Etiketler

, , ,

Mümtazer 1İşaretler kötü, Türkiye zorlu bir fırtınaya omurgası hasarlı şekilde yakalanıyor. Terör saldırılarını, gelmekte olan fırtınanın işaretleri olarak görebilirsiniz. Paris’teki saldırının bir benzeri bizim başımıza gelebilir. Ölçüyü kaçıranlar için hatırlatalım. O derginin yayınladığı karikatür Müslümanları ne kadar yaraladıysa, o dergiye yapılan saldırı daha fazla yaralamış olmalı.

Şiddet sadece vahşetin ve ilkelliğin işareti. Tarihin en parlak medeniyetlerinden birinin sahipleri, tepkilerini ortaya böyle mi koyar?

Yüzyıllar öncesinden bir örnek verelim. Dante’nin meşhûr İlahî Komedya’sında Hıristiyanlık gayreti ile Peygamberimiz’e ağır hakaretler vardır. Bu kitap İtalyan Edebiyatı’nın hâlâ zirvesidir. Gariptir, aynı kitapta Selahaddin yerlere-göklere sığdırılmaz, yazar saygı ve hayranlıkla önünde eğilir. Sebep şudur: Kudüs’ü ele geçirince, Fransız komutan bütün Müslümanları kılıçtan geçirmiştir. Bir asır sonra Selahaddin geri aldığında tek bir gayrimüslimin kılına bile dokunmamış, selamet içinde mallarıyla birlikte tıpkı Hz. Ömer’in ilk fetihte yaptığı gibi kalmakta ve gitmekte herkesi özgür bırakmıştır. Müslümanların hakaret ve katliama cevabı, peşinen Sultan Selahaddin tarafından böyle verilmiştir. Ekleyelim: Sultan Selahaddin öldüğünde terekesinden çıkan, fukara birinden farksız iki parça zaruri eşyadan ibarettir.

Selahaddin’i unutup Haricîlerin peşine takılmak bir çıkmaz sokak. Statükoya çakılıp kalmak da öyle. Her şey birbiriyle yakından ilgili; çünkü aynı güneşin altında birlikte yaşıyoruz. Fırtına yaklaşırken can çekişen statüko her şeye zarar veriyor, bünyeyi içten içe çürütüyor. Çok uzak görünen iki vak’ayı alalım. Havuz medyası, “yanlış karar veren” Yargıtay 9. Dairesi’nin dağıtılacağını, yerine “doğru karar” verecek olanların geçeceğini, güya “içerden” aldığı bilgilerle duyuruyor. Tartışılan davanın bir önemi yok; önemli olan bir dava yüzünden karar veren mahkemenin dağıtılması. Yüksek yargı mensuplarının görev aldığı bir mahkemenin hukukun evrensel prensibi olan “doğal yargıç” ilkesine aykırı bir şekilde dağıtılması müjdeli bir haber gibi veriliyor. Bir melanet işlersiniz, elinizden geldiği kadar üzerini kapatmaya çalışırsınız. Şu görgüsüzlüğe bakın! Hukuku ayaklar altına alıp bir de üzerine çıkıp tepiniyorlar.

Erdoğan’ın elinde tuttuğu statüko, varlığını sürdürmek için hukuku yok ediyor. Hukuk bizim birlikte yaşamak için yegane çaremiz. Kaybolduğu zaman yeri IŞİD’in basit ve kanlı icraatlarıyla, PKK’nın halk mahkemeleriyle ve ülke geneline yayılan kaosla doldurulacak. Bir çürüme ve çözülme hali yaşıyoruz. Ne için? Meşruiyetini bütünüyle kaybeden statükoyu bir miktar daha yaşatmak için. Var ettiğimiz her şeyi, bizi bir arada tutan değerleri, geleceğimizi hırsızlıkların, yolsuzlukların üzerini kapatmak için heder ediyoruz.

Statüko, menfaatlerin uzlaşmasına dayanır. Bir iktidar düzeneği etrafında bir menfaat şebekesi kurumsallaşır ve çıkarların sürekliliği bu iktidar düzeneğinin devamına ve işlemesine bağlı olduğu için var güçleri ile statükoyu sürdürmeye çalışırlar. Devlet rantı ile hayat süren bu menfaat şebekesi, varlığını artık hukukun bütünüyle ortadan kalktığı bir ortamda sağlıyor. Hukuk, statüko tarafından katlediliyor.

Eline silah geçirip mücahidliğe soyunan, savunmasız insanları katledenleri kim durduracak? Adam cinayet işliyor; ama döktüğü kanın neye hizmet ettiğini hiç düşünmüyor. Kaos ortamı giderek büyüyecek, etrafımızı çepeçevre saracak bir tehlike bu. Neyle durduracaksınız gerçekten? 700 bin lira değerinde bir saatin anlamını bu “mücahid”lere anlatabilir misiniz? Ahlakî bir engeli, mevcut statükonun içinden çıkartıp önlerine koyabilir misiniz?

Kişiler de, iktidarlar da kalıcı değil, bu memleketin direnci ise her şeyden daha önemli. Tarih boyunca bu türden keskin şiddet eğilimlerine karşı koyan bir gelenek var ve bu topraklar onların yüzü suyu hürmetine hâlâ bize evsahipliği yapıyor. Şimdi şu berbat statükoyu sürdürmek adına, bu toplumun sağlıklı reflekslerine karşı amansız bir savaş sürüyor. Düpedüz bir savaş. Kazanan kim olacak? Mevcut statüko mu? Ölümünü iki gün geciktirmekten gayrı bir işe yaramayacağı belli; ama o iki gün için hepimiz çok ağır bedeller ödeyeceğiz.

Mümtazer Türköne / Zaman / 9 Ocak 2015
Reklamlar