Etiketler

, , ,

Ahmet_Turan_AlkanHer konuşmasında yollarımıza gül, üzerimize gül suyu serpen; bizlere hitab ederken sesinde gizleyemediği bir şefkat ve rikkat heyecanıyla kalplerimizi teshir edip titreterek bizlere hayat sevinci bahşeden sevgi ve gönül insanı Sayın Başbakan’ımız yine konuştu ve bütün halkı pozitif enerji ile doldurdu.

Mahalli İdareler İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda, partisine bağlı belediye başkanlarına seslenen ve bu esnada belediyecilikteki tecrübe ve görgüsünü kastederek, “Ben partimin genel başkanı olarak, belediyeden, damdan düşen birisi olarak şunu söylüyorum” şeklinde bir ifadeyle huzur verici konuşmasına başlayan Başbakan, engin tarihî ve medenî kültür birikiminden hareketle önemli ve ciddiye alınması gereken bir “medeniyyet” vizyonu çizdi.

Medeniyyet tarihimize geçmesi kaçınılmaz görünen bu konuşmanın en can alıcı ve gönül okşayıcı kısımlarını yüksek müsaadelerinize istinaden bir kere daha hatırlatırken, köşeli parantezler içinde şahsî, indî ve elbette Sayın Başbakan’ın görüşlerine nazaran pek süflî fikir ve görüşlerimi, sırf tarihe not düşmek kaydıyla şuracığa derc etmemi anlayışla karşılayacağınıza güveniyorum.

Aşağıda yer alan ifadeler müşarünileyhe aittir. Köşeli parantez içindekiler ise fakîr-i pür taksirin…

 

Çarpık şehirleri düzeltmek için çalışıyoruz. Bir anda [Yani 12 senede demek istiyor ve elbette devamını bekliyor] bunları düzeltmek mümkün değil.

Yurtdışına çıktınız, gelişmiş şehirlere baktınız.
Aklınıza benim hemşehrim neden böyle şehirlerde yaşamıyor sorusu gelmiş olmalı. Sizler de gece gündüz çalışacaksınız. Diyarbakır, Konya, Sivas, Edirne, Bursa buralar hayranlık duyulan şehirlerimizdi. [Yani demek istiyor ki, buralar vaktiyle tabii dokusu içinde şirin şehirlerdi, bir insicamı vardı fakat elbirliği ile berbad ettik; özellikle TOKİ ve belediyelerimizin elbirliği ile şehirleri beton denizi haline getirdik] Ecdad yaşanabilir şehirler inşa etti. Kötü miras almış olmamız, kötü miras bırakacağımız anlamına gelmez. Şehrimiz nasıl bozulduysa bu kadro bu şehirleri öyle inşa edecek [Özür dilerim ama bu cümle hiç inandırıcı değil; ‘biz bozduk, yine biz düzeltiriz demiş olsa bir avans daha verilebilirdi ama…]. Kendi vicdanınıza ve şehitlerimizin ruhuna mazeret üretemezsiniz. [Şehit ruhlarının bu meseleye nasıl karıştırıldığını çözmek için, siz bu satırları okurken ben muhtemelen hâlâ çalışmakta olacağım.]

İnsan şehri inşa eder sonra kendisini inşa eder sonra şehir kendisini inşaa eder. [Doğru söze ne denir; nümûneler âşikâr!]

Kentsel dönüşüm değişim diyoruz [Keşke başka bir lafız bulsak, berbat bir tınısı var kelimelerin]. Bazı belediye başkan arkadaşlarımız benim şehrim ilçem küçük diye bahane üretiyor. 
Hiçbir yere sığınmanın anlamı yok. [Yani, kentsel dönüşüm projeleri kapsamında şehirlerimize yeni beton  deryaları eklenmesi kaçınılmaz görünüyor. Eyvah ki eyvah!]

Birilerine rant sağlamanın derdine düşmeyeceğiz [Evet, bu cümle yeterince inandırıcı bence de]. Dikey mimariden yana olmayacağız [Necib yurdumuzun dört bir tarafına dikilen gökdelenlerden, şehirlerin tabii rüzgar akışını engelleyen toplu konut yapılarından yükselen feryat ve itiraz seslerini lütfen duymamış olunuz!]. Biz yatay mimariden yana olacağız. 50-100 kat bina yaparak birilerine hava atmayacağız.
 Bizim medeniyetimiz nedir bunu bilmeliyiz [Evet, bu bilgiye şiddetle ihtiyaç duymakta oluşumuz kesindir]. Birilerine rant sağlamak amacıyla 50 kat bina yapamayız [12 yıl içinde yapılan yüksek katlı binalar kamu bütçesiyle değil, yap-işlet-devret modelinin eseri olduğu için kapsam dışıdır!]. Biz bu konularda hassas olacağız [Evet evet; şekil A’da görünüyor zaten!].

Küçük meseleler son derece önemlidir [Ben de tam onu söyleyecektim; tevafuk!].Göze, gönle, kalbe hitap eden düzenlemeler yapmalıyız [Vakit yetecek mi?].

Siz istediğiniz kadar büyük projeler peşinde koşun ama vatandaşın ayağına takılan bir kaldırım önemlidir [Ben bu cümlenin önüne yatarım arkadaş; belediyecilikten gelmiş tecrübeli bir Başbakan’ın kaldırım meselesine dikkat kesilmesi, bir paradigma değişimi olarak şehircilik tarihimizde büyük bir dönemeçtir!]. Belediyelerimiz hâlâ yaya kaldırımlarında engelli sorununu çözememiştir [Çözememeleri son derece tabiidir, çünkü belediyelerimizin yaya kaldırımı konusunda hiçbir öngörüsü olduğunu sanmıyorum; bizde kaldırım şöyle yapılıyor: Evvela araçların geçeceği yer ayrılıyor; artan yere bir miktar kaldırım döşeniyor]. Bisiklet yollarını da yapacaksınız. Bu kültürü de genişletmeliyiz [Nafile gayret; meselâ CHP’li belediyeler bisiklet yollarına kafayı taktı ama ı-ııh, işlemiyor. Halkımız bisiklet sevmiyor. Bkz. Kadıköy ve Bursa Nilüfer mıntıkasındaki bisiklet yolları!]. Bütün illerimizde bunu yapmalıyız [Bence fuzuli yatırım!].
Yollarda ufkumuz 2×4 şeklinde yapmalıyız. Vatandaş sokağa çıktığında kendini emniyette hissetmeli [Bu cümleyi anlayamadım; yorumlarınızı beklerim!].

Sizler şehirlerin eminisiniz ama sahibi değilsiniz. Kararlarınızı şehrin tüm sakinleriyle [ama hepsiyle değil, anlamlı bir kısmıyla… şekil-B] istişare etmeniz gerekir.
İdeolojik yaklaşımlara her ne yaparsanız yapın onlar karşı çıkacaktır. Onlara 24 ayar altından yol yapsanız bunlar teneke diyecekler [Böylece bütün muhaliflerin ideolojik yaklaşım sahibi olduğu fikrine varıyoruz; halbuki Marmaray’ı haddimiz olmayarak takdir etmiştik!].

Milletimiz, 30 Mart’ta bu yerleri size verdi. Bu emanete sahip çıkarsanız 5 yıl sonra bu millet size gerekli değeri verir.
Bu harekette kibir yoktur [Peki, kandırılmışlıktan doğan pişmanlık duygusunun tevlid ettiği bastırılmaz bir kırıp-dökme iştihasından bahsedebilir miyiz efendim; pek belli oluyor da!]

(…)

Benimle ilgili 245 dava açtılar. Şimdi ne olacak? Duracak mıyız? Arkadaşlar yola çıkarken söyledik. Biz kefeni giyerek bu yola çıktık. 245 değil 2450 tane de açsalar bu yolda devam edeceğiz. Ben belediye başkanlarımdan bunu istiyorum. Bunlara [Kimlere?] verilmiş [Niçin verilmiş; hangi şartla; kimin malı nereye peşkeş çekilmiş; bu cürmü kim, niçin işlemiş? Bilgi lütfen!] ne kadar yer, bina [Geçici otopark yerleri de dahil!] varsa bunların hepsinin hukuk ve demokrasi içinde [Hukuk ve demokrasi içinde soralım mümkün değilse ne yapılacağı hakkında da ayrıntılı bilgi verilseydi, çok iyi olurdu] tek tek geri alınmasını istiyorum. Bu benim için ne denli bir sorumluluksa sizler için de aynı sorumluluktur [Yani, gevşeklik gösterip savsaklayanın vay haline!].

*

Böyle uzayıp gidiyor işte; okudukça inşirah buluyor, çiçekler gibi açıyoruz. Her cümlesi, yılların imbiğinden süzülmüş bir hikmet kristali gibi pırıl pırıl ışıldıyor ama benim favorim, içinde kaldırım geçen cümleydi.

15 Haziran 2014, Ahmet Turan Alkan / Zaman

 

Reklamlar