Etiketler

, , , , ,

Reza TRİstanbul merkezli 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması, Ankara’nın dehlizlerine girdi bir kere. Politika ustalarının el çabukluğu devrede. Hamleler yapılıyor, ince politikalar geliştiriliyor. Yeni tartışma konuları ve ateşli gündemlerle dikkatler dağılıyor! Ve…

Rakamsal büyüklüğü, siyaseti kuşatması, uluslararası boyutu ile dikkat çekti. İlk günler, ülke tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet soruşturması olarak değerlendirildi. Haftalar, aylar geçtikçe siyasi ve sosyal boyutuyla yaşanmamış, görülmemiş büyüklüğe ulaştı. 10 binlerce kamu personelinin görev yerinin değiştirilmesini ateşledi. Literatüre ‘17 Aralık Yasaları’ olarak geçen, onlarca kanunda deşiklik yapan ‘torba yasa’ çıkarıldı. Eğitimden güvenliğe, yargıdan iş hayatına ‘yürütme’nin elini rahatlatan yasalar yapıldı. 3 milyon kamu personelinin tayin ve terfi gibi özlük haklarıyla ilgili yaşayacağı muhtemel mağduriyette hak arama yolları daraltılıyor, bugünlerde.

17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturma’sından bahsettiğimizi elbette anlamışsınızdır. 2013 Aralığının ikinci yarısında, adli kolluk kuvveti ve savcısıyla yargı harekete geçti. Öncesinde Cumhurbaşkanı Gül’ün talimatı ile Devlet Denetleme Kurulu harekete geçmişti. 4 bakanın istifasıyla siyaset tüm unsurları ile harekete geçti. Daha sonra, müstafi bakanların fezlekelerinin ulaşmasıyla Meclis harekete geçti. Üzerinden; tam bir yılın yarısı da geçti.

Peki, şu an soruşturmanın neresindeyiz? Önce soruşturmanın İstanbul ayağı yani başladığı yer unutturuldu. Mahkemenin tutuklama kararı verdiği iddianame iade edilmiş, yeni savcılar da iddianameyi baştan yazacaklarını açıklamışlardı. Yazılmış iddianamenin tekrar yazılması yılan hikâyesinin ilk perdesiydi! İkinci perde de mekân seçimi Ankara’ydı. 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması Ankara’nın dehlizlerine düşmüştü bir kere. Hemen her aşaması, adım adım, basamak basamak zamana yayıldı.

Yolsuzluk iddialarına adı karışan 4 bakandan üçünün çocuklarının evlerindeki aramalarla 17 Aralık 2013 sabahı başlayan soruşturma 25 Aralık’ta Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar’ın istifalarını getirdi. İstifa eden bu dört bakanla ilgili soruşturma yetkisi olmayan savcılar fezlekelerini hazırlayarak Meclis’e gönderdiler. TBMM’de grubu bulunan 4 partinin oylarıyla Meclis Soruşturma Komisyonu kurulması kararı alındı alınmasına ama hâlâ ortada komisyon falan yok.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, iktidar partisinin tavrını, “Hem suçlu hem güçlü” tabiriyle açıklıyor. MHP Genel Başkan Yardımcısı Ruhsar Demirel, “Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış” atasözünü hatırlatıyor. Muhalefet sözcüleri AKP’nin süreci tıkama konusundaki ustaca politika üretimi ve kıvrak manevraları karşısında bunalmış durumda. “Suçüstü” yakaladıklarını düşündükleri AKP’nin ‘yağlı güreş pehlivanı’ gibi ellerinden kaydığını belirtiyorlar.

Sonuçta, Meclis’teki sayısal üstünlük, iktidarın en önemli güç kaynağı. Genel Kurul gündeminin belirlenmesinden tasarı ve tekliflerin ekleme-çıkarma yapılarak yasalaşmasına, araştırma-soruşturma önergelerinin oylanmasından kurulan komisyonlara üye seçilmesine kadar Meclis’teki tüm süreç AKP’nin parmak çokluğunun kullanılışına göre şekilleniyor.

Gelmeyen fezlekeler

17 Aralık sürecine adı karışan 4 bakanla ilgili soruşturmanın Meclis eliyle yapılması gerekiyordu. Savcıların bu yönde hazırladığı fezlekeler bir türlü Meclis’e gelmiyordu. Bu süreçte yaşanan sıkıntılar, aslında ilk işaret fişekleriydi. Fezlekeler Adalet Bakanlığı üzerinden mi Meclis’e ulaşacaktı? Yoksa doğrudan TBMM Başkanlığı’na mı sunulacaktı! Aslında daha önce hazırlanan yüzlerce fezleke ile yol yordam belli idi ama… Savcılar 17 Aralık’ı müteakip fezlekeleri Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden Adalet Bakanlığı’na ulaştırdılar. Rutin işlemlere göre fezlekelerin bir iki gün içinde Başbakanlık üzerinden TBMM Başkanlığı’na ulaşması gerekiyordu. Elbette öyle olmadı. Adalet Bakanlığı yetkilileri (e-maile bakma kadar basit olmasına rağmen) UYAP’taki fezlekeleri görmezden gelerek bir nevi ‘tebellüğ’ etmediler. Savcılar, “bakanlığa gönderdik” derken, ısrarlı sorularımıza bakanlık yetkilileri, kendilerine “resmen ulaşan fezleke olmadığı” karşılığını verdiler. Haftalar geçti! Bakanlık üzerinden olmayınca, savcılar doğrudan TBMM Başkanlığı’na gönderdiler. Cemil Çiçek prosedür izlenmediği gerekçesiyle iade etti.

Yaklaşık 10 hafta sonra fezlekeler Meclis Başkanlığı resmî kayıtlarına girdiğinde TBMM yerel seçim tatiline girme kararı almıştı. 28 Şubat’ta gelen fezlekeler tatil öncesi genel kurulda okunabilirdi ancak Başkan Çiçek inisiyatifini ters yönde kullanmayı tercih etti.

Muhalefet bir yandan soruşturma önergesi hazırlıyor bir yandan da fezlekelerin Meclis Genel Kurulu’nda okunmasını istiyordu. Bunun için Meclis’in 18 Mart’ta olağanüstü toplanması talebinde bulundular. Çiçek yasal sürenin son günü olan 19 Mart Çarşamba için çağrı yaptı. AKP, 30 Mart yerel seçimleri öncesi bu toplantıya razı da değildi, toplantı yeter sayısına ulaşılacağına da ihtimal vermiyordu. Yine de Meclis’e gelip, kuliste beklemeye başladılar. Üç muhalefet partisinin toplantı yeter sayısı ile genel kurulu çalıştırmaya başlaması üzerine AKP milletvekilleri de genel kurula girdi.

Meclis’in olağanüstü toplandığı 19 Mart’ta her zamanki gibi muhalefet hedefine ulaşamadı. Fezlekelerin genel kurulda okunması talebi, “gizlilik” gerekçesiyle geri çevrildi.

AKP aynı gün politik bir manevra daha yaptı. Müstafi 4 bakan, “Aklanmak için haklarında Meclis Soruşturma Komisyonu kurulması” talebini içeren dilekçelerini AKP grubuna verdi. Dilekçelerle harekete geçen AKP grubu Meclis Başkanlığı’na başvurarak 4 bakanla ilgili soruşturma komisyonu kurulması önergesi verdi.

AKP grup başkanvekilleri ve sözcüleri daha sonra bu argümanı sık sık kullanarak, “Soruşturma önergesini biz verdik. Bizim soruşturmadan korkumuz yok.” mesajı verdi. CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, “AKP yönetimi olup biteni örtbas etmek isteyen suçluların psikolojisiyle ön almaya çalışıyor. Biz soruşturma önergelerimizi hazırladık. Fezlekelerin Meclis’e gelmesini bekledik. Hazırlığımızı gören AKP’nin verdiği ilk önerge, aklama önergesiydi. Rüşvete, sahte belge düzenlemeye yer vermemişlerdi. Çünkü kendilerine güvenmiyorlar. İçtüzüğe aykırıydı, geri çekmek zorunda kaldılar. Fezlekeler genel kurulda okutturulmayınca biz de ertesi günü 4 bakan hakkında ayrı ayrı soruşturma önergelerimizi verdik. Öyle tek bir suç değil. Savcı ne demişse hepsini yazdık.” diyor.

İlk günden hazır fezlekeler 10 hafta Meclis’e ulaşamadı. 28 Şubat’ta TBMM kayıtlarına giren fezlekeler için Genel Kurul 19 Mart’ta olağanüstü toplandı, ancak okunmadı. O gün verilen soruşturma önergeleri 8 hafta sonra 5 Mayıs’ta oylandı. 4 parti milletvekilinin oyları ile Soruşturma Komisyonu kurulması kararı alındı. Gelelim sonrasına…

Aradan 8 hafta daha geçiyor. Bu sürenin ilk 7 haftasında AKP Meclis Başkanlığı’na üye bildiriminde bulunmuyor. CHP ve MHP’nin üyelerine “ihsas-ı reyde bulunan isimler üye olamaz” gerekçesiyle itiraz ediyor.

İtiraza itiraz var. CHP Grup Başkanvekili Hamzaçebi, “Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi AKP, komisyonun kurulmasını engellemek istiyor. Ellerindeki bu silahı da almak için itiraz edilen isimleri geri çekip yeni 12 isim daha bildirdik. AKP kendisi kaçıyor. Kurulmasını istediği komisyona üye bildirmiyor.” diye konuşuyor. MHP’nin itiraz edilen üyesi Faruk Bal ise, “Evrensel ilkeleri dikkate alsalar, savcı hükmünde çalışacak komisyon üyelerinde ihsas-ı rey aramazlar. Muhalefet milletvekili olarak böylesine önemli bir konuda konuşmayacak mıyım? Meclis Başkanı çözüm üretecek inisiyatif alamıyor.” diye başka bir boyuta taşıyor.

Konuyla ilgili görüş belirtmemiş milletvekili aramaya sert tepki gösteren MHP Genel Başkan Yardımcısı Ruhsar Demirel, görüşlerinde son derece haklı:

“Muhalefet milletvekili konuyla ilgili kendisine yöneltilen soruyu, belki komisyon üyesi olabilirim diye cevaplamayacak mı? Böyle şey olabilir mi! Meclis’in tüm milletvekilleri bu konuda görüş beyan ettiyse ne olacak? Komisyon kurulmayacak mı? Bunlar milletle, Meclis’le dalga mı geçiyorlar?”

Didik didik aradılar, ama!

Meclis Soruşturma Komisyonu çalışmaya başlayamadı. Müstafi 4 bakanın ifadelerinin alınmasından başka, ihtiyaç hâlinde diğer ilgililer de bu komisyonda dinlenecekti. Dosyasını hazırlayacak olan komisyon gerek görürse, yargılanma talebi ile Yüce Divan’a havale edebilecek. Yasal olarak 2 ay çalışacak olan komisyona 2 ay ek süre daha verilebiliyor.

Komisyonun çalışmasının Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini olumsuz etkileyeceği düşüncesiyle AKP komisyonun kuruluşunu sistemli bir şekilde engellemiş oldu. 1 Ekim sonrasına kalan komisyon belki de 2015’e kadar da çalışmalarına başlayamayacak. Başlasa da raporunu yayımlaması 2015 genel seçimleri sonrasına kalacak. AKP niçin üye bildirmedi? Bu soruya AKP Grup Başkanvekili Ahmet Aydın şu cevabı veriyordu: “313 milletvekilimiz var. Didik didik inceliyoruz. Biz bu işten kaçmayız. İçtüzüğe uygun üye vereceğiz. İhsas-ı reyde bulunmamış isimleri belirliyoruz. CHP gibi sembolik ve usulsüz şekilde iş yapıyormuş görüntüsüyle iş yapmayız. Biz yaptık mı doğru yaparız! ”

Aydın’ın konuşmasından ancak 8 gün sonra AKP Meclis Başkanlığı’na üye bildiriminde bulundu. Önemli bir ince politik argüman daha geliştirdi AKP. “Olur da muhalefete mensup isimler uygun çıkarsa komisyon kurulamasın” diye kendi üyelerinin tamamını bu konuda değerlendirme yapmış, konuşmuş yani ihsas-ı reyde bulunmuş isimlerden belirledi. Grup Başkanvekili Aydın’ın Meclis tutanaklarına geçen, “didik didik ediyoruz, uygun isim belirliyoruz…” cümleleri tersinden uygulanmıştı. Soruşturma Komisyonu’nun kuruluşunu engellemek için içtüzük 109’a takılan isimler bildirmişti. İnce politikalar, kıvrak hamleler arasında 109’a takılan isim bildirimi çok sırıtıyordu, ama sürecin yılan hikâyesine dönüştürülmesi için her yol nasılsa mubahtı!

Muhalefet partileri buna itiraz etmeyecek. Doğru, ancak TBMM başkanlığı, ‘ihtiyaç olursa’ kendiliğinden (!) harekete geçerek, “AK Parti’nin üyeleri de ihsas-ı rey ile içtüzük 109’a uygun değil” diyecek.  Böylece komisyonun çalışması hâlinde Yüce Divan’a gitmesi muhtemel 4 bakan 2015 seçimlerine kadar bu süreçten kurtulmuş olacak.

BİR SORUŞTURMANIN ANATOMİSİ

İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü 2 Eylül 2012 tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne 317248 numaralı ‘gizli’ damgalı bir dosya gönderdi. Dosya, ihbarlar üzerine iki yıldır takip ettikleri Reza Zarrab’ın rüşvet ilişkileri ve kara para aklama faaliyetlerini içeriyordu. Bilgi notundan 7 gün sonra, 9 Eylül 2012’de, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Celal Kara’nın talimatı ile söz konusu şahsı izleme ve dinleme kararı aldı. İranlı işadamının Türkiye’yi altüst edecek faaliyetleri de böylece ortaya dökülmüş oldu.

Aslında hikâyeyi belki Millî İstihbarat Teşkilatı’nın Başbakan Erdoğan’a gönderdiği bilgi notuyla başlatmak gerekir. Hatırlanacağı üzere MİT, 17 Aralık’tan tam sekiz ay önce hazırladığı raporda Zarrab’ın hükümet ve bürokrasideki ilişkilerine dikkat çekmiş ve “Ortaya çıkarsa hükümet zor durumda kalır” uyarısı yapmıştı.

İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü teknik birimindeki 20 polis, son 5 yılda yaklaşık 80 ila 110 milyar dolar olduğu tahmin edilen kara para aklama mekanizmasını çözmeye çalıştı. Operasyonun 6. ayında polisi şoke eden bir telefon görüşmesi gerçekleşti. İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler’in Reza Zarrab ile irtibatlı olduğu tespit edildi. Çok geçmeden dönemin Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın özel komisyon karşılığında Reza Zarrab’ın para trafiğine yardımcı oldukları belirlendi.

17 Aralık sabahı Güler ve Çağlayan’ın oğulları, Reza Zarrab ve Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Ertesi sabah ise bu kez Muammer Güler’in başında olduğu İçişleri Bakanlığı operasyon için düğmeye bastı. İstanbul Emniyet’in Mali, Organize, Kaçakçılık, Terör ve Asayiş şube müdürlerine hemen vazifeden el çektirildi. Ertesi gün şubelerdeki müdür yardımcıları da görevden alındı. Ankara’nın son hamlesi operasyonun üçüncü günü geldi. 4 yıldır İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nü yöneten Hüseyin Çapkın merkeze alındı. Yerine Aksaray Valisi Selami Altınok atandı. Altınok aynı gün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın uçağıyla İstanbul’a gelip göreve başladı.

7 Temmuz 2014 / ALI ASLAN KILIÇ / AKSİYON

Reklamlar