Etiketler

, , , ,

M Akyol Cemaat“İktidarda ne kadar keskin olursanız, ne kadar öfkeli olursanız o kadar çok servis ediliyor, öne sürülüyorsunuz. Başbakan söylemleriyle bunu teşvik ediyor. Bunun için birbiriyle yarışan nefret tacirleri var.”
Risalelerin devlet tekeline alınmasına karşı olduğunu belirten Akyol, “Zaten devlet hayatımıza çok fazla girdi. Çok fazla müdahale ediyor. Dini alana da fazla müdahale ediyor. Bu müdahalelere bir başka zemin hazırlayacak bir tutumdur bu. Ben dolayısıyla devlet bu işten elini çeksin diyorum.”

RÖPORTAJ: UMUT YAVUZ / ROTAHABER – ÖZEL

İşte Mustafa Akyol’un Rotahaber’e yaptığı o açıklamalar:

DEVLET RİSALE-İ NURLARA MÜDAHALE EDEMEZ!

Nur camiası içinde tartışılan “bandrol yasağı” ve Risalelerin devlet tekeline alınması meselesinde sorularımızı cevaplayan Akyol, “Bu konuda söz söylemeye en yetkin insanlar Risale-i Nur talebeleri, Risale-i Nur geleneğini bugüne kadar taşımış insanlardır. Ben Risale-i Nur’u severim, saygı duyarım ama bu konuda bir iddiam yok. Fakat şunu da görüyorum ki zaten Risale-i Nur talebeleri ve cemaatleri arasında da bu konuda farklı görüşler var. Benim aklıma, vicdanıma uygun olan görüş devletin Risale-i Nur üzerinde böyle bir onay tekeline sahip olmaması gerektiğidir. Bandrol meselesini savunanlar şöyle söylüyorlar. Devlet bandrolü zaten her alanda her isteyene verecek ve bir problem olmayacak. Fakat bu yetki kolaylıkla devlete hakim olan zihniyetin arzusu doğrultusunda istismar edilebilir. Yani tensip buyurdukları Risale-i Nur yayıncılarına bandrol verirler, öbürlerini bekletirler, vermezler bahane çıkarırlar. Devletin bugüne kadar hukukla değil de siyasi intikam hissiyle hareket ettiğini zaten görüyoruz. Dolayısıyla bunu onaylamak doğru değildir.” dedi.

DEVLET BU İŞTEN ELİNİ ÇEKSİN

 

Devletin hayatımıza çok müdahil olduğunu dile getiren Akyol, Risale-i Nur devlet tekeline alınmasının da yeni bir müdahale alanı doğurduğunu söylüyor. Akyol, “Bence devlet tekeli Risale-i Nur’un ruhuna da uygun değil. Risale-i Nur’un en temel özelliklerinden bir tanesi sivil olmasıdır. Üstad Bediüzzaman’ın devletin yani Diyanetin de Risale basmasını o dönemde talep ettiği şeklinde bilgi var. Ama bu devletin Risalelere düşman olmaması, sahiplenmesi anlamındadır. Zira Risale-i Nur’u yasaklamış bir devlet geleneğinden bahsediyoruz. Üstad’ın Diyanet’in Risale basmasını temenni etmesini bu açıdan anlıyorum. Bu başka bir şeydir. Fakat devletin bu konuda bir otorite haline gelmesi, ‘Risale-i Nur’un doğru versiyonu nedir’, ‘hangisi basılabilir hangisi basılamaz’ gibi konularda devlete bir otorite verilmesi; iki gün sonra devletin Risale-i Nur’un içinde devlete kim hakimse onu rahatsız eden bir pasajın çıkmasını bile isteyebilir duruma getirilmesi demektir.  O zaman ‘bandrol vermiyoruz’ diyebilir. Dolayısıyla burada ilkesel bir durum var. Ben devletin bu işten çıkması gerektiği kanaatindeyim. Zaten devlet hayatımıza çok fazla girdi. Çok fazla müdahale ediyor. Dini alana da fazla müdahale ediyor. Bu müdahalelere bir başka zemin hazırlayacak bir tutumdur bu. Ben dolayısıyla devlet bu işten elini çeksin diyorum.” ifadelerini kullanıyor.

SADELEŞTİRMEYE KARŞI DEĞİLİM AMA…

Nur gruplarının Gülen cemaatinin Risaleleri sadeleştirme girişimlerine duyduğu tepkileri de yorumlayan Akyol, şahsi olarak sadeleştirmeye karşı olmadığını vurguladı. Akyol şunları söyledi: “Bu konuda dediğim gibi söz söylemeye yetkisi olan insanlar Risale-i Nurun büyükleridir, manevi varisleridir. Şahsi kanaat olarak ise sadeleştirmeye karşı değilim. Bunun faydalı olacağını da düşünüyorum. Çok açık bir gerçek var. Yeni jenerasyon var Türkiye’de… Bunların Risale dilini anlaması mümkün değil. Bırakın Risaleleri 80’lerde yazılan kitapları bile anlamıyor. Bir twitter kuşağı var. Bunlara Risaleleri nasıl aktaracağız? Bu bir yöntemdir. Risaleleri onun algılamasına uygun hale getirmek mümkün. Risaleyi algılamaya başladığında da orjinalin asıl olduğunu vurgulamak gerekir. Çünkü orijinal metin Bediüzzamanın kendi kelimeleridir ve tabii ki daha kıymetli olacaktır. Kur’an için de “asıl metin” esastır yerini hiçbir şey tutmaz. Ama Arapça bilmeyen insana meal tavsiye ediliyor. Risale neticede bir Kur’an tefsiri. Risaleler başka dile nasıl tercüme ediliyorsa, Türkçe’de sadeleştirilmesinde de bir beis görmüyorum. Burada sadeleştirmeye karşı devleti yardıma çağırmak, devlet müdahalesini çağırmak yanlıştır. Risale-i nur dünyası bunu kendi içinde müzakere ve istişare yöntemleriyle çözebilirdi. Hizmet hareketi de sadeleştirme konusunda uyarıları dikkate almalı… Kendi adıma sadeleştirme beni rahatsız etmiyor. Fakat bu konuda itirazlar da dikkate alınmalıdır.”

DEVLETİN TASALLUTUNDAN ÇEKİNMEK LAZIM

Devletin sivil hayata müdahalesinden çekinmek gerektiğini kaydeden Akyol, muhafazakarların son dönemde devleti kutsallaştırdıklarına dikkat çekti. Akyol, “Türkiye’deki muhafazakarlar devlet tarafından çok ezildiler çok örselendiler. En başta da Risale-i Nur talebeleri… Bunu tespit etmek lazım. Bu dönemde devletin otoriterliğini eleştiren sivil bir dil geliştirdiler. Türkiye’nin demokratik dönüşümü için çok da hayırlı oldu bu. Şimdi devlete hakim olan insanlar artık dindar ve muhafazakar, dolayısıyla ‘devlet ne kadar büyürse o kadar iyidir, devlet ne kadar genişler kuvvetlenirse o kadar iyidir’, gibi bir düşünce gelişmeye başladı ki; bu çok tehlikeli. Çünkü dini ezen otoriter devlet kötü olduğu gibi, din adına otoriterlik yapan devlet de kötüdür, hatta belki daha da kötüdür. Çünkü o devletin otoriterliği insanları bu sefer dine karşı tepkili hale getirir. Ben bunun çok örneğini gördüm İslam dünyasında. Yani din adına otoriterlik yapan siyasi rejimlerin insanları dine tepkili hatta dinsiz hale bile getirdiğinin çok örneğini yaşadım. Allah korusun Türkiye’de böyle bir şeyin onda birine bile izin vermemek gerekir. İkincisi eğer devlet dini alana hakim olursa ve din hizmetlerini yapmaya başlarsa bu sefer bunu tanımladığı anlamına gelir. Yani normalde sivil alanda herkes kendi meşrebinde bildiği şekilde devam eder. Sözgelimi farklı Risale-i Nur grupları farklı usullerle devam ederler. Hepsi kendi bildiğini yapar. Hepsi en güzeli benim mesleğimdir der ama güzel benim mesleğimdir demez. Fakat devlet bir alana giriyorsa o alanı tanımlıyor. Dolayısıyla dini tanımlamaya kalkması da dini gruplar arasında tercih ettiği yorumları öne çıkarması, diğerlerini de bastırması, susturması anlamına gelir. Bu da ikinci bir tehlikedir. Hele devlet dindarların elinde olduğu zaman devletin dini hayata, sivil hayata tasallut eden geleneğinden daha fazla çekinmek lazım…” ifadelerini kullandı.

BUNUN KAMBOÇYA’DA OKUYAN ÖĞRETMENLE, ZAMAN OKUYAN VATANDAŞLA NE ALAKASI VAR?

Cemaate yönelik linç dilinden yakınan Akyol, “Çok yanlış buluyorum bütün bu linç dilini. Zaten iktidar çevresinde ve iktidarı destekleyen medyada sadece cemaate değil, iktidarın karşısında duran bütün sosyal kesimlere yönelik bir linç dili var. O sosyal kesimlerin de hataları ve fanatizm ve taşkınlıkları olabiliyor. Gezi parkında yer yer örneğini yaşadığımız gibi… Fakat bu, iktidarın daha ağır başlı olması gerektiği realitesini değiştirmez. Hukuka uygun davranma zorunluluğunu da ortadan kaldırmaz. Cemaat-Hükümet kavgasına gelince, hükümet bir iddiada bulunuyor. Devlet içinde poliste ve yargıda bazı cemaat mensupları var bunlar devlet hiyerarşisine göre değil kendi hiyerarşilerine göre davranıyorlar. Bunun da adını paralel devlet koydular… Şimdi bu doğru mu yanlış mı büyük bir tartışma. Ben bunun tamamen hayali olduğu kanaatinde değilim açıkçası. Ama iktidarın abarttığı ve şeytanlaştırdığı boyutta olduğu kanaatinde de değilim. Fakat şunu söyleyim. Diyelim bu tamamen doğru. Ne olması lazım bu durumda? Poliste ve yargıda hiyerarşi dışı hareket eden kimse, hukuku çiğneyen insanlar kimse, bunların hukuk yoluyla tasfiye edilmesi lazım. Buna hiçbir itirazım yok. Fakat bununla Kamboçya’da okul açan bir öğretmenin, Zaman gazetesi okuyan bir okurun ne alakası var.” dedi.

CEMAATE HAKARET EDENLER PİŞMAN OLACAKLAR

 

Cemaatin bütün faaliyetlerini şeytanlaştıranların bir gün pişman olacaklarını kaydeden Akyol, “Türkiye’nin ne yazık ki siyasi geleneği bu şekilde. Toplu cezalandırma yöntemidir bu. Biliyorsunuz ittihatçılar ne yapmıştı? İşte Ermeni çeteler var yanlış işler yapıyorlar o zaman bütün Ermenileri Türkiye’den sürelim noktasına geldiler. Yani eğer Gülen hareketinde ya da başka herhangi bir cemaatte devlet içinde kadrolaşan ve bu kadrolaşmayla devlet gücünü kendi cemaati için kullananlar var ise tasfiye edilsin. Ama bundan yola çıkıp da bir cemaatin sivil alandaki bütün faaliyetlerini şeytanlaştırmak, öcüleştirmek onları gayri makbul vatandaş ilan etmek, hain ilan etmek, her gün hakaret etmek doğru değil. Buna öncülük edenler de ilerde pişman olacaklardır diye tahmin ediyorum.” dedi.

BİRBİRİYLE YARIŞAN NEFRET TACİRLERİ VAR

Akyol açıklamalarına şöyle devam etti: “Bugün Türkiye 70’lerin psikolojisine girdi. Kutuplaşmalar şiddete dönüşmüştü o yıllarda.  İnşallah o boyutta bir daha olmaz. Fakat birbirinin öteksini hain olarak gören iki siyasi kampa bölündü ülke. Bunda esas sorumlu bu dili sürekli üreten iktidardır. 70’lerin Türkiye’sinde ayrışanlar birbirinden nefret etti ama sonra dost oldular. Bugün ne yazık ki benzer bir süreçteyiz. Bugün bu işi körükleyenler 5-10 sene sonra haksızlık yapmışız diyecekler. O zaman pişmanlık yaşayacağımıza bugün pişman olacağımız şeyleri yapmayalım diyorum. Şöyle de bir şey var. İktidarda ne kadar keskin olursanız, ne kadar öfkeli olursanız o kadar çok servis ediliyor, öne sürülüyorsunuz. Başbakan söylemleriyle bunu teşvik ediyor. Bunun için birbiriyle yarışan nefret tacirleri var. Ne kadar keskin davranırsanız yükseltilirsiniz mantığı hakim. Cemaat tarafında da sivri olanlar var. Fakat sorumluluk sahibi iktidar olduğu için birinci mesele oradadır. İnsaflı olmak gerekir. Bu konuda iyi bir örnek Fikri Akyüz’dür. Onun cemaate eleştirileri var fakat her iki tarafa da “Bu kadar da olmaz” dedi . Örnek bir tavır sergildi. Dilerim medyadaki bu cinnet hali daha da büyümez.”

Reklamlar