Etiketler

, , ,

Mücahit BiliciBütün olumsuzluklara rağmen kaderin açtığı kredinin tüketilmesi gerekiyordu.

Neyin kredisiydi bu?

Türkiye toplumunun müterakim mağduriyetinin sona ermesi, toplumun devleti ele geçirmesi için kader nezdinde birikmiş bir borç vardı. Kemalist geçmişin yol açtığı mağduriyetten dolayı dindarlar kaderden kapsamlı bir jest görecekti.

Dindarlar ve özellikle İslamcılar esaslı bir iktidar ziyafetine buyur edildiler. Toplumun hakettiği bu ziyafet sofrasına, toplum adına elit olmaya namzet bir siyasi kadro oturdu. Erol Taş’a taş çıkartacak bir kabalıkla ve adab-ı muaşeret tanımaz bir üslupla nakde çevrildi bu kredi.

Nice beş para etmeyen kişi ve kişilikler, kapılar açılınca içeri hücum etti. Kaht-i ricalden dolayı adam yerine konmuş nice kifayetsiz muhteris eşhas önlerine çıkan yerlere kondu. Halka verilen bir özgürleşme ve zenginleşme hediyesi, onu halk adına teslim alan miskin postacıların ve riyakâr arsızların emaneti iğdiş etmeleri ile murdar edildi.

Kocaman bir halk devrimi kısa sürede Tek Adam Despotizmi’ne döndürüldü.

Açılan kapıların cazibesi karşısında nice insan, en kestirme yolun yalakalık olduğunu gördü. Zamanın ruhu, en akıllı olana bile kullanışlılık tahsil eden bir aptallığın en kazançlı yol olduğunu salık verdi. Ve sadece birkaç yüzsüzün mahcubiyetle yürüyeceği daracık yalakalık yolu, herkesin üzerinden geçmeye teşvik edildiği büyük bir cadde-i kübra hâline getirildi.

Hırsızlar herkesten daha çok Müslüman, herkesten daha çok vatansever kesildiler. Daha dün başörtüsüne ve dindarlara hakaret eden soytarı karakterler hilafet muhafızı kesildiler.

Tarlada veya inşaatta çalışırken eli kanayınca bunun farkına varmaz insan. Çünkü vücut faaliyet ve heyecan içindedir. Aynen öyle de çok ciddi kanamalar başlamasına rağmen, dindar kitleler devrim heyecanıyla, iktidara nihayet gelmiş olmanın coşkusuyla bunu farketmedi. Gözlerine sokulduğunda bile yüzlerini başka yere çevirdiler. Çünkü kitleler zevk hâlindeydi.

Hamaset ile takdim edilen, necip millet, büyük devlet telkinlerinin etkisiyle ucb ve gururun milli versiyonları ile kendilerinden geçmiş hâldeydiler.

Kader açısından ise, kredinin kullanılması için vade açılmıştı. Geçmişin intikamı alınıncaya kadar, dindarların şimdiden gaflet etmeye hakları var gibiydi. Bu hakkı tepe tepe kullandılar.

Bu arada, Demokratik bir Devrim, popülist bir Tek Adam Faşizmi’ne döndü. Liyakat yerine sadakât, kurumsallaşma yerine keyfilik hâkim kılındı.

Devrimsel dönüşüm için kullanılmak üzere mazur görülecek bir karizma siyaseti, dönüşüm ve kurumsallaşma yerine kesintisiz bir şahsi iradenin tasarrufu olarak canlı tutuldu. Hukuk dâhil herşey hallaç pamuğu yapıldı. Muhalefet ve itiraz ihanet ithamıyla şeytanlaştırıldı. İktidar ve parti ulu önderlik gazlamalarıyla, milli irade kalkanlarıyla sorgulanamaz hâle getirildi. Medyada ve hatta akademide kabadayılık sistemi ve parti komiserliği tesis edildi.

Neticede, Machiavelli’nin teorik olarak, içinden geçerken kaburga kemiklerini kıracağı karanlık dehlizlerden ve mağaralardan, pratik olarak geçebilen bir siyasetçinin sezgisine kendi akıllarını alet yapıp teslim edenler sayesinde bugüne geldik.

Alkolsüz bir sarhoşluktan uyanan dindar Türkiye’nin, iktidar yağmasından sızan gerçekler karşısında kendisini kandırmakta gittikçe zorlandığı bir evreye girmiş bulunuyoruz.

Kaderin geçmişten dolayı açtığı kredi tükenirken, şimdiye ait yanlışların ve yağmaların saklanamaz bir yük gibi sızmaya başladığı bir andayız.

Şimdiki gerçeklerle yüzleşeceğimiz kaderden, bir geleceğe doğru gidiyoruz.

mucahitbilici@gmail.com / Taraf 

Reklamlar