Etiketler

, , , ,

Polis Kelepçe2BKCK’nın çağrısıyla başlatılan Kobanê eylemleri Türkiye’nin her yerinde yağma ve talana dönüştü. 7 Ekim’den beri sokaklarda şiddet ve kaos yaşanıyor. Dün itibariyle eylemlerin ağır bilançosu ortaya çıktı. Resmi verilere göre ölü sayısı 32’yi, yaralı sayısı ise 221’i sivil, 139’u güvenlik görevlisi olmak üzere toplamda 360’ı buldu. 212 okul, 67 emniyet binası, 29 parti binası olmak üzere toplamda 113 bina tahrip edildi. Zararın maddi boyutu henüz tespit edilemedi. Gözaltı sayısı 1024, tutuklanan sayısı 58.

Olaylardan sonra gerek siyasiler gerek aydınlar gerekse de terör uzmanları faklı değerlendirmelerde bulundular. Kimilerine göre eylemler derin PKK’nın işi. Kimilerine göre “PKK’nın 1. serhildanı.” Kimilerine göre de barışı bitirmek isteyenlerin dış mihrakların oyunu.

Yaşanan olayları tanımlama ve tasnif etme, tamamen kişilerin durdukları yerle ilgilidir. PKK’nın sürdürdüğü bu eylemlerin anlamı, nasıl okunması gerektiği, hedefinin ne olduğu konularında terör uzmanı kişilerin tanım ve tasniflemelerine başvuruldu.

Olayların tansiyonunun kısmen düştüğü 10 Ekim… Metris Cezaevi… 22 Temmuz operasyonuyla gözaltına alınıp tutuklanan terör müdürleri Yurt Atayun ve Ömer Köse ile görüşüldü. Kendilerine, yaşanan son olaylar soruldu. Onlar da düşüncelerini kısaca ifade edecekleri söylediler.

Yurt Atayun:

CP : Bu olayları nasıl okumak lazım?

İlk tepkisi:
YA : Sınırlar çiziliyor. Ülkenin yasını tutuyoruz.

CP : Olay bu kadar vahim mi?

YA : Evet, olay bu kadar vahimdir. Hatta göründüğünden de vahimdir.

CP : Bu kanaate nereden vardınız?

YA : Oslo’da KCK sanıklarının tahliye edilmesi taahhüdü verilirken sürecin bu aşamaları konuşulmuştu. Bugünü anlamak için Oslo tutanaklarına bakmak yeterli olacaktır.

CP : KCK’yı niye bu kadar önemsiyorsun?

Y.A.: KCK, terörü şehirlere taşıyan, teröristleri şehirde mobilize edebilen ve PKK’nın üst aklı, üst yapısı niteliğinde bir yapılanmadır. 2011 yılının Ağustos ve Eylül’ünde KCK operasyonları başlatıldığında şehir yapılanmalarının deşifre olduğunu, şehir merkezlerinde hareket etme kabiliyetinin minimize edildiğini gördüm. Onun için KCK meselesi önemlidir.

C.P.: KCK operasyonlarının perspektifi nasıl oluştu?

Y.A.: KCK ile ilgili çalışmalar 2009 yılının sonlarında başlamıştı. Hazırlık aşamasının bitirilip operasyon aşamasına geçilmesinde, başbakanın grup toplantısında yaptığı bir konuşma tetikleyici oldu.

C.P.: Başbakan ne dedi?

Y.A.: Hatırladığım kadarıyla “Türkiye’nin tarihine ülkeyi böldürten başbakan olarak geçmek istemem.” demişti. KCK, yasama yürütme yargı organları ve anayasası olan paralel bir devlet yapılanmasıydı. Bu yapıyı da biz deşifre ettik. Operasyonlar başladıktan sonra örgütün hakimiyeti sokak eylemlerinde yok olmak üzereydi. 2011 ve 2012 yılı karşılaştırmalı terör olayları istatistiğinde, KCK operasyonunun sokağa etkisinin %80’e yakın bir oranda sonuç verdiği ortaya çıkmıştı.

C.P: Sizin tutuklamanızla bugünkü yaşananlarla bir bağlantı kuruyor musunuz?

Y.A.: Oslo görüşmelerinde üç konuda taahhütte bulunuldu.

Birincisi; tutuklu KCK sanıklarının tahliye edilmesi,

ikincisi özel yetkili mahkemelerin kapatılması,

üçüncüsü terörle mücadele edenler hakkında işlem yapılması.

Önce KCK tahliyeleri sağlandı. Sonra emniyet teşkilatının terör şube ve istihbarat şube birimlerinde çalışan tüm polisler terör ve istihbarat sınıflarından çıkarıldı. Daha sonra da hesap sormak adına bizi buraya tıktılar.

C.P.: Sizden sonra göreve gelen polisler de aynı teşkilatta çalışan insanlar değil mi? Sizin gitmeniz terörle mücadeleyi neden zayıflatsın?

Y.A.: Biz ayrıldıktan sonra yerimize getirilen personeldeki terörle mücadele anlayışı aynen şudur: “Başbakan Öcalan’la anlaştı. PKK ile sorunumuz yok.” Bu anlayış şu anda terör ve istihbarat birimine hakim olduğu için 7 Ekim’de başlatılan PKK isyanı kontrol edilemiyor. Nasıl önleneceği bilinemiyor.

C.P: 7 Ekim’i nasıl okumak lazım?

Y.A.:

Düşünce şu: Bir; Öcalan’ı çıkarma hazırlığı ile birlikte tansiyon yükseltiliyor.Yükseltilen bu tansiyonu da ancak Öcalan’ın düşürebileceği ve Öcalan’ın PKK üzerindeki ağırlığının hükümetçe bilindiği teyit edilmek isteniyor.

İki; bölünmeye gidilecek, bunlar hazırlık çalışmaları. Şehir merkezlerinde sürdürülen şiddet ve yağma eylemleri güvensizlik oluşturacak, batıdaki insanları da bıktırıp “bölünecekse bölünsün” ruh haline getirecek.

C.P: Sokaklardaki bu eylemler nasıl bu kadar şiddetli olabiliyor?

Y.A.: Bizim dönemimizde bu nitelikte eylemler olmuyordu. Çünkü KCK yapılanmasını sıkı takibe almıştık. Önemli meselelerin konuşulduğu günlerde örgütü harekete geçirecek gruplara operasyon yapıyorduk. İletişime geçmelerini engelleyip sokağa dökülme planlarını yok ediyorduk. Bugün KCK kendi haline bırakıldığı için eylemlerini rahatlıkla organize edebiliyor.

C.P.: Olayların önlenememesini güvenlik açısından nasıl tanımlarız?

Y.A.: Şu anda güvenlik problemi var. Asıl sorun da bu. Emniyette terörden anlayan, polisliği bilen müdürler ve amirler tasfiye edildi. Mesela Diyarbakır Emniyet Müdürü ve Batman Emniyet Müdürü olayların en yoğun yaşandığı günümüzde yıllık izinlerini kullanıyorlar. İzinlerini kesip görevlerinin başına dönmediler. Bir önceki Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven, yıllarca terörle mücadelede görev almış, istihbarat daire başkanlığında çalışmış, işin uzmanı bir müdürken, yerine getirilen, örgütü bilmeyen, terörün t’sinden anlamayan biri. Emniyet kadrolarının içinde bulunduğu bu durum da örgütün kolaylıkla eylemde bulunmasına yol açıyor. Yeni iş bilmezler yüzünden bugün emniyet acziyet içerisindedir.

C.P.: Bingöl saldırısının anlamı ne?

Y.A.: Mesaj “Devlet biziz.” mesajıdır. Bingöl halkına “Devletin emniyet müdürü kendini koruyamıyor, seni hiç koruyamaz.” mesajını vermektir. Hedef sadece polis vurmak olsaydı, sokakta olaylara müdahale eden polisler rahatlıkla vurulabilirdi. Emniyet müdürünün vurulması önceden keşfi, planlaması yapılmış, müdürün rutin olarak aynı saatlerde geçmiş olduğu güzergahta gerçekleştirilmiş bir eylem değil. Bunun muhakkak içeriden de araştırılması gereken bir boyutu var.

C.P.: İstanbul’daki sokak eylemlerinde göstericilerin ellerinde silahlar var. Bazı evler silahlarla taranıyor. Bunu nasıl görüyorsunuz?

Y.A.: Ben 7 yıl terör müdürlüğü yaptım. İstanbul’da hiçbir ev silahla taranmadı. Ama şimdi Esenyurt’ta, Sultangazi’de keleşle evler taranıyor. Bu da örgütün nasıl güçlendiğini gösteriyor. Örgütle mücadele eden terör ve istihbarat birimlerinin KCK, PKK, DHKP-C, IŞİD gibi örgüt dinlemeleri sona ermiş. Bu yüzden takip, tespit ve yakalama mümkün olmuyor.

C.P.: Son olarak ne söylemek istersiniz?

Y.A.: Terörle mücadele kişisel hırslara kurban edildim. Görev yaptığım dönemde beş binden fazla işlem yaptım. Hiçbirinde “hak ihlali” soruşturmasıyla muhatap olmadım. Bizim yerimize gelenler daha bize yaptıkları soruşturmada çuvalladırlar. Birçok yanlışa imza attılar. Beni adliyeye çıkaran polis müdürü “Nereden adliyeye gideceğiz?” diye sordu. Ben de “Kaç aydır polissin?” dedim.“3 aylık polisim adliyeye hiç gitmedim. Yolunu bilmiyorum.” dedi. İşte terörle mücadele böylelerine teslim edildi.

Eylül 2013 tarihinde terör şube müdürlüğü görevinden alınan Ömer Köse’ye sordum:

C.P.: Paralel yapı diye sizi içeri aldılar. Nedir bu?

Ö.K.: Paralel yapı, devlet kelime hazinesine KCK ile girdi. O dönemde devlet yapılanması içerisinde, devlete paralel bir yapı idi.

C.P.: Son olaylara nasıl bakıyorsunuz?

Ö.K.: Asıl paralel yapı dışarı çıkarılınca, örgütün şehir yapılanmasındaki ele başları toplumsal olaylara yeniden örgüt tabanını mobilize edebilir hale geldi.

C.P.: Ne oldu da örgüt bu çapta sokak eylemlerine girişti?

Ö.K.: Önce “açılım pazarlığı”na bakmak lazım. Pazarlıkta verilen vaatlerin bir kısmı yerine getirilmeyince örgüt yeniden hareketlendi. Yerine getirilen vaatler; KCK’lı sanıkların tahliyesi. Bir de örgütle mücadele eden birimlerin tasfiyesi meselesi var. Bu da örgütün alanını açtı. Güçlenmesini sağladı. Hatta bu süreçte örgütün yandaşları silahlandırıldı. Şehir merkezlerinde hareket kabiliyetleri yüksek gruplar oluşturuldu. İllegal örgüt yapılanmalarına yönelik dinlemeler sona erdirildi. Ben görevden ayrıldığım sırada terörle mücadelede, sadece İstanbul’da 2500 telefon dinlemesi yapılıyordu. Bugünse 300’den fazla dinleme yok. Bu durum da örgütün şehir içerisinde kolaylıkla eylem yapmasının ve tabanını eyleme çağırmasının önünü açtı.

C.P: Eylemler durur mu, durdurulabilir mi?

Ö.K.: Her ne kadar sağduyu çağrısı yapılmış olsa da eylemci gruplara direkt polis müdahalesi olmadığı müddetçe eylemler durmayacaktır. Grupları sokağa çağıran elebaşlarını takip etmezsen sonuç bu olur. Hareketli gruplar “Eylemi durdurun.” çağrılarından etkilenmezler. Sahaya çıkma vakitleri geldiği için çıktılar. Öcalan’a gitmeleri yeterli olmayacak. Geçici durma olabilir ama eylemler devam edecek.

C.P.: 17 Aralık operasyonu yapan ekipte değildiniz? Bugün neden buradasınız?

Ö.K.: 17 Aralık operasyonu yapan şubede çalışmıyordum. 17 Aralık dosyası ile ilgili haberleri olaylar olduktan sonra normal vatandaşlar gibi ben de televizyondan duydum. 18 Aralık günü de terörle mücadele şubesi görevinden alındım. Bunun, 17 Aralık’la ilgisi yoktu ama paralel KCK yapısı öyle bir nüfuz alanı oluşturmuştu ki 7 Şubat’ta başlatılan süreç Aralık’ın 18’inde bitirildi. Beni görevden aldıktan sonra Oslo’da verilen taahhüdün gereği olarak hesaba çekilmem gerekiyordu. Bugün de o hesaptan dolayı buradayım.

C.P.: Son olarak ne demek istersin?

Ö.K.: Bingöl’de öldürülen emniyet müdürü arkadaşlar “paralelci” iddiasıyla oraya gönderilmişti. Ama cenazesi “kahraman” diye karşılanıyor. Bu millet için ölünür ama bugün bu hükümet için ölünmez. Allah devletimizi korusun.

Kobanê meselesi, sokakların yakılıp yıkılması için birileri tarafından gerekçe yapılıyor. Terörle mücadelenin, açılım sürecinin ve Kürtlerle barışın birbirine karıştırılmadan yapılması gerektiği 30 yıldır maalesef anlaşılamadı. Bugün yaşanan olaylar ülkeyi nereye götürür bunu kestirmek zor.

Röportaj: Cesim Parlak / İnternethaber

Reklamlar