Etiketler

, , , ,

Kerim BalcıVarsın, kendi mahiyetlerini muhakkar vücutlarının hayatından ibaret sananlar anlamasın bizi! Bardakta eriyen şekere sorsan, kaşık, semadan deryayı kasıp kavuran dehşetli bir hortum indiren âfettir. Tek dünyası olanın kalp gözü kapalıdır.

Baş gözünün gördüğünün ötesini göremeyen, lâhutu, rahamûtu, ceberûtu, melekûtu ne bilsin! Âlem-i mülkü âlem-i temellük zanneden nasıl anlasın bizi! Şu ziyaret âlemini, ziyafet âlemi sananlara bakarsan açız biz, açığız… Ebedi saadeti bırakıp dünyevî mutluluğa sarılanlara sorarsan başımıza bela sardık biz, dağıldı güçlerimiz… Ne bilsinler ki biz belâda Belâ Vereni bulduk, bulunmaz bir atâ bulduk, sefâ bulduk; tevekkülde karar kıldık, şükür kıldık… Ne bilsinler ki aleyhimize birleşse âlem, imanımız artar bizim! Onlar bilmez! Bir tek, Allahu a’lem!

Allah’ın açtığını kapatmayı marifet bilen bilmez bizi! Bizi dertte derman bulanlar bilir… Kelepçeye “altın bilezik” ismini takanlar bilir bizi… Mahpus damını Medrese-i Yusufiye yapanlar bilir… Behey varlığın sınırlarını eşindiği çöplükten ibaret sanan horoz! Bir tarafın ağrıyor ki böyle her vakit bağırıyorsun… Ama bil, bu yaptıklarınla bizi acıtamıyorsun… Acımıyor arkadaş! Cana geleni sefa bilen, mala geleni cefa bilir mi hiç? Yaparken “Yaptıran Allah” diyen, yıkılınca yıkılır mı? Açarken, açtıran Mevla’ya şükreden, kapanınca, senin talihsiz elinle kapattıran Hüdâ’ya “Lütfun da hoş, kahrın da hoş”tan başka ne der? Acımıyor! Acımıyor arkadaş! Vurduğun yer acımıyor; ama biz sana acıyoruz…

Önümüzde kocaman bir yangın vardı; içinde evlatlarımız, evlatlarımızın imanı yanıyordu. Söndürmeye, o ateşe okullardan, dershanelerden, yurtlardan setler çekmeye koştuk. Tuttun, kendi evlatların da dâhil olmak üzere daha fazla insanı o ateşe attın. Sonra elini ateşe set yaptığımız müesseselere uzattın. Bununla bizi yavaşlatacağını, davamızdan caydıracağını mı sanıyorsun? Aksine bizi hızlandırıyor, aşkımızı şevkimizi artırıyorsun. Hak yumruklandıkça güçlenir arkadaş! Sen yumrukladıkça zayıflıyorsun, farkında mısın? Yoksa sen zulmünle bizi sokağa dökebileceğini mi tevehhüm etmiştin? İşleri barış adacıkları kurmak olan insanları çatışmaya sürükleyebileceğini mi zannetmiştin? Karakutun da dinlesin, sen de iyi dinle!  Burada bizi parça parça etseniz biz yine asayişe dokunmayacağız arkadaş! Velev acıtabilseydin bile Kur’an tutan, nur tutan elimize topuz tutturamazdın. Ama acımıyor işte! Acımıyor ki!

Bize Allah, Hâbil’ler olmayı nasip etti. Sen Kâbil bile olamadın. Kâbil, hiç değilse nadimlerden olmuştu. Sen zalimliğinle kaldın ortada! Acıtmaya da kâbil değilsin, susmaya da… Ne yapacaksın bundan sonra? Hapse mi atacaksın? Bize nimet! Sürecek misin? Bize hicret! Bazılarımızı işten mi attıracaksın? Bize azimet! Tecrit mi dedin? Bize uzlet! İşkence mi? Sana zahmet, bize keffaret! İftiraların mı? Sana ifk, bize iffet!

Hakikaten acımıyor arkadaş! Acıtmıyor, korkutmuyor! Son zamanlarda bizimkilerde bir heyecan bir heyecan… “Beni de alırlar değil mi?” diyor birisi. “Ergenekoncuların listesinde yoktum, bunların listesine de giremediysem yuh olsun bana! Elle tutulur hiçbir şey yapamamışım demektir yoksa!”

Sizin bir sözünüz var: “Pazar’a kadar değil, mezara kadar!” Bizimse gerçek hayatımız mezardan sonra başlar! Seksen defa sandıktan galip çıksan ne çıkar! Koltuğu tek canan bilenin canı sandıkta çıkar… Gelince önüne son sandık, inşallah demezsin: “Eyvah aldandık, kendi yalanımıza kandık, sandığı mahkeme-i kübra sandık! Vah yandık, vah yandık!”

Acımıyor ama acıyoruz sana… k.balci@zaman.com.tr

Reklamlar