Etiketler

, , ,

Kerim BalcıAteş denizinde mumdan gemiler, Simurg kanadında kandan gözyaşı

Külli âtin karîb -Bütün gelecekler yakındır- sırrınca artık batık sayılan malum gemi sahilimizden uzaklaşıyor. Mezar-ı müteharrik bedbahtlar misali, yüzüyor yüzeyde, şimdilik, yana çatık. Uzaklaştıkça küçülüyor bedeni; o küçüldükçe artıyor, gemiyi delen kaptanın saldırganlığı, bağırışları, nefreti. Elhamdülillah, uzaktayız artık… Gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz ki, bu gemiden inmekle biz kazançlı çıktık…

Biz kazandık, çünkü Sevgioğulları’yız biz. Ateş denizinde mumdan gemilerle gezer, aşk taşırız hüsnün sahiline. Bize su bile yokmuş! Heyhat! Kırk yıldır kan kusup da “Kızılcık şerbeti içtimdi,” demeye alışmışlara susuzluk ne yapar! Her geleni Rab’den bilip, “Lütfun da hoş, kahrın da hoş” secdesine kapananlara cefa ne yapsın? Başkalarının sabrettiklerine şükredenlere musibet nasıl çarpsın? Gönül verdikleri dava uğrunda, kandan-irinden deryalar geçenler, Süfyan’ın ateşten nehrinde yunsalar ne gam!

Sevgioğulları’yız biz! Giyimlerimiz temmuz güneşi, içtiğimiz, cihanı yakıp yandıran yalım… Haydi bizi yıldıracak bir azap bul be Ebu’l-Gayz! Bizi yandıracak bir alev bul gezip durduğun Nefret Vadisi’nde! Değil mi ki; “Ateşten sîneleriz, alev dokunmaz bize/Kor kesilip gitmiştir, gelenler semtimize…” Ah kükredikçe gülünçleşen Es’edu’l-Fi’rân! Ağzın iftiralarla dolu ama elin boş… Bu dünyayı zindan bilenlere ölüm ne yapsın! Mekâna bağlanmayı hüsran bilenlere sürgün ne yapsın! Bizi bu âlemde ebedî tutmanın yolunu buldunsa konuş; yoksa sus, hepimizi mizan kuyruğuna sokan sevgili ölüm meleği konuşurken senin işkence tehditlerin kulağa ne kadar da komik geliyor!

Sevgioğulları’yız biz! Adavetimiz adavete! Toplum tarlasına sevgi eker, gönül hasadı yaparız mevsimi geldiğinde… Avlanmaya çıksak, yine sevgidir kısmetimiz. Menfaat değil, merhamettir rehberimiz. Dağılmayız, yayılırız… Sarsılmayız, sarılırız… Pes etmeyiz, mest ederiz… Bahçemizde dikenler batmaz; gül olur… Kargalar ötmez; bülbül olur… Bir ölür, bin diriliriz biz… Misalimiz, her başağında yedi yüz tanesi olan ve yedi sünbül veren tohum misali… Haydi kazıtabilirsen kazıt kökümüzü, bir tohumumuzu düşürmeden toprağa! Kazıtamayacaksın! Ve gün gelecek diyeceksin, “Yâ leytenî küntü turâbâ!”

Sevgioğulları’yız biz! Bineğimiz Anka Kuşu… Simurg’un sırtında Nâm-ı Celîl-i Muhammedî’yi taşırız güneşin doğup battığı her yere… Ah kirişi kırık yayıyla bize ok atıp duran talihsiz! Kazanma kuşağında kaybettin… On yıllık gayreti mahvettin… Edebi, hayreti katlettin… Kalp Ülkesi’nin yolunu setrettin… Ah İbn-i Ammi’l-Hâsid! Gözlerimizde senin için de bir damla yaş var, kandan… Simurg, Zal’in çağrısına uçtu, elbet bir Rüstem çıkacak arkandan…

Artık sen kork! Çünkü Sevgioğulları’yız biz! Halktan Hakk’a çıkarken, Hakk’tan halka ineriz… Şu âleme sığmayız, bir gönüle sineriz… Hızımız sesimizden hızlı, nurumuz ateşimizden parlak… Ateşten denizlerde eridikçe dirilen mumdan gemilerle seyahat ederiz. Hüsn sahiline vardığımızda aşk kendini bulur, kendini beklerken… Gayb perdesi aralanır; söz sükut âlemine hicret eder… Biz burada kalırız, nefret perdeyi terk eder…

Kerim Balcı / Zaman

9 Mayıs 2014,
Reklamlar