Etiketler

, , , ,

Abdullah_Turan_OGUZHANHayrettin Karaman Hoca geçen pazar günü “Bu günaha nasıl girilir?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Bu yazısına katıldığım ve itiraz ettiğim hususlar var. Bu yüzden yazımın başlığına “Bu vebalin altından nasıl kalkılır?” demeyi uygun buldum.

Yazısının girişinde diyor ki Karaman Hoca: “Büyük günahlardan biri de iftiradır. Bir kimsenin arkasından onun hoşuna gitmeyecek, küçük düşürecek, hakkında kötü zan beslemeye sebep olacak bir şey söylenirse ve söylenen de doğru (o kişide mevcut) olursa bu ‘gıybet’ olur, haramdır, günahtır. Eğer kişide mevcut olmayan, yapmadığı, söylemediği bir söz, fiil ve sıfat ona ait gösterilir, ‘şöyle yapmış, böyle demiş’ denirse bu iftira olur; iftira ise büyük günahlar arasındadır.” Buraya kadar söylediklerine eyvallah. Çünkü Hucurat Sûresi 12. âyet-i kerimesi ve “gıybet ve iftira” ile ilgili hadis-i şeriflerde aynen bu şekilde uyarı yapılır ve böyle izah edilir.

Yazının devamında da, “17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla başlatılan süreçte, Sayın Başbakan’ın oğlu ile telefonla yaptığı ileri sürülen bir konuşmaya dayanılarak en ağır ve yüz kızartıcı suçlamaların yapıldığını” söyleyerek bunlara itiraz ediyor. Ayrıca “Başbakan’ın bunun iftira olduğunu söylemesine rağmen, kayda alınmış bu telefon konuşmalarını muhalefet ve Erdoğan düşmanlarının herkese açık yerlerde en küçük bir şüphe ifadesine bile yer vermeksizin, sanki bu konuşma olmuş gibi üzerine hüküm verip, Başbakan aleyhinde çirkin bir algı, bir imaj oluşturmaya çalışılmasından” da şikâyet ediyor.

İtiraz ve şikâyetine de TÜBİTAK’ın hazırladığı raporda “Başbakan’ın çeşitli konuşmalarından derlenen kelimelerin, hatta hecelerin birleştirilmesi sonucu elde edildiğini” yazmasını gerekçe gösteriyor. Sonra da “Biz zahire göre hükmederiz, her şeyin iç yüzünü ancak Allah bilir” kuralını hatırlatıyor.

Konuya tek taraftan bakınca ne kadar da haklı değil mi? Peki Sayın Karaman Hoca’ya şunu sorma hakkımız yok mu? 17 Aralık “yolsuzluk ve rüşvet operasyonu” süreci ilk başladığında suçu hemen Fethullah Gülen Hocaefendi ve Cemaat’in üzerine attılar. Hocaefendi o zaman “Eğer bu işin içinde biz varsak” diyerek bir “mübahale” çağrısı yapmasına, yerli ve yabancı basına da süreçle ilgili röportaj vermesine rağmen Hocaefendi’nin yaptığı bu “mübahale” bazı çevrelerce hâlâ Hocaefendi’yi küçük düşürmek, itibar kaybettirmek amacıyla “mülaane-beddua” diye art niyetle kullanılıyor.

İslam hukuku hocası olan bir insanın o zaman “mübahale ve mülaane” hakkında bilerek bilmeyerek ortalığı “Beddua etti!” diye vaveylaya verenleri bilgilendirmese, meselenin saptırıldığına dair küçük de olsa makul bir açıklama yapması gerekmez miydi?

Ayrıca, “Biz zahire göre hükmederiz.” diyen Karaman Hoca’nın, yıllardır hayatı, yazdığı eserleri, verdiği sohbetleri hep göz önünde olan Hocaefendi’ye sürekli meydanlardan, TV ekranlarından, gazete manşetlerinden “Alim müsveddesi, sahte peygamber, çete lideri, örgüt elebaşı” gibi çok ağır hakaret ve çirkin iftirada bulunanlara, sağda solda, sosyal medyada gıybetini yapanlara tek bir kelime ile olsun niçin “Bu kadar ağır sözleri düşmana bile söylemek caiz değildir, böyle davranmanız günahtır” diyemedi? Bu iddiaları ortaya atanların ispatı var mıydı, delilleri neydi, neden hiç olmazsa köşesinden bunları soramadı?

Sigara bile içmeyen, bir karıncayı bile incitmekten imtina eden Hizmet gönüllülerine “Haşhaşi, hain, örgüt, çete, sülük, paralel yapı” denilerek böyle bir iftira ve hakaretlere susacak, “zahire göre hüküm” verilecek ne gördü? Oysaki iftira atılan kişi veya kişilere ait bunu hak edecek “montaj” bile olsa ne gibi bir belge ne de bir delil ortaya koyuldu?

İmanî meseleler tamamen Allah ile kul arasındayken, “Allah” deyince kalpleri ürperen, Peygamber Efendimiz (sas) anılınca gözleri dolan insanlara “Bunların imanından şüphe ediyorum” denildiğinde en azından “Kalplerini yarıp baktın mı?” diye sorabilse, Beş vakit namazlarına o kadar hassas olup, üstüne bir de birbirlerine sürekli nafile namaz ve teheccüd namazını tavsiye edenler hakkında “Bunların kıblesi bile farklı” dendiğinde, “Birlikte kaç kez aynı kıbleye namaza durduk?” diyebilse, “Bunlara su bile yok!” diyenlere de  Rabb’imiz’in “İçtiğiniz suya baktınız mı? Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa Biz mi? Dileseydik tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?” (Vâkıa 68-70) uyarısını hatırlatabilseydi keşke.

Hiç olmazsa Karaman Hoca, Hucurat Sûresi 10. âyet-i kerimede geçen “Müminler sadece kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin.” İlâhi uyarısı gereğince ilmi ve konumu gereği, şu süreçte olsun tarafsız kalıp, aradaki kırgınlıkları giderebilmek, anlaşmazlıkları düzeltebilmek için gayret gösterebilseydi.

İlmi birikim ve konum olarak imkânı olduğu halde bunun için gayret göstermemek vebal değil midir? Bu vebalin altından nasıl kalkılır?

Allah (cc), haktan yana cesurca hakikatleri söylemekten ayırmasın!

Selam ve dua ile…

@abdullah_turan1

oguzhan.turan@gmail.com

 

Reklamlar