Etiketler

, , , , , ,

Zekeriya ÖzTürkiye kamuoyuna Ergenekon davasıyla damga vuran, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarını takip eden süreçte görevden uzaklaştırılan savcı Zekeriya Öz ilk kez konuştu. 

17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının ardından hükümetin hedef haline getirdiği Savcı Zekeriya Öz yaşananların ardından ilk kez BBC Türkçe’ye konuştu.
Türkiye Savcı Zekeriya Öz’ü Ergenekon davasıyla tanıdı. Savcı Zekeriya Öz’ün adı daha sonra OdaTV davası, 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonlarında gündeme geldi.

Yayınlanan tanıtım videosunda Savcı Öz’ün “Hiçbir toplum bağırsaklarını temizlemeden uzun süre bağırsaklarındaki pislikle yaşayamaz” dediği görüldü.

Savcı Zekeriya Öz, BBC Türkçe’ye konuştu. Öz’e Ergenekon ve ODA TV davalarıyla ilgili detaylı sorular soruldu ancak Ergenekon ana davasının Yargıtay aşamasında olduğunu, ODA TV davasının ise sürdüğünü belirterek, bu sorular içinden sadece bu davaların içeriğini etkilemeyeceğini düşündüğü bazılarını cevaplamanın doğru olacağını söyledi ve bu soruları cevapladı.

İşte Savcı Zekeriye Öz’ün çok konuşulacak açıklamaları:

Kamuoyu sizi Ergenekon davasıyla tanıdı. Biz de Ergenekon davasıyla ilgili bazı sorular sormayı çok isteriz. Sizin açınızdan hukuki anlamda bu dava hakkında konuşmanın bir mahsuru var mı?

Ergenekon, ODA TV tarzı bu davalar şu an itibariyle derdest. Ergenekon bitti ama şu an itibariyle Yargıtay’da temyiz aşamasında. ODA TV davası devam ediyor. Bunların içeriğiyle ilgili şu aşamada konuşmak hem etik olmayabilir, hem de davayı etkilemeye yönelik algılama oluşabilir.

Biz de o zaman davaların içeriğinden ziyade bazı genel sorular soralım.

Evet, sorabilirsiniz.

Ergenekon soruşturması nasıl başladı?

Çok kısaca Ergenekon davasının nasıl başladığını ve sizin sürece nasıl dahil olduğunuzu anlatabilir misiniz?

2007 yılı, Haziran ayıydı. Ümraniye’de bir gecekonduda bombalar bulunmuştu. Bombalar bulunduğunda Ergenekon veya herhangi bir şey yoktu. Dosyanın da UYAP sisteminden bana verildiğini odama gidince öğrendim.

Gözaltında üç kişi vardı. Bunların bir tanesi emekli astsubaydı. Daha sonra bu bombalarla irtibatlı üç dört kişi daha tespit edildi. Bu aşamadan sonra elde edilen deliller ardından, dördüncü, beşinci günü bir adreste yine, birçok bomba, Eskişehir’de bomba, plastik patlayıcı maddeler bulununca soruşturmayı biraz daha derinleştirme ihtiyacı hissettim.

Tabi çıkan dokümanlar var bazı kişilerde. Ergenekon ismi ilk orada geçiyordu. Daha sonra Ergenekon’la ilgili ciddi araştırmalar yaptım, beş altı ay boyunca uğraştım. Emniyet’in eski arşivlerine baktım.

Geçmişte bununla ilgili varsa soruşturmalar onların evraklarını buldum. Sonuç itibarıyla da Ergenekon ismi aslında yedi ay sonra duyuldu. Ocak ayında ilk büyük operasyon dediğimiz operasyonda duyuldu.

Bu davanın bana verilmesinde iddia edildiği gibi herhangi bir seçim tarzı yoktur. Tamamen başsavcının dahi bilgisi olmadan UYAP sistemine attığı, sistemin otomatik dağıttığı bir soruşturmadır.

Ergenekon’un, Türkiye’deki gizli bir yapılanma olduğunu, bu yapılanma içinde profesörlerden rektörlere kadar, askerlerden sivillere kadar, siyasetçiden belediye başkanına kadar, çok değişik kişi kurum ve sivil toplum örgütleriyle irtibatlarını ve onların bu yapı içinde olduğunu fark ettik ve bununla ilgili de soruşturmalar yürütüldü. Dört yıl boyunca da bu soruşturmalarda bizzat ben fiilen bulundum.

Birçok dava açıldı. Sonuçta mahkeme beş yıl sonra karar verdi. İlk davadan itibaren beş yıllık bir süre içinde karar verdi. Birçok kişi çeşitli cezalara mahkum oldu. Bu karar Yargıtay aşamasındadır.

‘Radyodan duydum’

Kamuoyunun bir bölümü bu davanın önceden planlandığını ve dava sürecinin de siyasi bir süreç olduğunu düşünüyor. Siz bu soruşturmanın tesadüfen size geldiğini ve dava başladıktan sonra bu kadar kapsamlı hale geldiğini mi söylüyorsunuz?

Bu soruşturmanın tesadüfen bana geldiği dönem, Beşiktaş’taki görevimde üçüncü yılı doldurduğum için tayinimin çıkacağını beklediğim bir dönemdi. Akabinde bu olayları radyodan duyduk. Ümraniye’de 28 tane el bombasının bulunduğunu duyduk. Daha sonra adliyeye geldiğimizde dosyayı masamın önünde buldum.

Bu dosyanın ilk başlangıcı da çok ilginçtir. Bu ihbar, Trabzon İl Jandarma’ya yapılıyor. Trabzon İl Jandarma, İstanbul İl Jandarma’ya bildiriyor. Onlar polis mıntıkası diye polise bildiriyor, polis gidiyor arama yapıyor. Daha sonra bombaları buluyorlar, bombalarla ilgili gözaltı ve arama kararı isteyecekler, Ümraniye savcılığı diyor ki, “Bu işe özel yetkili savcılık izin versin, biz gece arama izni vermeyiz.” Bizim Beşiktaş’taki nöbetçi savcımıza geliyorlar, o da arama kararı veriyor. Üç kişiyi gözaltına aldırıyor.

Ertesi gün başsavcı normalde bizde nöbette gelen olayları, nöbetçi savcıya verir ama çok olay gelirse de o savcıya değil diğer savcılara da verilir. Onun nöbetinde çok fazla olay olmuştu.

Sabahleyin de bana geldi. Aradan iki gün geçti. İrtibatlı olduğunu düşündüğüm, bombalarla irtibatlı olduğuna dair deliller bulunan emekli bir askeri şahsı, Danıştay olayında da ismi geçmişti, bu şahsı gözaltına alması için emniyete talimat verdim. Onlar uygulamamak için bahaneler ileri sürdüler. Daha sonra, bu bahanelerden sonra yazılı talimat verdim, Cuma günüydü.

Bu dosya Çarşamba bana geldi. İkinci, üçüncü günü, birden o dönemin başsavcı vekilimiz olan Turhan Bey (Çolakkadı) telefonla aradı. “Bu dosyayı kim vermiş sana, bu dosya sana nereden geldi, benim imzam mı var, ben mi vermişim, nasıl vermişim, bu dosyayla ilgili her şey medyada yer alıyor” dedi.

Ben de kendisine dosyanın bana iki gün önce geldiğini, dosyada hiçbir şey olmadığını yani sadece üç kişinin gözaltında olduğuna dair bir belge olduğunu, başka bir şey olmadığını, bir de arama kararı olduğunu, bunun dışında dosyayla ilgili hiçbir bilgi olmadığı için, bizim bilgi verme ihtimalimizin de olmadığını söyledim. Daha sonra kendisi bana Ferhat Sarıkaya’dan beter olacağımı söyledi. Ben de “Beni niçin aradığınızı anladım, bir şahsın gözaltına alınmasını istediğimiz için talimat verdiğim için beni aradığınızı anladım, benim için iş yapmayıp terfi etmektense iş yapıp sürülmek bir şereftir” dedim.

‘Sızıntılarla ilgili 200 suç duyurusu yaptım’

Gizli tanıkların davadaki etkisi önemli tartışma başlıklarından biriydi. Bu tanıkların birçoğunun güvenilmez tanıklar olduğu iddia edildi. Ve bu tanıkların hem beyanlarının kendileri, hem de o beyanlarının ciddiye alınış şekli eleştirildi. Gizli tanıkların Ergenekon davasındaki etkisi nedir?

Her davada gizli tanık olabilir. Bu davada da belki yüzlerce kişi geldi, gizli tanık olmak isteyen oldu. Biz hemen hemen yüz kişi dinlemişsek, bunların 5-6 tanesine veya 10 tanesine itibar etmişizdir. Hiçbir zaman da hiçbir dosyada, ben hatırlamıyorum da, bir gizli tanığın sırf beyanlarına istinaden hiçbir operasyon yapılmaz. Gizli tanık bir olay anlatır, o olay doğruysa, onun adli belgeleri varsa geçmişe yönelik çalışmaları yapılır. O beyanları destekleyici bilgi, belge vermişse, soruşturmalarda deliller o yöndeyse ona yönelik çalışmalar yapılır.

Ben Ergenekon sürecinde bir gizli tanık beyanından hiç kimsenin gözaltına alındığını bilmiyorum.

Ergenekon ve Oda TV davaları sürecinde gizli kalması gereken bazı bilgilerin bazı medya organlarına yansıdığını gördük. Kamuoyunun bir bölümü bu durumdan savcıları sorumlu tuttu. Siz ortaya çıkan bu tablonun nedeninin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Zaman zaman bu konularla ilgili geçmişte iddialar oldu. Hakkımızda soruşturmalar da açılmış olabilir ve incelemeler yapılmış olabilir. Ancak yanlış hatırlamıyorsam şahsım olarak soruşturmanın gizliliğini ihlalle ilgili 200 tane suç duyurusunda bulunduğumu hatırlıyorum. O dönem itibariyle bütün gazeteler vardı. Yani o dönem bu soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kimse, hangi gazete ise, hangi kanal ise…

Bizim asıl işimiz bu değil ama bunlarla ilgili bütün mahkemeler, suç duyurusunda bulunduğumuz için bize soruyordu. “Bu soruşturmanın içeriği ile ilgili midir, değil midir” diye soruyorlardı. Bazen de öyle haberler çıkıyordu ki, hiç bizim dosyamızda yok ama onlarla ilgili de davalar açılmış… Biz ciddi bir soruşturma yapıyoruz ama bir yandan da her gün 10-15 tane böyle mahkemeye veya savcılığa cevap veriyorduk.

‘Erdoğan’ın bu davanın savcısıyım demesinden rahatsız oldum’

Hükümet sizce Ergenekon davası döneminde yargıyı etkiledi mi?

Yargıyı etkileyici çok ciddi bir tavırları ve baskıları olmadı. Girişimler oldu veya hukukun prensiplerini bilmeden bazı açıklamalar oldu. “Ben bu davanın savcısıyım” diyerek aslında bizim adli mecrada yürütülmüş bir davanın sanki siyasi bir ayağı varmış gibi olduğunu vurguladılar. Biz bayağı sıkıntıya girdik ama siyasetçiler hukuktaki bu davaların tarafsızlık şeylerini belki çok ayrıntılı bilemeyebilirler. Veya kötü niyetle de yapmamış olabilirler. Onları ben bilmiyorum. Bunun dışında yargıyı etkileyecek bir şey olmadı. Sonraki süreçlerde bu tür şeyler, girişimler olmuş olabilir. İlerleyen süreçlerde, belirli şeyler duydum ama ben oradan ayrıldıktan sonra.

Siz, sayın Erdoğan’ın bu açıklamasından kişisel olarak rahatsız mı oldunuz?

Bir savcı olarak biz hiçbir partinin, hiçbir kişi ve kurumun savcısı değiliz. Cumhuriyetin savcısı olarak görev yapıyoruz. Tamamen tarafsız, tamamen bağımsız… Yaptığımız bütün işlemler, bütün soruşturmalar, soruşturma içindeki işlemlerin tamamı itiraza, denetime, temyize, her türlü kontrole tâbi. Biz bu şartlarda işlem yapıyoruz. Ama yaptığımız işlemin başkası tarafından sahiplenilmiş olması adli olarak yürüyen bir işin sanki siyasi bir mecrada yürütülüyormuş gibi bir algı oluşmasına sebep oldu. Bu da tabii beni şahsen rahatsız etti. Çünkü soruşturmaları kanunlar için, bu millet için, bu devlet için, kamu adına, bu Cumhuriyet için yapıyoruz. Kimsenin keyfi veya şahsi talimatıyla bir savcının böyle bir şey yapması mümkün değil.

‘Hükümet davayı istifade ettiği için sahiplendi’

Recep Tayyip Erdoğan’ın Ergenekon davasını destekler birçok açıklamasının olduğunu biliyoruz. Bunun yanında doğrudan sizden övgüyle bahsettiği sözleri de olmuştu. Hatta kendi özel (makam) aracı sonradan size verildi. Bugünse Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve hükümetin gözünde siz hükümeti darbe ile devirmeye teşebbüs etmiş bir ekibin mensubusunuz. Sizce ne oldu da size yönelik bu tavırda böylesine keskin bir dönüş oldu?

Biz Ergenekon’dan önce terör davalarına baktık, o dönem itibariyle CIA ajanı, MOSSAD ajanı tarzı suçlamalara maruz kaldık, Ergenekon’dan önce AK Parti düşmanı diye şikayet edildik. Bizzat başsavcımız “AK Parti düşmanı olduğun için şikayet ettiler” dedi. Ergenekon’da da AK Partili diye şikayet ettiler.

Ben yaptığım bir soruşturmanın ne siyasi sonuçlarını düşünürüm bir savcı olarak, ne de toplumdaki algının nasıl gelişeceğini. Biz sadece kanunu eşit olarak herkese uygulamak gibi bir mükellefiyet içerisindeyiz. Bunun dışında toplumsal algı, işte siyasal düşünce bizi bağlamaz. Yani beni bağlamadığı gibi normalde hakim, savcıları da bağlamaz. O dönem itibariyla dediğim gibi bu davalar Türkiye’nin önünü açtı. Türkiye’de cinayetler bıçak keser gibi kesildi. Faili meçhuller durdu. Ekonomik ciddi düzelmeler sağlandı ve belli yerlerde bu dava ile ilgili övücü sözler; siyasetçiler, bakanlar, başbakanlar tarafından söylenip, sahiplenilmiş oldu. Ancak tabii bu dava onlar sahiplendiği için olmadı. Ama onlar bu davadan biraz da siyasi olarak istifade ettikleri için veya istifadelerine, menfaatlerine uygun düştüğü için bunlar bu davayı sahiplendi.

Peki sizin Ergenekon davası döneminde AKP hükümetini desteklemeniz söz konusu muydu? Eğer öyleyse neden bu desteği sonlandırdınız?

Ben bir Cumhuriyet savcısı olarak göreve başladığım 1995 yılından beri hiçbir siyasi partinin destekçisi ve sempatizanı olmadım. Konjonktür gereği seçimlerde her vatandaş gibi oyumuzu kullanmışızdır ondan sonra hiçbir siyasi kimlik bizim içim önem arz etmez. Benim hiçbir zaman AK Parti’ye destek vermem gibi bir şey olmamıştır. Hiçbir partiye olmadı.

Tuncay Özkan’ın tweetini RT’lemesi

Son dönemde sosyal medyayı yoğun olarak kullanmaya başladınız. Hatta dönem dönem Ergenekon ve ODA Tv sanıklarına benzer söylemlerle hükümeti eleştirdiğinizi görüyoruz. Bu, kamuoyunun bir bölümü açısından ilginç bir görüntü yaratıyor. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

Hükümeti eleştirme bâbında değil de, benim genelde üzerinde durduğum konular demokratikleşme, demokrasinin yaygınlaşması, temel hak ve özgürlüklerin her insanın bilerek ve şuurlu olarak bu hakları kullanmasını temini, yargının bağımsız olmasıdır.

17 Aralık’tan sonra bazı gazeteciler, hakkımda asılsız tweetler atmaya başladı. Ben de baktım tekzip yazmak veya prosedür uzun sürüyor, onlara anında cevap verdim. Sonra da baktım halkın ciddi bir teveccühü var. İnsanların gerçekten çok sevdiğini ve attığım tweetlere değer verdiğini fark ettim. Zamanla ortaya çıkan hukuksuzluklarla ilgili ve hukukun nasıl olması gerektiğiyle ilgili tweetler paylaşmaya devam ettim. Aynı zamanda hukuksuzlukları kime karşı, kimin için yapıldığına bakmaksızın, ayrım gözetmeksizin, yaptım. Veya doğru söylediğini, gerçeği ifade ettiğini düşündüğüm kişilerin üzerindeki etiket, isim kim olduğuna bakmaksızın da bunların kamuoyuyla paylaşılması veya ben bu görüşü beğeniyorum veya bu insan böyle demiş, böyle dediyse doğru olabilir veya doğru olmayabilir ama bu böyle demiş. Retweet yapmanın zaten şeyi odur, ben buna katıldım, katılmadım değil, bir kişinin görüşünün kamuoyunda duyulmasını sağlamak.

RT ederken kimin yazdığından ziyade içeriğine bakarak mı RT ediyorsunuz?

Ben içeriğine bakarım, bazen beni sevmediğini düşündüğüm bir kişinin dahi tweetlerini retweet yapabilirim.

Geçtiğimiz günlerde Tuncay Özkan’ın hükümeti eleştiren bir tweetini RT ettiniz. Hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası istediğiniz birinin tweetini belli ki içeriğine de katılarak RT etmeniz ilginç bir tablo ortaya çıkarmıyor mu?

Ben hiç bir dosyada, önüme gelen dosyada, dosyasına baktığım kişiyi kendime düşman olarak görmüyorum. Ben işimi yapıyorum, profesyonelce bu işleri yapıyoruz. Karşımızdaki kişinin kim olduğuna bakmıyoruz. Daha sonra da o dosyayla bütün irtibatımızı koparıyoruz. Dosya elimizden çıktıktan sonra o kişiler bizim düşmanımız değil. (Kaynak: BBC Türkçe)

**
Savcı Zekeriya Öz, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının şüphelilerinden İranlı Reza Zarrab ile dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler arasında geçen konuşmasının kendisini derinden etkilediğini söyledi.
BBC Türkçe’ye konuşan Zekeriya Öz röpotajının ikinci bölümü yayınlandı. Savcı Öz’ün röportajda öne çıkan konuşmaları şöyle:

Zekeriya Bey siz Gülen Cemaati’nin yani Hizmet Hareketi’nin bir mensubu musunuz?

Yok, ben hiç bir siyasal, hiç bir sosyal görüşün mensubu değilim. Tek bir kulübün üyesiyim, tuttuğum takımın üyesiyim. Onun dışında hiçbir kişi, kurum, cemaat, tarikat, parti ile alakam yok. Hem resmi hem gayri resmi alakam yoktur, olmadı da. Ama şu var, hepimiz insanız, hepimizin çevresinde her görüşten insanlar olabilir, arkadaşlarımız olabilir, sevdiğimiz insanlar olabilir. Benim etrafımda her gruptan insanlar var.

Siz çalışma hayatınız boyunca, Gülen Cemaati’nin, iddia edildiği gibi yargı içindeki bir örgütlenmesiyle karşılaştınız mı?

Böyle bir iddia yıllardır dile getiriliyor. Geçmiş dönemlerde de orduda, emniyette bu tür yapılanmaların olduğu dile getirildi. Yani bu ilk defa duyduğumuz bir şey değil. Biz mesleğimizin başından beri hep bu tür şeyler söyleniyor.

Şimdi şöyle bakmak lazım, şu dönem itibariyle bakıldığında AK Partili veya ona yakın insanların avukatlıktan alınıp bizzat hakim, savcılığa atandıkları, bundan önceki dönemdeki iktidar partilerinde herkesin böyle olduğu, bunun dışında Türkiye’de bir çok dini görüşe mensup insanların radikal, ılıman insanların devletin içine girip, devlette görev aldıkları… Bu herkesin anayasal bir hakkı olduğu için hangi görüşten olursa olsun insanlar devlette görev alabilir, kamuda görev alabilir, memuriyet alabilir. Benim şahsi kanaatim, herkes devlette bir memuriyet edinebilir.

Geçmiş dönemde de bazı siyasal iktidarlar, aldıkları hakim, savcılarla ilgili açıklamalar yaptı. Devlette insan almanın yetkileri siyasal iktidarlarda oluyor dönem dönem. Alınacak kişilerle ilgili çeşitli kriterler var. Bu olabilir.

Ben böyle bir yapılanmanın olduğuna kani değilim. Böyle bir örgüt varsa, ortalama 30 yıldır bu iddialarla ilgili hiçbir ciddi soruşturma yok. Bir tane açılmış dava var ve bu dava da sonucunda beraat ettiği söyleniyor. Ben içeriğini çok bilmiyorum.

Bir yıldır polislerle ilgili paralel, paralel, paralel iddiaları var. O polislerin çoğuyla beraber çalıştık. Bu polisler yıllarca İstanbul’da namusuyla, şerefiyle vazife yapmış insanlar, çoğunu yakından tanıyorum. Hatta kimisinin evi dahi yok. Organize şubede çalışmış, yıllarca bütün mafya örgütleriyle mücadele etmiş, bütün mafyayı bitirmiş ama adamın evlenecek parası yok. Şimdi bu insanlara paralelci, şucu, bucu diyorlar. Ancak bu insanlarla ilgili bugüne kadar gözaltına alınıp tutuklananlara bu konu ile ilgili hiç bir soru sorulmuyor.

Paralel, paralel… Paralel ne demek? Paralel diye bir suç yok.

Binlerce terör örgütü militanı cezaevlerinden tahliye ediliyor, Ergenekon’da müebbet hapis cezası almış insanlar çıkıyor diyor ki “Hükümet bizim çizgimize geldi.” Bu hükümeti devirmeye yönelik eylem ve fiillerden dolayı suçlanmış insanlar çıkıyor, televizyonlarda “HSYK’da hakimiyeti biz sağladık, HSYK bizim elimize geçti.” gibi şeyler söylüyor.

17 ve 25 Aralık soruşturmalarından ilk ne zaman ve nasıl haberdar oldunuz?

Biz, bize gelen dosyaları savcılara havale ederiz. Savcı soruşturmasını yapar sonuçta bize geri döner. Ben bu dosyadan daha önceden haberdar olmuştum. İçeriğinden haberdar oldum, kişilerinden değil. 17 Aralık’ta iki tane soruşturma var. Birisi bir belediye başkanlığı ve anıtlar kuruluyla ilgili, diğeri de Rıza Zarraf’la ilgili dosya.

Rıza Zarraf ile ilgili dosya bana geldiğinde, tam hatırlamıyorum ama 8 ay veya 1 sene önce gelmiş olabilir, bir ihbar şeklinde gelmişti. O zaman havale ettik bir savcıya gitti. Aynı konuda MASAK’tan da bir yazı geldiğini polisler bize iletmişti.

Ondan sonraki sürece biz çok bakmadık. Arada iki üç tane savcı değişmiş, dosyanın savcısı tayin olmuş başka bir savcı gelmiş. Operasyon yapılacağı zaman arkadaşlar bize geldi. Dosyanın hazır olduğu, operasyon aşamasına geçildiğini söyledi. Biz de yapabilirsiniz şeklinde… Yapabilirsiniz deme yetkimiz zaten yok “Bilgimiz oldu sağ olun, teşekkürler” dedik. Daha sonra da bu soruşturmayla ilgili arama kararları alınmış oldu.

O kararlarla birlikte dosyayla ilgili bana 10-15 sayfalık bir bilgi notu gelmişti. Bilgi notunu ben okudum. Mesai de bitmişti. Sabah erken saatte baş savcımızın odasına gidip konuyla ilgili böyle bir operasyon olduğunu, başladığını (söyledim). Normalde kanunen zorunlu değiliz. Ama kamuoyunu ilgilendirebileceği için başsavcımıza takdim ettik, kendilerini bilgilendirdik.

Dosyanın deşifre olması

Bu soruşturmalar AKP ile Gülen Cemaati arasındaki gerilimin derinleştiği ve yerel seçimlere az bir süre kaldığı bir döneme denk geldi. Dolayısıyla kamuoyunun bir bölümü bu soruşturmaların AKP ve Gülen Cemaati arasındaki gerilimin bir sonucu olarak ortaya çıktığını düşünüyor. Sizce bu zamanlama bir tesadüf müydü?

Şöyle bir tabir var, hırsızlar yolda giderken sürekli elini cebine atarmış, birisi benim paramı çaldı mı diye. Yıllardır biz, örgütlü suçlarda savcılık yaptık.

Bütün örgütlü suçlarda, kanun dışı uyuşturucu taşıyandan tutun farklı işler yapan, haraç alan veren, mafyacılık yapanlara, terör suçu işleyenlerin tamamında takip edilip edilmemeyle ilgili ciddi tedbirler alınmıştır. Bir dosyadan hatırlıyorum. Adam evinden çıkıyor, ankesörlü telefona gidiyor, adamın telefonunu çaldırıyor, o çıkıyor, uyanıyor, o oradan komşusunun evine gidiyor, oradaki telefondan bunun başka bir telefonunu arıyor, burada bile hata yapıyor, “Oğlum uyuyorsun diyor, yanlış numaradan aradın bak” diyor. Bunlar hep suç işleyen insanların geliştirdiği metotlardır.

Bunun zamanlaması diye bir şey olmaz. Dosya ne zaman tekemmül ederse, bazen de dosyanın deşifre olma ihtimali olduğunda (başlatılır).

Bunlar defalarca olmuş şeylerdir. Uyuşturucudan örnek… Adamların daha büyük bir mal getireceğini düşünüyordur, takip edildikleri anlaşılınca polis operasyon yapar daha küçük bir mal yakalar. Dosyanın deşifre edilmiş olduğu, bizzat İçişleri Bakanı Muammer Güler’in talimatıyla İstanbul İstihbarat Şube Müdürü’nün bu polislerin peşine… Daha doğrusu Rıza Zarraf ve adamının peşine istihbarat memurlarını takıp, bunları kim takip ediyor tarzında talimat verdiği….

Bizim soruşturmamızı yapan polisler bu kişilerin resimlerine kadar çekip verdikleri talimatları da, telefon konuşmalarını da dosyaya koymuşlar. Bunlar çok açık aslında. Takip edildiğini anlaması… Ve şöyle çok ilginç bir konuşma var, bu bizzat Muammer Güler’in Rıza Zarraf’la yaptığı bir konuşma. “Kardeşim seni MİT takip etmiyor, Maliye takip etmiyor, Emniyet takip etmiyor, şu takip etmiyor. Ben her yere baktırdım, ancak bundan sonra bir şey olursa ben senin önüne yatarım” diyor.

Bu görüşme beni çok etkiledi. Muammer Güler’i valiliğinden tanırım. Devlet geleneği olan, saygın bir insan olarak, örnek verdiğimiz, örnek aldığımız bir insan olarak düşünüyorduk. Bu telefon görüşmesini duyunca inanamadım. “65’ini geçmiş, yıllarca valilik yapmış, müsteşarlık yapmış, bakanlık yapmış bir insanın 28 yaşında bir insanın önüne yatması nedir, bu neyle izah edilebilir” dedim. Bu beni çok derinden etkiledi.

Ona bunu söylemekteki kastı şu aslında: “Dinlenmiyorsun ama velev ki dinlenmiş olsan ve bir operasyon olsa bile seni kurtaracak tek kişi benim o sebeple de hiçbir şeyi kafana takma, sen yaptığın bütün usulsüz işlemlerini yapmaya devam et.”

Bunların telefon görüşmeleri dosyada mevcut, ses kayıtları mevcut ve çok açık, hiç şüpheye yer vermeyecek delillerdir ama maalesef millet diyor ki, bunun zamanlaması niye böyle.

Bana halk da soruyor, ben de diyorum dosya deşifre oldu, artı emniyet müdürlerini değiştireceğini emniyet genel müdürü bizzat İstanbul’a gelip söylüyor. Oradaki müdürü değiştirince operasyonu kim yapacak?

Seçimden sonra yapılsaydı cumhurbaşkanlığı seçimi olacaktı, ondan sonra yapılsaydı şu olacaktı… Bu yakıştırmalar hiçbir zaman bitmeyeceği için savcı dosyası ne zaman olgunlaşırsa ve ne zaman yapmak isterse o zaman yapar, kimseye de bu konuda fikir sormak zorunda değil. Bana dahi danışmak zorunda değil. Savcı kendi takdir eder. Soruşturmanın patronu savcıdır, ne başbakandır ne adalet bakanıdır ne baş savcıdır. Soruşturmayı sadece savcı yürütür.

’17-25 Aralık dosyalarındaki deliller yeterli’

Bu soruşturmalardaki rüşvet ve yolsuzluk iddialarının gerçek olduğunu gösteren deliller sizce yeterli mi? Çünkü kamuoyunun bir bölümü bu soruşturmalarda sadece telefon dinlemelerinin ve alınan bazı görüntülerin bulunduğunu ve bunların, bu iddiaların gerçek olduğunu göstermek için yeterli olmadığını iddia ediyor.

Yeterliydi, hatta çok fazlaydı. Bu sebeple ilk zamanlarda mahkeme, bakan çocuklarını tutukladı, belediye başkanının kardeşi tutuklandı, birçok kişi tutuklandı.

Daha sonra soruşturmaya ilk dönemde iki savcı atanmıştı. Diğer savcılar da tutuklanmaya sevk eden savcının, savcı Celal Kara’nın kararına iştirak edip tutuklama kararını uygun gördüler, imzaladılar. O kadar çok delil var ki bunları karartmak ve kapatmak için bir çok kanunu Anayasa’ya kadar şu anda götürmeye, değiştirmeye çalışıyorlar şu an.

Deliller bu kadar güçlü olmasaydı, zaten siyasetçiler, bu işin içindekiler sağda solda bu kadar yüklenmezlerdi. Hakim, savcıları şucu, bucu diye tehdit edip, birçok hakim ve savcıyı görevinden alıp sağa sola sürmezlerdi. Binlerce emniyet müdürü ve polis tayin edildi. Bir kısmı açığa alındı. Ancak idare mahkemesi kanununu değiştirdiler. Daha soruşturmanın ikinci günü polis vazife ve selahiyet kanununu değiştirdiler. Danıştay bunu iptal etti. Şimdi delillerin güçlü olmadığı bir durumda bunların hiçbirine gerek yok.

Niye yok? Bu usulü itirazlarla, bakan hakim, sonraki hakim mutlaka zayıf bir delil olduğunda bunlara bakar. Ama meclise de bakanlarla ilgili fezleke gitti. Orada da kamuoyuna yansıyan şeylerden delillerin çok ciddi olduğu söylendi ve bunların dahi yargılanmasından birileri korktu. Niye korktu? Çünkü yine kendi içlerinden birilerinin “Yüce Divan’a gitseydik mahvolmuştuk” tarzında beyanları basına yansıyor.

Bu süreçte bazı ses kayıtları internette yayınlandı. Bu ses kayıtları sizce doğru muydu?

Ben soruşturmanın içeriğinin çok detayına bakmadım ama dinlediğim ses kayıtlarının tamamı doğruydu. Bazılarının, sonradan çıkan ses kayıtlarının soruşturma kapsamında olmayan kayıtlar olduğu hatta kriptolu veya internet üzerinden olan görüşmeler olduğu iddia edildi. Bununla ilgili emniyet birimlerinin dinleme yapacak teknik cihazlarının olmadığı, bizzat soruşturmayı yapan müdürler tarafından tarafımıza iletildi.

Kimler bu ses kayıtlarını yapmış olabilir ve yayınlamış olabilir?

Zamanla yayıldı. Birçok Avrupa ülkesi veya daha uzak, daha büyük devletlerin bu dinlemeleri yaptığına dair açıklamalar çıktı ve bu açıklamalar da hükümetin en yetkili mercilerince yalanlanmadı. “Türkiye’yi hiçbir devlet dinleyemez, Türkiye büyük bir devlettir” tarzı bir şey söylenmedi.

Ergenekon’un bu kadar etkin hale gelmesindeki tek sebep bunların da geçmişte farklı dinleme cihazları olmasıydı, soruşturmada bunların detaylarına ulaşmıştık. Baz istasyonlarından dinleme yapılan cihazların alındığı, bilgisayar programlarının alındığı, bu programlarla birçok siyasinin siyasi ilişkilerinin dinlenilip gerektiğinde medyaya servis edilip, bunları zor durumda bıraktıkları çıkan delillerde dokümanlarda çok net vardı.

Bu tür bilgilerin kullanıldığına da zamanla şahit olduk. Bunların elinde demek ki daha kullanmadıkları birçok dinleme veya delilin olduğunu şahsen düşünüyorum. Yasal olarak dinleme yapılmamış, kim yapmış? Bu belli değil. Bizim dosyadaki dinleme kayıtlarının tamamı doğru. Onlar hem ses kaydı hem de tape görüntüsü dediğimiz yazılı metinleri olanlar, onların hepsi doğru.

Onun dışında, dinleme dışı olduğu söylenen bu sıfırlama tapeleri dediğimiz tapeler var. Biz başbakanın oğlunun dinlendiğini düşünüyorduk. Yani ben şahsen düşünüyordum. O soruşturma zaten benimle alakalı veya bizim baktığımız birimle alakalı değil. Ancak o soruşturmanın dışında onun savcısı ile görüştüğümüzde dedi ki “Biz asla başbakanın oğlunu dinlemedik, Bilal Erdoğan’ı dinlemedik. Böyle bir ses kaydı bizde yok. Zaten teknik olarak bunu yapma imkanımız da yok.”

Bu tapeler soruşturmadan sonra çıktığında, ortada hükümete yönelik bir operasyon olduğu izlenimine neden oldu.

Polisin yaptığı dinlemelerin hiç bir tanesinde gayrı resmi dinleme yok. Hepsi mahkeme kararıyla alındı.

İnternetteki tapeleri diyorum…

O yayılanların bizim soruşturma yönüyle veya diğer soruşturma yönüyle (ilgisi yok). Bizim soruşturma için 28 ayrı mahkemeden dinleme kararları alınmış, teknik takip kararları alınmış. Dünyanın hiçbir yerine hukuki bir soruşturmanın, hele hele siyasal iktidarda bulunan bir partinin bakanlarının ve çocuklarının işin içine karıştığı, rüşvet ve menfaat temin etmeye yönelik bir soruşturmanın darbe olarak algılanacağını ben zannetmiyorum.

Hamdi Topçu’nun tapesi

Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’la yapmış olduğu iddia edilen ve sizin adınızın da geçtiği bir konuşmanın ses kaydı da internette yayınlandı. Bu ses kaydı sizce doğru mu?

Bizim soruşturmamızda Bilal Erdoğan dinlenmedi. Dinlenmeyince onunla ilgili görüşmeler de dosya kapsamında değil. Ancak benim yaşadığım olaylar o görüşmelerin içeriğinin doğru olduğunu (gösteriyor). Kimin nasıl dinlediğini, hangi makamı dinlediğini biz bilmiyoruz. Onu açığa çıkartacak yine savcılardır. Soruşturmalardır.

İddia edilen o tapeye baktığımız zaman sayın Erdoğan’ın Hamdi Topçu (Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı) üzerinden size ulaşmak istediğini görüyoruz. Bu gerçek mi?

Soruşturmanın ilk günü Hamdi Topçu sekreteri vasıtasıyla aradı, benimle görüşmek istediğini söyledi. İlk günü bir kaç sefer aradılar. İkinci günü de gene bir kaç kere aradı. Ancak ben kendisinin beni ne için aradığını tahmin ettim. Aynı gün yine başbakana yakın ünlü bir iş adamı da beni aramıştı. Onun da telefonuna çıkmamıştım. Tahmin ettiğim için görüşmeye gitmedim. Hatta o dönem yanımda olan, onunla da görüştüğünü bildiğim kişiler vardı, onlara dosyanın durumunu, delillerin çok güçlü olduğunu, bu delillerle hiç kimsenin bu dosyaya müdahale edemeyeceğini, etmesinin de uygun olmayacağını anlattım.

O gün görüştüğüm kişilerden bir tanesinin Hamdi Topçu’ya gidip bunların anlattığını ve bunları söylediğini ben biliyorum. Ve bunları söyleyince de o düşen ses kayıtlarına göre de benim dediğim şeyler aslında doğru, o kayıtlarda geçen ibarelerin tamamının da doğru olduğu ortaya çıkıyor. Deliller güçlü, dosya çok sağlam, hiçbir kimsenin müdahale etme şansı yok, müdahale etmek de uygun değil tarzında bir cevap verdiğimiz için sonrasında da malum, başımıza gelen olayların hepsine maruz kaldık.

‘Soruşturmaya hükümetten baskı geldi’

Bu iddia dışında o dönem bu soruşturmayı etkilemek için hükümet kanadından sizinle görüşmeye çalışanlar, veya görüşenler oldu mu?

Soruşturmanın ilk gününde öncelikle başsavcıya çok ciddi baskılar yapıldı. Hem HSYK üyeleri hem bakan tarafından baş savcının arandığını, talimatlar verildiğini biliyoruz. Soruşturmaya iki tane yeni savcının ilave edildiğini, o dönem basına da yansıdı, başsavcının belli yerlere çağrılıp adalet bakanı ile görüştüğünü, hükümet kanadının aynı günlerde gidip emniyet arama yönetmeliğini değiştirdiğini, bu yönetmeliğin de daha sonra Danıştay tarafından Anayasa’ya ve kanunlara aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edildiğini biliyoruz.

Akabinde şahsıma yapılan ulaşımlar, şahsım dışında adliyede birçok hakim, savcıya, siyasi yakınlığı olan veya siyaseten yakın olanların gelip gittiğini, soruşturma ile ilgili bilgi alıp veya aracılık yapmaya çalıştığını, benim şahsımın dışında da birçok kişilerle bu kişilerin gelip görüştüğünü hatta onların da hep aynı kanaatle dosyayı biraz algılayınca “eyvah” falan deyip ayrıldığını biliyoruz.

Ama asıl baskı adalet bakanının değişmesiyle… Adalet bakanının emniyete geldiği söyleniyor. İçişleri bakanının emniyete geldiği söyleniyor. Bir gün sonra emniyet müdürlerinin tamamı değiştirildi. İl emniyet müdürü bir kaç gün sonra değiştirildi. Ve bunların hepsi tabii soruşturmaya doğrudan müdahale. Baskı değil doğrudan müdahale edildi. Siyasi baskı zaten çok hafif kalır. Ancak ilk dördüncü günde dört tane bakan siyaseten görevden alındı. Bu bakanların bir kısmının çocukları tutuklandı. Daha sonra baktılar bu olmuyor HSYK’ya baskı yapmaya başladılar. HSYK, genel kurulun üyelerinin çoğunluğunun imzasının olduğu büyük bir bildiri yayınladı.

Bu bildirinin arkasından HSYK’da baskı ve tehditler (oldu).

Bizzat Adalet Bakanının gidip tehditlerle HSYK’da yeniden aday değişimi yaptığını, HSYK üyelerine “sizi DGM’de yargılatacağız, sizi bunlarla birlikte yargılatırız” tarzında tehditlerin olduğunu bizzat orada kurulda bulunan HSYK üyeleri tarafından duydum.

Arkasından HSYK’daki bazı insanlar bu baskılardan korktukları için HSYK’da kanun dışı bir oynama yapıldı. HSYK’daki dairelerin üyelerinin yerleri değiştirildi. Atama dairesindeki üyeler değiştirildi, ve birçok hakim savcının tayini çıkarıldı. Emniyette birçok polisin görevlerine son verildi. Yani bunların hepsi baskı değil, baskının ötesinde müdahale.

Bizde bir tabir vardır; minareyi çalan, kılıfını uydurur. Şimdi bu işleri yapanlar kanunlar karşısında yaptıklarının çok büyük bir suç olduğunu anladılar, anlayınca bu sefer HSYK’dan başlayıp kanunları değiştirip, kanunlarla oynamaya başladılar. (Kaynak: BBC Türkçe)

***
BBC Türkçe’ye konuşan Zekeriya Öz, 17 Aralık operasyonundan sonra internette yayınlanan sıfırlama tapeleri için yabancı ülkeler ve Ergenekon’a işaret etti. Açığa çıkarılması için soruşturulması gerektiğini belirtti.
Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, 17 Ara­lık yolsuzluk ope­ras­yo­nunda so­ruş­tur­ma­yı yü­rü­ten sav­cı­lar­dan so­rum­lu baş­sav­cı ve­ki­liy­di. Ön­ce düz sav­cı ola­rak Bo­lu’ya atan­dı, da­ha son­ra da gö­rev­den uzak­laş­tı­rıl­dı. Öz, BBC Türkçe’ye verdiği röportajın ikinci bölümünde 17 Aralık soruşturması ile ilgili çok çarpıcı açıklamalarda bulundu. Öz, “17 Aralık soruşturmasına ait ses kayıtlarının tamamı doğru” dedi.

KAYITLAR DOĞRUYDU

Ze­ke­ri­ya Öz “Bu sü­reç­te ba­zı ses ka­yıt­la­rı in­ter­net­te ya­yın­lan­dı. Bu ses ka­yıt­la­rı siz­ce doğ­ru muy­du­” so­ru­su­na şu ya­nı­tı ver­di: “Din­le­di­ğim ses ka­yıt­la­rı­nın ta­ma­mı doğ­ruy­du. Son­ra­dan çı­kan ses ka­yıt­la­rı­nın so­ruş­tur­ma kap­sa­mın­da ol­ma­yan ka­yıt­lar ol­du­ğu hat­ta krip­to­lu ve­ya in­ter­net üze­rin­den olan gö­rüş­me­ler ol­du­ğu id­di­a edil­di. Bu­nun­la il­gi­li em­ni­yet bi­rim­le­ri­nin din­le­me ya­pa­cak tek­nik ci­haz­la­rı­nın ol­ma­dı­ğı, biz­zat so­ruş­tur­ma­yı ya­pan mü­dür­ler ta­ra­fın­dan ta­ra­fı­mı­za ile­til­di.­” Öz, “Kim­ler bu ses ka­yıt­la­rı­nı yap­mış ve ya­yın­la­mış ola­bi­li­r”

so­ru­su­ üzerine şunları kaydetti:  “Bir­çok Av­ru­pa ül­ke­si ve­ya da­ha uzak, da­ha bü­yük dev­let­le­rin bu din­le­me­le­ri yap­tı­ğı­na da­ir açık­la­ma­lar çık­tı ve bu açık­la­ma­lar da hü­kü­me­tin en yet­ki­li mer­ci­le­rin­ce ya­lan­lan­ma­dı.

Er­ge­ne­kon’un bu ka­dar et­kin ha­le gel­me­sin­de­ki tek se­bep bun­la­rın da geç­miş­te fark­lı din­le­me ci­haz­la­rı ol­ma­sıy­dı. Bun­la­rın elin­de de­mek ki da­ha kul­lan­ma­dık­la­rı bir­çok din­le­me ve­ya de­li­lin ol­du­ğu­nu şah­sen dü­şü­nü­yo­rum. Ya­sal ola­rak din­le­me ya­pıl­ma­mış, kim yap­mış? Bu bel­li de­ğil. Bi­zim dos­ya­da­ki din­le­me ka­yıt­la­rı­nın ta­ma­mı doğ­ru.

SIFIRLAMA TAPELERİ

Onun dı­şın­da, din­le­me dı­şı ol­du­ğu söy­le­nen bu sı­fır­la­ma ta­pe­le­ri de­di­ği­miz ta­pe­ler var. So­ruş­tur­ma­nın sav­cı­sı ‘Biz as­la baş­ba­ka­nın oğ­lu­nu din­le­me­dik, Bi­lal Er­do­ğan’ı din­le­me­dik. Böy­le bir ses kay­dı biz­de yok. Za­ten tek­nik ola­rak bu­nu yap­ma im­ka­nı­mız da yo­k’ de­di. Bu ta­pe­ler so­ruş­tur­ma­dan son­ra çık­tı­ğın­da, or­ta­da hü­kü­me­te yö­ne­lik bir ope­ras­yon ol­du­ğu iz­le­ni­mi­ne ne­den ol­du. Po­li­sin yap­tı­ğı din­le­me­le­rin hiç bir ta­ne­sin­de gay­rı res­mi din­le­me yok. Hep­si mah­ke­me ka­ra­rıy­la alın­dı­.”

ERDOĞAN DİNLENMEDİ

Öz “Re­cep Tay­yip Er­do­ğan’ın oğ­lu Bi­lal Er­do­ğan’la yap­mış ol­du­ğu id­di­a edi­len ve si­zin adı­nı­zın da geç­ti­ği bir ko­nuş­ma­nın ses kay­dı da in­ter­net­te ya­yın­lan­dı. Bu ses kay­dı siz­ce doğ­ru mu­” so­ru­su­nu ise şöy­le ya­nıt­la­dı:

“Bi­zim so­ruş­tur­ma­mız­da Bi­lal Er­do­ğan din­len­me­di. An­cak be­nim ya­şa­dı­ğım olay­lar o gö­rüş­me­le­rin içe­ri­ği­nin doğ­ru ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor. Ki­min na­sıl din­le­di­ği­ni, han­gi ma­ka­mı din­le­di­ği­ni biz bil­mi­yo­ruz. Onu açı­ğa çı­kar­ta­cak yi­ne sav­cı­lar­dır. So­ruş­tur­ma­lar­dır.”

HSYK ÜYELERİ TEHDİT EDİLDİ

Öz, so­ruş­tur­ma­ya doğ­ru­dan mü­da­ha­le edil­di­ği­ni be­lirt­ti: “So­ruş­tur­ma­nın ilk gü­nün­de ön­ce­lik­le baş­sav­cı­ya çok cid­di bas­kı­lar ya­pıl­dı. Hem HSYK üye­le­ri hem ba­kan ta­ra­fın­dan baş sav­cı­nın aran­dı­ğı­nı, ta­li­mat­lar ve­ril­di­ği­ni bi­li­yo­ruz. Aka­bin­de şah­sı­ma ya­pı­lan ula­şım­la­r…  Ama asıl bas­kı ada­let ba­ka­nı­nın de­ğiş­me­siy­le…

“SİZİ DGM’DE YARGILATACAĞIZ”

Ada­let Ba­ka­nı’­nın, İçiş­le­ri ba­ka­nı’­nın em­ni­ye­te gel­di­ği söy­le­ni­yor. Bir gün son­ra em­ni­yet mü­dür­le­ri­nin ta­ma­mı de­ğiş­ti­ril­di… Bak­tı­lar ol­mu­yor HSYK’ya bas­kı yap­ma­ya baş­la­dı­lar. HSYK üye­le­ri­ne ‘Si­zi DGM’de yar­gı­la­ta­ca­ğız, si­zi bun­lar­la bir­lik­te yar­gı­la­tı­rı­z’ tar­zın­da teh­dit­le­rinol­du­ğu­nu biz­zat HSYK üye­le­rinden duy­dum.”

‘ÖNÜNE YATARIM’ GÖRÜŞMESİNE İNANAMADIM

Ze­ke­ri­ya Öz ope­ras­yo­nun za­man­la­ma­sı ile il­gi­li so­ru­yu ya­nıt­lar­ken İçiş­le­ri es­ki Ba­ka­nı Mu­am­mer Gü­ler ile Rı­za Sar­raf ara­sın­da­ki gö­rüş­me­ye atıf­ta bu­lun­du: “Dos­ya­nın de­şif­re edil­miş ol­du­ğu, biz­zat İçiş­le­ri Ba­ka­nı Mu­am­mer Gü­ler’in ta­li­ma­tıy­la İs­tan­bul İs­tih­ba­rat Şu­be Mü­dü­rü’nün bu po­lis­le­rin pe­şi­ne… Da­ha doğ­ru­su Rı­za Sar­raf ve ada­mı­nın pe­şi­ne is­tih­ba­rat me­mur­la­rı­nı ta­kıp, bun­la­rı kim ta­kip edi­yor tar­zın­da ta­li­mat ver­di­ği….

TALİMATLAR DOSYADA

Bi­zim so­ruş­tur­ma­mı­zı ya­pan po­lis­ler bu ki­şi­le­rin re­sim­le­ri­ne ka­dar çe­kip ver­dik­le­ri ta­li­mat­la­rı da te­le­fon ko­nuş­ma­la­rı­nı da dos­ya­ya koy­muş­lar. Ve şöy­le çok il­ginç bir ko­nuş­ma var, bu biz­zat Mu­am­mer Gü­ler’in Rı­za Sar­raf’la yap­tı­ğı bir ko­nuş­ma. ‘Kar­de­şim se­ni MİT ta­kip et­mi­yor, Ma­li­ye ta­kip et­mi­yor, em­ni­yet ta­kip et­mi­yor, şu ta­kip et­mi­yor. Ben her ye­re bak­tır­dım an­cak bun­dan son­ra bir şey olur­sa ben se­nin önü­ne
ya­ta­rı­m’ di­yor.

‘USULSÜZLÜĞE DEVAM ET’

Bu te­le­fon gö­rüş­me­si­ni du­yun­ca ina­na­ma­dım. 65’ini geç­miş, yıl­lar­ca va­li­lik yap­mış, müs­te­şar­lık yap­mış, ba­kan­lık yap­mış bir in­sa­nın 28 ya­şın­da bir in­sa­nın önü­ne yat­ma­sı ne­dir, bu ney­le izah edi­le­bi­lir de­dim.

Ona bu­nu söy­le­mek­te­ki kas­tı şu as­lın­da: Din­len­mi­yor­sun ama ve­lev ki din­len­miş ol­san ve bir ope­ras­yon ol­sa bi­le se­ni kur­ta­ra­cak tek ki­şi be­nim o se­bep­le de hiç­bir şe­yi ka­fa­na tak­ma, sen yap­tı­ğın bü­tün usul­süz iş­lem­le­ri­ni yap­ma­ya de­vam et.”

BUGÜN GAZETESİ

Reklamlar