Etiketler

, , ,

Dilipak PerinçekBİR “GARİP” ADAMIN PORTRESİ:ABDURRAHMAN DİLİPAK

Tertiplediği Kudüs Gecesine Niye Katılmadı? Mavi Marmara Gemisinden Son Anda Niye İndi? İşte Bir “Garip” Adam Abdurrahman Dilipak…

Nasıl ki mevcut iktidarı AKP’nin EkonomiEski Bakanı Nihat Ergün servet, şehvet ve şöhrete karşı ikaz etmişse…

Nasıl ki şimdilerde bütün “silahlarını” iktidar için kullanan Ahmet Taşgetiren defalarca malın, şöhretin, şehvetin imtihanı içindeki kirlenmeye dikkat çekmişse…

Son dönemde Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketine en ağır şekilde hücum edenlerdenAbdurrahman Dilipak da iktidarı para, kadın, koltuk ihtirasıyla, ihalelerdeki yolsuzluklarla ve rüşvetle itham eden ağır yazılar kaleme almıştı.

Önce Millî Gazete’de Tarık Behlül Akalın imzasıyla ve 8-10 ihtimalli dış politika değerlendirmeleriyle tanınan ve asıl şöhretini 1980’lerin sonları, 90’ların başlarında Mustafa Kemal’le ilgili kitaplarıyla yapan Dilipak’ı Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na kendisi ile ilgili anlattıklarından takip edelim… (TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı, Komisyon: 10/236; Tarih: 3.10.2012).

KENDİ ANLATIMIYLA ABDURRAHMAN DİLİPAK…

Dilipak, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta bütün darbeler döneminde hep ön saftaymış.

12 Eylül’ün sebeplerinden gösterilen MSP’nin Konya mitinginin tertip heyetindeymiş.

12 Eylül günü Çankaya’daki MSP binasına elinde herhangi bir kâğıtla hiçbir asker barikatında durdurulmadan gelmiş.

Daha sonra, yakalanmasın diye emekli bir albay, o sıra asker kaçağı da olduğu için askere göndermiş.

Askerde kalbi sıkışmış, önce Isparta’da, sonra GATA’da yatmış, ilk “gatakulli” yapanlardanmış.

28 Şubat’ta 28 Şubat karşıtı bütün toplantılarda protestoları örgütleyen kişiymiş.

Hakkında 42 yıldır 500 yıla yakın mahkûmiyet istenen davalarla yargılanmış ama ne kadar uğraştıysa da kendisini bir defa olsun tutuklatamamış.

“Hasbunallahu ve ni’mel vekil…” anlamında bir âyet söylüyor ve Allah kendisini hep koruyormuş.

MİT dışında her kurumla diyalog içinde olduğunu söyleyen Dilipak’la CIA ajanı bilinen Graham Fuller ılımlı İslâm adına birlikte çalışmak için, yani havuç politikasıyla, her dönem ABD politikalarında etkili olan Brzezinski ise sopa politikasıyla temasta olmuş.

Dilipak, Komisyon’da kendisini böyle anlatırken, 80 öncesi “İslamcılarla solcular kavga etmesin” diye Nuri Çolakoğlu ile de Doğu Perinçek’le de TKP ile de görüştüğünü söylüyor. DEV-YOL, DEV-SOL ayrışmasından söz ederken ve daha başka isimlerden, olaylardan, tarihlerden bahsederken, BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, kendisini bu anlattıklarıyla yalanlıyor.

Ne söylerse yalanlanınca Dilipak, kendisini şöyle kurtarmaya çalışıyor:

“Ben kurduğum ilişkiyi söylüyorum size. Ben de yanılmış olabilirim, örgütün içinde değilim ve aradan otuz-kırk yıl geçmiş, altmış beş yaşında bir insanım ben yani.”

Dilipak, “Hafızamı mazur görün!” demek istiyor. Dilipak, ifadelerinde ABD’de bir kanadın Erbakan’ı tuttuğunu, Erbakan’ın bu kanadın, bu lobinin oluşturduğu zeminde siyaset yapmaya çalıştığını da iddia ediyor.

KUDÜS GECESİ VE DİLİPAK

Dilipak, son zamanda tertipleyicilerinden olduğu, hem de baş tertipleyici olduğunu iddia ettiği halde ikisine de son anda iştirak etmediği Mavi Marmara ve 31 Ocak 1997’de Sincan’daki Kudüs Gecesi münasebetiyle gündeme geldi.

Kudüs Gecesi’ne niye katılmadığını anlatırken, 10 Mart 2013 günü İstanbul Bağcılar’da Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’ndeki konferansında 28 Şubat’tan bir hafta önce küçük dilinden ameliyat olduğu ve o gün sesi kısık olduğu için katılamadığını ileri sürüyor.

Bundan 3 gün önce Erzurum’daki bir konferansında, 28 Şubat’tan bir gün önce bir TV programına katılıp, dilinin şişmiş olması sebebiyle katılamadığını söylüyor.

6 Ocak 2014 günü Akit’teki yazısında 28 Şubat’tan (bu defa 1 hafta değil) 15 gün önce küçük dilinden ameliyat olduğunu, 28 Şubat’tan bir gün önce NTV’deki programda dilinin şiştiğini ve bundan dolayı katılamadığını iddia ediyor.

KUDÜS GECESİ TAM 28 GÜN ÖNCE…

Dilipak, 28 Şubat’tan 1 hafta veya 15 gün önce küçük dilinden ameliyat olmuş. Oysa, Kudüs Gecesi, 28 Şubat’tan 28 gün önce, 31 Ocak günü tertip edildi.

Haydi burada 68 yaş hafızasından dolayı 4 haftalık tarih karıştırması yapıyor diyelim. Dilipak’ın NTV’de katıldığı “Tartışa Tartışa” programları Cuma akşamları yapılıyordu (http://gazetearsivi.milliyet.com.tr/Etyen%20Mahcupyan/); dolayısıyla, Kudüs Gecesi’nin tertip edildiği aynı gece, 31 Ocak 1997 gecesi o program vardı; yani Dilipak’ın NTV’deki programa bir gün öncesinden katılıp da dilinin şişmiş olması tarih bakımından ve verdiği bilgiler ışığında asla mümkün değil.

DİLİPAK VE MAVİ MARMARA

Dilipak’ın Mavi Marmara Gemisi’ne neden binmediğine gelince…

Dilipak, gazeteci Mehmet Baransu’ya anlattığına göre, önce “Ailemden biri hastaydı, onun için katılamadım.” diyor. Baransu, “Ama aynı gün Taksim’deki protestoda kürsüdeydin.” hatırlatmasında bulunuyor. Gerçekten de Dilipak o gün Taksim’de kürsüde (http://www.radikal.com.tr/turkiye/israile_protesto_cigi_gibi-999816).

Bundan sonra Dilipak, mazeretini değiştiriyor: “Efendim, Akit gazetesi 30 kupona umre gezisi vermişti oraya gittim. Gemiye binemedim.”

6 Ocak 2014 tarihli yazısında buna ilavede bulunuyor. Akit gazetesinin okuyucularına yaptıracağı umrede rehberlik yapacakmış. Umreye kadar İHH’nın oluşturduğu kriz merkezinde kalması kararlaştırılmış. İHH Başkanı Bülent Yıldırım ise Dilipak’ı gemiye dahil etmeyenin kendisi olduğunu, Akit okuyucularının Dilipak var diye umreye katılacağını, dolayısıyla gitmemesi için onların hepsinden helâllik alması gerektiğini söylediği iddiasında. (http://www.timeturk.com/tr/video/guncel/abdurrahman-dilipak-mavi-marmara-ya-neden-binmedi/)

İnternet’te araştırdım, bizzat gazetenin arşivine de bakılabilir. Akit, o zamanki Vakit gazetesinin 2010 yılında umre turu olduğuna dair tek bir haber görmedim; 2008’de var; 2011’de var ve Dilipak, Akit okuyucularıyla umrede.

MAVİ MARMARA’DAN BİR HAFTA SONRA UMREYE GİTMİŞ

Akit’in kuponla umre seyahati de 2011 yılına ait. 2010 yılında Dilipak’lı veya Dilipak’sız bir umre haberi yok.

Ama Dilipak, Mavi Marmara hadisesinden bir hafta sonra umreye gitmiş. Bunu 7 Haziran 2010 tarihli Hadi Bana Eyvallah başlıklı yazısında şöyle anlatıyor:

“Umreye gideceğim diye Gazze’ye gidememiştim, bari umreyi aksatmayayım diye, eşimle ve kızımı da alıp Merve hanım ve diğer umreci kardeşlerimizle birlikte Medine’ye geldik…”

Yani umrenin Akit okurlarıyla yapıldığına dair hiçbir kayıt ve ifade yok. Enteresandır, Dilipak, 6 Ocak 2014 tarihli yazısında “Umre rehberi olarak  ben gidecektim.. Mavi Marmara’nın Gazze turu uzun sürecek olursa, ben Mısır ya da Suriye’den geri dönecektim.” diyor.

Şimdi soru şu: Gazze turuna katılıp, 7 gün sonra Mısır ya da Suriye’den dönülemez miydi; yoksa?

Yoksa..?

Evet, yoksa..?

Dilipak, Mavi Marmara faciasının yaşandığı 31 Mayıs 2010 günü Habertürk’te Balçiçek Pamir’in sunduğu Söz Sende programında AKP hükümetini Mavi Marmara yolcularının listesini İsrail hükümetine önceden verme töhmeti altında bırakacak iddialarda bulunuyor.

Dilipak, şöyle konuşuyor: “Mavi Marmara gemisine binen Türklerin tam listesi sadece hükümete verilmişti. Ama bu baskın sırasında görüldü ki, gemiye inen İsrail askerlerinin elinde de birebir aynı liste var. Ve bu listeye dayanarak, İsraillilerin infazlar yapmış olma ihtimali var.” (http://www.youtube.com/watch?v=1XZE4yo_Z2I)

Yoksa..?

BDP milletvekili Altan Tan, 16 Ocak 2014 günü TBMM’de yaptığı basın toplantısında“Başbakan adına ‘nara atan’ bazı milletvekillerinin ve bir köşe yazarının 9 insanın hayatını kaybettiği Mavi Marmara’nın Gazze seferine katılmaktan son anda vazgeçtiklerini” belirterek, şu iddiada bulundu:

“Bazı AK Partili milletvekilleri ve bir malum yazar, Gazze’ye giden gemiden Antalya’da indi. MİT istihbaratıyla son anda gemiye binmeyen bu kişiler kimlerdir? Başbakan bunları açıklasın. Gazze’ye bir gemi kalksın; Başbakan, Davutoğlu, AK Partili milletvekilleri ve o malum yazar binsin, ben de hemen bineceğim.” (http://www.aktifhaber.com/mitin-mavi-marmaradan-indirdigi-isimler-919039h.htm)

Yoksa..?

Dilipak, 17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmalarından kısa süre sonra Fatih’teki Ali Emiri Kültür Merkezi’nde bir konuşmaya katılıyor. Burada, Hizmet Hareketi aleyhine propaganda yapıyor.Salon boşaldıktan sonra, Dilipak’ın çantalarını taşıyan bir kişi göze çarpıyor. Toplantıyı takip eden muhabir arkadaşlar fark ediyor ki, bu kişi, KCK soruşturmasında gözaltına alınan ancak MİT kimliğini göstererek serbest kaldığı iddia edilen ve akabinde çalıştığı kurumla (AFP) yolları ayrılan Mustafa Özer isimli şahıstır.

Tanışıklıkları bilinmeyen bir şey değil. Zira 1 Ocak 2012’deki köşesinde Dilipak, Özer’i savunan bir yazı da yazmıştı.

Yoksa..?

Dilipak’ı son bir paragrafla tanımaya son verelim:

Ergenekon davasına bakan, CMK 250. maddesi ile yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/209 Esas No, 37 Celse No ve 06.01.2009 celse tarihli tutanağında sanık Emin Gürses’in şu ifadeleri yer alıyor:

06.01.2009 tarihli oturum, açıldı.
Dilipak beni arıyor, bana diyor ki, ben diyor, size çalışıyorum diyor, devlet baktı bana, koruma polisi vermişti. Ben bütün aldığım bilgileri size aktarıyorum. Siz dedim kimdir, “işte teşkilatlara, sizin istihbarat teşkilatlarına.” Ben dedim, “teşkilat falan bilmem ben, Rizeliyim” dedim. Ben öyle istihbaratla mistihbaratla bir işim yok, kim dediyse ona. Dilipak olarak bahsi geçen kişiyi sordular size. Görüşmede geçen kişi Abdurrahman Dilipak’tır. Ben TV’de Abdurrahman Dilipak’ın faaliyetleri hakkında açıklama yapmıştım. Dilipak da benim bu beyanımı duymuş ve beni arayarak bu şekilde beyanlarda bulundu. Ben de görüşmeden anlaşıldığı üzere şahsa gerekli cevabı verdim.”

Yani Emin Gürses, Dilipak’ın kendisine Ergenekon’a ve istihbarata çalıştığını beyan ettiğini açıkça söylüyor. İşte, bir camiaya yön verenlerden bir garip adam Dilipak… Biraz daha deşilse ortaya daha ne gariplikler çıkar!

Yetkin Yıldız / Aktif Haber

Reklamlar