Etiketler

, , , , ,

Nazlı17 ve 25 Aralık operasyonlarının “Cemaatçi polisler ve yargı mensupları” tarafından, hükümeti yıkmak amacıyla yapıldığı algısı yaratılmaya çalışılıyor. Öyle yoğun bir kampanya yürütülüyor ki, yolsuzluğun önemini kavrayanlar bile “Acaba işin içinde paralel devlet mi var” şüphesine düşüyor. Oysa bakın 17 Aralık operasyonu nasıl başlamış:

*2008 yılında MASAK, 50 sayfalık bir rapor hazırlayarak, Rıza Sarraf ve adamlarının karapara aklama faaliyetlerini tespit ediyor; suç unsurlarının ancak polisiye tedbirlerle ortaya çıkabileceğini söylüyor. Bu rapor Şişli Adliyesi’ne gidiyor. Daha sonra da Mali Şube’ye intikal ediyor.

*2010 yılında, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gelen ihbarda, İranlı Rıza Sarraf isimli şahsın, kendisinin İstanbul’da babasının ise Dubai’de olduğu, yurtdışından milyonlarca doları Türkiye’ye soktukları, bu işi Kapalıçarşı’da faaliyet gösteren Durak Döviz isimli işyerinde, farklı kişileri kullanarak yaptıkları ileri sürülüyor.

*21 Aralık 2010’da, Moskova Havalimanı’nda, İstanbul’dan Rusya’ya giden 3’ü Azeri, biri İranlı olmak üzere 4 kişi, bavul ve sırt çantalarında 14.5 milyon dolar ve 4 milyon euro ile yakalanıyor. Bu haber Türk gazetelerinde çıkıyor. İstanbul Mali Şube, İnterpol işbirliğiyle detayları öğrenince, Rıza Sarraf ekibiyle bir bağlantı olmasından şüphe ediyor.

*Bu gelişmeler karşısında KOM Daire Başkanlığı “Happani Grubu Değerlendirme Raporu”nu hazırlıyor (3 Haziran 2011) ve Mali Şube’ye gönderiyor. Bu raporda 12 Şubat 2007 tarihinde, Kapıkule Hudut Kapısı’ndan yurtdışına çıkış yapmak isteyen bir TIR aracında 202 kilo eroin maddesi ele geçirildiği, Edirne KOM Şube Müdürlüğü’nce gerçekleştirilen teknik çalışmalar sayesinde, kaynağı belli olmayan yüksek miktarda paranın uluslararası transferinin yapıldığının anlaşıldığı, bu transferlere Durak Döviz isimli işyeri ve Abdullah isimli çalışanın aracılık ettiği bilgisi yer alıyordu. Aynı raporda ayrıca Rusya Federal Gümrük Servisi’nden gelen bilgiler doğrultusunda, 40 milyon dolar ve 10 milyon euro’nun 30 seferde, valizlerle Rusya’ya taşındığı, bu parayı taşıyan 14 kurye arasında Rıza Sarraf’ın şoförü Turgut Happani’nin de bulunduğu belirtiliyordu.

Sonunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma numarası 2012/120653 sayısına kayden, 17 Eylül 2012’de, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, kaçakçılık ve suçtan elde edilen malvarlığının aklanması iddialarına yönelik teknik takip çalışmalarına başlandı.

***

Buraya kadar okuduklarınızdan bir darbe teşebbüsü izine rastladınız mı? Sonraki gelişmelere bakalım:

*Sarraf soruşturmasında ilk teknik takip tarihini 17 Eylül 2012 olarak verdim. Sarraf ve ekibinin, bürokrat ve siyasetçi bağlantıları, Mart 2013’ten itibaren görüldü. Muammer Güler’in oğlu Barış Güler Haziran 2013 tarihinden, Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan ise Ağustos 2013 tarihinden itibaren dinlenmeye başlandı.

*Muammer Güler, Egemen Bağış ve Zafer Çağlayan, yasama dokunulmazlıkları dolayısıyla hiç dinlenilmediler. Onların ses kayıtları ya oğullarıyla ya da bizzat Sarraf ve adamlarıyla konuşmaları sonucunda ortaya çıktı.

Burası Türkiye!!! Gizliliğe özen gösterip büyük bir yolsuzluk çetesini ortaya çıkaran görevliler tebrik edileceğine, oradan oraya sürüldüler, hedef alındılar. Ama hiç kuşkunuz olmasın, sonunda hukuk ve demokrasi galip gelecektir.

Darbeyi kim yaptı?

17 Aralık yolsuzluk operasyonunu “hükümeti devirmeye yönelik bir darbe” olarak takdim ediyorlar. Oysa bütün işlemler usulüne uygun olarak gerçekleşti. Bakanların oğullarından bakanlara ulaşılınca ve onların bu işin içinde olduğu anlaşılınca, dosya derhal tefrik edildi. İstanbul Mali Şube, 3 bakanla sınırlı 309 sayfalık bir rapor hazırladı. 18 Aralık 2013 günü, rapor Savcı Celal Kara’ya ulaştı. Celal Kara, buna istinaden fezlekesini hazırlayıp TBMM’ye gönderdi. Hükümet, hemen o gün Mali Şube yetkililerini görevden aldı ama tayin kararı çıkmadan rapor savcılığa yollanmıştı. Celal Kara ise 29 Ocak 2014’e kadar görevde kaldı. Dosyayı onun elinden alan HSYK değil İstanbul Adliyesi’ne başsavcı olarak atanan Hadi Salihoğlu’ydu.

Görüldüğü gibi savcılar ve polisler kendilerine kanunlarla verilen vazifeyi yerine getirmişler. Kim olursa olsun yolsuzluk iddialarını takip etmek ve sonuca ulaştırmak konusunda yılmadan çalışmışlar. Darbeyi, emniyet ve yargı mensupları değil hükümetin yaptığı açıkça görülüyor. Siyasi iktidar, operasyon günü “paralel devlet” iddiasını ortaya atarak bir yandan kara propagandaya başladı bir yandan da dosyayı savcı ve polislerin elinden almaya çabaladı. Çok şükür, fezlekeler Meclis’e Celal Kara tarafından gönderilebildi ve dosyanın bakanlarla ilgili bölümü karartma operasyonundan kurtuldu.

Aklanma taktikleri

Özenle görevini yapan, Rıza Sarraf’ı takibe alıp bürokrasi ve siyasetteki ilişkilerini tespit eden İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı hakkında açılan disiplin soruşturmasında, müfettişler ona şu soruyu soruyor: “Özel soruşturma ve kovuşturmaya tabi olan Z. Çağlayan ile M. Güler’i, suç örgütü yöneticiliği, E. Bağış’ı ise suç örgütü üyesi olarak gösterdiniz. Yetkinizi ve görevinizi kötüye kullandınız.”

Bir tehlikeye işaret etmek için müfettişlerin sorduğu soruyu dikkatlerinize sunuyorum. Amaç, teknik takip ve telefon dinlemelerinde yetki aşımı olduğunu, hukuka aykırı bir durumun varlığını ispat etmek. “Bakanlar hakkında doğrudan delil topladılar, izinsiz soruşturmaya geçtiler” diyerek, hukuka aykırı delilin geçersiz sayılması yoluyla fezlekeleri mesnetsiz bırakmayı planlıyorlar. TOKİ’ye verilen takipsizlik kararında aynı şeyi gördük. Meclis Soruşturma Komisyonu’nda da benzer bir çıkış yolu aranabilir.

Nazlı Ilıcak / Bugün

Reklamlar