Etiketler

, , ,

Mehmet KamışVe deniz bitti… Hayal dünyasından çok acı bir çığlıkla uyandık. ‘One minute’ efsanesi, Ortadoğu’nun liderliği, Osmanlı’nın yeniden doğuşu gibi lafların, önü arkası olmayan koca birer yalan olduğu, IŞİD baskınıyla bir kere daha yüzümüze çarpıldı.

Hükümetin Ortadoğu politikalarının, Musul’da başkonsolosumuzu rehin vererek tamamen iflas ettiği görüldü. Türkiye’nin dünya devleti olmadığı, birkaç bin kişilik grubun gelip başkonsolosumuzu rehin alabilecek cesareti göstermesiyle ayan beyan ortaya çıktı.

Ortadoğu’da yaşananlar, hayatımıza bir anda giren IŞİD gerçeği, İslam dünyasının halini bize bir kere daha hatırlattı. Sakız çiğnediği için, Irak devletinde güvenlik görevlisi olduğu için ya da farklı bir görüşe sahip bulunduğu için insanları öldüren, sürekli kan döken bir anlayışla karşı karşıyayız. Sürekli şiddet halini yaşayan bu örgüt, hem dünya için hem de İslam’ın bizzat kendisi için büyük bir tehdit olarak durmaktadır. Üstelik Türkiye hükümetinin bu oluşumların ortaya çıkmasında büyük emeği de göz ardı edilemez. IŞİD Türkiye’nin gittiği rotanın dehşetini bize çok net gösterdi. Son üç-beş yıldır dış politikada yönünü Ortadoğu’ya çeviren hükümet, bölgenin davranış ve yönetim modellerini de transfer etti maalesef. Şarklı ama İslamî olmayan bu davranış biçimleri, Ortadoğu’ya örnek ülke konumunda bulunması gereken Türkiye’yi onlar gibi yönetilen bir ülkeye dönüştürdü.

Kamu malının yani beytülmalın kullanılması, devlet imkânlarının kişisel zenginleşme aracı haline getirilmesi, hukukun üstünlüğü ve yönetenlerin hukuk normlarına riayeti gibi konularda hükümet hiç de iyi sınavlar vermedi. Başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere AK Parti, ülkeyi yönetirken her geçen gün Şarklı bir anlayış sergiledi.

Siz hiç, Ortadoğu ülkelerinde bir devlet yöneticisinin yolsuzluktan ya da işlediği herhangi bir suçtan dolayı yargılandığını, etik sebeplerden dolayı istifa ettiğini duydunuz mu? Böyle bir şey asla söz konusu olamaz çünkü… Ortadoğulu bir devlet başkanı, aynı zamanda ülkenin de sahibi gibidir. Tayyip Erdoğan’ın ve hükümetin yönetim refleksleri de tıpkı onlara benziyor.

Elinde silahla insanlığa kan ve barut kokusundan başka bir şey vaat etmeyen, dini, Batılıları yenme aracı olarak gören gulyabani bir anlayış, büyük desteklere mazhar olabiliyor. Bütün zihinsel melekelerini sadece güç, iktidar, şiddet ve yenme üzerine çalıştıranlar maalesef estetik, sanat, medeniyet bilim üzerine kafa yormaya vakit bulamıyor. Hal böyle iken insan şu soruyu kendine sormadan edemiyor: Peki Müslümanlar dünyaya ne vaat ediyor? AK Parti hükümeti diyelim ki dünya devleti oldu, hadi diyelim yeni Osmanlı oldu, bu coğrafyaya ne katkı yapacak? Daha çok demokrasi, daha çok hukuk, daha çok medeniyet mi getirecek? Ülkeye etik değerler üzerinden yürütülen yönetim biçimi mi kazandıracak? Bütün bunlara vereceğimiz cevap koca bir hiçtir?

Silahın gücüyle çılgına dönmüş IŞİD ve benzeri gruplar bir yandan el altından büyük destek görürken, diğer yandan çağdaş dünyayı yakalamak için bütün gücüyle eğitime yönelen bir harekete karşı ölümüne bir mücadeleye girilmiş durumda. Bu çelişkiyi, iyi niyetle tevil edebilir misiniz?

18 Haziran 2014 Mehmet Kamış /Zaman
Reklamlar