Etiketler

, , ,

EmmoğluBizim gibi ülkelerde her gelişmenin ardında bir bit yeniği aranması adettir emmoğlu. Şimdiye kadar hakkında ‘dış güçler’le irtibatlı olduğu söylenmeyen hemen hiçbir etkili siyasi grup, cemaat ya da tarikat yoktur!
Büyük hareketler için böyle bir irtibat ya da beslenmenin, şimdiye kadar ispatlandığını bilmiyorum.

Ama ‘hissediyorum’ emmoğlu, he-ce he-ce hissediyorum; bu itiraf ve ifşaatlar, Türkiye tarihini değiştirecek, yaz bir kenara… Konuyu gün yüzüne ilk çıkaran Rota Haber ve Ünal Tanık, büyük bir gazetecilik yaptı, tebrikler.
Neden bahsettiğimi anladın sanırım; Dilipak, Ali Bulaç, M. Ali Bulut ve daha bir dizi mühim kişinin son yazı ve söylediklerinden bahsediyorum emmoğlu. Yani; AKP’yi ABD-İngiltere ve İsrail’in bir proje olarak kurduğu meselesinden.
Evet haklısın, bu en başından beri iddia edilmekteydi. Ama biz onu hep ‘azgın azınlık’ın iftiraları olarak gördük. Şimdi gelen bilgiler ise Dilipak ve Bulaç gibi o görüşme trafiklerinde bizzat bulunmuş kişilerden ve Erbakan Hoca’nın AKP ile ilgili söylediklerinin teyidi mahiyetinde. Dolayısıyla ciddiye alınması gereken bir vaziyet var ortada.
Meseleyi özetleyecek olursak; doksanların ortalarından itibaren, uluslararası oyun kurucular, Türkiye’de yükselmekte olan Siyasal İslamcı damarı fark ediyor ve İslamcı siyasetçilere yatırım yapıyorlar. Belki Özal’ın zehirlenmesi bile meydanı boşaltmak maksatlı ve bununla ilgili, bilemeyeceğim ama makul!
Bu çerçevede Erbakan, Yazıcıoğlu, Gül ve Erdoğan’la görüşmeler yapılıyor. Ali Bulaç’ın ifadesine göre; o günlerde gelip giden Batılı heyetlerin haddi hesabı yok. Biri gidiyor, üçü beşi geliyor. Bu görüşmelerde çoğunlukla gazeteciler de bulunuyor. Hatta kimi gazeteciler aracılık ediyor.
Örneğin Nasuhi Güngör’ün kitabında verdiği bilgiye göre; Belediye Başkanı Erdoğan’la Yahudi asıllı ve ABD’nin eski Türkiye büyükelçisi Abramowitz’i Ruşen Çakır tanıştırıyor. Basına kapalı görüşme tam bir saat sürüyor. Yeni tanışan iki kişi, kapalı kapılar ardında bu kadar süre neler görüşür, benim aklım ermez. Tıpkı Dolmabahçe Görüşmesi ’ne ermediği gibi!
Neyse lafı uzatmayalım. İfşaatlardan öğrendiğimize göre siyasilere üç hususu taahhüt etmeleri karşılığında üç vaatte bulunurlar. İstekleri şunlar: 1-İsrail’in güvenliğinin sağlanması 2-BOP kapsamında sınırların değişmesinde ve projenin yürümesinde katkı sağlanması 3-İslam’ın yeniden yorumlanmasında yardımcı olunması.
Peki, onlar ne vaat ediyorlarmış: 1-İktidara getirmeyi 2-İktidarı sürdürmede önlerine çıkacak engelleri kaldırmayı 3-Gerekli finansal desteği sağlamayı…
Nasıl emmoğlu, taşlar yerine oturuyor değil mi? Ama dur, daha bitmedi! İşin bir de muhalefet tarafı var. Aynı odak orayı da adım adım inşa ediyor. Mesela Baykal’a cumhurbaşkanlığını layık görüyorlar. Tek yapması gereken şey, Sezer’in süresinin bitimini beklemekmiş adamcağızın. Öyle muhalefet üretmekle falan niye uğraşsın ki. Diğerine de Allahualem, meclise girmek garanti edilmiş ama hep yavru kalma görevi verilmiş gibi…
Bu siyaseti dizayn projesi ilk önce Erbakan’a götürülüyor. Merhum buna yanaşmıyor. Ardından Muhsin Başkan’a götürülüyor, o merhum da yanaşmıyor. Ve nihayet Gül- Erdoğan ikilisi balıklama atlıyorlar. Dilipak’a göre, Erdoğan belli bir noktadan sonra kendi yolunu çizmiş. Ama Recep Bey, Yazıcıoğlu’nu partisine davet ederken bu niyetini ona söylediğinde, ‘Amerika dirsek atılacak bir güç değil!’ cevabı almış.
Tablonun görünen kısmı bu emmoğlu. Şimdi önüne koy bunu ve olup biteni kendin çöz işte… Ben en çok ABD-İngiltere-İsrail ittifakının şart koştuğu üçüncü maddeye takıldım.” İslam’ın yeniden yorumlanmasında yardımcı olunması”na…
Önce bütün cemaatlerin iktidara göbekten bağlanmasını; mut’asıyla, takiyyesiyle, humusuyla İran’ın içimize sızıp cirit oynamasını düşündükçe ürperdim emmoğlu. Aslında bütün seyrettiğimiz bir tiyatrodan ibaretmiş! ‘Analiz’ diye okuduğumuz çoğu yazı bir bilgi aktarımıymış meğer… Bir kere daha sinekleri kartal diye alkışlamış bir kere daha kötürümleri Herkül zannetmişiz yani…
Evet, biz de aldandığımızı, kırk haramileri Kâbe yolcusu sandığımızı itiraf etmeliyiz. Ama buna da şükür. Ya aldatılan değil de aldatan olsaydık!
Hem şimdi, iddialar doğruysa anlayamadığımız pek çok meseleyi artık kolayca çözebiliriz. Mesela Muhsin Başkan cinayetinin, “iktidarı sürdürmede önlerine çıkacak engelleri kaldırma” vaadiyle alakasını ciddi ciddi sorgulayabiliriz…
Haydi, bütün siyasi ve fikrî angajmanlarımızdan uzaklaşarak kendimize şu soruyu soralım emmoğlu: Ya bütün bunlara karşı dik duran Cemaat de olmasaydı? Bazılarınız bana katılmayacak hatta kızacak biliyorum ama Cemaat’in bu ülkenin adeta sigortası olduğu gün geçtikçe daha belirgin hale geliyor.
Biliyorum şimdi bazılarının aklına, ya Cemaat de bir projeyse? sorusu geldi. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim: Ahmet Yesevî’nin, Mevlana’nın, Şah-ı Nakşibendî’nin hareketleri, nerenin projesiyse Hizmet Hareketi de oranın projesidir! Bizim tarihimiz bunu ilk defa görmüyor…


Twitter: @Emmoglu35

Reklamlar