Etiketler

, , ,

Mehmet Kamışİsimleri, kimlikleri, mekanları silin! O fotoğrafı her şeyin üstüne çıkartın, zamandan, mekandan ve kimlikten arındırılmış bir şekilde yorumlayın.

Okuyun o fotoğrafı… Yüzlere yaklaşın, vücut dilini, mimikleri inceleyin. Yere düşmüş ve güvenlik görevlilerinin tuttuğu bir adama futbol topuna vurur gibi tekme atan adamın (kimliğinin ve aidiyetinin hiç önemi yok) o hareketinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışın.

Olay bir gün önce yüzlerce kişiyi toprağın altına vermiş Soma’da olmasın. Acısı ve öfkesi tepesine çıkmış, tepkisel davranışlarını devletin mutlaka tolere etmesi gereken bir şehirde değil de Çankaya’da bir sokak kavgasında bile çekilseydi o fotoğraf, tekme atan adamdaki yüz mimiğini yine de iğrenç bulacaktınız.

Yusuf Yerkel’i hiç tanımam, belki iyi bir ailesi vardır. Belki çocukken, gençken iyi şeyler hedefleyerek büyümüştür. Özünde iyi bir insan da olabilir, bilmiyorum. Ama o fotoğraftaki hareketi yapan bir insan olarak bugün geldiği yer gerçekten içler acısı. Muhtemelen eski Avrupa asilzadeleri, selfleri ya da köle sahipleri köleleri böyle tekmeliyordu. Aşağı katmandan birisine tekme atmak zorunda kalıp ayağını incittiği için iyice öfkelenen asilzadeler gibi…

Ben bir kişiden çok, bu fotoğraftaki mimiklerle ilgileniyorum ve gördüklerim bana çok kaygı verici geliyor. Herkes birbirleriyle kavga edebilir, toplumsal gerilimler olabilir, itişmeler yaşanabilir ancak bu çok başka bir şey… Öylesine tarif edilmez, bakan kişiye öylesine kendini kötü hissettiren bir hal ki görünen… “Buna susarsam aynada kendi yüzüme bakamam” diye düşünüyor insan…

Devlet yönetmekle, millete sahip olmayı birbirine karıştırmış yeni yetme bir jöntürk, yüzlerce insanın öldüğü bir şehirde vatandaşı tekmeliyor ve böylece onlara hadlerini bildiriyor! Tekme atarkenki yüz haline, tekme atışına, tekme attığı kişiyi güvenlik görevlilerine tutturuşuna dönüp dönüp bakmak lazım. Yeni bir ruh halini bize gösteriyor. İnanın mesele, başbakanın ya da birilerinin müşaviri meselesi değil, kendisini bize fark ettiren yeni bir yönetici jenerasyonun ta kendisi.

Devlet gücünü, iktidarın güvenli bölgesini arkasına almış, eli paranın sıcaklığıyla ısınmış, yurtdışında ya da seçkinlerin okuduğu okullarda okumuş, paçası çamur görmeden egosu itibar görmüş, ruhu çiğ olanlar, herkesi, hepimizi büyük bir endişeye sevk etmelidir. Bu bir prototiptir ve ruhu demlenmemiş insanların devlet ya da şirket iktidarını kullanmasının ne denli büyük bir tehlike olduğunun somut görüntüsüdür.

Medeniyetimizin temel anlayışı, bizim beslendiğimiz kültür, bize egoların terbiye edilmesini söylemiyor mu? Tarihteki büyük dimağlar Allah’ı bulmak için insan-ı kamil olmayı tembihlemiyor mu? Ve bunun da en önemli yolunun egoların, şımarıklığın ortadan kaldırılmasından geçtiğini dillendirmiyorlar mı? Bu nedenle o görüntü, o yüz ifadesi, medeniyetimizin temellerine atılan bir tekmeden başka bir şey değil aslında.

Hükümete dokunan her konuda Çanakkale geçilmez tavrını takınan, yaş ve kuru her şeyi savunan mahallenin ağabeyleri; egosu hormonlanmış bu yeni yetmeleri savunup durursanız emin olun ki bundan sonraki tekmeyi suratlarınıza atacaklardır.

Mehmet Kamış / Zaman

Reklamlar