Etiketler

, , ,

Bahşiş2AK Parti yönetimi, ABD’nin son dönemde Türkiye’de olanları yanlış ve yanlı okuduğu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetine haksızlık edildiği kanaatinde. Dost kuvvetleri, başta Washington Amerika’ya tur üstüne tur düzenliyor. İmaj düzeltmeye çalışıyor. Ancak her seferinde eli boş dönüyor.

Hükümetin düşünce tankı SETA’nın geçen hafta ABD başkentinde düzenlediği konferanstan ve Türkiye’den getirilen gazetecilerle temaslarından da farklı bir netice çıkmadı. Ziyareti ‘Washington’u fethettik’ edasında yansıtanlar algı operasyonu yapmayıp söylediklerine gerçekten inanıyorlarsa, durum çok daha vahim. Bir an evvel ‘Nerde neyi yanlış yapıyoruz?’ diye sormaları, hem kendileri hem Türkiye açısından hayırlı olur. Zira Türkiye’nin en güçlü siyasal hareketinin uluslararası platformlarda kendini küçük düşürmesi, ülkenin topyekûn imajına ve dünyaya açılımına da zarar veriyor.

    SETA konferansıyla ilgili bazı gözlemlerimi 1 Mayıs’ta çıkan ‘Washington’a hükümet yanlısı aydın çıkarması’ başlıklı haber analizde aktarmıştım. Amerikan karşıtı çizgileriyle bilinen bazı aydınlarla, muhataplarını aptal yerine koyan bir kısım argümanlarla ve yer yer üst perdeden konuşarak Washington ahalisini Erdoğan ve ekibinin demokrasi kahramanı olduğuna inandırmak zor. Zira Batılılar Türkiye’de yaşananları karartma ve illüzyon kurbanı yerli kitlelerden çok daha net görüyor.

‘PARALEL YAPI’ SÖYLEMİ TERS TEPTİ

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın açış konuşmasından konferansın sonuna kadar sözde ‘paralel yapı tehdidi’nin öne çıkarılması, AK Parti’ye faydadan çok zarar verdi. Başbakan ve hükümetin hatalarını örtmek için dikkatleri başka yöne çekme gayreti olarak algılandı. Muhalifleri ezmek isteyen, zorba, komplocu zihne sahip, aşırı ideolojik bir profil ortaya konuldu. Bir taraftan Türkiye’nin AK Parti yönetiminde ‘normalleştiğini’ iddia edip, diğer yandan ‘Paralel yapıdan kurtulalım, tam demokrasiye sonra geçeriz’ demek güvenlikçi bir kandırmacadan ibaret. Tetikçinin ‘Hele şu adamı da bir vurayım, sonra bu âlemden el etek çekeceğim’ demesi gibi…

    Doğrusu, Başbakan Erdoğan’ın Charlie Rose’a verdiği röportaj da SETA’cıların imkansız görevini (mission impossible) iyice zorlaştırdı. Erdoğan Batılılara, Obama yönetiminden ABD’de yaşayan ‘mutedil’ bir din alimini şahsî intikam için, hak hukuk gözetmeksizin iade etmesini isteyen, otoriter bir lider izlenimi verdi. Cumartesi New York Times’ta çıkan tokat gibi başmakale, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin iadesinin sürekli gündeme getirilmesine Amerikan entelektüel dünyasının tepkisini iyi yansıtıyor. Beyaz Saray’ın en çok itibar ettiği ve bilgilendirdiği Amerikan gazetelerinden Times, özetle ‘vazgeçin bu sevdadan, talebiniz hukuksuz, buradan size ekmek çıkmaz’ diyor. Times’ın Başbakan’a ‘Siyasî kavganı kendi başına ver, Amerika’yı bu işe karıştırma, Türkiye’nin ABD ile ittifakını siyasî çıkarın için istismar etme’ mesajları, Washington’da ortak kabul görüyor.

TÜRKİYE’DE BASIN ÖZGÜR MÜ DEMİŞTİNİZ?

Türkiye’de medyanın baskı altında olmadığı tezi de Washington’u ziyaret eden hükümet yanlısı aydınların elinde patladı. Freedom House, yıllık raporunda, Türkiye’yi basınını ‘yarı özgür’ olduğu ülkeler liginden ‘özgür değil’ kategorisine düşürdü. ABD hükümet sözcüleri, bu sınıflandırmaya karşı çıkmak şöyle dursun, Obama yönetiminin de büyük kaygı taşıdığını ikrar ettiler. Bu arada hükümete çok yakın bir Türk gazeteci, SETA konferansında yönelttiğim meşru soruyu ‘gazetecilik sorusu’ olmadığı iddiasıyla cevapsız bırakıp, partizan izleyicilerine şov yapmayı tercih ediyordu. Buna şahit olan yabancılar, sizce şöyle düşünmemiş midir: Gazetecisi bile farklı fikirdeki meslektaşına tahammül edemeyen bir ideolojik çizginin iktidarında, basın özgürlüğünün dibe vurmasından daha doğal ne olabilir?

    Allah’tan Türkiye, bu kaba ve katı zihniyetten ibaret değil. Sivil toplumca Washington’da geçen hafta gerçekleştirilen başka etkinlikler, her şeye rağmen Türkiye’nin yumuşak gücünün etkisinin sürdüğünü ortaya koydu. TÜSİAD, başta Brookings, birçok saygın düşünce kuruluşunda kaliteli akademik faaliyetlere imza attı. TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz ve beraberindeki heyet, Amerikan hükümeti ve sivil toplumundan birinci sınıf muamele gördü. Görüştükleri arasında ABD Dışişleri’nin iki numarası Müsteşar Bill Burns de vardı. Rahmetli işadamı Sakıp Sabancı anısına Brookings’in Sabancı Üniversitesi’yle ortaklaşa düzenlediği geleneksel konferansın bu yılki konuşmacısı ise, eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright idi. Şu günlerde Türklerle yolu kesişen her Amerikalı gibi o da Ankara’ya daha fazla demokrasi çağrısı yaptı.

KONGRE ISINIRKEN, YUMUŞAK GÜCÜN DEĞERİ

Washington’da Türk yumuşak gücünün önde gelen temsilcilerinden Hizmet camiası ise haftayı büyük oranda Azeri kardeşlerine ayırmıştı. Azerbaycan Dostları Birliği’nce (AFAZ) düzenlenen ABD-Azerbaycan Kongresi’ne Hizmet gönüllülerinin de desteğiyle 40 dolayında Temsilciler Meclisi üyesi ve 5 senatör katıldı. Ermeni tasarısının haziranda Senato’dan geçme ihtimalinin arttığı yönünde sinyaller geliyorken, ABD Kongresi’yle böylesine güçlü bağlantılar büyük stratejik değer taşıyor. Türkiye’nin demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğü alanlarında zayıflayan görünümü ise etkili tanıtım ve lobiciliği güçleştiren faktörlerin başında geliyor.

    AK Parti’ye yurtiçinde (şimdilik) yarayan algı cambazlıkları, Batı’da tam tersi sonuçlar doğuruyor. Son zamanlarda Washington’dan TOMA aracı gibi görünen hükümet, yumuşak güç kıtlığı yaşıyor. Olumlu Kürt ve Ermeni açılımları dahi bu kötü imajı izaleye yetmiyor. Yanlış kişilerle ve taktiklerle yapılan PR gayretleri ise işin tuzu biberi. Negatif algı, olgular değişmeden değişmez.

Ali H. Aslan/ Zaman

Reklamlar