Etiketler

,

Mehmet KamışBir maden düşünün, çıkardığı ne kadar kömür varsa hükümet tarafından alınıyor, üretim ne kadar artıyorsa işletme de o kadar para kazanıyor olsun.

İşçiler hükümet partisinin ilçe teşkilatları üzerinden işe alınıyor olsun ve Başbakan’ın seçim mitinglerinde en ön saflarda yer tutmaları için işverenin tehditvari tavsiyeleri bulunsun. Türkiye’deki bütün madenlerin direkt Başbakan’a bağlandığı bir zamanda maden sahibi tam 70 milyar liralık (eski parayla 70 katrilyon) maden sahasını ihalesiz alsın. Enerji Bakanı dokuz ay önce bu işletmenin başka bir madenine gitsin ve şirketi yere göğe sığdıramayan sözlerle methetsin. Hem bir mühendis hem bir bakan olarak teknolojisinin ne kadar da ileri düzeyde olduğunu, bu işletmeyi dünyanın örnek alacağını söylesin. Sonra da siyasetin Soma faciasında hiçbir suçu olmasın.

Hatırlayın, Başbakan, faciadan sonra ‘bu kazaların normal olduğunu’ söylemiş “Kömür ocaklarında bu olanları, lütfen buralarda bu olaylar hiç olmaz diye yorumlamayalım. Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında, fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok. İngiltere’de 1862 yılında yaşanan kazada 204 kişi hayatını kaybetti.” demişti.

Hükümet ve medyası, ilk günlerde sahip çıktıkları kazayı daha sonra ani bir kararla işletme sahibinin üzerine yıkmayı ve kötü adamlık görevini onlara havale etmeyi uygun gördü. Peki, bu onların sorumluluktan kurtulmasına müsaade eder mi? Bir gazetecinin basın toplantısında Başbakan’a yönelttiği soruyu burada bir kere daha tekrarlamak lazım. “Bu kadar tehlikeli iş yapıp da böyle bir kazaya hazırlıklı olmayan bir işletme nasıl oldu da faaliyetlerine devam edebildi? Burada sorumluluk kime ait?’’ diye sorup bunun hesabını kimin vereceğini sorgulamak gerekiyor. Ayrıca sadece siyasi iradenin çözebileceği bir konu var ki, bu bile başlı başına ölümlerdeki en büyük sorumluluğun hükümete ait olduğunu gösteriyor. Dünyadaki madenlerde bütün tedbirler alındıktan sonra öngörülemeyen ve hesaplanamayan bir sıkıntı olması halinde işçilerin sığınacakları yaşam odaları vardır. Nitekim Şili’deki maden kazasından sonra yaşam odalarından neredeyse bütün dünyanın haberi olmuştu. Soma faciasıyla birlikte öğrendik ki Türkiye’deki madenlerde “yaşam odaları”nın var olması mecburi değilmiş! Düşünebiliyor musunuz, bir maden için en olmazsa olmaz bir konu Türkiye’de mecburi değil. Ancak siyasi iradenin çözebileceği böyle bir meselenin bütün suçu günahı hükümette değil midir? Bütün dünyanın neredeyse naklen izlediği gibi Şili’de maden kazasını yaşayan işçiler, bu odalar sayesinde tam 69 gün sonra kurtulmuştu. Bunun bile hükümet edenlerin aklını başına getirmemiş olması normal midir?

Dün Soma’daki arkadaşımız Mustafa Gürlek de yazdı. Madende çalışan işçiler sürekli olarak sıcak kömür çıkardıklarını söylüyorlar. Meğer madende sürekli olarak yanma meydana geliyormuş ve metan gazı oranı sürekli yüksek çıkıyormuş. İşçiler bile bile o ateşin içine giriyormuş. İşçilerin anlattıklarına göre, yanmanın söndürülmesi için üretim bantlarının en az üç gün durdurulması gerekiyormuş.

Bütün bunların ışığında bir bilgiyi bir daha hatırlamakta fayda var. Bu kadar harala gürele çıkartılan kömürün bir tek alıcısı var, o da devlet. Hükümetin seçim dönemlerinde dağıttığı kömürler bu madenden çıkıyor. Üç gün bile durdurulmasına müsaade edilmeden çıkartılan kömürler, yine bir seçime mi yetiştirilmeye çalışılıyordu? Ne dersiniz?

Mehmet Kamış / Zaman

21 Mayıs 2014
Reklamlar