Etiketler

, , , ,

Eser KarakaşBugün havuz medyasını kim finanse ediyorsa imardan, kamu ihalelerinden para kazanıyordur. Son bir buçuk yıldır yazdığım iki yazıdan biri imar hukuku ve kamu ihaleleriyle ilgiliydi. Çünkü rahatsız edici bir şey. Havuz medyası buradan besleniyor
Bir söyleşide AK Parti’yi hedef alan sözlerinden dolayı Star Gazetesi‘ndeki köşe yazarlığı görevine son verilen Prof. Dr. Eser Karakaş, yaşananların perde arkasını BUGÜN PAZAR’a anlattı.

Bugün havuz medyasını kim finanse ediyorsa imardan, kamu ihalelerinden para kazanıyordur. Son bir buçuk yıldır yazdığım iki yazıdan biri imar hukuku ve kamu ihaleleriyle ilgiliydi. Çünkü rahatsız edici bir şey. Havuz medyası buradan besleniyor
Bir söyleşide AK Parti’yi hedef alan sözlerinden dolayı Star Gazetesi‘ndeki köşe yazarlığı görevine son verilen Prof. Dr. Eser Karakaş, yaşananların perde arkasını BUGÜN PAZAR’a anlattı.

RÖPORTAJ – HÜSEYİN KELEŞ – BUGÜN GAZETESİ

“Zaten kopacaktı, söylediklerim vesile oldu” diyen Karakaş, ayrılmadan önce Star’daki bazı isimlerle yan yana yazmaktan büyük rahatsızlık duyduğunu söylüyor. Havuz medyası olarak adlandırılan iktidara yakın medyanın kamu ihaleleriyle finanse edildiğine dikkat çekiyor. İmar ve ihale konulu yazılarından dolayı rahatsızlık oluştuğunu kaydeden Karakaş, “Birisine deniliyor ki, ‘Sen x gazetesini finanse et. Bunun karşılığında da biz sana şu kamu ihalesinden bir şeylerden ya da imar izinleri vereceğiz.’ Sistem böyle çalışıyor” ifadelerini kullanıyor.

‘SEN X GAZETESiNi FİNANSE ET, BİZ SANA iHALE VERELiM’

*’Havuz medyası’ olarak da adlandırılan mevcut medya düzenini birkaç cümleyle özetleyin desem?

Bence sorun Havuz medyasında değil. Sorun havuz medyasının finanse edilmesine nasıl olanak sağlandığı. İsim vermiyorum ama kimlerin finanse ettiğini biliyoruz. Bunlar bu parayı nereden kazanıyorlar?

İhale kanunlarından kazanıyorlar. Devletle iş yaparak para kazanıyorlar. Dolayısıyla sistem Türkiye’de hiç değişmiyor. Siyaset de böyle finanse ediliyor. Tamamen kamu ihaleleri ve birazcık da imar hukukuyla.

İHALE KANUNLARIYLA HESAPLAŞILMALI

Medya böyle finanse ediliyor. Birisine deniliyor ki, ‘Sen x gazetesini finanse et. Bunun karşılığında da biz sana şu kamu ihalesinden bir şeylerden ya da imar izinleri vereceğiz.’ Sistem böyle çalışıyor. İhale kanunlarını kimse konuşmuyor. Bunu sadece iktidar için söylemiyorum. Bütün partiler için geçerli.

Tabii iktidar partisi bunun aslan payının aslanını alıyor. Muhalefet partileri de İç Güvenlik Yasası ile ilgili direnci, kamu ihale kanunları için göstermiyor. ‘Yarın ben de iktidar olurum’ diye düşünüyor. İhale kanunu ve imar hukukuyla hesaplaşmayan hiçbir iktidar ve muhalefet temiz değildir.

ZAFER ÇAĞLAYAN’IN SAATİNİ 100 BİNE KATLAR

Havuz medyası bir sonuçtur. Bugün havuz medyasını kim finanse ediyorsa imardan, kamu ihalelerinden para kazanıyordur. Bu kadar basit. Dolayısıyla AK Parti artık bu işi artık fütursuzca, müdanasız yapıyor.

Tereddüt ettiği hiçbir şey yok. Mesela ihale kanunları ve imardan döndürülen kamu kaynağını toplasanız, Zafer Çağlayan’ın saatini yüz bine katlar. Siyasetin ortak dili budur.

Kısacası siyaset konuşurken ihale kanunlarını konuşmuyorsanız, dedikodu yapıyorsunuz demektir.Son bir buçuk yıldır yazdığım iki yazıdan biri imar hukuku ve kamu ihaleleriyle ilgiliydi. Çünkü rahatsız edici bir şey. Havuz medyası buradan besleniyor.

Star’da yazan bazı isimlerden rahatsızdım

*Star Gazetesi’ndeki yazarlık görevinizden ayrılmanıza neden olan bazı sözleriniz oldu.Bu sözler atılmanız için bahane miydi?

Bilmiyorum ama ben de fazla cesur kelimeler kullanmışım. Normaldir yani. “Gazetede her türlü görüş olur.” Hayır, ben de gazete patronu olsam belirli bir görüşte gazete çıkarırım.

O çizgimin dışında yazanları ya başında almam, aldıysam da ‘kusura bakmayın’ diyebilirim. Gazeteden atılmamı ifade özgürlüğüne bir darbe olarak görmüyorum.

Ama Türkiye’de basın özgürlüğüne aykırı olan şey, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Mehmet Altan gibi önemli gazetecilerin köşe bulamamalarıdır. Bu gazeteciler internet medyasında yazıyor. Sorun bu. Yoksa benim gazeteden şutlanmamı çok büyük bir sorun olarak görmüyorum.

Zaten olmuyordu. Oradaki bazı isimlerle yan yana görünmek hoşuma gitmiyordu. Star’da yazan bir iki arkadaştan rahatsızlık duyuyordum.

*Atılmanızdan önce iki yazınız yayınlanmamıştı. Bunu sorguladınız mı?

Hayır sorgulamadım. Zaten işin kopacağı belliydi. Ben öyle kavgacı mizaçlı biri değilim. İnsanlarla değil fikirlerle kavga ederim.
Onların savunduğu çizgiyle benim yazdıklarım o kadar farklıydı ki. Bir yerde kopacaktı. O söyleşideki sözlerim de vesile oldu.

17 Aralık’a ‘Darbe’ deseydim kalırdım

*Star yönetiminin sizden asıl rahatsızlığı kamu ihale ve imar hukukuna yönelik yazılarınız mıydı?

Bir de şey istiyorlar. 17 Aralık süreciyle ilgili destek. Desteklemiyorum tabii. Yani ’17 Aralık bir darbedir’ diye yazamam.

*’17 Aralık darbedir’ deseydiniz ne olurdu?

Kendime yakıştıramam. Çünkü ben böyle düşünmüyorum.

*Deseydiniz Star’da kalır mıydınız?

Herhalde kalırdım.

KANALİZE EDEN ERDOĞAN’DI

*Havuz medyasında ‘iktidarı sev ya da terk et’ kuralı mı işletiliyor?

Bu laf korkunç bir laf. Ben bunu da normal görüyorum aslında. Mesela ben gazete çıkarsam, AB sürecini savunurum. Koşulsuz savunurum. Gazetemde kimseye AB karşıtı yazı yazdırmam. Bu adamlar da diyor ki ‘Biz bu gazeteyi Tayyip Bey için çıkarıyoruz.’ Ne yapacaksın. Havuz medyasını kanalize eden iktidar ya da cumhurbaşkanı.

Mehmet Altan’la ilgili tapeye şaşırmadım

*Mehmet Altan’ın çok yakın arkadaşınız. Kendisinin işten atılmasına yönelik tapeyi dinlediğinizde neler hissettiniz?

Şaşırmadım. Böyle bir şey olduğunu tahmin ediyordum. Ben benim işten atılmam yazıdan 10 gün sonraydı. O süreçte kamuoyuna yansımayan başka bir ses kaydı vardır. ‘Atın şu adamı’ demişlerdir.

Mehmet Metiner işime son verildiğine yönelik telefon gelmeden önce bana ‘Seni atıyorlar’ dedi. Ben de ‘Atarlarsa atsınlar’ dedim. Mehmet Metiner de benimle ilgili bir yazı yazmıştı.

Ben köşe yazarlarını ikiye ayırıyorum. Özel isim vermeden yazanlar, özel isim vermeden yazamayanlar. Bir arkadaşım bana AK Partililer’in çok kızdığını söylemişti. Neden dedim.

Şu cevabı verdi: ‘Çünkü sen AK Parti’ye değil AK Parti’nin sistemine muhalefet ediyorsun.’ Özel isim vermem. Kurumlar üzerinden giderim. Alınan alınır.

2,5 Büyüme hukuksuzluğun sonucu

*AB süreci 2004-2005-2006’da önemli bir aşamadaydı. Gelinen süreçte ilişkiler çok sıkıntılı bir hal aldı?

Hukuk devleti ile büyüme aynı şey. Hukuk devletini yukarıya çektiğiniz ölçüde hızlı büyüyeceksiniz, geri giderseniz, yüzde 2’lere 2.5’lere mahkum olacaksınız. O tarihlerde 2006-2007’deki yüksek büyümenin tek nedeni, Türkiye’ye giren yabancı sermayedir. Bu da sadece hukukun fonksiyonudur. Şimdi 2.5’lere düşen büyüme hukuksuzluğun sonucudur. Türkiye’nin kendi kaynakları yüzde 7 büyümeye yetmiyor. Araba gibidir, benzin koyduğun kadar gidersin. AB sürecine tekrar dönersek, Cengiz Çandar’ın bayıldığım bir lafı vardır o dönemlerde söylediği: ‘AB süreci, Türkiye’nin dış dünyaya ibraz edeceği savcılıktan aldığı temiz kağıdıdır’ AB olmadan hukuk devleti çok zor. Türkiye’de bir avuç oligarşi var. Bunlar hukuku sevmiyorlar. Dolayısıyla her türlü hukuksuzluğu yapıyorlar. Aşağıdaki geniş kileler hukuk bekliyor. Aslında hukuku istemeyenler geniş seçmen kitleleridir. Hukuka karşıdırlar. Türk halkında hukuk talebi yok. Hukuk kültürü de yok. Burada herhangi bir garson gelse, ‘Sen bana biraz indirim yap, ben de senden fiş almayayım’ denir. Ne demek fiş almamak; ortak vergi kaçakçılığı…

AK Parti güç eline geçince AB’yi boşverdi

*Peki AK parti açısından AB meselesinde ne değişti?

2000’lerin başında AB desteği yüzde 70’lere çıktı. Çünkü muhafazakârlar, “AB olmazsa asker bizi dövüyor, kızlarımız başörtüleriyle üniversiteye gidemiyor, imam hatiplerimiz kapanıyor, askerden ve Kemalistler’den dayak yiyoruz. Şu AB’nin ipine sarılalım” dediler.
AK Parti de onların siyasal temsilcisi olarak onları pasifize edene kadar bunu sürdürdü.

“BOŞVER AB’Yİ” DEDİLER

Sonra güç eline geçince sorunlar aşılınca, ‘Boşver bu AB’yi’ dediler. Şimdi mesela bakıyorum, Cemaat’e yakın kişilerde muazzam bir AB’ye destek var. Türkiye’de dayak yiyen AB’ye sarılıyor. Ama Türkiye’de her şey tersine dönebilir.Yarın tekrar türbanlı kızlar üniversiteye giremeyebilir. Hiç şaşırmam buna.O zaman muhafazakârlar yine ‘AB de AB’ derler.

AK PARTi’NiN KIRMIZI KiTAP’I KULLANMASI KEPAZELiKTiR

AK Parti’nin 28 Şubat’ta kendisine karşı işletilmiş Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ni şimdi kendi muhaliflerine karşı işletmeye tevessül ve tenezzül etmesi çok büyük bir ayıptır.

Siyaseten ‘Paralel’ adını verdiği oluşumla mücadele mi edilecek. Savcısı var, polis var. Soruşturma açarlar, onu bilemem. Ama Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin kullanılması AK Parti adına kepazeliktir. Bu ne demektir? “Orada bir şey var. Bu 15 sene önce bana karşı kullanıldı. Ben de bana karşı kullanılan silahı ortadan kaldırmayayım.

Bugün de kendi hasımlarıma karşı kullanayım.” Bu utanç verici bir şey. Bir şey varsa, savcın var, polisin var… Eğer bir şey vehmediyorsan, onlarla bu süreci işlet. Ama eğer Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ni enstrüman olarak kullanmaya tevessül ve tenezzül ediyorsan bitmişsindir, ahlaken tükenmişsindir.

CUMHURİYET GAZETESİ’NİN KURULUŞU DA HAVUZLA AYNI SİSTEM

*Şu andaki medya düzeni 28 Şubat’a benzetiliyor.Katılır mısınız?

60 yaşının verdiği tecrübe ve birikimle söylüyorum. Türkiye’de her kurum düzeyinde değişenler değişmeyenlere oranla marjinaldir. O zamanlar ekonomi daha küçüktü. Ekonomi daha küçük olduğu için böyle bir havuz medyasıoluşturmak için kaynak yoktu.

1950’ler, 1960’lar, 1970’ler için söylüyorum. Mesela Cumhuriyet Gazetesi nasıl kurulmuştur? Fransızlar orayı devletleştirince, Atatürk Yunus Nadi’ye Soma’daki maden ocağıyla ilgili ‘Al bunu sana veriyorum. Sen işlet. Karşılığında da beni destekleyen bir gazete çıkar’ demiştir. Bugünkü sistemle aynı şey. O zaman bakarsan pasta küçüktür ama özü aynıdır.

*Peki, bu havuz medyası iyi bir şey değilse, çözüm nedir?

Havuz medyasından ahlaken rahatsızsan, bu işi çözmenin yolu, ihale sistemi, imar hukuku, kamu bankacılığı, kamu işletmeciliği ile hesaplaşmaktır.

Yoksa biri gider başka biri gelir. Sistem aynı. 28 Şubat’ta Erbakan’a karşı kullanılan bütün enstrümanlar, bugün Tayyip Bey tarafından Cemaat’e karşı  kullanılıyor.

AK Parti meşruiyet problemini  bizim üzerimizden aştı

*2013 yılının başında o dönem AK Parti’nin İstanbul il başkanı olan Aziz Babuşcu şöyle bir ifade kullanmıştı: “Gelecek 10 yıl eski paydaşlarımız olan liberallerin istediği gibi olmayacak” Şu anda yaşananlar çerçevesinde değerlendirir misiniz?

Babuşcu’nun dediği çıktı. Bir meşruiyet problemi vardı. AK Parti bu problemi bizim üzerimizden aştı. Bir Fransız gazeteci Ariane Bonzon’un kullandığı bir tabir vardır: ‘Kullanışlı aptallar’ doğru olabilir ama filmi tekrar geri sarsanız yine aynı şeyleri yapacağımı düşünüyorum. AB sürecine destek vermeyeyim mi?

Yargıtay başkanı benden nefret ediyordu

*AK Parti 2010 Referandumunda ve özellikle yargıyla ilgili maddelerde samimi miydi?

Olabilir. Yargı da Türkiye’de çok önemli bir vesayet kurumudur. Askeri aştı. Ama kurumsal olarak değil davranışsal olarak. Mehmet Altan’ın bir lafı vardır:

‘MGK’da muazzam bir devrim oldu, artık karışık oturuyorlar.’ Böyle davranışsal şeyler oldu. Talim Terbiye’yi çok aşamadılar. YÖK’ü kimse aşmak istemiyor zaten. Yani dört tane vesayet kurumu var: Yargı, Genelkurmay, Talim Terbiye, Diyanet ve yargı…

Yargı çok önemli, aşamıyor çünkü. Burada bir yapılanmaya gitmek istedi. 2010 Referandumu yapıldı. Ben de çok rahatsızdım. Kimse benim kadar bu konuda yazı yazmamıştır. Strasburg’da AİHM koridorlarında, dönemin Yargıtay başkanı ve yardımcılarının beni görünce yollarını değiştirdiklerini biliyorum. Nefret ediyorlardı. Özellikle Hrant Dink kararı midemi bulandırıyordu. İşin özü yargı hâlâ soru işareti şeklinde duruyor.

*Referandumda ‘Evet’ oyu verdiği için kullanıldığını düşünenler var?

Doğru ama ben de kullanıldığımın farkındaydım. Ama yine de öyle davrandım. Önüme geçici 15. maddenin kalkması geliyor. Ne yapayım? Belki o bana atılan bir havuçtu. Ama ne yapayım yani, ‘hayır’ mı diyeyim.

*Değdi mi?

Kenan Paşa yargılandı. Çök önemliydi. Şu anda hükümlü. Kazanımdı. Hüküm giyeceğini görmeyeceğimi düşünüyordum.

AB ÇİZGİSİNE GELİNMEZSE EN FAZLA YÜZDE 3 BÜYÜR

*Ekonomide büyüme hızı oldukça aşağılara çekildi. Bundan sonraki süreçte beklentileriniz nedir?

Türkiye AB çizgisine gelmediği sürece yüzde 3 civarında büyüyecektir. AB hukukunu içselleştirmediği sürece taş çatlasın, büyük bir sürpriz olur 4… Bunu Ali Babacan da biliyor. Hem de çok iyi biliyor.

Fidan problemi gördü ve kaçtı

*Hakan Fidan neden ayrıldı?

Oğluyla geçen konuşma Cumhurbaşkanında tamir edilemeyecek derecede psikolojik yaralar açtı. Bence Cumhurbaşkanının davranışlarını artık siyaseten değerlendirmemek lazım. Başka bir problem var. Hakan Fidan o problemi fark edince kaçtı. Telafi edilemeyeceğini gördü. Ertuğrul Özkök de bunu yazdı. Nasıl kaçtı, milletvekilliği 4 sene dokunulmazlık veriyor.

Etiketler:
Etiketler:
Reklamlar