Etiketler

, ,

M Akyol CemaatSivilleşme-siyaset-demokrasi kuşatma altında
Önce akıl hafife alınıyor ve sonra da yok derecesinde bu akıl ipotek altında tutulmak isteniyor. Yıllardır yaşadıklarımıza değil de, komplo teorilerine inanmamız öngörülüyor.

Hepimize, yediden yetmişe bütün topluma, yeni bir düşünce biçmişler ve idraklerimize deli gömleği gibi giydirmek istiyorlar. İstiyorlar ki: “Aldatıldık, eyvah aldandık. Hoca meğer milyonları 40 yıldır aldatıyormuş da kimsenin aklı bunu kavramaya yetmemiş.” diyeceğiz. Her şeyi bir düğmeyle değiştirme gayretindeler.

Bunlar, bireyi, toplumu, sivilleşmeyi, siyaseti kuşatıp ele geçirmek istiyorlar. Laiklik ve demokrasi havarilikleri ise bir takiyye. Hem de alabildiğine ahlaksız bir takiyye.

Bunlar kendilerine yeni çıkar alanları ve yeni iktidar alanları açmak için ‘devlet’, ‘laiklik’, ‘demokrasi’, ‘yurtseverlik’, ‘irtica’ gibi kavramları sürekli kullanıyorlar.

Bunlar sebebiyle demokrasi sık sık zaafa uğruyor, bunlar sebebiyle toplum sarsıntı geçiriyor, birey ümitsizliğe düşüyor. Çünkü bunların derdi, bu ülkenin gelişme ve ilerleme kaydetmesi değil. En çok korktukları ortam ise siyasetin özgürleşmesi, sivilleşmenin gerçekleşmesi ve toplumun kendi yönünü kendi iç dinamikleriyle belirlemesidir.

Türkiye son yıllarda sivilleşme ve sivil inisiyatifler adına ve dolayısıyla demokrasi adına önemli mesafeler aldı. Fakat bu durum toplumu gütme hastalığından kendilerini bir türlü kurtaramayan ‘onları’ son derece rahatsız ediyor. Onların ya da bunların tüm çabaları kendi hakimiyetlerini kaybetmeme çabası.

Kasetin zamanlamasına bakıyorum, hangi ellerden nerelere ulaştırıldığına bakıyorum, montajlı içeriğine bakıyorum ve bir de bu komplonun sözcülerine bakıyorum. Argümansızlık başta olmak üzere, hazımsızlık, öfke ve düşmanlık görüyorum. İktidar hırsıyla doğal süreçleri anormalleştirme çabası görüyorum. Bu takiyyecileri, “açık toplumun düşmanları”, demokrasi ve cumhuriyet açısından ciddi bir yanlışın içinde görüyorum.

Hafızalarımızda kalan Gülen’in eylemlerine bakıştan küçük bir demet.

‘Aldandık’ dememiz isteniyor

Akıl hafife alınıyor. Yıllardır yaşadıklarımıza değil de, komplo teorilerine inanmamız öngörülüyor. Bütün topluma, yeni bir düşünce biçmişler ve idraklerimize deli gömleği gibi giydirmek istiyorlar. İstiyorlar ki: “Aldatıldık, eyvah aldandık. Hoca meğer milyonları 40 yıldır aldatıyormuş da kimsenin aklı bunu kavramaya yetmemiş.” diyeceğiz.

Prof. Dr. Şerif Mardin

Fethullah Gülen’in çevre koşullarıyla, iman arasında kurduğu bağ ve buna son derece önem vermesi bence çok önemli bir nokta. Tarih, topluluk ve şahıs odak noktalarını seçkin bir görüşle, iman ve dinle ilişkilendirmenin, toplum bilimcilerimiz arasında bile nadiren gördüğümüz bir yaklaşım olduğunu hatırlarsak, bu birleştirici zekanın yeri daha da netleşiyor.

Gerçekten de Gülen’in fikirlerinden mülhem kimselerde, zamanımızda az bulunan bir fedakarlığın örneklerini görmek mümkün. (27.8.1995, Zaman.)

Enis Berberoğlu

Tam demokraside ne türbanlı genç kızlar, ne de Fethullah Gülen rejime tehdit sayılmayacak. Cumhuriyet rejimi her on yılda bir düşmanlarını kitlesel olarak üretip, sonra bir kuşağı hapse atmak sorunda kalmayacak. (19.3.1998, Hürriyet.)

Mehmet Ali Birand

Laik kesim ile İslamcılar arasındaki gerilim bütün hızıyla sürüyor. Cepheleşmeye doğru kayıyoruz.

Laik kesim, kendi dışlarında kalan tüm dindar çevreleri bir blok halinde görmemeli. Nüansları kaçırmamalı.

Fethullah Gülen bu köşede sık sık övülmüş bir kişidir. Uzlaşı ve hoşgörü dolu İslam’ın gerçek değerlerini gösteren, Türkiye’yi dine dayalı bir sistemle yönetmeyi değil, gerçek dindarlara saygı gösterilen bir ülke olması için çalışan bir yaklaşım ile ön plana çıkmıştır.

Fethullah Gülen’in çalışmalarını incelediğimiz zaman, bambaşka bir dindar ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Şimdi böyle bir insanı da dışlarsak, bu işin sonu nereye gider?

Bildiğimiz dalı kesmiş olmaz mıyız? (11.5.1997, Sabah.)

Fethullah Gülen ülkemizde çok az görülen bir tutum sergiliyor. Kavgaya, sertliğe, radikalliğe öylesine alışmışız ki, Gülen’in yansıttığı dünyayı şaşkınlıkla izliyoruz. İnanamıyoruz. Aslında çok muhtaç olduğumuz bir Türkiye’nin nasıl olması gerektiğini gösteriyor.

Bambaşka ufuklar açıyor. Bir de ders alan olsa… (16.2.1997, Sabah.)

Can Kozanoğlu

Görüntüye bakarsak; Fethullah Hoca, cemaatiyle birlikte, Batı’nın ilmine açık; ama Doğulu. Siyasi anlamda, gündelik yaşam değerleri açısından da muhafazakar; ama ortalama insanı şaşırtacak kadar da serbest fikirli. Rekabetçi ve acımasız hayat koşullarının yarattığı tepkiyle, laiklik savunucusundan pop müziğe kadar birçok şey tasavvufi yorumlara kayarken, dilindeki sevgi söylemiyle bir tasavvuf figürü Fethullah Hoca. (24.8.1995, Cumhuriyet.)

Doç. Dr. Nabi Avcı

Doğrusu, Hocaefendi’nin bilhassa Asya cumhuriyetlerine yönelik eğitim ve kültür hamlesinin aydınlar, iş adamları, Milli Eğitim ve Dışişleri bürokratları tarafından ön yargısız bir yaklaşımla çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu hamle Türkiye’nin dünyaya artık hangi ölçeklerle bakması gerektiğini de çok güzel gösteriyor. (26.8.1995, Zaman.)

Cenk Koray

Fethullah Gülen bugün cumhurbaşkanının zor becerebileceği bir işi becermiş ve Vatikan’da kardinaller Papa ile görüşmek için aylarca kuyrukta beklerken, o, Papa ile dostluk kurabilmiş.

Ona bu kapıyı açan nedir?

Cevap: İnsan sevgisi. Fethullah Gülen denince insanın aklına müthiş bir terbiye, inanılmaz bir edep, özümsenmiş bir tevazu ve okyanuslarca hoşgörü geliyor. (13.3.1998, Akşam.)

Güngör Mengi

“Herkesi kendi konumunda kabul ederek, kimse kimseye dininden dolayı, kimse kimseye dinsizliğinden dolayı ta’nda (yerme) bulunmayacaktır. Kimse kılığından, kıyafetinden dolayı ta’na maruz kalmayacaktır…”

Fethullah Gülen’in yukarıya aldığım sözleri tabii ki halkta ümit ve heyecan yaratıyor. Çünkü halk dini, siyasi emellerin kılıcı ve kalkanı olarak kullanan, İslam’ı tekeline almaya çalışarak en tehlikeli bölücülüğü yapan RP’ye karşı toplumsal tepkinin örgütlenmesini uzun zamandır özlüyordu.

Fethullah Hoca’nın başlattığı tartışma, dinci köktenciliğe karşı devletin sağladığı güvenceden çok daha sağlam bir sigortayı sisteme kazandırabilir. Fethullah Hoca’nın açtığı kapı, İslam’ı kendi ulusal kimliğimizle yaşama imkanını bize kazandırma yolunda aşama olabilir. (Şubat 1995, Sabah.)

Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay

Fethullah Hoca’yı anlamamı sağlayan anahtar kavram aklıma geldi: “Heroic Life”. Sosyolog Mike Featherstone’a ait olan, maalesef Türkçe karşılığını tam bulamadığım bu kavram, dünyevi, sıradan ve olduğu gibi kabul edilen gündelik hayatın aksine, mücadele cesareti, zor olanı başarmak, fazilet, şeref ve şan arayışı etrafında şekillenen olağanüstü bir hayatı ifade eder.

Gerçekten de, Fethullah Hoca’nın söylediklerinde ve yaptıklarında bu hayat kavrayışı son derece açıktır. Orta Asya’da yapılanlara su katılmamış bir “mücadele cesareti” ile açıklayabilir, medrese anlayışını kolej formu içine yerleştirip pozitif bilimlerde öğrencilerin gösterdikleri başarıyı sadece “zoru başarmak” olarak niteleyebiliriz. Bu çerçevede Fethullah Hoca’yı, her şeyden önce, Onun “Türkiye İslamı” veya “Türk İslamı” deyişinde simgelenen dini milliyetçiliğini “heroic” olarak değerlendirmek mümkün olur.

Öte yandan, Hoca’nın İslam’a getirdiği yorumların, hem pragmatist bir yaklaşımı yerleştirmeye, hem de İslami hayat tarzını sıradanlıktan çıkarmaya yönelik olduğu görülmektedir. Şahsen, Fethullah Hoca’yı ve çevresini şehirli, kitabi; yani elitist İslam’ın temsilcisi olarak görüyorum. (25.8.1995, Zaman.)

Ahmet Tezcan

Fethullah Hoca şudur, budur diyenleri bir kenara bırakıyorum. Bence Fethullah Hoca katıksız bir görül adamı, şüphesiz bir aşık. Sevenlerinin ve nefret edenlerinin omuzlarına bindirdiği yükün altında ezilmeyişinin sırrı burada. “Benim yüzümden ülkemde bir tatsızlık yaşansın istemem, öyledir diyorlarsa, çekip gider. Ömrümü dünyanın herhangi bir yerinde bir münzevi olarak sürdürürüm.” Sözlerindeki aldırmazlığın kaynağı da bu. Onun en güçlü ve en zayıf yanı, seven ve ağlayan bir adam oluşu.

Beyler, siz burada işkembe-i kübradan attıklarınızla çevre kirliliği yaratırken, o açtığı okullarla ülkeler fethediyor. Lafazanlık ve borazanlık edeceğinize adam olsaydınız da onun yaptıklarını önce siz yapsaydınız. Fakat o ileride, siz geridesiniz. Geriliğinizle bin yaşayın e mi! (13.3.1998, Akşam.)

Altemur Kılıç

İngilizce’de bir deyim var: “Too good to be true!” derler; yani gerçek olmayacak derecede iyi… Ve galiba, bazıları bir insanın bu derecede doğru, inançlı ve idealist olabileceğini idrak edemedikleri ve kendi ölçülerine de uyduramadıkları için, Fethullah Hoca hakkında “muhakkak başka karanlık maksatları vardır” veya “bu değirmenin suyu nereden geliyor” gibi şüpheler besliyorlar. Biraz da haklılar; bugünkü yozlaşma ve köşe dönme yarışı içinde böylesine Ömer Seyfettin kahramanlarına benzer bir insan nasıl olabiliyor ki!

Fethullah Hoca’nın sırrı, Allah’a, Türklüğe ve kendisine inananlara inanması. (Nisan 1997, Son Çağrı.)

Şahin Alpay

Hocaefendi, İslam diniyle modernliği ve bilimi bağdaştırma gayretindeki bir Jön Türk, 20. yüzyıl Türkiyesi’nin kendine özgü bir İslam düşünürü ve lideri olan Bediüzzaman Said Nursi’nin kurduğu cemaatin günümüzdeki önde gelen temsilcisi.

Görebildiğim kadarıyla Hocaefendi, İslam’ın bir siyasi ideoloji, bir parti felsefesi olarak kullanılmasına; toplumun inananlar ve inanmayanlar diye iki kutba bölünmesine karşı çıkıyor. Farklı inanan ve farklı düşünenlerin birbirlerine saygılı, hoşgörülü olmalarını; toplumda barış ve uzlaşmayı savunuyor. Bence Hocaefendi’nin çabaları, dini yerli yerine oturtmamıza yardımcı olabilir.

Kimi “laik”lere göre durum kaygı verici: Hocaefendi “takiyye” yapıyor, yani İslam devleti kurma uğraşında, dava uğruna yalan söylüyor; örtülü ve derinden gidiyor. Kimi İslamcılara göre, endişeye mahal yok: Necmettin Hoca ile Hocaefendi arasında “iş bölümü” var. Necmettin Hoca siyasi yoldan, Hocaefendi eğitim yolundan aynı hedefe yürüyorlar. Komplo kuramcılarına göre ise Hocaefendi, tabii ki “devlete çalışıyor…”

Hocaefendi’yi din ile siyaseti ayıran; halkı kamplara bölebilecek düşmanlık kültürüne karşı çıkan; hoşgörülü bir İslam anlayışının gelişmesine katkıda bulunan bir din adamı olarak algılıyorum. Hocaefendi’nin yaptıklarına saygı gösterilmeli. (29.7.1995, Milliyet.)

Çetin Altan

“Kaldırın şu Osmanlı haritasını, ufkumu daraltıyor.” deyip yerine dünya haritası astırması, Hoca’nın, evrensel bir bakış ve evrensel değerler ortaya koyan, düşüncelerini tüm insanlığa aktarmayı planlayan geniş perspektifli bir insan olduğunu gösteriyor. (24.8.1995, Zaman.)

Süleyman Yağız

Fethullah Gülen, laikler ve antilaikler gibi yapay olarak bölünen kesimleri bir ortak paydada buluşturmak istiyor.

“Ne laiklik dindarlığa engel olsun, ne de dindarlık laiklik için tehlike oluştursun.” Yanlış algılamıyorsam Fethullah Hoca’nın amacı budur. (Nisan, 1997, Takvim.)

Hadi Uluengin

Laikperest tatavaya değil, bizzat Fethullah Hocaefendi’nin söylediği, hoşgörülü ve çoğulcu demokrasi çağrısı yapan sözlere inanıyorum. (02.7.1997, Hürriyet.)

Jefi Kamhi

Esasen ben Fethullah Gülen’den başka bir şey beklemezdim. O ecdadına yakışır güzel bir şekilde, onların yolunda. Türkler asırlar boyunca tüm insanlığa saygı ve sevgiyi göstermişlerdir. Gittikleri yerlerde insanları hürriyetlerine kavuşturmuşlardır. Fethullah Gülen’in hareketleri alkışlanabilecek bir girişimdir. İlave edeyim ki, eğer o hoşgörüyü ecdadım, Osmanlı’dan ve Türkiye’den görmeseydi hayatta olamazdım (11.3.1998, Zaman.)

Ali Bayramoğlu

Türkiye’nin en önemli ve en güçlü Nur cemaati olan Fethullahçılığın ilk göze çarpan yanı şu: Fethullahçı anlayış, siyasi İslam hareketlerinden çok önemli farklılıklar taşıyor ve onlarla ciddi bir çatışma yaşıyor…

Fethullahçı akımın özelliği siyasi İslam anlayışının tersine millet, devlet, İslami gelenek gibi unsurların altını çizerek, din anlayışında kültürel sürekliliğin muhafazasını ve uzlaşma kültürünü savunmasıdır. (08.7.1995, Yeni Yüzyıl.)

İslami ya da gayri İslami kesimlerin varlığını doğal kabul eden Fethullah Hoca gibi sesler, İslam’ın çağa uyarlanmasını, uyarlandıkça güç kazanmasını, içtihat ve tefsirden kaynaklanan bir reformun yegane araçlarıdır. (26.7.1995, Yeni Yüzyıl.)

Taha Akyol

Gülen’i çoğulcu, barışık, geleceğe dönük Türkiye için çok yararlı bir insan olarak gördüm. (19.10.1995, Milliyet.)

Prof. Dr. Nilüfer Göle

Fethullah Gülen öğretisi, Batı modernliğini İslami muhafazakarlıkla sınamakta, manalandırmakta, daha ötesi modernliği Batı’nın malı olmaktan çıkartmak istemektedir. Medeniyet ile Batıcılığın özdeşleştiği, tevazu ile bireyciliğin zıtlaştığı, muhafazakarlık ile modernliğin çatıştığı değerler silsilesini alt üst etmektedir. Türkiye’de ilk defa muhafazakar düşünce ile siyasi liberal hoşgörünün derin bir terkibine şahit oluyoruz. (27.8.1995, Zaman.)

Ertuğrul Özkök

Fethullah Gülen benim dikkatimi ilk 1990’lı yılların hemen başında Türkiye’nin yaşadığı “Türban kavgası” sırasında çekti.

Çok iyi hatırlıyorum. O sıralarda Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği’ne yeni gelmiştim. Türkiye, türbanın serbest bırakılıp bırakılmaması konusunda neredeyse savaşa yol açacak bir çatışma yaşıyordu.

Atmosfer son derece gergindi. Türkiye’nin en etkili gazetesinin gelen yayın yönetmeni olarak bu gerginliğin nasıl yumuşatılabileceği sorusunu kendi kendime soruyordum.

İşte tam o sıralarda türban serbestliğini savunan çevrelerin bir bölümünün aniden sessizliğe girdiğini fark ettim.

O çevreler, birden türban yüzünden toplumun bu kadar gerilmesine karşı yumuşatıcı bir politika izlemeye başladılar.

Bunun nedenini araştırdığımda şu cevapla karşılaştım:

Fethullah Hoca, toplumun türban meselesi yüzünden büyük bir iç kavgaya sürüklenmesini önlemek için tavır almaya başlamış. Daha sonra konuştuğum bu çevreler, Fethullah Hoca’nın bu yumuşatıcı politikasının, gerginliğin önlenmesinde çok etkili olduğunu söylediler. Türkiye artık türban yüzünden kavga etmiyor. Ve ben kendi kendime soruyorum: Acaba toplumumuzu bölen başka olaylarda da, böyle insanlar devreye girip ortamı yumuşatıcı mesajlar verseler fena mı olur? (14.12.1994, Hürriyet.)

Fethullah Gülen eskiden beri dini unsurların toplumu bölen değil, birleştiren özelliklere sahip olması gerektiğini söylüyor. (14.3.1998, Hürriyet.)

Bülent Ecevit

Sayın Gülen, aynı zamanda, Türk halk tasavvufundaki Allah ve insan sevgisine dayanan hoşgörülü İslam anlayışının değerini de hatırlatıyor. Çağın gerisinde kalmış olan ve baskı rejimleriyle yönetilen bazı ülkelerin İslam anlayışına özenmek yerine, ulusal özelliklerimizi ve birikimimizi yansıtan, kendimize özgü bir İslam anlayışını geliştirmemiz gerektiğini, İslam’ın evrenselliğinin buna engel olmadığını çok güzel anlatıyor. (25.8.1995, Zaman.)

Fatih Çekirge

Fethullah Gülen’le yaptığı görüşmeyi eleştirenlere “Umurumda bile değil.” gibi bir cevap verdikten sonra şöyle diyor Hikmet Çetin: “İşte partiyi böyle küçülttüler. Onunla görüşülmez, bununla konuşulmaz diyerek toplumdan soyutladılar…) (21.6.1995, Sabah.)

Bekir Coşkun

Bendeniz zaten gözü sulu birisi olarak, Fethullah Gülen’in niye çok ağladığını şimdi daha iyi anlayabiliyorum…

Hoşgörü ve barış…

Belki de bu sihirli iki kelimede düğümlenen ulusumuzun geleceği, sicim sicim gözyaşlarıyla çözülebilir…

En azından ağlamak; en yoğun düşünmektir…

Bence asıl: Akıllı İslam, akılsızına baş kaldırmalıdır… (30.1.1997, Hürriyet.)

Nazlı Ilıcak

Muhterem Hocam! Demirel’in Zincirbozan’dan bana yazdığı bir cümleyle size hitap etmek isterim: “Kamer esnayı zaafında, müşari bi’l-benan olmuş.” Ay, hilal şeklinde en zayıf anında bile, hatta Ay tutulması olsa bile, ‘işte orada’ diye parmakla gösterilir.

Davanız zaafa uğrayabilir diye üzülmeyin. O dava, nice gönülleri aydınlatmaya devam ediyor. Bir güneş tutulması, bir ay tutulması hiç kalıcı olur mu? (28.12.1997, Akşam.)

Prof. Dr. Ümit Meriç

Fethullah Gülen izlenimleri

1. Karşımızda 1000 yıllık Anadolu’nun çağdaş bir bilgesi, hep bizim olan yeni ve biraz değişik bir Dede Korkut tipi var. Doğu Anadolu’nun koyun-kuzu meleyişleri, böcek-kuş çığlıklarıyla dolu bir köyünde doğmuş. Dedesinin sırtı ‘haşyetullah’tan yatak yüzü görmemiş; babası Resulullah ve eshap aşkıyla hep ağlamış. Dört yaşında başladığı namazını hiç aksatmamış. Erzurum’un harap camilerinde kendisine büyük duvarlar örerek ilim tahsil etmiş. Yaradan’a ve yarattıklarına saygısından gece yatınca ayağını nereye koyacağını bilememiş. Bir tesbih böceği gibi içine kapansa da, beyni ve kalbi hep ışık aramış ve sonunda kendi de nur olmuş bir insan. Vurana elsiz, sövene neredeyse dilsiz. Fakrı ile müftehir bir riyazet eri.

2. Karşımızda bir saadet asrı insanı, çağdaşımız olan bir Veysel Karani var: Ashap gibi şefkatli, ciddi, haya ve ilim sahibi. ‘Küçük dünya’sının buudlarını Allah ve Peygamber aşkı ile kainatın kara deliklerine kadar genişletmiş; “tarihi mazi olmaktan kurtarıp, daima yeni kalabilen bir istikbal” haline getirmiş. Tek başına ekseriyet.

3. Hayatı boyunca “kendisinin savcısı, başkalarının avukatı” olmuş. O kadar şeffaf bir ruh ki, bakınca ötesini görüyorsunuz. Nerede bu insan? Orada. Ama hem var, hem yok. Kendini yok ederek var olmuş. Var iken yok oluyor. Bir tevazu zirvesi.

4. İsmi Gülen ama kendi gülmeyen, güldürmeyen ciddi bir bilge. Kendini öldürüp, toplumu diriltmek isteyen bir mana kamikazesi; tarihimizin ve coğrafyamızın bir Anadolu Gandhi’si, gözyaşı ile günahları silmek isteyen bin Yunus.

5. Fikir babası olduğu okullar zinciriyle Cumhuriyetimizin çatısını daha bir genişleten, temellerini daha bir derine indiren bir mana mimarı. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini dünyanın pek çok yerine yollanan bilim kurmaylarıyla evrenselleştiren, “hayatta en hakiki mürşidin ilim” olduğunu, dünya bilim olimpiyatlarına katılan birincilerle sessiz ve derinden kanıtlayan insan.

6. “İlmi Çin’de de olsa arayın” emri şerifini , “İlmi Çin’e de olsa götürelim mi ya Resulallah?”laştırarak Ahmet Yesevi’lerin Osmanlı kurulmadan çok önce diyarı Rum’a attıkları ilim ve iman ateşini, XXI. yüzyılın eşiğinde, bir nur şehrayini gibi Filipinler’e ya da Almatı’ya atarak, gülen istikbalimizin fatihi olan insan.

Ülkemizin, geleceğin aydınlık mabedini, dünyanın her bir yanında harıl harıl bir gayretle inşa ettirerek XXI. yüzyıl dünyasını bekleyen “değerler” ile “çıkarlar” arasındaki kıyasıya savaşta, Türkiye’ye, “nostalji”ye düşmeden “ümit”lerini nasıl koruyacağını öğreten bu “ahseni takvim mazharı”na, değerlerimizi bugünlere taşıdığı için ecdadım, yarınki çıkarlarımızı savunduğu için ahfadım adına şükranlarımı sunuyorum. (1999, Medya Aynasında Fethullah Gülen)

Mehmet Gündem/27 Haziran 1999

Reklamlar