Etiketler

, , ,

Hüseyin GülerceHüseyin Gülerce: Hizmetten Hezimete (Gülerce’ye Açık Mektup)

Geçenlerde bir arkadaşım, Hüseyin Gülerce’nin Camiayı hedef alan “Hizmetten Hezimete” isimli bir kitap yayımlayacağını duymuş. Sosyal medyayı salladığını sonradan öğrendiğim bu söylenti, beni 1990’lı yıllara götürdü.


O ana kadar herkesin tercihlerinin kendisini bağladığını düşündüğüm için beyefendinin Zaman gazetesinden ayrılmasına (cemaate mesafe koymasına hatta camianın karşısına geçmesine) saygıyla yaklaşıyordum.

Fakat iktidar borazancılarının beyefendinin iktidar yanlısı olmayı tercih etmesini kullanarakinsanları yönlendirme girişimlerini gördükten sonra bazı şeyleri anlatmanın bir vebal olduğu kanısına vardığım için bu yazıyı kaleme aldım.

BİZZAT ŞAHİT OLDUKLARIM

Şimdi 1990’lı yıllarda, Yalova’da öğretmenlik yaptığım dönemde, şahit olduğum bazı durumları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hayat gerçekten ilginç tevafuklarla dolu. Hüseyin Bey beni tanımaz ama hayatın zikzakları içinde onunla yolum gıyaben de olsa 1997’de kesişti.

1994-1995’te daha çiçeği burnunda bir öğretmendim. Oturup kalktığımız ortamlarda Yalova’da yaşanmış bir fedakârlık hikâyesi anlatılıyordu: Hüseyin Gülerce ismindeki bir ağabeyimiz sahibi olduğu dershaneyi hizmete devretmiş, büyük bir alicenaplık göstermiş falan filan…

Tevafuk bu ya, çok değil, iki üç sene sonra o büyük fedakârlık hikâyesine konu olan Yalova’daki dershanede Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak göreve başladım.

Bilenler bilir. Yalova’da İskeleye yakın, döküntü diyebileceğimiz bir binadaydı bu dershane.

Üç sene çalıştım bu kurumda. Yalova güzel bir şehirdi ama çalıştığım dershanenin insan boyunu aşkın sıkıntıları ve problemleri vardı.

Mesela iki kişi hariç bütün kurum çalışanları (evli çoluk çocuk sahibi veya bekâr onlarca öğretmen ve personel)  maaşlarını ancak dört beş aylık gecikmelerle alabiliyordu.

Beş ay, on ay, derken iki yıl… Her gün daha da kesifleşen sıkıntılar… Aylarca ev kirasını ödeyemeyen, elektrik ve su paralarını yatıramayan, saatlerce derse girdiği halde geçim sıkıntısına düşen öğretmenlerin çektiği sıkıntıların canlı şahidiyim.

Eziyet dayanılmaz duruma gelince bir dolu öğrencisi olan bu dershanenin neden maddi sıkıntılar yaşadığını araştırayım dedim, araştırdım ve ilginç bilgilere ulaştım:

SSK BORÇLARI: 
Sayın Gülerce, sahibi olduğu dershanenin ne kadar SSK borcu varsa dershaneyi devrederken onları da devretmiş yeni yönetime. Bu çok büyük bir yekun tutuyormuş. Yani dershanenin yeni işletmecileri kurumun devlete olan eski borçlarını ödemekten helak oluyormuş da haberimiz yokmuş.

HAVA PARASI:
Beyefendi -şu an kaç para olduğunu ve kaç yıl ödendiğini hatırlamadığım- devir paralarını da (hava parası da diyebilirsiniz) aydan aya hiç geciktirilmesine mahal vermeden tahsil ediyormuş  (Sakın bana olan ödemleri geciktirmeyin tembihleriyle)

KAYRILAN YEĞENLER:
Yukarıda maaşı herkesten önce ödenen iki kişiden bahsetmiştim. Evet, dershanede o iki personel’in maaşı ( diğer personelin ve öğretmenlerin maaşları gecikmeli ödendiği halde) zamanında ödeniyordu. Bu personelin hizmetle alakası yoktu. Ama maaşları hatıra binaen veriliyordu. Bende doğru dürüst bir iş yükü altına girdikleri izlenimi oluşturmayan bu kardeşlerimizin fedakarlıklarını da zikretmeden geçemeyeceğim.

Şimdi tahmin edin bakalım kim bunlar? Tabi ki beyefendinin kurumu devrederken (şişirilmiş) maaşlarının vaktinde ödenmesini ve gönülleri isteyinceye kadar dershanedeki görevlerine devam etmesini yeni yönetime emir buyurduğu yeğenleri…

Yani mali sağlığı bozulmuş, ödeme dengeleri yerle bir olmuş bir dershaneyi hizmete devretmenin nemenem bir yaman alicenaplık olduğunu insan olan herkesin anlaması gerekmez mi?

Ama her şey bir yana Hüseyin Bey, hakikaten bir hamleyle bazı borçlardan kurtulurken, Allah bereket versin havadan paralar cebinize dolarken, bazı yakınlarınızın geçim yükünü artık size ait olmayan bir kuruma yıkarken vicdanınız ne iş yapıyordu?

Görüyorsunuz hizmet insanı Hüseyin Gülerce ne kadar büyük fedakârlıklar yapmış (!) hizmet için. Helal olsun!

Ayrıca o zamanlar beyefendinin matematik öğretmeni olan kardeşi İbrahim Gülerce iki üç yıl yüksek maaşlarla dershanede öğretmenlik yaptıktan sonra Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde Gökçek’in yanına geçmişti.

Yazıyı kâğıda dökmeden önce bir de bu meseleyi internetten araştırayım dedim. O da ne, ortalık yıkılıyor:

Emre Uslu, Rasim Ozan Kütahyalı, Osman Gökçek, Melih Gökçek, Hüseyin Gülerce sosyal medyada birbirine girmiş.

Özetle Emre Uslu: Hüseyin Gülerce, kardeşi İbrahim Bey ve diğer aile fertleri vasıtasıyla AKP’li Gökçeklerle kurduğu ciddi ticari ilişkilerden dolayı cemaate cephe almak zorunda kalmıştır, diyor. 

Hüseyin Gülerce ise kardeşinin Ankara BB BELKA Genel Müdürü olmasına, Melih Bey’in oğlu Osman Gökçek’in Beyaz TV’sinde yakın akrabalarının ticari ilişkilerinin bulunmasına rağmen Gökçeklerle hiçbir ticari ilişkisi olmadığını Melih Bey’le sadece dost olduğunu iddia ediyor.
(Gerçeği ancak Yüce Allah biliyor. O’na havale ediyorum.)

Lakin mızrak çuvala sığmıyor işte!

Bu durumda iki farklı Hüseyin Gülerce çıkıyor karşımıza:

Biri, 1990’lı yıllarda yerel bir dershanenin sahibi iken, hizmetin eteklerine tutunup Zaman gazetesi sayesinde Türkiye’nin tanıdığı bir yazar haline gelen şehir şehir dolaşıp din, vatan ve millet konulu sahbetler yapan Hüseyin Gülerce…

Diğeri, 2014’de kirli işleriyle içeride ve dışarıda nam salmış,  yaptığı zalimlikler ve hukuksuz uygulamalarıyla bir korku imparaorluğu kurma izlenimi veren AKP’nin fanatik bir savunucusu haline gelen bir Hüseyin Gülerce…

Şimdi elini vicdanına koy ve sen söyle Hüseyin Bey, hangisi HİZMET, hangisi HEZİMET?

Affına sığınarak bir soru da Hüseyin Ağabey(!):

Sahi, Yalova’da onca yıl sayenizde sıkıntıdan sıkıntıya düşen, çoluğuna çocuğuna mahcup olan, örgüte(!) gönül veren o öğretmen kardeşlerinle nasıl, ne zaman ve nerede helalleşmeyi düşünüyorsun?

Unutmayın ki çekirgeler bir zıplar, iki zıplar.

Lakin bugüne kadar üçüncü kez zıplayabilen bir çekirge hiç görülmemiştir.

Saygılar!

Seyit Ahmet Ercan / Merkür Haber / 23 Ekim 2014

Reklamlar