Etiketler

, ,

HaşimKılıç, uzun konuşmasını “Kainatın özü insan, insanın özü ise eşdeğeri bulunmayan onurudur. Hukukun ve dinlerin koruma altına aldığı yegane değer budur. Mahkememizin 52. kuruluş yıldönümünde size verebileceğimiz söz, bu değerin korunması konusunda mensuplarımızın kararlı iradelerinin devam edeceğidir.” sözleriyle bitirdi. Haşim Kılıç’ın açıklamaları özetle şöyle:

Hak ihlallerine karşı çıkmak insanlık borcu

Esasen anayasa yargısının varlık nedeni; ırk, renk ve inancı ne olursa olsun, insan olma ortak paydasına sahip herkesin var olan onurunu korumaktır. Hukuk devletinin temel direği olan yargı, aynı zamanda devletin  vicdanı olarak da tanımlanır. Bu vicdanın, siyasî ve ideolojik vesayet odaklarının işgaline uğraması nedeniyle toplum hayatına verilen zararların acı örnekleri, hafızalardan henüz silinmemiştir. Yargının vicdanını işgal edenlerin kimliği, düşüncesi ya da kutsalları ne olursa olsun bu sonuç değişmeyecektir. Dün hak ihlaline uğramış mağdurlarla, bugün aynı ihlalleri yaşayan mağdurların kimliklerinin farklı olması bu bakışımızı asla etkilemeyecektir.  Sadece yargı değil, onur sahibi olan herkesin haksızlığa ve ihlale karşı çıkması insanlık borcudur.

Yargı üzerindeki tüm vesayetçi anlayışlar reddedilmeli

Yargı üzerinde oluşan ya da oluşacak siyasî, ideolojik, dinî, ırkî ve mezhebî tüm vesayetçi anlayışlar, başta yargı mensupları olmak üzere herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir. 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile yargı organları üzerinde oluşan vesayetçi anlayışların ortadan kaldırılması için cesaretli adımlar atıldı. Söz konusu vesayetçi yönetimlerin görevlerinin sona ermesi ile büyük bir boşluk doğdu. Bu boşluğun, toplumun her kesimini kucaklayan, hoşgörülü, özgürlükçü, çoğulcu, adil ve evrensel değerleri yansıtan tercihlerle doldurulması gerekirken, ne yazık ki bunu gerçekleştiremedik. Bu kez, farklı renkte yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına tanık olduk. Kimse bu yeni oluşumun günahından kendini soyutlamaya çalışmasın.

Herkes elindeki deliller ortaya koymalı

Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir ve olmamalıdır. Son dönemde yargı, bu konuyla ilgili olarak “paralel devlet” ya da  “çete” diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir. Bugün itibarıyla bırakınız ceza davalarını, en basit alacak davasına ilişkin kararlar bile tartışmaya açılmış  ve yargıya olan güven ağır yara almıştır.  Başta yargı ve yürütme organları  olmak üzere herkes bu iddialarla  ilgili bilgi, belge ve delilleri zaman geçirmeden ortaya koymak zorundadır. Gerek  yargıda, gerekse yürütme organı içinde var olduğu iddia edilen bu kişilerin başka illere tayin edilerek ya da yerlerini değiştirerek sorunu çözmenin anlamsızlığı açıktır.

Yargının bu travma ile yaşaması mümkün değil

Söz konusu iddiaların yargı kurumlarında psikolojik travma yarattığı, delil, bilgi ve belgeye dayanmayan ihbar mektuplarının hüküm icra ettiği, hâkim ve savcılar arasında önemli ayrışma ve bölünmelere sebep olduğu hepimizin saklayamayacağı gerçeklerdir. Bu ayrışma ve bölünmenin hukuk devletinin, hukuk güvenliğinin ve adaletin sonunu getireceğini yargıda yaşadığımız olaylar açıkça göstermektedir. Yargının bu iç ağrısı ile yaşaması asla mümkün değildir. İddia edilen kayıt dışı yapılanma yargı mensupları arasında korku, endişe ve gelecekle ilgili belirsizliklerin doğmasına, aralarında olması gereken meslekî ilişkinin çok olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır.

Hukuk devletinde tehditle sorun çözülmez

Görevi, maddî gerçekleri ortaya çıkarmak olan yargının karşı karşıya kaldığı bu iddianın adı “vicdan yolsuzluğu”dur. Bunun için yapılması gereken açıktır. Hukuk devletine yakışan yöntemler uygulanmak suretiyle gerçekliğinin ispat edilmesi halinde, faillerine bir saniye bile beklenmeden gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının vazgeçilmez unsuru olan “özgür vicdanlı” hâkim ve savcılarımızın ayakta kalması için buna mecburuz. Demokratik hukuk devletlerinde, tehdit ederek, korkutarak sorunların çözüldüğüne ilişkin örnekler bulamazsınız.

AYM’yi itibarsızlaştırma gayreti iyi niyetle izah edilemez

Anayasa Mahkemesi’nin son günlerde verdiği bireysel başvuru kararlarına  yapılan ölçülü eleştirileri saygı ile karşılarken, belirtilen zorunluluk nedeniyle verilen kararlarımızın  arkasında olduğumuzu da ifade etmek istiyorum. Anayasa Mahkemesi’nin uzun yargılama ve uzun tutukluluk şikâyetlerine ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatları doğrultusunda kanun yolları tüketilmeden verdiği ihlal kararlarına karşı  hiçbir eleştiri yapılmamasına rağmen, bir internet sitesine erişimin yasaklanması kararına yönelik verdiği ihlal kararının siyasal kaygılarla ölçüsüz bir şekilde eleştirilmesi dikkat çekicidir. Hukuk devletinde mahkemeler, emir ve talimatla çalışmadığı gibi, dostluk ve düşmanlık duyguları ile de yönlendirilemez. Mahkemeler verdikleri kararların sonuçlarının doğurduğu üzüntü ve sevinçlerle de ilgilenmez. Bu duyguları gayet doğal kabul eder. Ancak, verilen kararlardan hukuk dışı sonuçlar çıkararak, Mahkeme mensuplarını itibarsızlaştırma gayretleri iyi niyetle izah edilemez.

‘Twitter kararı milli değil’ tepkisi sığ eleştiri

Amacımız sorun üretmek değil, sorun çözmek olmalıdır. Bir eylemin, işlemin veya yasama tasarrufunun, siyasî bir belge olan Anayasa’ya göre denetlenmesi nedeniyle ortaya çıkan Anayasa Mahkemesi kararının siyasî sonuçlar doğurması doğal bir zorunluluktur. Bu sonuçlara bakarak Anayasa Mahkemesi’nin siyasi amaçlarla hareket ettiğini söylemek ya da milli olmamakla suçlamak içeriği ve derinliği olmayan sığ eleştirilerdir. Mahkeme mensuplarımız, verdiği kararlarından siyasî ya da sosyal bir rant elde etme iddialarını onurlarına yapılmış bir saldırı olarak kabul ederler. Anayasa Mahkemesi, 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği öncesinde, yargı ile yürütme organı arasında yaşanan gerilimlerin, ülkemize verdiği ekonomik, siyasî ve sosyal zararların bilincindedir. Bu sebeple yeni gerilimler yaşatacak meydan okuma çağrılarını cevapsız bırakmaya kararlıyız.

Gücün etkisiyle gömlek değiştiren bir karakterimiz yok

Bizler adil olmayı kutsal bir görev kabul eden bir medeniyetin mensupları olarak, gücün ve şartların etkisiyle gömlek değiştiren bir karakterin sahibi olamayız. Dün hak ihlaline uğrayanların nasıl yanında yer alınmışsa, bugün de kimliği, kişiliği, gücü ve rütbesi ne olursa olsun, hak ihlaline sebep olan herkesin karşısına, aynı adalet gömleğiyle çıkmaya devam edeceğiz. Mahalle baskısı ile yargı mensuplarının görüş, düşünce ve kararlarının etki altına alınma çabaları, adaletin kutsallığına inanmış olanlar için geçerli değildir.

Nefret söylemi duygusal kopuşlara yol açıyor

Son yıllarda birey ve toplum olarak, yaşanan sorunlarla ilgili en masum çözüm önerilerini, düşünce ve görüşleri derhal siyasî bir süzgeçten geçirdikten sonra kabul veya reddeder hale geldik. Bu yaklaşım toplumun aşırı siyasallaşmasına, kutuplaşmasına ve kaygı verici bir gerilimin yaşanmasına yol açıyor. Yaşanan gerilimlere kim sebep olursa olsun, bu ortamda gelişen kin ve nefret söyleminin farklı düşünce ve inanç sahipleri arasında “duygusal bir kopuş”a yol açtığı açıktır. Bu olumsuz sonuçlar siyaset, kültür, inanç, sanat, spor ve buna benzer etkinliklerde, farklı kesimlerin bir arada yaşamaları için gerekli olan “buluşma alanlarını” yok etmektedir. Kin ve nefret söyleminin, korkuyla buluştuğu böyle bir noktada, insanlarımızı iç dünyalarına hapsedilmiş inançlar ve beyinlerinden dışarı çıkaramadıkları düşüncelerle baş başa bırakıyoruz. Oysa, çoğulcu ve katılımcı demokratik sistem, “farklılıkların sesli yaşaması” gerektiği çağrısını yapıyor. Yüzyıllardır biriktirdiğimiz köklü kültür yapımız ve oluşan inanç dünyamız, demokrasinin tam da bu çağrısıyla örtüştüğünü söylüyor. Sahip olduğumuz bu sevgi ve hoşgörü kültürünün lojistik desteğine ihtiyacımız vardır.

Bunlar samimi düşüncelerim, altında bir şey aramayın

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç, konuşmasının ardından gazetecilerle sohbet etti. Kılıç, “gömlek değiştirme” ifadesinin “Cübbenizi çıkarın, siyasete girin” suçlamasına cevap olup olmadığı sorusuna, “Hayır arkadaşlar. Benim bu söylediklerim herhangi bir amaca düşünceye karşı cevap olarak algılamayın. Benim samimi düşüncelerim. Ülkemizin gerçeklerini, sorunları konusundaki tespitlerim bunlar. Onun için bunun altında bir şey aramayın.’’ cevabını verdi. “Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde o kadar çok madde varken, Twitter dosyasını öne alması manidar” diye eleştiri yapıldı. “Bu 1 Mayıs için de geçerli mi?” yönündeki soru üzerine de şöyle konuştu: “Bizim şu anda yaptığımız uygulamada aynen AİHM’de olduğu gibi kırmızı şeritli, yeşil, sarı, beyaz şekilde kategorize edilmiş davalar var. Özellikle yaşam hakkı, tutukluluk, işkence, yani hürriyetin engellenmesi gibi konular bizim bu kırmızı şerit içinde olan önemli davalardır ve bunların önceliği vardır. Ondan sonra arkasından sıralanıp gidiyor. Dolayısıyla biz bunu ‘şu acil’, ‘bu acil’ şeklinde şüphesiz ki mahkeme takdir sahibidir. Bu takdirini inceleyerek, olaylara bakarak değerlendirip bunun hangi şeride gireceğini tespit ediyor ve ona göre uygulamaya geçiyor.” 1 Mayıs’tan önce karar çıkıp çıkmayacağı konusunda, “Onu bilmiyorum, şu anda arkadaşlarımız inceliyorlar. Onunla ilgili en küçük bir bilgi sahibi değilim.” ifadelerini kullanan Kılıç, “Cumhurbaşkanlığına aday olacak mısınız?’’ sorusu üzerine de şunları kaydetti: “Bunu birkaç kez tekrarladım, birkaç kez de cevapladım. Ben şu anda Anayasa Mahkemesi başkanıyım. Bu görevimi sürdürüyorum. Bunun dışında dışarıda olandan bitenden ne haberimiz var, ne bir yönlendirmemiz ne de bu konuda bir bilgimiz var. Yazarlarımız çizerlerimiz basın mensupları bu konuda çeşitli görüşler söylüyor, benim şahsımı itibarsızlaştırma hakaret ve buna benzer şeyler yapmadıkları sürece tabii ki bu yorumları yapabilir. En tabii haklarıdır. Ama bunda benim bir bağlantım yok. Altını çizerek ifade ediyorum.’’

Erdoğan alkışlamadı, resepsiyona katılmadı

Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümü töreni bu kez, son yıllardan farklı olarak gergin bir havada geçti. Başbakan Erdoğan’ın AYM Başkanı Kılıç’ın konuşmasını alkışlamaması dikkat çekti. Kuruluş yıldönümü töreni çerçevesinde düzenlenen resepsiyona ise hükümetten kimse katılmadı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan, Kılıç’ın konuşmasının ardından Yüksek Mahkeme’den ayrıldı. Kılıçdaroğlu da Cumhurbaşkanı’nın ardından AYM binasından çıktı. Kuruluş yıldönümü törenlerinde, Yüksek Mahkeme Başkanı Kılıç, Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nı makamında bir süre ağırlıyordu. Ancak, bu yıl söz konusu görüşmenin yapılmaması da dikkat çekti. Haşim Kılıç, gazetecilerin Erdoğan’ın tören sonrası erken ayrılmasını sorması üzerine, bunun gayet doğal olduğunu, çünkü Başbakan’ın yoğun işlerinin bulunduğunu söylemekle yetindi.

Reklamlar