Etiketler

, , , ,

Ceket 2 HEHer şey bir arkadaşın “Gazetemize abone olur musun?” cümlesiyle başladı…

O kadar büyük bir ön yargım vardı ki, gazetenin adını duyunca direk “Hayır” dedim.

Ama kıyamadım da…

Büyük bir sıkıntı yaşıyorlardı. Gönlünü almak için “Aldığımız gazete var bir kaç tane” dedim.

“Tamam” dedi o da…

Israr etse direnecektim abone olmamak için. Ama o kadar sıcak ve sitemsiz demişti ki o ‘Tamamı’.

“Ne kadar yıllık ücreti?” dedim ve nasıl oldu bilmiyorum ama abone oldum. Ardından yaşadığım bu olayı Twitter sayfamda yazdım.

İnanılmaz bir ilgi, teşekkür…

Dua eden, gazeteyi okumam için tavsiyede bulunan insanlar…

Ne kadar da çoklardı…

“Ya ne oluyoruz?” dedim kendi kendime….

Kimdi bu insanlar?

Haşhaşi denilen, paralel ilan edilen ve devleti yıkmaya kalkan insanlar mı? Herkes ‘İşimizden aşımızdan oluruz’ endişesi ile onlarla aynı karede olmaktan bile uzak duruyordu.

İçimdeki tüm aykırılığa rağmen  takipleşmeye başladık birkaçı ile. Sürekli gözüm üstlerinde sanki yeni bir tür keşfetmiş gibi, merakla kendilerine yönelik en ağır hakaretlere bile sabırla susmalarını izledim.

Normalde kimse dayanamazdı o hakaretlere. Onlar sustu, dayandı ama ben dayanamadım. Onlar sabrederken ben onlara yapılana isyan ettim.

Bir kaç ay takipleştik. Hemen hemen hepsi okumuş, eğitimli, aklı başında ve çok naifti. Yazdıkları ise çok anlamlı, mantıklı ve akılcı.

Bunları gördükçe kafamda bir sürü soru; şimdi bunlar mı yıkacaktı devleti?

Bunlar mı örgüttü, bunlar mı haşhaşiydi?

“Karıncayı bile incitmekten sakının” derken ‘bile’ kelimesinden incinen insanlar…

Bu düşüncelerle onları tanımaya çalışırken, birileri de çıkıp ha bire saydırıyordu,

Neymiş, devletin her kurumunu ele geçirmişler…

Allah Allah…

İyi de onlar da bu ülkenin insanıydı. Bu ülkenin okullarında okumuş, mezun olmuş ve başarı sağlamışlardı. Yaşamak için elbette çalışacaklardı.

Bu ülkenin kurumlarında çalışmayıp da nerede çalışmalarını bekliyorlardı ki…

Kimi öğretmen, kimi doktor, kimi polis, kimi asker, kimi de hakim olmuştu. Okuyan bir insanın hayali değil miydi bunlar? İnançları işlerini yapmalarına engel mi olmalıydı?

Ne yapmalarını bekliyordunuz?

Sizin gibi bakacak olursak; partilere üye olanların da kamu dairelerine alınmaması gerekmez miydi? Oysa şu an partiye üye olmadan işe girme şansı yok insanların.

Bir de sözde darbe yapmış bu insanlar…

Darbe nasıl yapılır yada darbe nedir diye hiç mi merak edip bakmadınız kaynaklara? Bakmadıysanız en yakın örneğe, Mısır’a bakın.

Yolsuzlukları iddialarını dillendirince darbeci mi olunuyor? Bu iddialar eğer yalansa ispat etmek daha kolay değil mi?

Suçlanan kişi masum olduğunu ispat eder, herkesin vicdanında aklanırdı. Yani olması gereken buydu.

Bunlar ne yaptı, tam tersini…

Darbe savarlar çalıştırıldı, zırhlar giyildi, siz misiniz bize ‘Hırsız’ diyen.

“İnlerinize gireceğiz, size bi yudum su vermeyeceğiz” denildi. Sürekli düşmanlık tohumları ekildi. Okulları yıkıldı, dersaneleri, yurtları yakıldı.

“Eğitim yuvalarını arttıralım, gençleri sokaklardan çekelim” derken, bu yapılanlar reva mıydı?

İnançlarından dolayı iş adamlarına baskı yapılırken,  bankaları batırılmaya, vakıfları bitirilmeye çalışıldı.

Onlar bunları yaparken PKK da yakıp yıkıyor, sivil asker yada polis demeden vurmaya başladı. PKK’ya dahi yakıştırılmayan tüm sıfatlar bu insanlara yakıştırıldı. PKK’ya toz kondurulmadı.

Ülke insanı Doğu’ya adım atamaz hale geldi, yollar kapatıldı. Hatta “Oralarda neler oluyor?” diye kimse sormaya dahi cesaret edemedi..

Aylardır sözde girdikleri ‘inlerde’ bir şey bulamamanın hırsı ile algı operasyonlarına başladılar. Gece operasyonları ile gözaltına alınanlar ekranlarda dakikalarca izlettirilirken, 24 saat sonra bırakılmalarından söz bile edilmedi.

Türlü türlü oyunlarla bugünlere gelindi. Önce insanlar tıpkı benim gibi çok gizemli bi örgütmüş gibi bakıp “Ooo bunlar cemaattenmiş” derken, yavaş yavaş uyanmaya, gerçek paraleli anlamaya, görmeye başladı.

Herkes biliyor ki bu insanlar bizim kapı komşumuz, akrabamız ya da mesai arkadaşımızdı. İçimizden birileriydi. Aynı restoranda yemek yiyor, aynı otobüste yolculuk ediyor, aynı durakta bekliyorduk.

Yapılan bu haksızlığa susmak, sizleri bilmem ama bana uymadı, uymaz da. Bana aynı fikirde olmasam bile haksızlığa uğrayan her insanın yanında yer almam öğretildi. İnanç, renk ve ırk ayırımı yapmadan.

İnançlarından dolayı insanlara yapılan bu zulmü “İnançlara  özgürlük getireceğiz” diye seçtiklerimizin yapması ise işin başka bir boyutu.

“Zulm ile abad olunmaz” der büyüklerimiz. Çünkü zalimin silahı, bir gün kendisine karşı çıkacağından şüphelendiği herkese dönecektir.

O yüzden zalimin silahı size de dönmeden uyanın.

Mazlum sesini çıkarttığı an, zalim tarihin tozlu sayfalarına gömülecektir.

Saba Türk / 2 Kasım 2014

Reklamlar