Etiketler

, , , , , ,

Hüseyin Gülerce AlçalmaDine ve millete hizmette doğru bir yol üzerinde iseniz, hasım cephenin çok yönlü saldırıları her fırsatta devam eder.

Ayrıca münafıkların ihanetleri vardır. En yaralayıcı olan da bir dönem sizlerle birlikte olmuş sonra ayağı sürçmüş, gönlü kaymış, istikameti şaşmış, bakışları bulanıklaşmış olanların saldırı ve ihanetlere çanak tutmalarıdır. Bunlar günahsız, masum, temiz sineleri hançerleyip dururlar.

Tarih boyunca Türk milleti bu uç düşmanlıktan çok çekmiştir. Dış cephe evet sizin varlığınıza tahammüllü değildir. Ama münafıklara ne demeli? Bilhassa da dine hizmet yolunda rant kovalayanlara, hasetle oturup hasetle kalkanlara ne demeli? Münafıklardan başlayalım. Din, iman, mukaddesat düşmanları saldırılarını açıktan açığa yaparken münafıklar çok defa dinî, milli ve vatani değerlere saygılı görünerek her zaman sinsi davranırlar. Moda tabiriyle asıl “takiyye”yi onlar yaparlar. Yeri gelir herkesi dostça kucaklar, fırsat bulunca da arkadan hançerler. Sizin güveninize hıyanetle karşılık verirler. Dün vefa sözü verdikleri bir konuda bakarsınız ertesi gün hasım cephenin yanında yeni yalanlar mayalar. Münafıklar; din, iman, Kur’an ve millet düşmanlarından daha tehlikelidir. Çünkü millet evladının düşmanlıklara karşı teyakkuzda bulunma, tedbirli olma hasletlerinde ve hislerinde gevşeklik hasıl ederek en büyük zararı verirler.

Kur’an’ın tespitine göre bunlar, kalben hasta kimselerdir. Hisleri malul, idrakleri tutarsız, şuurları kapalı, iradeleri de nefsani temayüllerinin emrindedir. Kalıplarına bakarsanız adam sanırsınız. Halbuki vicdani mekanizmaları ile tamamen mefluç olan bu insanlar, hastalıklarıyla o kadar uyuşmuşlardır ki, onları tedavi etmeye kalksanız tepki alırsınız, ilaç verseniz tokat yersiniz, kurtarmak isteseniz hakarete uğrarsınız. İftira silahları, yargısız infazlar işleridir. Hele bir de medya güçleri varsa, ipe sapa gelmez vehim ve kuruntularıyla haftalarca, aylarca kamuoyunu meşgul ederler. Kendilerinden o kadar emindirler ki, bunların doğrularından başka doğru yoktur. Zaten memlekette bunlardan başka adam da yoktur, sadece bunlar vardır. Halbuki bunların bütün kriterleri çarpık, idrakleri endazesiz, hisleri de her zaman yanıltıcıdır. Vatansever geçinirler; ama insanlarla münasebetlerinde fevkalade bencil ve nefisperesttirler. Menfaatlerine dokunacağı hesabıyla kendi kulvarlarındakileri bile karalar, düşman kabul ederler. Bu millet, böylelerinden asırlardır çekiyor.

Şimdilerde bir de münafıkların dümen suyunda hasbiler topluluğuna saldırıya geçenler var. Ebedi hasımlarla, rüyalarında bile yan yana gelmeyecekleri hainlerle kol kola girenler var. Onlardan medet umuyorlar, onların gölgesine sığınıyorlar. Kin ve öfkesine esir olmuş, eşi-dostu bile kendilerini tanıyamaz hale gelmiş, hafızalarını kaybetmiş zavallılar bunlar.

Aziz milletimizin, adı anılınca hasretle gözyaşı döktüğü muhterem insanlara “gavur”un bile demediğini, diyemediğini söyleyebilen hasta ruhlar var. O muhterem insanlar, üstelik her şeye rağmen, “kimsenin, hiç kimsenin cehenneme gitmesini isteyemeyiz” diyerek, sadece bu milleti yeniden diriltecek hizmet kervanına bir zarar gelmemesi için DUA HİMMETİ istiyor. “Davam” deyip iki büklüm oluyor ve gönül sazının tellerine kırık mızrabıyla dokunuyor:

Yine hicran dolu günleri andım

Yıllar, gözyaşına karışıp gitmiş

Ürperdim ve yerimde kalakaldım

Dostlar düşmanlarla barışıp gitmiş

Asırlık düşmanlarımız; nifak ekenlerle ve kendini inkar edenlerle kol kola girse de bu millet, ışığı görmüşken Allah’ın izniyle artık sendelemeyecek, diriliş ruhu ile büyük yürüyüşüne inançla, azimle devam edecektir.

Biz de kim kıştan yana, kim bahara uyanmış bir daha test etme imkanını bulacağız.

Hüseyin Gülerce / Zaman / 25 KASIM 2004

Reklamlar