Etiketler

, , , ,

Murat BelgeGünün siyasetinin bazı zorlamaları Tayyip Erdoğan’ın yargı ve polise bodoslama dalması, ortalığı dağıtması ve şimdi “kendine uygun” biçimde yeniden düzenlemesine yol açtı.

‘Artık İşleri Ele Alalım’

İktidarının erken dönemlerinde AKP birçok alanda dikkatli bir politika izliyordu. Bu iktidarı kazandığı dakikada muhalefetin şiddetli bir yaylım ateşiyle karşılaşmıştı. Yeni ve muhtemelen daha radikal bir 28 Şubat isteyen bir muhalefetti bu: AKP, yöntem ne olursa olsun, iktidardan uzaklaştırılmalı ve yeniden iktidara gelememesi için de gerekli tedbirler alınmalıydı.

Bu istenen şey olmadı.

AKP’nin dikkatli, ihtiyatlı davranmasına rağmen gene de “kapatma davası” açıldı. Dava, Anayasa Mahkemesi’nden kıl payıyla döndü. Bundan sonra AKP’nin yolunun epeyce düze çıktığı söylenebilir sanıyorum.

Türkiye, başta İtalya, bazı başka “güneyli” ülkeler gibi, “parlamenter demokrasi” sistemini bir “clientelism”e dönüştürmüş bir toplumdur. Bu, kısaca, sana verilen oylarla iktidar olmayı başardıktan sonra, el altında olan “ekonomik nimetler”i sana oy veren o kitlelerle paylaşmak anlamına gelir.

Burada yıllarca “devletçi” bir sistem uygulandığı için, yapılan temel işlerden biri, siyasî yandaşlarına (onların daha “aşağı”da olanlarına) KİT’lerde iş bulmaktı.Aslında Parlamento bugün de Türkiye’nin başlıca iş bulma kurumu olarak çalışır ve hastanelere hasta sevkeder. Ama siyasetin ekonomiye müdahalesinin sonu yoktur. Her düzeyde, siyasî iktidarlar kendi kadrolarına kazanç kapıları açarlar. Her siyasî partinin kendi “zenginleri” olduğu dahi söylenebilir. Turgut Özal da bu işlerin başarılı sihirbazlarından biriydi.

AKP Türkiye için “normal” sayılan bu işlere balıklama dalmadı. Dalsa, o sözünü ettiğim muhalefete daha ciddi malzeme sağlamış olurdu. İşin başından beri, irili ufaklı bazı yolsuzluk iddiaları oldu; bazıları yargıya da taşındı. Ama bunlar fazla yekûn tutmuyordu.

2012’den sonra Tayyip Erdoğan siyaset değiştirmeye karar verince ve özellikle de Gezi protestolarından sonra, burada kendi hoşlanmadığı ve sevmediği bir milletin de yaşamakta olduğunu belli eden konuşmalarına girince, bununla birlikte böyle bir furya da başladı. Hemen o zaman mı başladı? Muhtemelen başlamıştı, bir süredir devam ediyordu; ama 17 Aralık bu alanda bir Milât oldu. O gün bu gündür, medyadan madene, üniversiteden, okuldan sitelere, ekonomik- politik bir paylaşma atılımının sinyalleri her yerde görülmeye başladı.

Bunun uzun boylu bir gizlisi saklısı da yok gibi. Belki olması isteniyor, ama sağlanamıyor. İşte, okuyorsunuz ki bir bakan 25 yaşında birini, “eş-dost” kategorisine girdiği için, “danışman” tayin etmiş. Doğru mu, abartılmış mı, bilemiyorum, ama yayımlanıyor. Ve bunun gibi oluk oluk akan bir yığın benzer haber arasında yayımlanıyor.

“Santral” politikası, termik santraller ve onlara linyit yetiştiren kömür ocakları…Anlaşılıyor ki bu işe hız verilmiş ve “hız”la birlikte ruhsatlar vb. de siyaseten yakın ve olumlu bulunan kişilere verilmiş. Birbirini izleyen maden faciaları bu ocakların ve ocaklara inip çıkan insanların hangi koşullarda, nasıl çalıştırıldığını gösteriyor.

Şu altı bin zeytin ağacı hikâyesi bir başka ibretlik olay ve gerisinde kimbilir daha ne yolsuz işler (haber sızdırılması vb.) yatıyor.

Bu işlerin hepsinin bir sis perdesi arkasında yapılması, zaten hiçbir zaman böyle ilişkilerin saydam olmadığı Türkiye’de önceki bütün dönemleri solladı geçti.

Yeni köprünün varlığı, tasarısı telaffuz edilmeden ayakları dikildi.

“Çılgın Proje” dedikleri, mutlaka enine boyuna incelenmesi ve tartışılması şart olan bu “paralel boğaz” hikâyesinin rant paylaşımı kimbilir hangi noktada…

Yenikapı’da denizin doldurulduğundan ancak doldurulduktan sonra haberimiz oldu.

“Benden habersiz ‘kupon arsa’lar hakkında işlem yapmayın,” diyen bir Başbakan- Cumhurbaşkanı’na sahibiz.

Bütün bunlar yeni yeni “Bizimkiler- Bizim Adamlar” kapıları açıyor.

Ama toplumu “yeniden tasarımlama” ve “inşa etme” projesi böyle ekonomik girişimlerle sınırlı kalmıyor. Günün siyasetinin bazı zorlamaları Tayyip Erdoğan’ın yargı ve polise bodoslama dalması, ortalığı dağıtması ve şimdi “kendine uygun” biçimde yeniden düzenlemesine yol açtı.

Onlarla birlikte bir de “Jandarma projesi” sözü çıktı. Yani Tayyip Erdoğan kendi “Silâhlı Kuvvetleri”ni de kurma aşamasına geldi. Böylece, ülkede ne kadar “ip” varsa, hepsinin ucu Erdoğan’ın ellerinde olacak, “uyumlu” bir toplum çıkacak ortaya.

Böyle iple oynatılan, benim bildiğim, “kukla” vardır. Tayyip Erdoğan Türkiye’nin kukla üstadı olma yolunda.

Murat Belge / Taraf

Reklamlar