Etiketler

, , , , ,

Ali ÇolakPeşin söyleyeyim, bir kişiden değil, bir ‘tip’ten söz ediyorum. Kişilerle uğraşmadım hiç, fikirlere, eylemlere baktım. Burada bir zihniyeti, bir tavır ve söylemi teşhir edip insaniyet namına tedavi önereceğim. Aslında ondan ‘iptidai’ diye söz etmemiz gerekirdi. Çünkü medenî dünyada böylesine yer yok artık. Zaten kendisi de bugünden ziyade eski çağlara, cahiliye devrine ait özellikler gösteriyor. Cahiliye damarını yaşatıyor ve o zamanların insan tipine ait bir dili benimsiyor.

Belli bir yaşı ve cinsiyeti olması gerekmiyor onun; otuzlarında, kırkında yahut altmışında çıkabiliyor karşımıza. Kadın veya erkek bedeninde olması bir şeyi değiştirmiyor. Mümeyyiz vasfı kötücüllük. Nereden, nasıl ve ne sebeple neşet ettiğine akıl erdiremeyeceğimiz bir hasetle donanmış, onunla yatıp kalkıyor. Kini, bütün duygularının, insani vasıflarının önüne geçmiş. Artık kendisini bir savaşçı olarak görüyor. Kimi zaman haddini aşıyor, savaşı başlatanların bile önüne geçip onlara yol yordam öğretiyor. Hasbelkader sahip olduğu gazete sütununu, televizyon programını bir muharebe meydanına çeviriyor. Yıkıcı, öldürücü, zehirli kapsül gibi sözler ve hakaretler bulup ‘düşman’ının ciğerine, kalbine saplıyor.

Ne var ki, karşısında bir düşman safı yok ve aslında o, kendisiyle savaşıyor. Durmadan, kan ter içinde kılıç sallıyor. Farkında olmadan kılıcı kendi ayaklarına vuruyor bazen. Dört bir yanı yara bere içinde, naralar atıyor. Hiddetinden ağzı köpürmüş, içindeki doymak bilmez canavarın dişlerini göstererek soluk soluğa, bir o yana, bir bu yana saldırıyor. Bıraksalar, kalemi kâğıdı, mikrofonu atıverip basbayağı savaşçı olacak. Bugün, kimi üçüncü dünya ülkelerinde insan kaçıran, her şeyi yakıp yıkan çapulculardan geri kalmayacak.

Aylardır, dur durak bilmez saldırdığı halde, karşı taraftan kimse ama hiç kimse kendisini kale almıyor. Bir kelimecik olsun cevap vermiyor, bir toz zerresiyle bile mukabele etmiyor. ‘Yok hükmünde’ sayıyorlar onu. Bu, meydan muharebelerinin en korkuncu olmalı. Savaşçıyı öfkesinden çıldırtacak bir manzara. Karşıdakilerin sükûneti, aldırmazlığı onu çileden çıkarıyor. Ciddiye alınmadığını gördükçe, tozu dumana katarak fır dönüyor meydanda. Taşlara, kayalara çalıyor kılıcını; ağaçları, çiçekleri doğramaya kalkıyor. Hakaretlerini, küfürlerini çeşitlendiriyor ve dozu artırıyor. Kendi türüne ait isimler vermeye başlıyor düşman bellediklerine. Gel gelgelim, yine mukabele görmüyor; kapkara, kararıp kalıyor. Muvazenesini büsbütün yitiriyor ve ne yapacağını bilmez bir vaziyette kükremeye başlıyor. Vahim!

İnsan sormadan edemiyor: Bunca kini ne zaman ve nerede biriktirdiniz? Bu öyle üç-beş ayda zuhur etmişe benzemiyor. Otuz yıldır, kırk yıldır var idiyse, nasıl taşıdınız bunca zaman, nasıl gizlediniz? Kendinize bu zulmü niye yaptınız? Daha düne kadar, şimdi parçalamak için can attığınız insanlar vardı etrafınızda, hatta dostlarınızdı onlar. İçinizdeki o karayı, o korkunç canavarı nasıl zapt ettiniz? İnsan bunca ağırlığa nasıl katlanır?

Şimdi, her şey böyle sürüp giderken, yapacağımız en büyük iyilik, sizi tedaviye ikna etmek olmalı. Tedavi olmalısınız! Bu, hepimiz için en iyisi. Bakın, hayat her şeye rağmen güzel. Neşeyle, yaşama sevinciyle bir tek nefes alıp vermek bile dünyalara değer. Hayatı kendinize zindan etmenin anlamı yok. Kalan ömrünüzü huzur içinde geçirebilirsiniz. Kimse sizden gücünüzün üstünde bir şey istemiyor. Kin ve nefretten sıyrılın. Biraz güler yüz, biraz sevgi ve biraz iç aydınlığına ihtiyacınız var. Etrafınızdakilerden ışıldayan bir yüzü, bir çift tatlı sözü esirgemeyin. Bunca paranoya, bunca savaş narası arasında çocuklarınıza, torunlarınıza gülümseyebiliyor musunuz? Unutmayın, onların da size ihtiyacı var. Bunun için bir hastaneye yatmalı ve bir süre tedavi olmalısınız. Kendinizi hâzık bir ruh hekimine teslim ediniz. Pişman olmayacaksınız.

Böyle giderse ve tedaviyi kabul etmezseniz, cırcır böceği gibi çığrınırken, öfkeden çatlayıp gideceksiniz. Bir ömr-i heder! Değer mi? Onlar, o bin bir hakaretle kara çaldığınız, dünyayı dar etmek istediğiniz topluluk… Onların umurunda değilsiniz, sizi tanımazlar bile. Onlar, türkülerini söyleyip geçiyorlar. Dün olduğu gibi bugün de minnetsiz, nefretsiz, muhabbetle gülümseyerek. Siz de bir damlacık sevgiye izin verin lütfen! Emin olun, bu size iyi gelecek ve içinde kıvrandığınız zulmetten kurtulacaksınız. Hadi, zorlayın biraz, başarabilirsiniz. Bir damlacık sevgi!

Ali Çolak /ZAMAN 24 Mayıs 2014, Cumartesi
Reklamlar