı’na kadar tüm sorumlu ve yetkili birimlere ulaştırıldığı ortaya çıktı.
Taraf’ın ele geçirdiği belgelere göre 12 Ekim 2007 tarihli, ‘ivedi’ damgalı Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı istihbarat raporuyla, baskının nereden yapılacağı, zamanlaması ve baskın yapılacak üslerin koordinatları ayrıntılı olarak yer aldı. Söz konusu istihbarat raporu, başta Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı olmak üzere, Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı, Jandarma Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı, 2. Ordu Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı ve Dağlıca Tabur Komutanlığı’nın bağlı olduğu Hakkari Dağ Komando Tugayı’na kadar her komuta kademesine bildirildi.
BASKINI BİLMEYEN KALMAMI? • 3590-2292-07/İDAM (63939) numarasıyla, saat 18.36’da faks mesajıyla ulaştırılan “Haber Talimatı” ibareli raporda, Dağlıca Taburu’na yapılacak saldırı, birebir şu ifadelerle haber verildi: “Hakkari-Yüksekova İkiyaka Bölgesi’nde faaliyet gösteren Zindan sorumluluğundaki T.Ö. (Terörist Örgüt) grubunun işbirlikçileri aracılığıyla, Dağlıca (20-37) 3. Motorize Tabur Komutanlığı’nın faaliyetleri hakkında bilgi almaya çalıştığı, önümüzdeki günlerde Dağlıca Bölgesi’nde bulunan Keri Tepe (19-35) üs bölgesi ile Geper (22-35) olarak adlandırılan bölgede icra edilecek faaliyet esnasında askeri birliklere yönelik eylem yapmayı planladıkları…”
JANDARMA DA RAPORLA?TIRDI • Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı tarafından 12 ekimde gönderilen bu istihbarat raporundan iki gün sonra ise, Jandarma Genel Komutanlığı da bir “İç İstihbarat Raporu” düzenleyerek, ilgili birimlere gönderdi. 14 ekim tarihli bu raporda da “Hakkari Yüksekova bölgesinde faaliyet gösteren terör örgütü mensuplarının, Dağlıca’da operasyona çıkan güvenlik güçlerine yönelik eylem yapmayı planladığı” bilgisi ayrıca kayıtlara geçirildi.
EYLEMCİLERİN İSİMLERİ DE VAR • Baskına ilişkin bütün bu bilgilerin yanı sıra, her iki raporda ayrıca, ?ırnak, Siirt, Van bölgelerinde de eylemler beklendiği uyarısı yapılarak, PKK’lıların baskın düzenleyeceği karakollar hatta bu eylemlerde yer alacak örgüt elemanlarının kimliği bile ayrıntılı olarak bildirildi.
KOD ADI DÜ?ÜN • Van Cumhuriyet Başsavcılığı Dağlıca soruşturmasını tamamladı. Dosyada en dikkat çeken detay, PKK’nın baskına verdiği isim: Düğün. Baskın, Dağlıca Komutanı düğündeyken yapılmıştı. 
?İFRELER ÇÖZÜLDÜ • Doğan Haber Ajansı başta olmak üzere ajansların dün abonelerine geçtiği haberde, hazırlanan dosyayla ilginç ayrıntılar ortaya çıktı. Dağlıca davasında tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen sekiz askerin yanı sıra, sekizi tutuklu 12 kişinin daha, baskında PKK’ya istihbarat verdiği gerekçesiyle yargılandığı ortaya çıktı. Van Cumhuriyet Savcısı Çetin Akkaya’nın hazırladığı iddianamede, PKK’nın ilçe ve köydeki muhbirleriyle yaptığı telefon görüşmelerindeki şifreler de çözüldü. ?ifrelerde, Dağlıca’daki asker ve korucuların sayılarıyla nöbet mevzilerinin bildirildiği yer aldı.
DÜKKAN’DAN ‘DÜ?ÜN’E • İddianamede, Dağlıca baskınını yöneten kişilerden biri olan “Agit” kod adlı Vahyettin Karay’a ait telefonla, “Zindan” kod adlı Hüseyin isimli teröristin, sanıklardan “Beşir” kod adlı korucu O.E. ile görüşmesine de yer verildi. Yapılan dinlemede, O.E’nin Dağlıca’da bulunan asker ve korucu sayısını, baskını yapacak teröristlere bildirdiği, şifrelerin çözümünde operasyona “Düğün” ismi verildiği, örgütün bulunduğu yere “dükkan”, Irak’ın kuzeyine “İstanbul”, örgütün üst düzey yöneticisinin ise “Büyük kardeş” olarak şifrelendiği ortaya çıktı.
TABUR AVUÇLARININ İÇİNDE • Van 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu olarak yargılanan sanıklardan korucu O.E’nin Hüseyin adlı teröriste cep telefonuyla geçtiği mesajda da “Merhaba amcaoğlu goziri. 22 (asker) vardır. Gece ile gündüz, 10 tane (korucu), 12 tane (rütbeli asker) orda kalıyor. Aynı sayıda karşısında bot yolunda, üstünde bir tepe var orda kalıyorlar. İyi akşamlar, selamlar” diye yazdığı belirlendi.
Başka bir telefon görüşmesinde ise “Dedim 15 tane (asker) vardı. Diğerleri de (korucular). Hepsi 22 tane, yeni gelen toplam 44 (asker) olmuş. Önce 22 çıkıyordu, yeni 44 olmuş. Çünkü bizim adamlardan bazıları o (askerlerin) yanına gitmişti. O yer var ya bir ara orada yemek yemiştik. ?imdiye kadar iki taraftan karşılıklı (asker) vardı. ?imdi 44 tane, haberin olsun” dediği belirlendi.
Dağlıca baskınına yardım ettiği iddia edilen tutuklu sekiz sanık arasında 70 yaşındaki H.A adlı bir kadın da bulunuyor. H.A’nın telefon görüşmelerinde, örgütün dağ kadrosuna eleman gönderdiği, Irak’ın Kuzeyi Kanirash bölgesinde bulunan PKK’lı “Beritan” kod adlı Cihan Asi’yle bağlantılı olduğu da iddia edildi.
DA?LICA’DA NE OLMU?TU? • Taraf’ın elindeki belgelere göre, Genelkurmay, Kara Kuvvetleri, Jandarma, 2. Ordu ve Hakkari’deki istihbarat başkanlıklarının, baskına ilişkin bütün bilgilerden haberi olmasına rağmen  21 Ekim 2007 tarihinde PKK’lıların gerçekleştirdiği Dağlıca baskınında 13 asker şehit olmuş, sekiz asker de esir alınarak K. Irak’taki PKK kamplarına götürülmüştü.
14 gün sonra Türkiye’ye getirilen sekiz asker ise “Vatana ihanet suçlamasıyla” askeri cezaevine kondu.Tabur Komutanı Onur Dirik, er Ramazan Yüce’yi PKK’lılara yardım etmekle suçladı. 2 ?ubat 2008’de görülen ilk duruşmada, sekiz er tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Daha sonra Dirik’e ait ses kaydı YouTube’a düştü. Dirik, baskındaki ihmallerini kabul ederek, Genelkurmay’daki komutanlara ve günlüğünü okuduğu şehit bir üsteğmene ağır küfürler sarf etti. Bunun üzerine Dirik Afyon’da konuşlu İkmal Komutanlığı Lojistik ?ube Müdürlüğü’ne atandı.

Taraf/MEHMET BARANSU

***

2 Haziran 2008 – GENELKURMAY’IN YENI KONTRGERILLA PLANI

Genelkurmay Başkanlığı, işlevi ve yöntemi itibarıyla ‘kontrgerilla’ tipi bir örgütlenme olan Gayrinizami Harp birimlerinin görev tanımını ve alanını genişletmeyi öngören kapsamlı bir çalışma başlattı…

YENİ BİR “DÜ?MAN”A KAR?I

Genelkurmay kaynaklarının aktardığı ve resmi brifing CD’leriyle belgelenen değişiklik planı, Gayrinizami Harp birimlerine, yurtiçinde “düşmanın fiziki, ekonomik, psikolojik, siyasi vb. işgal ve /veya teşebbüsüne” karşı işlev yükleyerek görev tanımını genişletiyor. KARARGÂH

SAYISI KATLANACAK

Gayrinizami Harp’ten sorumlu Seferberlik Bölge Başkanlıkları’nın 12’den 24’e çıkartılması ve görev tanımının “ülke bütünlüğünü tehdit eden her türlü unsuru engellemeyi” içerecek şekilde genişletilmesi de Genelkurmay’ın üzerinde durduğu yenilikler arasında.

GİZLİ MÜCADELEYE HİSLİ ELEMAN

Gayrinizami Harp’e katılması önerilecek sivil kişilere yönelik, Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt imzalı kartlarda, orduyla birlikte yürütülecek gizli bir harekat için hazırlanıldığı ve “böyle milli bir hazırlık için milli hisleri kuvvetli eleman” arandığı belirtiliyor. YENİ GAYRİ

NİZAMİ HARP PLANI

Genelkurmay, Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nın yetkileri ve Gayri Nizami Harb’in muhatabı bağlamlarındaki “düşman” tanımında değişiklik yapıyor. Buna göre kişi, kurum ve kuruluşlar “fiziki, ekonomik, psikolojik, siyasi vb. işgaller”i nedeniyle “düşman” kategorisinde

Genelkurmay Başkanlığı 1977 yılından beri yürürlükte olan Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nın (STKB) yetki ve sorumlulukları ile Gayri Nizami Harp (GNH) tanımı ve faaliyet alanı konularında kapsam ve tanımlar üzerinde bir dizi değişikliği öngören  bir çalışma gerçekleştirdi. Bir yıl önce bizzat Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın talimatıyla başlatılan çalışma sonuçlandırıldı, ancak yeni kavram ve tanımlar son derece muğlak.

YENİ KAVRAMLAR

Genelkurmay Başkanlığı’ndan görüştüğümüz bir yetkilinin aktardığına göre “teklif edilen” yeni tanımlarla, ‘düşman’ kavramında çok ciddi değişiklikler yapıldı. Gayri Nizami Harp tanımına “Düşmanın fiziki, ekonomik, psikolojik, siyasi vb. işgallerine maruz kalmış bir bölgede işgali ortaya çıkarmak, engellemek ve karşı tedbirleri uygulamak” ibareleri eklendi. Bu ifade, yeni GNH tanımının yurt içi ile bağlantılı tanımlamalarında da aynen yer alıyor. Yetki ve kapsam tanımlarına yeni ifadeler eklenmesine rağmen, ‘ekonomik, psikolojik, siyasi vb. işgaller’in ne anlamlara geldiği, ya da neleri kapsadığı açıklanmamakta. Genelkurmay’da görevli olan yetkili, “Kapsam belirtilmediği için bu tanıma, egemen gücün istemediği yasal, sivil her oluşum girebilir. Bu kişiler etkin otoritenin yıkılması, zayıflatılması ve engellenmesi için GNH’nin faaliyetlerine maruz kalabilir” dedi.

BA?KANLIK SAYISI DA ARTTIRILDI

Genelkurmay’a teklif edilen yeni yetki ve kapsam tanımları dahilindeki “düşman” kavramında yapılan bu değişiklikle birlikte Bölge Başkanlığı’nın sorumluluk alanı da daraltıldı. 12 olan başkanlık sayısının, kademeli olarak yükseltilip, 2010’da 24’e çıkarılması kararlaştırıldı. Gerekçe olarak da “Tek bir merkezde çok personel ile çalışma yerine, az personel ile çok yerde bulunmanın iş verimini arttıracağı” öne sürülmekte.

SİVİL PERSONELE KART

G.Kurmay’da görevli yetkilinin Taraf’a aktardığı bilgilere göre, Seferberlik Tetkik Kurulu’na seçilen sivil personele de, üzerinde Genelkurmay Başkanı’nın imzası bulunan bir kart veriliyor. “Çok gizli” dereceli bu kartlar, ilgili personele imza karşılığı verildikten sonra, okuması temin edilip, kendisinden tekrar geri alınarak şahsın dosyasına ekleniyor. Yeni düzenlemeyle birlikte son günlerde Bölge Başkanlıklarında hareketliliğin arttığını da belirten yetkili, ilgili kişilere “gizlilik derecesini haiz brifing” verildiğini de söyledi.

MEVCUT TANIM

Mevcut durumda Gayri Nizami Harp tanımı “Hedef ülkede veya düşmanın işgal etmiş olduğu bir bölgede hakim otoriteyi yıkmak veya zayıflatmak, harekâtını engellemek ve bölgeye sahip olmak maksadı ile çoğunlukla yerli halkın kuvvet ve desteği ile yapılan askeri ve yarı askeri bir harekâttır” ifadesiyle açıklanıyor.

YENİ EKLEMELER

Genelkurmay’daki yetkili, mevcut durumun aksine yeni GNH yaklaşımının yurt içi uygulamalar bölümüne “Fiziki, ekonomik, psikolojik, siyasi vb. işgal ve/veya teşebbüs durumunda işgali ortaya çıkarmak, karşı tedbirleri uygulamak, ülkemize karşı GNH uygulama ve teşebbüsleri olduğunda icra edilecek karşı tedbirleri oluşturmak” ifadesinin; yurt dışı uygulamalar bölümüne de “Barış zamanında GNH planlarının alt yapısını oluşturmak ve emir verildiğinde askeri harekatı desteklemek maksadıyla GNH harekatını planlamak ve icra etmek” ifadesinin eklendiğini  belirtti.

GEREKÇE: DE?İ?EN DENGELER

Son şeklinin yakın bir zamanda verileceği yeni vazifelerdeki görevlendirmeler de aynı doğrultuda tanımlandı. Genelkurmay’da görevli yetkili, tanımda yapılan değişikliğin gerekçelerini şöyle sıralıyor:

“Soğuk savaş döneminin sona ermesi, ABD’nin tek başına süper güç olması, yeni nükleer tehdit oluşumları, enerji ihtiyacı ile değişen dengeler, Rusya’nın enerji politikaları, terör kavramındaki değişiklik ve Ortadoğu’da değişen dengeler tehdit algılamalarının yeniden değerlendirilmesini ortaya çıkarttı. Bu yüzden klasik Gayri Nizami Harp ile bağlantılı tanımların yeniden oluşturulması ihtiyacı ortaya çıktığı için, düzenlenecek vazife doğrultusunda, bu vazifeyi yerine getirebilecek yeni bir teşkilatlanmaya ihtiyaç olduğu için bu değişikliğe gidildi.”
‘Arz ve teklif’ edilen yeni GNH tanımı ve buna bağlı yeniden yapılanma gerekçeleri arasında şunlar var; “Bölge başkanlığı faaliyetleri görev önceliği bakımından halkın içinde olmayı, insanlarla yüz yüze ve yerinde teması, o ilde yaşamayı ön görmektedir. Tek bir merkezde çok personel ile çalışma yerine, az personel ile çok yerde bulunmak iş verimini arttırmaktadır. Personel arttırımına gitmeden, 5 il merkezinde daha konuşlanmak suretiyle sorumluluk sahalarında daha etkin görev icrası planlanmaktadır.”

TÜM İHTİYAÇLAR BELİRLENDİ

Yapılan çalışmada mevcut durum ve ihtiyaçlar, Bölge başkanlık binalarının fiziki durumundan, muharebe ve araç ihtiyacına kadar her konu belirlendi. 2007 ve 2008 yılı için personel ihtiyacı bulunmazken, 2009 ve 2010 yılı için gerekli personel ihtiyacı detaylı olarak belirtildi. Bölge Başkanlığı kadro rütbesinin de Yarbay olmasına karar verildi. Bursa, Samsun, Ağrı, Konya, Amasya, Bolu, Denizli, İskenderun, Sivas, Erzincan, Mardin ve Antalya’da yeni başkanlıkların kurulmasına kararlaştırıldı.

Taraf’a açıklama yapan yetkili, yeni açılacak 12 Bölge Başkanlığı’nın önceliklerinin belirlenmesinde şu kriterlerin göz önüne alındığını ifade etti: “Tehdit durumu, çalışma ortamına imkan sağlayacak halk yapısı, yerleşim alanının ekonomik, kültürel ve yüksek öğrenim yapılanması, vazifenin yerine getirilmesine imkan sağlayacak il sayısı.”
Taraf/MEHMET BARANSU

***

1 Aralık 2013 – Cemaat dershanelerine irticacı fişlemesi…

“Yok hükmünde” denen MGK kararları, Aralık 2004’te uygulamaya konmuş. 2010’a kadar devam eden belgelere göre, cemaatin okul ve dershaneleri, “irticai gruplarla ilişkili” diye her ay fişlenmiş…

Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK), 2004 yılının Ağustos ayında, Fethullah Gülen Cemaati’ni bitirme kararlarının imzalandığını gösteren belgeler, kamuoyunda büyük tartışmalara neden oldu. MGK’da imzalanan belgede, Fethullah Gülen Cemaati’nin faaliyetlerinin Başbakanlık Uygulamayı Takip Koordinasyon Kurulu koordinesinde, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve MİT Müsteşarlığı ile diğer kurumlar tarafından denetlenmesi kararlaştırılmıştı. Belgede, Cemaat’in özel okullarının, öğrenci evlerinin, vakıf dernek ve yurtlarının, yurtiçi ile yurtdışı faaliyetlerinin, Abant toplantılarının yakın takibe alınması ve bunlarla ilgili eylem planları yapılması istenmişti.

BAŞBAKAN HÂLÂ SUSKUN

Taraf ’ın bu belgeleri ortaya çıkarmasının ardından hükümet kanadından bir dizi açıklama geldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise dört gündür konu hakkındaki sessizliğini koruyor. Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı ve AKP Ankara milletvekili Yalçın Akdoğan, “Kararlar yok hükmünde kabul edildi, hiçbir işlem yapılmadı” derken, Başbakan Yardımcıları Mehmet Ali Şahin ve Bülent Arınç da “Tavsiyeydi, uygulanmadı, bir tek adım atmadık” dediler.

Hükümet kanadından bu açıklamalar yapılmasına rağmen, Taraf dün MGK kararının hemen ardından konuyla ilgili görevlendirilen dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in yazışmaları ve fişleme belgelerini yayımladı. MGK’da alınan kararlar yok hükmünde olmayıp, hayata geçirilmişti. Taraf ’ın dün söz konusu belgeleri yayımlamasından sonra hükümet yetkilileri bu kez de “Ömer Dinçer’in emriyle uygulamaya konan belgeler cemaatle ilgili değil, İrticayla Mücadele kapsamında hazırlanan çalışmalardı” açıklamasında bulundular.

GEREKÇE: İRTİCAYLA İLİŞKİ

Taraf, hükümet yetkililerinin bu açıklamalarını yalanlayan yeni bilgi ve belgelere ulaştı. Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’e bağlı Başbakanlık Takip Koordinasyon Kurulu, Ağustos MGK’sından hemen sonra cemaatin dershaneleri, yurtları, okulları, dernekleri dahil tüm kurumlarını fişlemiş. Gerekçe ise “İrticacı gruplarla ilişkilerinin olması.”

Ömer Dinçer’in emriyle, Milli Eğitim Bakanlığı çalışanlarının hazırladığı fişleme raporları, “gizli” damgasıyla Başbakanlığa gönderilmiş. Listeler yapılmış. Taraf ’ın elindeki belgelere göre, kurul her ay ayrı bir fişleme raporu oluşturmuş. Elimizdeki son fişleme belgesinin tarihi ise 2010.  MEHMET BARANSU

Reklamlar