Etiketler

, , , , , ,

EMREGeçen haziran ayında yazdığım bir yazıda Erdoğan’ın “paralel yapılanmayla mücadele” diye başlattığı cadı avının amacının sır temizliği olduğunu anlatmıştım. Erdoğan’ın hedef aldığı isimlerin ortak noktalarının bir dönem Erdoğan’la yakın mesai içinde bulunmuş bürokratlar olduğunu, Erdoğan’ın legal-illegal birtakım isteklerini yerine getirdiklerini, en azından Erdoğan’ın hayati sırlarını bildiklerini anlatmıştım.

Son tutuklanan polislerin kimlikleri bu konudaki argümanımı daha da güçlendirdi. Gözaltına alınıp tutuklanan polislere bakıldığında neredeyse elleriyle seçilmiş gibi Erdoğan’ın sırlarını bilen ne kadar kişi varsa hepsi hapishaneye gönderildi.

Birkaç örneğe bakalım…

» Serhat Demir: Böcek soruşturmasında baş şüpheli olduğu iddiasıyla aranıyor.

Bildiği sır: Erdoğan’ın görevlendirmesiyle, Yasin El Kadı’yı Suudi Arabistan’dan alıp İstanbul’a getiren, İstanbul’da bulunduğu süre içinde korumalığını yapan, El-Kadı’nın İstanbul’dayken Hakan Fidan dâhil birçok yetkiliyle temasını bilen emniyet görevlisi.

» Ali F. Yılmazer: Casusluk ve usulsüz dinleme iddiasıyla tutuklandı.

Bildiği sır: Ergenekon, Oda Tv gibi operasyonları yönetti. Yaptığı açıklamalarda operasyonlar yapılmadan önce Erdoğan’la defalarca görüştüğünü, her şeyi anlattığını, Erdoğan’dan aldığı perspektifle operasyonları yaptığını açıkladı. Erdoğan birkaç defa görüştüm dese de Ali Fuat Yılmazer ile görüşmeleri kameralara bile yansıdı. Yani Ergenekon operasyonlarında, Asker’in kışlasına çekilmesi çabaları içinde en kritik görevi yapan kişiydi. Operasyonlara ilişkin en derin sırları bilen biri Yılmazer…

» Yurt Atayün: Görevde olmadığı dönemde Erdoğan’ı dinlediği iddiasıyla tutuklandı.

Bildiği sır: KCK operasyonlarını yönetti. KCK yapılanması içindeki MİT’çileri tespit ettiğini, bu konuyla ilgili tüm bildiklerini Erdoğan’a verdiği brifinge anlattığını, KCK içine sızan MİT’çilerin işlediği suçlardan Erdoğan’ın da haberinin olduğunu açıkladı. 7 Şubat krizinden sonra ilk görevden alınanlardan biri Atayün’dü. Garabet o kadar büyük ki Atayün, görevde olmadığı dönemde, Kasım 2013’te Erdoğan’ı dinlettiği iddiasıyla tutuklandı…

Yurt Atayün’ün bildiği sırlar o kadar değerli olmalı ki, Erdoğan’ın danışmanlarının kullandığı twitter hesapları Atayün’ün bir suikast sonucu öldürüleceğini iddia ederek ona konuşmaması yönünden baskılar yapıyor.

Atayün’ün itirafçı olduğunu iddia ediyorlar ama Atayün mahkemedeki savunmasında kameraları açın kameralara konuşacağım dediği hâlde mahkeme hâkimi kameraların arızalı olduğu gerekçesiyle Atayün’ün konuşmasını kamera kayına aldırmadı.

Atayün’ün özellikle İran ile bağlantılı Selam Tevhid Örgütü’nün Türkiye içindeki uzantılarını açıklayacağım demesinden sonra Ankara’da tuhaf bir rahatsızlığın olduğu açıkça görüldü.

Atayün’ün Metris’te bir zamanlar mücadele ettiği terör örgütü sanıkları ile aynı hapishanede tutulması da, acaba Atayün ortadan kaldırılmak için mi o hapishaneye konuldu kuşkularını ortaya çıkarıyor.

Tek başına Atayün’ün başına gelenler bile aslında yapılan operasyonun bir sır temizliği operasyonu olduğunu göstermeye yetiyor ama başka örnekler vermeye devam edelim…

» Serdar Bayraktutan: Van’a görevliyken İstanbul’da yapıldığı belirtilen dinleme faaliyetinden dolayı tutuklandı.

Bildiği sır: Van TEM Müdürü görevindeyken Ocak 2014’te Van merkezli altı ilde El Kaide operasyonu gerçekleştirdi. Üç militan yakalandı. Bayraktutan bu operasyonda yardım kuruluşu İHH içine yuvalanan El Kaide militanlarını deşifre etti. Bayraktutan, tıpkı TIR olayında olduğu gibi yardım adı altında El Kaide’ye yasadışı ürünlerin sevkiyatının yapıldığını ortaya çıkardı.

dremreuslu@gmail.com
Twitter: @EmreUslu / 7 Ağustos 2014 / Taraf

EMRESır temizliği

IŞİD’in rehine eyleminin üstüne Başbakan’ın eski korumalarının gözaltına alınması haberini görünce eski dostum, “Galiba haklısın, bunlar gitmeye hazırlanıyor. Bunlar temizlik çalışması” deyiverdi.

Ne temizliği, ne gitmesi?’ der gibi gözlerinin içine bakınca, yıllardır dostlarımla paylaştığım o tezimi hatırlattı: “Devlet el değiştirirken mutlaka dip köşe temizlik yapılır. Eski dosyalar kapatılır yeni geleceklere öyle teslim edilir. Eğer yeni bir rejim kuruluyorsa ona göre kadrolar oluşturulur, bürokrasi ona göre dizayn edilir.

Doğrusu tezin ikinci kısmını 29 Mayıs’ta “Bürokrasi tasfiyeleri” başlıklı yazımda anlatmıştım ama dostum hatırlatmasa son olanlarla bu tezim arasında bir ilişki kurmak aklımın ucundan geçmezdi. Irak’taki konsolosluk baskını ile Ankara’da polislerin gözaltına alındığı “böcek” operasyonunun ne ilişkisi olabilirdi?

Başbakan’ın ofisinde bulunduğu iddia edilen böceğin Erdoğan’ın etrafında tasfiye yapmak için yapılmış bir planlı operasyon olabileceğini yazmıştım. “Böcek” soruşturmasında hedefe konulanların hemen hepsinin ortak noktaları, bildikleri sırları.

Örneğin gözaltına alınacaklar arasında ismi olan Serhat Demir adlı emniyetçi Başbakan tarafından özel uçakla Yasin El Kadı’yı Suudi Arabistan’dan alıp Türkiye’ye getiren kişi. Hatta El Kadı’nın Türkiye’deki bütün görüşmelerinde yanında bulunup ona mihmandarlık eden kişi. ABD’nin terör listesinde yer alan bir kişinin Başbakan’ın koruması tarafından Türkiye’ye getirilmesi, Türkiye’deki görüşmelerini bilmesi, sanırım son dönemde Ankara’da birilerini tedirgin edecek bir sırdır…

Yine gözaltına alınanlardan Ahmet Türer bizzat Başbakan tarafından özel bir görevle bugünün Başbakan Yardımcısı, Emrullah İşler ile birlikte Libya’ya, Kaddafi’ye gönderilen bir polisti. Kaddafi devrilmeden neler görüştüklerini, neler alıp verdiklerini, sanırım bir gün anılarında yazarlar. Tarihe tanıklık için o dönemde Kaddafi’ye selam vermenin bile değeri var siyasi analistler için. Ben selamın da ötesinde çok ilginç ayrıntılar olacağı kanısındayım…

Eğer konu kritik bir zamanda, dip köşe sır temizlemek değilse, üç yıl sonra yapılan böcek soruşturmasını ‘paralelle mücadele’ diye mi okuyacağız. Buna kafası çalışan AKP’liler bile inanmaz…

Dostuma göre, ‘paralel’le mücadele adı altında üç grup polis hedef alınıyor; Erdoğan’ın çevresi, KCK’ya operasyon yapanlar ve El Kaide’ye operasyon yapanlar. “Ne tesadüf üç büyük sırrı bilenlere gözdağı veriliyor. Sadece bunlar mı paralelmiş? Bu, devletin ve iktidarın ortak sır temizleme operasyonu” diyor dostum.

Buradan hareketle, ‘Eğer gidiş değil dönüşüm, yeni bir rejim kurma temizliği olsaydı sadece devlet temizlik yapardır iktidar değil’ iddiasında dostum…

Ankara’daki ‘sır temizliği’ telaşını elbet ben de görüyordum. Doğrusu bunun IŞİD’in rehine olayı ile ilintisini kuramıyordum. Bu konunda dostumun sorusu aydınlatıcı oldu: Sence neden devlet ısrarla IŞİD’in elindekilere, “onlar rehine değil” açıklaması yapıyor? Neden Tarık Haşimi sadece bir iki defa göründü ve birden kayboldu? Neden IŞİD’in Musul’u ele geçireceği besbelliyken konsolosluğu boşaltmadılar? Neden Özel Harekât tek kurşun atmadan teslim oldu? Neden helikopterle tahliye edilmediler?

Dostum can alıcı sorusunu sona saklamış. “IŞİD Türk konsolosluğunu basıp, o diplomatları ve insanları rehin almasaydı IŞİD’in barbarlığı hangi ülkenin üstüne kalırdı? Görmüyor musun, Musul’dan Ankara’ya her tarafta bir temizlik telaşesi var. Ya gitmeye hazırlanıyorlar ya da yeni bir rejim kurmak için eski dosyaları kapatmaya çalışıyorlar” deyince taşlar yerine oturdu.

Yeni bir rejim kurulurken temizlik operasyonları yapıldığını yazmıştım. Ama Gezi’den bu yana iktidar çevrelerinin her olayı kendilerine karşı kurulmuş bir komplo olarak okumaları da tuhaf. Acaba gün batımını gördüler de, ‘ortalık kararmadan temizliği bitirelim’ telaşı mı var diye de sormadan edemiyorum…

dremreuslu@gmail.com
Twitter: @EmreUslu / 19 Haziran 2014 / Taraf

EMREBürokrat tasfiyeleri

Erdoğan hükümeti son altı aydır bürokraside yoğun tasfiyeler yapıyor. Özellikle 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk soruşturmasından sonra bürokrasideki tasfiyeler yoğunlaştırıldı. Hükümet bu tasfiyeleri “paralel yapıyı” ortadan kaldırmak için alınmış bir tedbir olarak savunuyor.

İlk dönemlerde güvenlik bürokrasisinde yapılan tasfiyeler, daha sonra adliye, maliye,bankacılık sektörü ve eğitim bürokrasisi gibi önemli bürokratik kademelere sıçradı.

Tasfiye edilenlerin arasınca Gülen Cemaati’yle ilgisi olmayan kişilerin olduğunu yakinen biliyorum. Ancak hükümet başarılı bir algı operasyonu ile tasfiye edilenlerin hepsini Gülen Cemaati mensubu olarak sunmayı başardı.

Hükümet tasfiye ettiği bürokratları Gülen Cemaati’nden diye sunarken aslında gözlerden başka bir şey kaçırıyor. Yeni atanan bürokratların kim olduklarını…

Yeni atanan bürokratların kim olduklarını yazmadan önce bir konuyu hatırlatmam gerekiyor. Türkiye’de yeni bir siyasi karar alınmadan önce mutlaka bürokratik tasfiyeler yapılır. Yeni siyasi adımlar için bürokratik altyapı hazırlanır ve daha sonra o altyapı üzerine yeni siyasi proje inşa edilir.

1940’lı yıllarda Türkiye Almanya’nın yanına doğru meyil ederken Nihal Atsız gibi Türkçüler ve Irkçılar baş tacı edilirken, 1944 yılında o Türkçüler tutuklanmıştı. 1950’lerde NATO’ya girerken solcular tutuklandı ülke yeni bir dünyaya dâhil oldu. 1968 kuşağı güçlenirken 1971’de müdahale olmuş solcular bürokrasiden tasfiye edilmişti. O çalkantılar devam etti ve 1980’li yıllarda solcular tasfiye edildikten sonra Türkiye liberal ekonomik politikaların benimsendiği açık piyasa rejimine girmişti.

1993’lü yıllarda Türkiye Kürtlere karşı sert önlemler alırken bürokrasiden gelebilecek itirazları önlemek için sosyal demokrat, dindar ve liberal bürokratik kadrolar temizlenmiş yerineÜlkücü kadrolar doldurulmuştu. Böylece 1993’ten 1998’e kadar olan dönemdeki faili meçhul cinayetlere varan savaşçı Kürt politikasına zemin hazırlanmıştı.

AKP iktidara geldiğinde de benzer bir süreç yaşandı. AKP’nin iktidarda kalıcı olduğu anlaşılınca bu sefer ulusalcı kadrolar tasfiye edildi. Şimdi AKP yeni bir tasfiye hareketi başlattı. Tasfiye etmek istediği kim varsa paralel yapı deyip tasfiye ediyor. Bu tasfiyeler yeni bir rejimin altyapısını oluşturmak için kuruluyor. İşte bu nedenle tasfiye edilen bürokratlara değil yerlerine gelen bürokratlara odaklanmakta fayda var.

AKP’nin yeni bürokratik kadrolarında kritik yerler AKP’ye kayıtsız koşulsuz biat eden, mümkünse AKP ideolojisine yakın bürokratlardan seçildi.

Ancak tüm bürokraside aynı ideolojik görüşe hizmet edecek kadar bürokrat bulmak çok zor. Bu nedenle AKP bir havuz oluşturdu ve o havuzda yeni atanacak bürokratlarda aradıkları temel kriter şu: Yeni kurduğumuz rejime itiraz eder mi etmez mi? Bize engel olur mu olmaz mı kriteri.

AKP’nin atadığı tüm bürokratların ortak özelliği AKP’nin yeni kurduğu rejime, yeni siyasi projesine itiraz etmeyecek bürokratlar olması. Yeni politika Anayasa’ya aykırı bir politika olsa da, –ki çoğunlukla öyle politikalar benimsediler–, yeni bürokrasi kademesinden itiraz istemiyor AKP.

Bunun nedeni şu: AKP “başkanlık sistemi” adı altında yeni bir rejim kuruyor. Mevcut durumda fiilen uyguladığı yarı-otoriter rejimi, kurumsallaştırmak istiyor. Bu rejimin geleceğini sağlamlaştırmak için de bürokrasiyi ve eğitim sistemini dönüştürmek istiyor.

Mevcut anayasaya aykırı kurulan yeni rejime itiraz edebilecek kim varsa temizlenirken yerine de itiraz etmeyecek bürokratlar atanıyor.

dremreuslu@gmail.com
Twitter: @EmreUslu / 29 Mayıs 2014 / Taraf

Reklamlar