Etiketler

, , ,

Ali Bulaçİslamcı gelenekten gelen ve Milli Görüş çizgisindeki siyasetlere destek veren biri olarak kuruluşundan beri AK Parti’ye mesafeli davrandığımı herkes bilir.

Eleştirilerimi 450 sahifelik bir kitapta topladım, hâlâ da eleştirilerime devam ediyorum. Bir ara yollarımız kesişmiş, giriştiğim her entelektüel faaliyete kendilerini de katmış, bugün Meclis’te ve yüksek tepelerde bulunanların çoğuna tavassutta bulunmuş, beni bir kartvizit veya atlama taşı olarak kullanmış birçok arkadaşla AK Parti’nin kuruluşuyla yollarımız ayrıldı. Bunlardan her önemli teşebbüste kendilerini öne çıkardığım zatların beni bir kartvizit gibi kullanmalarına kırgınım; Türkiye’nin İslamcı entelektüel, sanat ve bilgi yükünü kaldırabilecekken siyasetin cazibesine kapılıp hemen vasıta değiştirenlere kızgınım; “derin ilişkileri”ni başarıyla yıllarca gizleyip kredimi suistimal edenleri asla affetmeyeceğim.

Ancak ne zaman AK Parti tecrübesini eleştirecek olsam bundan 22 sene önce en son karşılaştığım Atıf Hüseyin’in ağzından şu savunma ile karşılaşıyorum: “Öncelikle belirtmeliyim ki Ali Bulaç’ın asıl problemi, Erdoğan’ın yanında yer alamaması, kendisinin ise bir türlü o daireye girememiş olmasıdır. Sakın hiç kimse bu ayrı ve aykırı yer alışın Ali Bulaç’ın baştan beri iradi bir duruşunun sonucu olduğunu söylemesin.” Bir kere bu eleştiriye cevap değil, analiz de değil; bağlamı kaydırmak, belden aşağı vurmaktır.

Burada bir düzeltme yapmam lazım. Yollarımız ayrılmışsa bu kesinlikle karşılıklı ve iradi olmuştur. Kendimi uzun uzadıya tartmış biriyim: Ben hayatta hangi alanda başarılı olurum, diye. Siyasette, bürokraside ve ticarette kesin başarılı olamayacağımı en iyi ben bilirim. Benim başarı şansımın olabileceği yegane alan “yazar”lıktır. Buna 1975 yılında karar verdim. O günden bugüne de başka iş yapmadım, yapmayı da düşünmedim. Diğeri eğer gözüm siyasette olsaydı şimdi o daire içinde yer almakla kendini şanslı sanan arkadaşlarımdan çok önce olurdum. 1987’de Zaman Gazetesi’ne gelip bana milletvekilliği teklif ettiğinde Sayın Erdoğan’a evet derdim. Ona o gün dediğim şuydu: “Benim faydalı olabileceğim saha yazarlıktır, siyasette başaralı olamam. Ama her zaman size fikrî destek vereceğim, yanınızda olacağım.”

Sözümden dönmüş değilim. Kritik döneme girdiği her dönemde Erdoğan’ı ve partisini destekledim. Bugün de ona eleştiriler yönelttiğim halde onun sandıktan başka bir yolla siyasi alandan çekilmesine rıza gösteremem. Fakat bu, AK Parti’nin ucuz yolla kapattığı 150 yıllık İslamcı mirası nasıl kolayca heba ettiğine, İslamî entelektüel stokumuzu nasıl devletin memuru yaptığına, sivil cemaatleri nasıl sivil devlet kuruluşu haline getirdiğine; gelir bölüşümündeki adaletsizliği derinleştirip kendine yakın zümrelere kaynak aktarırken, Müslüman çevreleri nasıl sonradan görme, duyarsız, nobran, tüketici, kolay kazanç peşinde koşan kimselere dönüştürdüğüne; rant adına Anadolu’yu insansızlaştırırken nasıl şehirleri Batılı kentlerin gecekondularına çevirdiğine ses çıkarmayacağım anlamına gelmez.

Velev ki ben çok istedim de, o dairenin karargâhı beni istemedi. Bunun iki sebebi olabilir: biri beni entelektüel olarak yetersiz bulurlar, onlara herhangi bir faydam olmaz. Atıf Hüseyin de benim hiç değilse orta boy zekâya sahip olduğumu kabul eder. Diğeri “Bu adamın kendine göre fikirleri, idealleri var. Bizim yönelimimiz, hedeflerimiz başka” demişlerdir. Ki kimsenin şüphesi olmasın sebep budur. Pekiyi buysa benim nasıl o daireye girememekten mütevellit kızgınlığım olsun? İlk günden siyasetteki makas değişikliğine itiraz eden benim tabii ki aralarında işim olamaz.

İyi ki de öyle olmuş. Demek ki Rabb’im beni korumuş. Hiç değilse bu köşeden yapılan uyarı ve eleştirileri dikkate alsalardı bugün Ortadoğu’da kapılar suratlarına kapanmayacak; Filistinliler bu derecede aşağılanmayacak; Suriye kan gölüne dönmeyecek, Mısır’da darbeye karşı başka tedbir alınacak; Uludere’de vücutları parçalanarak bombalanan 34 insan nisyana karışmayacak; Soma gibi maden ve kömür ocakları ölüm çukuru olmayacak; aile çözülmeyecekti vs. Bütün eleştirilerim haklı çıktı, onların politikaları çöktü. Hamdolsun ben hep mazlumların, esmerlerin yanındayım, bugün de doğru yerdeyim; mazlum ve mağdurların safındayım. Elhamdülillah!

a.bulac@zaman.com.tr 31 Mayıs 2014

Reklamlar