Etiketler

, , , ,

Sedat LaçinerTürkiye, derin devleti bitirmede büyük bir fırsat yakalamıştı. Canavar, adeta kuyruğundan yakalanmıştı… Ancak mücadele kısa sürdü, sonu getirilemedi… Önce yargı safhasında ciddi hatalar yapıldı, kurunun yanında yaş da yandı… Muhalefet mücadeleye dahil edilemediği için mesele sanki hükümet ile muhalefet arasında rutin bir kavgaymış gibi görüldü… En kötüsü seçilmişler sonuna kadar gitmeye asla cesaret edemediler ya da kurumların birkaç tepe idarecisini atayınca orasının tertemiz olduğunu, devlete tamamen sahip olduklarını sandılar…

Daha önce de ifade ettim, derin devlet kanserli ur gibidir, küçücük bir parçasını bile içeride bıraksanız oradan büyür gider ve yeniden tüm bünyeyi sarar…

Kanaatimce bu mücadelede ‘derin yapılanma’nın önemli bir kısmına dokunulamadı bile. Davalar devam ederken derin devletin yeni versiyonları kurumlarda kök saldı, huruç yapacağı uygun anı bekledi…

Derin yapıların son dönemdeki taktiği suret-i haktan görünmek ve seçilmiş iktidarı müttefiklerinden kopartmaktı… Uzun süre sinmiş, uykudaki hücreler son 2 yılda bu taktik doğrultusunda hareketlenmeye başladı ve bugünlere geldik… Korkarım stratejilerinde başarılı oldular ve Türkiye’nin önümüzdeki birkaç yılında bu karanlık elleri daha fazla hissedeceğiz…

HAYAL Mİ GÖRDÜK?

Ergenekon ve Balyoz davalarına gelecek olursak, Anayasa Mahkemesi’nin yeniden yargılama kararı ve buna dayanak gösterdiği hak ihlalleri iddiasının aslında hiçbir önemi yok. Kamuoyu nezdinde bu davalar tamamen sona ermiştir… Davaların arkasındaki kamuoyu desteği en önce hükümetin tutum değiştirmesiyle sona ermiştir…

Türkiye’nin onca gürültülü tartışmadan sonra geldiği nokta, Hrant Dink Cinayetinin aslında adi bir cinayet olduğudur… Hükümetinden muhalefetine hiç kimse Rahip Santoro Cinayeti ve Malatya’daki Zirve Kitabevi’ne yapılan baskında biri Alman ikisi Türk üç kişinin boğazlarının kesilerek öldürüldüğü olayını duymak bile istemiyor… Sağından soluna kadar herkes için bu cinayetler artık adi vakalardır… Aynı şekilde, 2014 Türkiyesine göre Danıştay Saldırısı da kızgın bir vatandaşımızın anlık bir sinir patlamasıdır ve hiçbir siyasi boyutu bulunmamaktadır…

Evet, geldiğimiz noktada herkes bizden derin devletin aslında olmadığına inanmamızı istiyor…

Demek ki toplu kabuslar, toplu halüsinasyonlar görmüşüz… Derin devlet diye bir şey yokmuş… Sarıkızlar, Balyozlar, darbe girişimleri asla olmamış…

Dört koldan insanlar çıkarılıyor medyaya ve gömülü silahların hepsinin sahte olduğuna, tüm yargı kararlarının sahte tanıklar yoluyla alındığına, yaşadıklarımızın sadece bir oyun olduğuna inanmamız isteniyor…

ONLARI ARTIK SEVİYORUZ (!)

Muhalefet bu konuda sesini çıkarmıyor, çünkü şu ana kadarki davaları Hükümetin işi olarak görüyordu. Dahası muhalefet uzun süre bu davalarda avukat rolünü üstlendi hatta suçlananlara vekillik imkânı dahi sağladı…

Hükümet sesini çıkarmıyor, hatta davaların sona ermesi için çok sayıda açıklama yapıyor, çünkü onlar da cemaat ile kavgalarında bir cepheyi kapatıp ellerini rahatlatmak, hatta Cemaat ile Ergenekon denilen kesimleri çarpıştırmayı yararına görüyor…

Cemaat yaşananlara sesini çıkarmıyor, çünkü bu mücadelede yalnız kalmak, Hükümet için gereksiz kavgalara girmek istemiyor…

Bu şartlar altında bir de en üst düzey yetkililer mahkemelerin altını oyacak her türlü açıklamayı yapınca doğal olarak mahkemeler de beklenen kararları birer birer alıyorlar…

BİZ BU FİLMİ GÖRMÜŞTÜK

Korkarım Türkiye derin devletle mücadelede altın kıymetinde bir fırsatı kaybetti… Kuyruğundan yakaladığı canavarı fena halde elinden kaçırdı…

Şimdi ise sıra elden kaçırılan canavarda…

Ben sizi korkutmuş gibi olmayayım ama bundan sonra faili meçhul yumruklamaları, bayrak indirmeleri, yaralama ve cinayetleri bekleyebilirsiniz. Nereden biliyorsun, derseniz ben bu filmi önceden görmüştüm…

Sedat Laçiner / internetHaber

 

Reklamlar