Etiketler

,

وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِن يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُّسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ

“Onları gördüğün zaman kalıpları (bedenleri) hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşmandır onlar. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hâle geliyorlar?” (Münâfikûn sûresi, 63/4)

Bu âyet-i kerimede münafıkların bazı temel özellikleri anlatılıyor ki, bunları şöyle sıralayabiliriz:

1) Onlar cismaniyet ve beden itibarıyla dikkat çekicidirler; meselâ iri kıyım, yapılı, cüsseli, görenlere tesir edecek ölçüde şık ve giyim-kuşamları açısından da görkemli -muhteşem değil- ve göz alıcıdırlar.

2) Dili güzel kullanma konusunda fasih ve edebî bir üslûba sahiptirler; konuşurken, yazarken çevrelerindeki insanları âdeta büyülerler. Evet, onlar konuştuklarında mutlaka sözlerini dinletirler. İşte bu iki belirgin vasıflarına rağmen münafıklar:

a) Elbise giydirilmiş kütükler veya duvara dayanmış kereste gibidirler. Kalıpları fevkalâdedir ama kalblerinden söz etmek zordur. Onlar kütük gibi kaskatı ve serttirler; zira [1]فَطُبِعَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ  sırrınca, kalbleri mühürlenmiştir, hak ve hakikat adına hiçbir şey anlamazlar; daha doğrusu anlayamazlar.

b) Dahası her hareket ve her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Hayatlarını bir o yanda bir bu yanda düal olarak sürdürür veömürlerini gel-gitlerde tüketirler. Mü’minlerin duyarlılık gösterdikleri konular karşısında onların durumu, cansız cenazelerden farksızdır. Ne var ki camide, savaş alanında, çarşıda-pazarda hep mü’minlerle beraber görünmeye gayret gösterirler. İşte buikiyüzlülüklerinden dolayı alabildiğine korkaktırlar; zira gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasından sürekli endişe duyarlar; dolayısıyla her türlü gürültüyü kendi aleyhlerinde sanırlar.

c) Bu itibarla da mü’minlerin gerçek düşmanları işte bunlardır ve nerede ortaya çıkıp sizi nasıl sokacağı belli olmayan akrep tipler de yine bunlardır.

d) O hâlde siz de onlardan sakınmalısınız; zira her zaman ve her fırsatta sizi sokabilirler.. hem de topluma iyilik yapıyor olma mülâhazasıyla bunu yaparlar.

Ve netice, Cenâb-ı Hak fezlekeyi koyuyor: “Allah onların canını alsın, (onları kahretsin; imanı, imanın güzelliklerini gördükleri, iman cemaati içinde yaşadıkları hâlde) nasıl da hakka, hakikate sırtlarını dönüyorlar?”

Münafıklar Devr-i Saadet’teki örnekleri sayılan İbn Übey, Muğis b. Kays, Ced b. Kays gibi ilk temsilcileriyle müşekkel, görkemli, kılık-kıyafet ve makyaj zaaflarıyla tabiîlikten uzak -bu, oldukları gibi görünmemeden ibaret olan münafık ahvaline fevkalâde münasip düşmektedir- fantezi yapmaya, tumturaklı söz söylemeye meraklı ve her biri kendinin, kendi düşüncesinin, kendi muhakeme ve mantığının âşığı, klasik mânâda narsist denecek kadar zaaflar yumağı birer mahlukçuk idiler. Seslendirdikleri lâf u güzaf da olsa, konuları, yerinde iğlâk ve ibhamla belirsizleştirmek suretiyle, yerinde bir kısım orijinalitelerle hep birer şizofreni veya paranoya resmederler. Öyle ki Allah’ın ikaz ve irşadı olmasa nebi ve nebi vârislerine de kendilerini dinletebilirler. Tabiî, dinleyecekleri hususları da dinlerken konuya kendilerini vermiş ve kulak kesilmiş bir görüntü sergilerler. Zaten onların her hâlleri bir gösteriş ve şovdan ibarettir. Oturuş-kalkışları da, söz ve beyanları da birer yalandan ibarettir ama, bu ayandan ayanı görüp sezmek de ilâhî mevhibe ve basirete mütevakkıftır.

Kendileri yalancı, ikiyüzlü ve takiyyeci olduklarından en masum hareketlerden bile işkillenir, en nezih duygu ve düşünceyemüesses hamle ve hareketleri hep aleyhlerinde sanır ve temiz insanları gönüllerindeki akreplerin mülâhazalarıyla değerlendirirler. الخَائِنُ خَائِفٌ fehvâsınca sineleri hep hıyanetle inip-kalkmaktadır ve nabızları da korkuyla atmaktadır. İman ehli için gerçek düşman bunlardır ve mü’minler kendi üslûplarını korumada kusur etmeden bunlardan sakınmalıdırlar.

قَاتَلَهُمُ اللّٰهُ أَنّٰى يُؤْفَكُونَ وَوَقَانَا اللّٰهُ مِنْ شَرِّهِمْ وَمِنْ مَكْرِهِمْ وَمِنْ كَيْدِهِمْ اٰم۪ين يَا مُع۪ين

[1] Tevbe sûresi, 9/87; Münâfikûn sûresi, 63/3

Reklamlar