Etiketler

, , ,

DiyarbakırDiyarıbekir’liyim ben ağabey.

Elyesa ve Zülkif peygamberlerin diyarı, Hz. Musa’nın tebliğini kabul eden, Evliya Çelebi’nin övdüğü, Süleyman bin Halid ve 27 sahabenin otağını kurduğu, İyaz bin Ganem’in fethettiği, beşinci Harem-i Şerif Ulu Cami’nin olduğu, Asurlulular’a, Urartular’a, Bizanslılar’a, Halife-i Raşidin’e, Emeviler’e, Abbasiler’e, Mervaniler’e, Selçuklular’a, ve Osmanlı’ya evsahipliği yapmış, medeniyetler beşiği mübarek şehir, Dıyarıbekirliyim.

Hâlâ semtlerinin adı Ali Paşa Behram Paşa Melik Ahmet Paşa olan kadim şehir Dıyarıbekir.

Dedem anlatır ağabey; türküler yakılırmış-halaylar çekilirmiş Kırklar Dağı’nda, dutlar yenirmiş Hevsel Bahçalarında, eskiden tüm çevre ilde yaşayanlar her yerde “Biz Dıyaribekirliyiz” dermiş. Ermeni, Türk, Kürt, Arap ve Süryani ailelerin dantela gibi aynı mahallede kapı komşusu olarak yaşadığı örnek şehirmiş… Şimdilerde hayalini bile kuramayacağımız kadar güzelmiş anlayacağın ağabey memleketim. Ben bu güzellikleri dinleyerek aşık oldum memleketime.

Benim gibi memleketime adeta aşık olan insanların kimisi yavaş yavaş taşınıyor şehrimden, kimiside öğrenilmiş çaresizlikle kabuğuna çekilmiş vaziyette..

Bizim aşık olduğumuz memlekette bizi dışladılar. Batı’da potansiyel teröristiz zaten eyvallah; artık Doğu’da haindik!

Devlet büyüklerimiz bile bizim hakkımızı bizi temsil etmeyen, bizim dünyamızda kesinlikle yeri olmayan insanlarla müzakere etti, ediyor.

Bu mu olmalıydı Diyarbekerin kaderi? Her taraf yangın yeri. Ye’s’e düşmüyoruz da bölgemiz felakete sürükleniyor ama kimin umurunda? Herkes 3 maymunu oynuyor. Herkesin dilinde  ‘ama artık dağda insan ölmüyor’ sözü var. Dağda ölmüyor, fakat artık şehrin ortasında öldürülüyor sırtından güzel ağabeyim.

Hizmet tuttu ağabey benim elimden. Yoksa ben de belki şu an kızdığım insanların arasındaydım.

Karıncayı bile incitmemeyi, sevmeyi, hoş görmeyi, fedakarlığı, başkaları için yaşamayı hizmet öğretti-Hocamız öğretti bana… Türkiye’nin dertleriyle kalkıyorsa, Dıyarıbekir’in dertleriyle oturuyordu o gözü yaşlı insan; hissediyordum.

Bir şeyler yapmak lazımdı. Nitekim bende söz verdim kendime, nefesim tükenene kadar Hizmet edecektim; benim elimden tutulduğu gibi el tutacaktım ve güzel memleketimi anlatacaktım insanlara.

Üniversiteye gittim batıda bir şehre, İbrahim Peygamberin Ateşi’ne gagasıyla bir damla su bırakan kuş misali orada insanlara memleketimi sevdirdim, misafir ettim, gezdirdim, insanların sıcaklığını hissettirdim gözü yaşlı döndü çoğu.

Sonra bir baktım ki ben terörist olmuşum, sülük olmuşum; eşkıyalar değerli olmuş ağabey… Yurt yakanlar, dershane yakanlar paşa olmuş; ben rantçı olmuşum..! Gülümsedim ağabey, gülümsedim ama, acı acı. Acıdım. Çünkü zülümle abad olmaya başlamıştı birileri ve âhiri berbat olacaktı.

Felektir dedim, kaderdir dedim, memleketimin sınavı zordur dedim; hem Kabil bile Habil’i bu topraklarda öldürmüş dedim…

Hocamızın öğrettiği gibi; yolumuza kandan-irinden deryalar da çıksa, ‘Ya Allah’ dedim. Pes etmek bana yakışmazdı. O feleğin çarkına çomak sokmaya yemin etmiştim bir kere… Kalktım iki arkadaşımdan daha sömestr için söz aldım memleketime götürmek için..

Şunu iyi biliyorlar birileri ama, bir daha hatırlatayım; kaybedecek hiç bir şeyi olmayan, hizmetini göz bebeği yapmış olan insanlara savaş açarak çok yanlış yaptınız ağalar. Allah var gam yok. Selamun Aleykum.

R. Halit Feza

Reklamlar