Etiketler

, ,

Nazlı IlıcakPazar günü, erken saatlerde, Fuat Avni’nin haber verdiği operasyonun bir bölümü gerçekleşti. Nedir, ne değildir diye sebepleri tartışılırken, yandaş medya “Tahşiyeciler” diye bir örgütten söz etmeye başladı. Nitekim gözaltına alınanlar arasında, Samanyolu’nda yayınlanan “Tek Türkiye” dizisinin yapımcı ve senaristleri, hatta grafikeri bile vardı. Tabii ilk anda kimse bir anlam veremedi. Bilgiler akmaya başlayınca, kurgulanan senaryo anlaşıldı.

Tayyip Erdoğan, yolsuzluk iddialarının ortaya çıktığı ilk günden itibaren, kendisine bir darbe hazırlandığını, Cemaat’e yakın yargı mensuplarının ve polislerin, Fethullah Gülen’in talimatıyla hareket ettiğini ileri sürüyor ama bu operasyonları yapanlar ile Gülen arasında hiçbir somut irtibat ortaya konulamıyordu. Aramışlar, taramışlar ve bu ilişkinin Tahşiyeciler Grubu sayesinde kurulabileceğine dair bir senaryo hazırlamışlar.

***

Nedir bu senaryo? Tek Türkiye dizisinde, “Karanlık Kurul” marifetiyle bazı mesajlar veriliyordu. Dizinin 2009 yılının başında oynayan bölümünde, Karanlık Kurul’da, Fethullah Gülen hareketine ve AK Parti iktidarına karşı bir tertipten söz ediliyor. Türkiye’yi karıştırmak isteyen bir güç odağının, dindarları terörle ilişkili göstermek amacıyla tuzak hazırladığı anlatılıyor:

Kurul Başkanı: Ülkeyi istikrarsızlığa götürecek her türlü malzemeyi kullandık. Yeni projemizin adı“Tahşiye” olacaktır. Tahşiye, “Vatan delileri” üzerinde yapacağımız, onları tekrar zor durumda bırakacak yeni bir irtica dalgasıdır. Ülkeyi karıştıracak malzeme bulamadığımızı biliyorsunuz. Naylon dinci ve terörist örgütler kurdurduk. Sistemimizin devamlılığını bu yolla sağladık bugüne kadar. Bu köylülere mi ülkeyi bırakacağız? (Köylüden kastedilenler de herhalde AK Partililer. NI)
Karanlık Kurul’daki kadın cevap veriyor:

– Bu ülkede asırlardır uyguladığımız psikolojik savaş ve eylem planlarımız bir bir deşifre oldu. Ve devam eden davayı da (Ergenekon davası kastediliyor. NI) onca gücümüze rağmen durduramadık. Yeni irtica planınız umarım tutar.

Kurul Başkanı: Vatan delilerinin söylemlerini, -sivil toplum hareketleri bire bir taklit edilerek-özel olarak yetiştirdiğimiz, takiye yapacak elemanlarla bitireceğiz. Bu hareketin silahlı terör örgütü kapsamına alınmasını sağlayacağız. Yetiştirdiğimiz özel elemanlar hareketin içine sokulacak. Aynı zamanda bu hareketin benzeri, dernek vakıf çalışmaları yapılacak. Ve birkaç tane öğrenci evi açılıp, özel yetiştirdiğimiz elemanlar bu yerlerde kalacak; bu yerlere posterler, resimler, adamın kitapları, kaset ve CD’leri konulup, bir benzerlik sağlanacak. Özel yetiştirilmiş olanlar, çevresinde güven telkin edecek ve kendilerinin bu sivil hareketin parçası olduğu imajını verecek. İşte bu noktada düğmeye ikinci kez basılacak. Bu yerlere, terör eylemlerinde daha önce kullanılmış silahlar yerleştirilerek, baskınlarda bulunulması temin edilecek. Şubat soğuğu döneminde uyguladığımız montaj işinden daha çok ses getirmesi sağlanacak.
Kuruldaki adam: Bugüne kadar vatan delisinin aleyhine söylemediğimiz yalan, atmadığımız iftira, işlettirmediğimiz tezgâh kalmadı. 3-5 gün sonra gerçekler ortaya çıkıyor. Sonra da faturayı biz ödüyoruz. Bugün Hizbul-vahşetçilerin perde arkası tamamıyla deşifre oldu.

Kurul Başkanı: Bu tahşiye planıyla, bizim üzerimize yeni dalgalar gelmeden, biz onların üzerine irtica dalgalarıyla gideceğiz. Gündem, bizden kayıp, vatan delilerinin üzerine yönelecek. Bunlar yıllardır kardeşlik, diyalog, hoşgörü, eğitim, birlik, beraberlik söylemleriyle huzurun oluşmasını sağlıyorlar; ülkede kardeşlik havası esiyor. Bu söylemler bizim ölmemize neden olan zehirdir. Kavga, kin ve terör ise yaşamamız için panzehirdir.

***

Aynı tarihlerde (Nisan 2009) Fethullah Gülen’in, http://www.herkul.org sitesinde yayınlanan bir konuşması var. Gülen orada terör olaylarının ve 28 Şubat döneminde tertiplenen irticai faaliyetlerin, meşru idarelere müdahaleye zemin hazırlama amacını güttüğünü hatırlatıyor, geçmişe yönelik bu tespitlerle yetinmeyip, bir uyarıda bulunuyor: “…Yarın tahşiye diye bir şey icat edebilirler, Allah korusun. Kitap okuyan Müslümanlar’ın içine sokmaya çalışabilirler. Kitapların sahibi zatın posterlerini evlerine asabilirler. Bizden görünen kişilerin ellerine de kalaşnikofları verirler. İki yerde eylem yaptırıp, ‘Demek ki, fırsat bulunca bunlar da silaha sarılabilir’ derler. Çuvaldızı bile olmayan insanlara terörist damgası vurmak isteyebilirler. Samimi müminleri terörist gibi göstermeye çalışan odaklar, yeni bir irtica yaygarası koparabilir.”

                                                                     ***

Tek Türkiye’deki Karanlık Kurul konuşmalarından ve Fethullah Gülen’in bu açıklamasından yola çıkarak deniliyor ki: “2009’da Gülen, Tahşiye örgütünü hedef gösterdi, Ocak 2010’da da polis bu örgüte operasyon yaptı. İşte, Gülen Cemaati ile polisin arasındaki irtibatın delili.”

Bu deli saçmasının neresinden tutacaksınız? Her şeyden önce, Karanlık Kurul’daki müzakereler ve Fethullah Gülen’in Herkul.org sitesindeki açıklamaları, hedef göstermiyor; hazırlanan bir tuzağı haber veriyor. Türkiye’de geçmiş yıllarda irtica paranoyası kaşınmak suretiyle meşru idarelere müdahale edildiğini hatırlatan Gülen, kendisini takip edenlere, “Aman dikkat” diyor.“Sizden görünüp, insanlar aranıza girebilir. O kişilerin ellerine kalaşnikof vererek bize de terörist damgası vurabilirler.”

Nitekim 8 Haziran 2009’da (Gülen’in konuşmasından 2 ay sonra) avukat Serdar Öztürk’ün bürosundan İrtica ile Mücadele Eylem Planı çıktı. Bu plan hem AK Parti’nin yıpratılmasını hedef alıyordu hem de Gülen Cemaati’ni. Hatta Gülen Cemaati’nin evlerinden birine silah konulmak suretiyle, onların terörist ilan edilmesi de öngörülmüştü. Belli ki, Fethullah Gülen bu hazırlıklardan haberdar olmuş, derin devletin her zamanki gibi bu defa da irtica silahını kullanmak suretiyle bir tuzak hazırladığını takipçilerine duyurmak istemişti.

Gerçekten “Tahşiye” diye bir örgüt de vardı. Tek Türkiye dizisinde, bu örgüt, tıpkı Hizbulkontra gibi, derin devletin oluşturduğu bir yapı olarak sunulmuştu.
Gelelim bugüne… Cemaat’i karalamak maksadıyla yazılan son senaryoda, Gülen’in Tahşiyeciler’i haksız olarak suçlayıp hedef gösterdiği ve operasyonun onun talimatıyla gerçekleştirildiği iddia ediliyor. (Sabah Gazetesi, bu senaryonun işaretini 23 Mart 2014 tarihindeki manşetiyle vermişti.)

Gelin görün ki, emniyet ve MİT de Tahşiyeciler’i takibe almıştı ama Fethullah Gülen’in konuşmasından önce; 2008 yılında; hatta daha da evvel. Emniyet İstihbarat, Tahşiyeciler’i, El Kaide’nin sempatizanı, cihatçı ve teröre yeşil ışık yakan bir oluşum şeklinde değerlendirmişti. Bu örgüt, kendisini, Said Nursi’nin takipçisi olarak görüyor ama Risale-i Nurlar’da “tahşiye” yapmanın emredildiğine inanıyordu. Said Nursi’nin, Risale-i Nurlar’ı tamamlamadığı, tamamlama görevini talebelerine bıraktığı, “Vazifeniz devam ediyor; inşallah vazifeniz şerh (kitabı açıklama, yorumlama) ve izahla, tahşiye (dip not) ile, neşir ve talimle devam edecek” diye vasiyet ettiği inancını taşıyordu. Tahşiyeciler, dinlerarası diyalog ve hoşgörüyü telkin eden ve kendileri gibi Said Nursi’nin takipçisi olan Gülen Cemaati’ne karşıydı. Zira onlar, Türkiye’nin darül harp olduğunu, silahlı mücadeleyle, cihatla Kur’an’a dayalı bir anayasal düzenin kurulması, İslamiyet’i tesis için dahilde cebir kullanılması, hariçte ise kâfirlerin katledilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. “Kur’an’ı kabul etmeyen kimseler vahşidir; şeriat onlara karşı cihadı emretmiştir” diyorlardı.

2008 yılında Tahşiyeciler’e karşı çalışma başlatıldı. Bu çalışmalar, eski İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, eski İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal ve dönemin Emniyet Genel Müdürü (şu anda AK Parti milletvekili olan) Oğuz Kağan Köksal’ın yazılı onayıyla operasyona dönüştü. (Ocak 2010.) Tahşiyeciler’in başı Mehmet Doğan, çevresinde “Molla Muhammed” olarak biliniyordu. Basına da yansıyan sohbet görüntülerinde, “Senin hükümetin başındaki adam senin değil onların adamıdır. Senin başındaki hoca da onlarındır. Diyeceksin ki nasıl edelim hocam? Ben de diyorum ki git silah yap, kur. Kılıç oynamazsa, böyle İslâmiyet olmaz”şeklindeki söylemleri dikkat çekmişti. Mehmet Doğan, tarikat ve cemaatlerin şirk içerisinde olduklarını belirtirken, AK Parti’yi de İslâm inkılâbı karşısında büyük bir engel olarak gördüğünü ifade ediyordu. Usame Bin Ladin’i mehdi ilân etmişti. İstanbul’daki faaliyetleri 3 Aralık 2008’de bir istihbarat elemanından alınan bilgilerle deşifre edilmişti. Ama Mehmet Doğan hakkında 2000’li yılların başından itibaren tutulan istihbarat raporları mevcuttu.

***

Bu gerçekler ışığında, Tahşiyeciler’e karşı operasyon yapan polislerle Cemaat’i ilişkilendirme çabalarını bir daha değerlendiriniz. Bir senaryo yazın ama hiç değilse biraz ciddiyeti olsun. Bizi de aptal yerine koymayın.

Nazlı Ilıcak / Bugün

Reklamlar