Etiketler

, , , , ,

Nazlı IlıcakYolsuzluk davalarını örtbas etmek isteyen Tayyip Erdoğan, “paralel yapı” iddiasına sarıldı. Bunu desteklemek için sürekli yasa dışı dinleme haberleri gündeme getiriliyor. Mesela üç ay önce Star Gazetesi “7 bin kişi dinlendi” (24 Şubat 2014) manşetini atmıştı. 

Bu bağlamda Ertuğrul Özkök’ten Defne Samyeli’ne, Mehmet Bekaroğlu’ndan Yılmaz Ateş’e kadar birçok isim paketin içine konulmuştu. Savcı Adnan Çimen ve Adem Özcan’ın bu dinlemeleri, Selâm Tevhit Örgütü kapsamında yaptığı belirtiliyordu. 2 savcı habere itiraz ederek, HSYK’ya başvurdu;“Müfettiş gönderilsin, iddialar soruşturulsun” dedi. Üstelik Adnan Çimen bu iftiralara karşı dava açtı; dosya kapsamında dinlenen kişi sayısının 230 olduğunu açıkladı. 110 kişi hakkında dinleme kararını CMK’nın 250’nci maddesiyle yetkili mahkeme hâkimleri, 120 şüpheliye ilişkin dinleme kararını ise Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesiyle yetkilendirilen 5-6 farklı özgürlük hâkimi vermişti. Adnan Çimen’in suç duyurusu, sadece haberi servis eden gazetecileri değil aynı zamanda “Dosya kapsamında 7 bin kişi dinlenmedi; dinlenen kişi sayısı 2 bin 280’dir” diyen İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu’nu da kapsıyordu.

Demek, “telekulak skandalı” iddiası, “7 bin kişi dinlendi” şeklinde başladı; sonunda rakam 230’a indi; savcılar, dinlemelerin hâkim kararıyla yapıldığını belirtiyordu. Bana göre bu haber fos çıktı.

Şimdi, yeni bir “telekulak skandalı” ortaya atıyorlar. Yeni Şafak Gazetesi’nde olay, “Vahim tablo” başlığıyla çıktı. Bu defa, 64 kişinin sahte isimlerle dinlendiği ileri sürülüyor. Kimler yok ki:Necmettin Erbakan, Arzuhan Yalçındağ, Akif Beki, Ertuğrul Özkök, Namık Kemal Zeybek, Şevket Kazan, Mustafa Destici, Koray Aydın, Mehmet Bekaroğlu vs… (Bazıları 7 bin kişilik listede de mevcuttu.) Habere göre, Ankara 11. ve 12. Ağır Ceza Mahkemeleri ile özgürlük hâkimleri dinleme iznini vermişti.

Hep duyarlılık yaratacak isimler seçilmiş. Erbakan ve Şevket Kazan’ın adıyla Milli Görüş’e, Arzuhan Yalçındağ ile laik çevrelere, Ertuğrul Özkök ile basın camiasına, Namık Kemal Zeybek ve Mustafa Destici ile milliyetçilere, Cemaat hakkında olumsuz bir mesaj iletilmek istenmiş.

***

Zihnime takılan bazı sorular var:

1) 7 bin kişilik telekulak skandalından yeterli sonuç alınamayınca, bunun devamı olarak bir başka habere ihtiyaç mı duyuldu?

2) Olay aktarılırken, niçin bütün unsurlar belirgin değil? Bütün dinleme talepleri İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan mı gelmiş? Dinlenmiş de, sonra bu bilgiler hangi amaçla kullanılmış? Öyle ya, madem “paralel devletin” bir operasyonu üzerinde duruluyor, örgüt üyeleri şantaj mı yapmış? Elde ettikleri malumatı servis mi etmişler? Dinleme iznini veren çok sayıda hâkim de mi paralel? Hiçbir şey belli değil. Kaldı ki o tarihlerde, Başbakan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’ın İstihbarat Daire Başkanlığı’yla yakın ilişkileri mevcut.

3) Ayrıca, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) dinledi gibi bir izlenim yaratılıyor. Hürriyet’in haberinde, “TİB’deki kayıtların büyük bir bölümü silindi. Devlet silinen bu kayıtları kurtarmak için yurtdışından hacker getirdi. Ancak silinen kayıtların kurtarılması mümkün olmadı” deniliyor. Oysa TİB’de hiçbir zaman ses kaydı tutulmaz ve ses kayıtlarının kâğıda dökülmüş hali olan tapeler bulunmaz. TİB, sadece dinlemeye aracılık eder. TİB’de log kayıtları vardır ki, buna “sistem bilgileri” denir. Bu da hangi telefonla hangi telefon hangi saatte irtibatlıydı, GSM operatöründen kaç megabayt ses geçti, dinleme izni verilen Emniyet Organize Şube’ye ya da MİT’e kaç megabayt gönderildi, bunları gösterir. Bu bilgiler ışığında,“TİB’deki ses kayıtları silindi” iddiası ne anlama geliyor? TİB’de de dinleme yapanlar mı olmuş?

4) Diyelim ki bir kişi ya da birkaç kişi sahte isimle muteber insanları dinledi. Bunu yapanınparalel devlet adına böyle bir faaliyette bulunduğunu nereden biliyorsunuz? TİB, kendisi dinlemez ama bütün dinlemeler TİB’in denetiminden geçer. Sahte isimle ya da yasa dışı bir dinleme girişimi mevcutsa, TİB’in görevi bunu engellemektir. Belirtilen tarihlerde (2008 ilâ 2010) TİB’in başında Fethi Şimşek vardı. Kurulduğu ilk günden itibaren 7 yıl TİB’e başkanlık yapan Şimşek, 2012’de Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcılığı’na atandı. Bu durumda Fethi Şimşek’e, Cemaat’in mi yoksa hükümetin mi adamı denilmeli?

5) Türkiye’de, bütün kurumlar, ağırlıklı olarak istihbarat birimleri, yılda toplam 100 bin kişiyidinliyor. Bunun içinde, 64 yasa dışı dinleme ele geçirildiyse, rakam çok küçük değil mi?

Yasa dışı dinlemeler her zaman Türkiye’nin baş ağrısı. Bunun sorumluları ortaya çıkarılmalı. Ama bugünkü yöntem yanlış. Önce Cemaat yasa dışı bir örgüt olarak ilân ediliyor, dosyayı beslemek üzere emniyette ve TİB’de yoğun soruşturmalar yapılıyor, muhtemelen bazı yasa dışı dinlemelere rastlanıyor… Bunların hepsine “paralel” damgası vurup, kamuoyunda olumsuz bir algı yaratılmaya çalışılıyor.

Bir zamanlar Refah Partisi, Fazilet Partisi ya da AK Parti’yi kapatmak için böyle temelsiz gerekçeler biriktirilirdi. Bu acı olayları yaşayanların ders çıkarmış olmasını beklerdim. Gerçi ders çıkarmışlar! Başkalarına haksızlık ve adaletsizlik nasıl yapılır, bunu iyi öğrenmişler.

Ertuğrul Özkök, 28 Şubat’ta yanlış yaptığını kabul ediyor. Dikkat etsin, bu defa da, benzer bir hataya düşebilir. Çağırıyorlar, soruyorlar: “Yasa dışı dinlendiniz, şikâyetçi misiniz?” Ya şikâyet dilekçesini alıp da paralel devlet iddianamesinin içine koyarlarsa? O zaman, arzu etmediği halde gene zulmeden tarafın yanında yer almış olmaz mı? Şikâyetini kişiyle sınırlı tutmaya çalışmalı. Mc Carthy’cilik kokan böyle bir davanın unsuru olmamaya özen göstermeli.

Nazlı Ilıcak / Bugün

 

Reklamlar