Etiketler

, , ,

Sevgi AkarçeşmeNe zaman olursa olsun bir sonraki seçimde birinci çıkacak partinin değişmeyeceği tahmin ediliyor. En büyük hedefi sandalye sayısını artırmak olan ve iktidar hayali bile kuramayan bir muhalefet ne kadar umut verebilir zaten?

Hele de iki odalı evinin kirasını ödemekte zorlanırken bin odalı sarayların vergilerimizle denetimsizce yapılmasına ‘helal olsun’ diyebilen bir kesim ve sürekli yalan pompalayan bir medya ile birleşince… Velhasıl görünür gelecekten umutlu değilim ama uzun vadede ülkemizin geleceğinden umutluyum.

Umut kaynağım da ‘melez Türkler’ dediğim bir kitle.

Uzun yıllar Türkiye’nin temel siyasi ve toplumsal ayrımı laik ve dindar kesim şeklinde yapıldı ve siyasetin ana fay hattı bu bölünme oldu.

Yönetme hakkına sahip olduğunu düşünen, yani hak etmişlik sendromundan mustarip, birkaç nesil şehirli, yüksek eğitimli, Türkiye adeta kapalı bir rejimken yurtdışına çıkma ayrıcalığı olan, genelde CHP’li ve ‘beyaz Türkler’ olarak tanımlanan, ‘çoğunluktan’ zihnen de fiziken de kopuk, sayıca azınlıkta ama etkili bir kesim, laik cepheyi oluşturdu. Karşısında ise köylü ya da yeni şehirli, düşük gelirli, az eğitimli, dindar, ‘beyaz Türkler’le ilişkisi ancak onların çalışanı olmakla sınırlı, etkisiz çoğunluk ‘siyah Türkler’ vardı.

Artık Türkiye’yi gerçek bir liberal demokrasiye taşıyabilecek yeni bir kesim var: Melez Türkler. Kim bunlar? Melez Türkler, siyah Türk ailelere doğmuş ama Özal’lı yıllarda doğan yeni orta sınıfla birlikte ekonomik durumu ve eğitim düzeyi yükselmiş genç bir sınıf. En az ‘beyaz Türkler’ kadar eğitimli, yabancı dillere vâkıf, hatta zihnen ‘beyaz Türkler’den daha liberal, ama dini değerlerine de sıkı sıkıya bağlı. Bir melez Türk’ün dindarlığını göze soka soka yaşamadığı için fark etmeniz zordur, zaten sadece bu yönüyle anılmak da istemez ama bir caz konseri arasında akşam namazını nasıl kılabileceğini düşünür, bir müzikale herkes gittiği için değil, keyif aldığı için gider. Şahsî dinî duyarlılık açısından belki bir siyah Türk’ten daha hassas ve bilgilidir, hatta farz namazlarının yanında teheccüde yer verecek kadar dindardır ama dinin bir tercih meselesi olduğuna içtenlikle inanmıştır. Bu yönüyle de beyaz Türklerden daha demokrat bir laiktir.  Melez Türk, yabancı kültürlere açık olmakla birlikte kendi kimliğinden gocunmaz, ne beyazlar gibi Batı kompleksi vardır ne de siyahlar gibi Batı’yı her kötülüğün kaynağı görür. Melez Türkler, aslında beyaz ve siyahların iyi taraflarının bir karışımı ve dindarlık ve demokrasinin bir arada olabileceğinin somut bir örneğidir.

Rejimin ayrımcılığını çevresinde yaşayarak gören melez Türkler, samimi olarak herkes için eşit vatandaşlıktan yanadır. Kendilerini dindar olarak tanımlasalar da mesela din dersinin zorunlu olmasına gerek duymazlar, din eğitiminin aile ve sivil cemaatler tarafından da verilebileceğine inanırlar.

Bu tipolojinin doğmasının hayırlı olduğunu düşünsem de sayılarının ne olduğu konusunda bir fikrim yok. Sadece henüz statükoyu değiştirecek büyüklükte olmadığını görebiliyorum ama yine de Türkiye’nin çoğunluk otoriterliğine sürüklendiği bu süreçte melez Türklerin sesinin daha çok çıkmasını ve duyulmasını isterdim. Zira aslında ‘siyah Türkler’i uyandıracak olan da kendi ailesinde, akrabasında olan melezler. Tüm bu özelliklere bakınca AKP’ye ilk dönem destek veren melez Türklerin artık bu otoriter partiyle bir kan uyuşmazlığı yaşaması doğal ama kendilerine yeni siyasî bir mecra bulamadıkları da ortada.

Bu melez sınıf bir parti kuracak ve ülkeyi bir gecede değiştirecek değil, ama Türkiye değişecekse hem toplumla barışık hem ötekine saygılı bu kesimin yetiştireceği nesillerle değişecek.

Sevgi Akarçeşme / Zaman

Reklamlar