Etiketler

, ,

sair ve yazar hilmi yavuz. ( fotograf: selahattin sevi 16022006)HaberTürk Televizyonu’nun ‘Tarihin Arka Odası’ programı, geçen hafta bir yaşlı, ama gerçek bir bilge insanı, Dr. Necdet Özgelen’i konuk olarak ağırladı.

Konu, Türkçülük’tü. Ama Dr. Özgelen, son derece kışkırtıcı ve o kertede de önemli bir değerlendirme yaptı ve şöyle dedi:

“Ben, biz Türklerin yurt edindiğimiz bu coğrafyada, kalıcı olacağımızı zannetmiyorum. Bu cehaletle, bu bilgisizlikle bu topraklarda hüküm sürmemize izin vermezler.”

Necdet Özgelen A‘Bu cehaletle, bu bilgisizlikle bu topraklarda hüküm sermemize izin vermezler’. Bu müthiş ve ürkütücü tespit, bizi, üzerinde sadece güncel bir eğitim ve öğretim meselesi imiş gibi öylesine ve sümmettedarik ilgilendiren cehalet ve bilgisizliğin, bu yurtta yaşamamıza izin verilmeyecek bir kerteye taşınması ihtimalinin vahametini hatırlatıyor. Bu bir kehanet değil, bir uyarı! Bir uyarı, evet, ama vahim bir uyarı!

Dr. Özgelen’in ‘cehalet ve bilgisizlikle malûl’ bir toplum derekesine düşmüş olmamızın sebepleri üzerinde durmadı o konuşmasında. Niçin bu kadar bilgisiz ve cahil bir toplum olduk? Niçin? Niçin?

Bu cehalet ve bilgisizlik, modernleşmenin idrak ediliş tarzıyla ilgilidir. Daha önce de müteaddid defalar yazdım: Tahsil, talim ve terbiye’dir! [Talim, ‘öğretim’ demektir;  terbiye ise, ‘eğitim’! [Bilindiği gibi, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir ‘Talim ve Terbiye Kurulu’ var!] Mesele, temelde, ne talim’in ne de terbiye’nin hayata geçirilememiş olmasıdır.

Prof. Dr. Mehmet S. Aydın, ‘İslam’ın Evrenselliği’ adlı kitabındaki [Ufuk Kitapları, 2000], ‘İnsan Yetiştirme Modelimiz: Din ve Değer Eğitimi’ başlıklı yazısında ‘Modern Türk eğitim modelinin öğretim [yahut ta’lim] yanının başarıları[nın], başarısızlıklarına oranla çok daha fazla’ olduğu kanaatindedir.  Ona göre, ‘bu başarılar, Türkiye’yi bugün hiç de küçümsenemeyecek bir noktaya getirmiş bulunmaktadır. Ne yazık ki, aynı hükmü, modelin eğitim [terbiye] yanı için vermemiz mümkün değildir.’

Hiç kuşkusuz, Prof. Dr. Aydın’ın belirttiği gibi, ‘biri ta’lim, öteki terbiye, biri bilgi, öteki değer ağırlıklıdır. Gerek tek insanın gerekse toplumların maddî ve manevî kalkınmaları [terakki], bu iki alanın bir âhenk içinde bulunması ve olabildiğince güçlü olmasına bağlıdır.’

Gelgelelim, Prof. Dr. Aydın’ın öne sürdüğü gibi, tahsil sistemimiz, maalesef, öğretim ya da ta’lim alanında ‘hiç de küçümsenemeyecek’ bir konumda bulunmuyor. Hoca’nın affına sığınarak söyleyeyim: Öğretim alanında o ‘hiç de küçümsenemeyecek’ bir konumda bulunmaklığımız şöyle dursun, o alana tam bir skandal, tam bir başarısızlık hâkimdir. Türk maarifi hem öğretimde hem de, eğitimde düpedüz iflas etmiş görünüyor.

Prof. Aydın’ın da söylediği gibi, öğretim ya da tahsil, bilgiye, eğitim ya da terbiye değer’e ilişkindir. Türk maarifinin bilgi öğretim, daha başından beri, belki ki Aydınlanma epistemolojisinin tesiri ile, ansiklopedik bilgiye irca edilmiştir. Ansiklopedik bilgi ise, temelde ezbere dayanır. O yüzden de, öğretim sistemimizin çöküşü, Aydınlanmacı ansiklopedik bilginin, zorunlu olarak ezbercilikle malûl oluşundan; ezberciliğin de, üniversite ve ortaöğretim sınavlarında, yine zorunlu olarak, hakîm cevaplandırma tarzı olarak temellük edilmesinden dolayıdır. Kaldı ki, ansiklopedik bilgiye dayalı öğretimin de ne kertede başarılı olduğu su götürür… Gelin de burada şimdi Sakallı Celal’in şu sözünü hatırlamayın: ‘Bu kadar cehalet, ancak tahsil ile mümkündür’; [-ya da şöyle: ‘Cehlin ol mertebesi sehl olmaz/ Tahsilsiz ol mertebe cehl olmaz’]

Eğitime ya da terbiyeye gelince: Bunun cevabını Prof. Dr. Şerif Mardin yıllar önce, ‘Din ve İdeoloji’de vermişti ‘Kemalizm, kültürün kişilik yaratıcı katında yeni bir anlam yaratmadığı ve yeni bir fonksiyon görmediği için bir rakip ideoloji rolünü oynayamamıştır.’[siyah vurgular, Prof. Mardin’e aittir.]

Dr. Özgelen’in sözlerinin neyi içerdiğini idrak edebiliyor muyuz acaba?

15 Haziran 2014 Hilmi Yavuz / Zaman
Reklamlar