Etiketler

, , , , ,

Nazlı IlıcakTahşiye operasyonunda, Gülen Cemaati’nin, Mehmet Doğan ve arkadaşlarına iftira attığından yola çıkarak, bir terör örgütü icat ettiler. Gülen talimat vermiş, polisler de onun talimatını yerine getirerek operasyon yapmışlar.

Bu konuda çeşitli belgeler yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Gülen’in 6 Nisan 2009 konuşmasından önce, Mehmet Doğan’ın istihbaratın takibinde olduğunu birçok belge ortaya koyuyor. Sadece Emniyet İstihbarat değil MİT’in yanı sıra Askeri İstihbarat da peşlerindeymiş. 13 Mart 2009 tarihinde İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Pekin imzalı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na gönderilen gizli bir yazıdaTahşiye grubunun El Kaide ile ilişkisi anlatılıyor: “…Grubun üyelerinden Mehmet Nuri Turan, Cemaat’in İstanbul başta olmak üzere Türkiye çapındaki faaliyetlerini organize etmektedir. M. Doğan’ın her konuda en güvendiği adamı olan ve geçmişte sol görüşleri benimseyip örgütsel faaliyetler içerisinde yer alan M. N. Turan örgütçülük mantığı ile hareket etmektedir… Geçmişte PKK/KONGRA-GEL örgüt mensupları ve uyuşturucu kaçakçıları ile de iyi ilişkiler içerisinde olduğu ifade edilen ve Cemaat içerisinde “çok cesur ve gözü pek bir kişi” olarak tanınan M. N. Turan’ın İlya’yı (Kudüs) teslim alacak şahsın olduğuna inanılmaktadır… M. Doğan’ın basın-yayın faaliyetleri konularında en güvendiği adamların başında gelen Mustafa Kaplan bir dönem Anadolu’da Vakit Gazetesi’nde de köşe yazarlığı yapmış olup, adı geçen gazetedeki yazılarında Tahşiye Grubu’nun görüşleri doğrultusunda radikal söylemlere yer vermesi nedeniyle gazetedeki görevine son verilmiştir… M. Doğan ve Grup mensuplarının, Usame Bin Ladin ve El Kaide terör örgütüne tam anlamıyla destek vermekte olup, M. Doğan, El Kaide terör örgütü ile ilgili olarak “El Kaide’nin süper bir güç olduğu, El Kaide’nin içerisinde her milletten mücahidin olduğu ve ümmetçi kimlikli bir İslâm ordusu oluşturduğu, bu ordunun Mehdi’nin emri ile kâfirle savaşı başlattığı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kâfir olduğu, Türkiye’nin de İslâm ordusu El Kaide’nin vereceği savaşla kurtarılacağı, kendisinin öncelikli hedefinin Türkiye’deki bütün medreseleri kontrolü altına alarak El Kaide’nin hizmetine sunmak olduğu” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur… Usame Bin Ladin’i “Mehdi’nin Komutanı”, El Kaide’yi ise “Mehdi’nin askerleri”olarak açıklamıştır… M. Doğan, El Kaide terör örgütü ile ilgili düşüncelerini, güvenlik gerekçesi ve değişik bölgelerde bulunan grup mensuplarının olaylara yaklaşım tarzlarının farklı olması nedeniyle her yerde açıkça ifade etmemeye özen göstermektedir. Grup toplantılarında, güvenliğe özen gösterilmekte ve umumi yerlerde yaptıkları sohbetlerde hedef saptırmak amacıyla gerçek niyetlerinin dışında farklı söylemlerde bulunmaktadırlar… El Kaide terör örgütünü desteklemeyenleri münafık kabul eden M. Doğan, “F. Gülen’in Yahudi olduğu ve diğer devletlere ajanlık yaptığı” görüşünü savunarak, Nur cemaatlerini kendi bünyesi altında toplamaya çalışmaktadır.”

***

El Kaide bağlantılı bu grubun baş tacı yapılması bir yana Cemaat’ten bir terör örgütü yaratıldı. Operasyonu gerçekleştiren İstanbul Emniyet Terör Şube’nin müdürleri Tufan Ergüder, Yurt Atayün, Ömer Köse, Asayiş Şube’nin müdürü Ertan Erçıktı, İstanbul İstihbarat Şube’nin müdürleri Ali Fuat Yılmazer, Erol Demirhan, Mali Şube Müdür yardımcısı Kazım Aksoy, Emniyet amiri Mustafa Kılıçaslan terör örgütünün üyeleri sayıldı.

Bu kadar haksızlık karşısında insan isyan ediyor. MİT, Askeri İstihbarat ve Emniyet İstihbarat, El Kaide’nin Türkiye’deki uyuyan hücrelerinin peşine düşmüş. Raporlar tanzim edilmiş. Bütün bunlar, sanki Gülen’in konuşması ve Tek Türkiye dizisindeki Karanlık Kurul’un talimatıyla yapılmış gibi gösteriliyor. Hidayet Karaca bunun için cezaevinde.

Allah akıl, fikir, izan ve adalet nasip eylesin!!!

İşte, Mehmet Doğan ve ilişkileri hakkında Askeri İstihbarat’ın elde ettiği bilgiler. Altında İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Pekin’in imzası var. Belge 13 Mart 2009 tarihini taşıyor.

Dinlemeler ve algı operasyonu

Yasa dışı dinleme iddiaları bir dizi yalan ya da çarpıtılmış habere dayanıyor. Bunlardan en belirgin olanı, Necmettin Erbakan’ın Huvzullah Gültekin sahte ismiyle dinlendiği hususuydu. Bazı arkadaşlarımız sık sık bu örneği tekrarladı. Sonra anlaşıldı ki, Huvzullah Gültekin, sahte bir isim değil. Yeni Şafak, TC kimlik numarasını yayınladığı için, gerçek isme ulaşmak mümkün oldu ve bu kişinin Anadolu Ajansı Diyarbakır Bölge Müdürü Feyzullah Gültekin olduğu anlaşıldı. Muhtemelen, Feyzullah Gültekin istihbari olarak dinlenmekteydi. (İstihbari dinlemelerde bazen isimler ilk aşamada duyum hatası olarak karara yanlış geçebiliyor; Feyzullah yerine Huvzullah yazılması bundan kaynaklanmış olabilir.) Erbakan, onunla konuştuğu için dolaylı olarak dinlemeye takılmış olabilir ya da onun ismine kayıtlı bir telefonu kullanıyordur. Bunun ve buna benzer diğer iddiaların tek tek olay bazında incelenmesi gerekiyor.

İstihbari dinlemelerde, teknik takip sona erince, 10 gün içinde ses kayıtları imha ediliyor ama mahkeme kararları muhafaza ediliyor. Gerçekten bir suistimal varsa, her iddia tek tek ele alınmalı, İMEİ numarası, telefon numarası kime ait, kim hedef kişi olarak dinlenmiş, kim dolaylı dinlemeye takılmış, bütün bunlar toptancı bir suçlamanın konusu olmadan, objektif biçimde incelenmeli.

Birçok haberde, “istihbari” dinlemeyle “adli” dinlemenin karıştırıldığını görüyoruz. İstihbari dinleme (önleme dinlemesi), Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun (PVSK) ek 7’nci maddesine göre, Adli dinleme ise Ceza Muhakemesi Kanunu’na (CMK) göre gerçekleşiyor. İstihbari dinlemede amaç, suç işlenmeden önleyici ve koruyucu tedbirleri almak. CMK’da düzenlenen adli dinlemelerde, kuvvetli şüphe ve başka yolla delil elde etme imkânın bulunmaması ön şartı mevcutken, PVSK’ya göre, önleyici mahiyette yapılan iletişimin denetlenmesi faaliyetinde böyle bir şart aranmıyor. Bir şahsın istihbari olarak dinlenmesi, o şahsın örgüt üyesi olduğu anlamına da gelmiyor. Hâkimden karar alınırken öne sürülen örgüt gerekçesi, şahsın örgüt üyesi olduğunu değil, örgütle ilgili bir bilgi, duyum ya da iddiada adının geçtiğini gösteriyor. Şahsın örgüt üyesi olduğu netleşirse, bilgiler ilgili savcılıkta işlem yapmak üzere adli birimlere intikal ettiriliyor. Önleme dinlemesi, bilgilerin net olmaması sebebiyle yapılıyor. Somut örgüt ilişkisini gösteren müşahhas bilgilerin varlığı durumunda ise önlemedinlemesine gerek kalmıyor, doğrudan adli çalışma gerçekleşiyor.
“Yasa dışı dinleme” haberleri sadece havuz medyasında yer almıyor. Diğerlerine de bazı kullanışlı gazeteciler bulmak suretiyle servis ediliyor. Yarın mahcup olacağınız haberlere imza atmayın. Benden uyarması…

TÜSİAD

Hükümet, TÜSİAD ile de papaz oldu. Oysa TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer, son derece masumane bir söz sarf etmişti. “TÜSİAD’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilişkisini nasıl tanımlarsınız”sorusu üzerine Dinçer “Hiçbir sorunumuz yok. Zaten muhatabımız Başbakan’dır” cevabını vermişti. Tayyip Erdoğan buna kızdı. “Madem muhatap değilim, bundan sonraki davetlerine katılacak bir muhatap bulurlar” diye konuştu. Başbakan Davutoğlu da 22 Ocak’taki TÜSİAD Genel Kurulu için gelen daveti reddetti.

İcranın başı Başbakan’dır. Dinçer’in sözleri de aslında bunun altını çiziyordu. Bir anlamda Davutoğlu’nun haklarını koruyordu ama Davutoğlu, “emanetçi” konumundan memnun olacak ki, Erdoğan’a karşı gelmekten çekindi. Rüştünü ispat etme fırsatını eliyle tepti.

Nazlı Ilıcak / BUGÜN 

Reklamlar